İçeriğe geç

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 11 · 13 dk okuma

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 11

10. Bölüm " Siyah Gül "

Keyifli okumalar dilerim 🖤

10. Bölüm

"Siyah Gül"

Bölüm şarkıları

Hande Yener

Neden ayrıldık

Sezen Aksu

Acıtmışım canını sevdikce

"Aşk hiç masum değil. Ve ben günah pahasına sevdim onu... "

Rüzgarın saçlarımı savurmasına izin verdim. Elimdeki telefonu sıkı sıkı tutup, karanlık sokaktan eve dogru yürüyorum. Bahçe kapısına varmama bir kaç adım kala tefonumun melodisi durmama neden oldu. Ekrana baktım arayan Tuğçe ablaydı. Tabi ya ona erken dönecem demiştim. Ve şüan saat 10:04 geçiyor. Açıp kulağıma götürdüm. O sıradada demir kapıyı açıyorum." Efendim" dedim. Düz bir ses tonuyla.

"Nerede kaldın." dedi endişeli çıkan sesiyle

"Kapıdayım geliyorum". Dedikten sonra telefonu kapatım o sırada evin dış kapısı açıldı. Bende bahçenin demir kapısını kapatıp yürümeye başladım. Zeynep 'in kapıda beni beklediğini gördüğümde yüzümde istemsizce bi gülümseme oluştu. Yanına vardığımda ona göz kırpıp içeriye geçtim. Ayakkabılarımı çıkartıp, koridor boyu Zeynep ile beraber yürümeye başladık .

"Bu saate kadar neden yatmadın sen bakayım" dedim. Zeynep' e o sırada biz çoktan salona geçmiştik. Berjere oturdum.

"Aslında uykum kaçtı benim. Yoksa yattım ben." Dedikten sonra esneyip ellini ağzına götürdü.

"O zaman kalkıp yatağına geçiyorsun". Elini tutum odasına kadar götürüp yatağına yatırdıktan sonra. Dışarıya çıktım. Koridorda Tuğçe ablanın oldugu odaya doğru seslenip "Ben yatacam sana iyi geceler". Diyerek odama geçtim. Işığı yakıp elimdeki telefonu komodinin üzerine bırakıp kendi ide pufun üstüne bıraktım .

Bir gün daha geçmişti zaman bize uymuyordu.

Ne biz üzgünüz diye hızlı akıyor. Nede biz mutluyuz diye duruyor.

Defalarca düştüm. Defalarca yara aldı ruhum.

Kimsenin kaldırmasını izin vermedim...

Paramparça olsam bile kendim kalkmayı başardım.

Belki çok kırıldım. Belki çok yandım ama ayaktayım. Düştüğünde kaldırmak yerine üstüne basıp geçerler...

Bütün yürek yangınlığıma ragmen hiç yıkılmadım...

Dedim kendi kendime. Aynadan kendimle bakışmaya bir son verip ayağa kalktı. Kıyafet dolabımda geceliklerimi çıkarıp yatağa bıraktım. Sonra üstümdekilerden kurtulup. Geceliklerimi giyindim.

Dağılmış saçlarımı topladıktan sonra kendimi yatağa attım. O kadar yorulmuştum ki üç gün yattabilirdim.

Yarın ilk işim kesinlikle o kadınla konuşmam olacaktı . Neden böyle saçma bir şey yaptığıma anlam veremezsemde, Ömer 'le berabere bir şey yapmak hoşuma gitti. Bunu inkar edemem. Yoksa kadının derdi gerçekten de beni ilgilendirmez. Öylece yenilgiyi de kabul edemem.

En büyük yenilği savaşmamaktır sonuçta

⏳

Uyanır uyanmaz. Yatakta bir süre dönüp durdum. Sonra kalkıp kendimi banyoya attım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra odama geri döndüm. Üstüme beyaz hemen dizimin üstünde bitten üstüne kocaman gri bir kelebek deseni olan ve Belden oturtma bir elbise giyindim. giydikten sonra aynanın karşısına geçip Yüzüme uzun uzun baktım. Sanki yıllardı hiç görmemişim kendimi. O kadar farklı...

Göz altlarımda ki o morluklar artık yok denecek kadar azalmıştılar.

Yüzüm eskiye nazaran daha iyi durumdaydı.

Zaman bazen alıp gidiyor . Bazı acıların izlerini...

Saçlarımı gelişi güzel bir şekilde tarayıp. Serbest bıraktım.

Odada işim bittikten sonra. Kapıyı açıp odadan çıktım. Koridor boyu mutfaktan Zeynep' in sesi geliyordu.

Adımlarımı oraya doğru attıp,

Mutfağın kapısının önünde durup içeriye baktım. Zeynep kendince annesine yardım ediyor. Elinde salata tabağını dışarıya çıkıyor minik adımlarla . Bende içeriye girdim.

" Günaydın" dedim neşeli bir şekilde.

" Günaydın" dedi. Tuğçe abla gülümseyerek.

" Al bakalım bunları bahçeye çıkar" dedi tepsiyi işaret ederek.

Tepsiyi alıp bahçeye geçtim. Bardakları tabakları tek tek yerleştirmeye başladım. Çatal ve bıçaklaeı koyduktan sonra her şey tamamen hazırdı.

Kahvaltı bittikten sonra. Yine hep birlikte topladık. Bulaşıkları makineye dizdikten sonra, odama geçtim. Komodinin üstünde duran telefonumu alıp. Yatağıma oturdum hemen. Pelin 'ni aradım.

İkinci çalışında açtı sesi endişeli gibiydi.

"Nasılsın?"

"İyiyim."

"Sen nasılsın?"

"Bende iyiyim, de senin sesin neden endişeli gibi. Bi şey mi oldu?" dedim kuşkuyla

"Hayır bi şey yok sana öyle gelmiştir." dedi ses tonunda yalan söyledi çok belli.

"Yolculuk nasıl gitti. falan demen lazımdı. Seni şü dediklerine bi bak.

Belki yolda araba çarptı?" dedi hızla konuyu dağıtmak için bulduğu saçma bir yöntemle

"Saçmala uçakla gittin. Araba nasıl çarpsın." dedim gülümseyerek

"Evet Deniz uçak beni evin içine bıraktı. Zaten en üst kata oturuyorum hiç zorlanmadı." dedi alayla kahkaha atarken.

"Of tamam ya araba çarpsaydı şüan konuşuyor olmazdık." dedi gerçeklere vurgu yaparken

"Annem ve babamı gördün mü?"

Niye dediğimi bilmeden sorduğumda bi soruydu. Önce bi nefes alış sesi geldi. "Aslında görmedim. Yani gör..."

"Tamam anladım ben." dedim sözünü bir bıcak gibi keserek

"Neyse sonra konuşuruz, şimdi kapatıyorum." dedim hızla

Telefonu kapatıp yatağa attım. Başımı iki elimin arasını alıp bir süre öyle durdum.

Belki yarım saat belkide bir saat bilmiyorum.

Biraz sakinleştikten sonra ayağa kalktım. Uyuşan bileklerimi ovuşturduktan sonra aynaya bakıp saçlarımı ellimin yardımı ile düzelttim ve odadan çıktım. Koridor boyu yürüyüp dış kapının yanına geldim. Ayakkabılarımı giyerken bahçede olduğunu tahmin ettiğim tuğçe ablaya seslendim.

"Abla ben biraz hava alacam."

"Tamam" dedi. "Bahçedeymiş" dedim kendi kendime. Dış kapıyı açıp dışarıya çıktım. Yürüyerek bahçe kapısına vardığımda. Bir süre balkonda sigarasını içen kadına takıldı tekrar bakışlarım . Bi süre onu izledim. Arka bahçede Zeynep 'in kahkaha sesleri geliyor.

En son artık ağır ama kendimden emin adımlarla yürüyüp tam apartmanın önüne geldim. Başımı kaldırıp ikinci kata oturan kadına kaydı.

Oda bana bakıyordu.

"Merhaba" dedim.

Hiç konuşmadı. "Biraz konuşabilir miyiz?"

Dediğimde sigarasını söndürüp. "Ben kimseyle konuşmak istemiyorum ama" dedi rahat bir tavırla

Sonra içeriye girip balkon kapısı örtü. Çok şaşırmıştım. Çok kaba konuşmuştu benimle. Ben ne yapıyor gerçektende.

Eve geri döndüm. Ama pes etmedim.

Ertesi gün tekrar gittim. o yine aynı kaba şekilde davrandı. Ve ben yine konuşmadan geri döndüm.

Sonra ki gün bir daha gittim.

Ve ondan sonra ki gün yine gittim.

Tam üç gün ve üçündede çok kaba davranmıştı.

Ve yine odamda oturmuş gökyüzünü izliyorum. Bu kadın çok tuhaftı.

Çok kabaydı. Hanı derler ya insan çok kırılınca duygusuzlaşıyormuş.

Bu söze inanıyorum artık o çok kırılmış.

Ven ben yine onunla konuşmak için gidecem...

Yine soluğu onun kapısında bulmuştum.

Bu dördüncü gelişim bu sefer kesin beni kovmakla kalmayıp öldürecek diye diye binaya girdim. Bu idaya niye girmiştim ki. Bu hayata bi kovulmadığım kalmıştı. Neyse artık boş konuşmanın Bi anlamı yoktu.

Bi kere girmiştim bi idaya. Kapının önüne geldiğimde kapının aralıklı oldugunu gördüm. İçeriye girip girmemekte kararsız kaldım. Taki o sesi duyana kadar içeriden Bi şeylerin yere düşüp kırılma sesi... O an hiç tereddüt etmeden içeriye dirdim koridor boyu ilerledim sesler koridorun sonundaki odadan geliyordu . Kapıya ulaştım kulpuna elimi koyduktan sonra bir kaç saniye içeriyi dinledim. Öksürme sesi geliyor. Kapıyı açar açmaz tam karşımda koltuğa oturmuş. Öksürmekten nefes alamayan kadını gördüm. Bana eliyle pencere tarafındaki masanın üstünü işaret ediyordu. Baktığımda üstünde mavi bir kutu var. Hızla elime aldığımda onun bir astım ilacı olduğunu fark ettim. Hızla kadına götürdüm. Ağzına götürüp bir kaç kez sıktıktan sonra yanında yere bıraktı. Uyuşmuş gibiydi. Ama artık nefes aldığına emindim.

Bir kaç dakika geçtikten sonra daha dik oturdu ve bana teşekkür etti kibarca.

Size su getireyim mutfak nerede buradan çık hemen sağdaki kapı. Peki dediğini yapıp mutfagı buldum bir bardak su doldurup salona geri döndüm. Elimdeki bardağı kadına uzatım. Elimden bardağı aldığında elleri hala titriyordu. İyimisiniz dedim tereddüt ederek. Sesimde kısık çıkmıştı sanırım ilk kez unutanmıştım ve iddialı umrumda değil. Tek istediğim buradan gitmek. Bu kadar çok şey kaybetmişken Bi iddia üzülecek değildim.

"Ben gideyim o zaman sizde kendinizi yormayın." Adını bile bilmediğim bir kadının evinde oturmak beni oldukça rahatsız etmişti. Oturduğum koltuktan kalkım. Arkamı döndüm tam gidecekken." Dur biraz" dedi. Kadın sesi astım krizinden olsa boğuk ve kısık çıkmıştı.

Arkamı dönüp yüzüne baktım. Bi cevap bekleyerek.

"Buraya tam on beş yıl önce geldim. Ve biri ilk kez beni merak ediyor.

Bunun sebebini çok merak ediyorum." dedi. Merak dolu bir ses tonuyla.

" Sende yeni gelmiş olmalısın buraya." dedi bir tespit yapar gibi

Ne diyeceğimi bilemedim. Ne diyecektim ki aslında ben Ömer 'le iddiaya girdim yoksa ne işim olur burada. İyice saçmaladın Deniz bir kerede aklına Bi şey gelmeyince saçmalama kendimi azarlama bittikten sonra.

" Hem astım hastasısınız hemde sigara içiyorsunuz bu sağlığınız için çok zararlı" dememle kadının yüzünde küçük bir gülümseme peyda oldu. Onun sorduğu soruya çok alakasız bir cevap vermiştim.

"Belkide ölmek istiyorumdur. Nereden biliyorsun?" sözleri kara bir kış kadar soğuk ve sertti. sonra kılentin altındaki sigara paketinini aldıgı gibi içinden bir dal sigara çıkardı. Ben onu hayretle izliyordum sadece yarım saat önce astım krizi geçirmiş, şimdi ise elinde sigara ile tam karşımda oturuyor. Umursamaz bir şekilde sigarasını yakıp içmeye başladı. Kapının eşiğinde durmaktan vazgeçip yanına yürüdüm. Bende tam onun çarpazına denk gelen tekli berjere oturdum.

"Beklemek ölümden beterdi. Ama ben yinede beklemeyi seçtim..."

Dediğinde elindeki sigarasından bir nefes daha alıp bakışlarını benden çekip pencereye yöneltti oradan da dışarıyı seyretmeye başladı.

Kimi beklemeyi seçmişti. Hiç bir şey anlamıyorum acaba sorsam cevap verir mi?

onu bile bilmiyorum.

Üstümdeki bütün çekingenliği atıp sordum.

" Kimi beklediniz ki?" dedim kısık bir sesle.

Bu sorumla birlikte başını pencereden çekip yüzüme baktı.

"Senin yüzünde de aynı acı var. Aynı kırgınlık.

Aynı paramparça olmuşluk."

Kafam iyice karışmaya başlamıştı.

Ne söyleyeceğimi bilemedim bi andayım. Eskiden annenannem sen çok zeki bir kızsın dediğini anımsadım acaba bu aptala halime görse ne düşünürdü.

"Neyin acısından bahsediyorsunuz." Dedim oldukça sakin bir ses tonuyla. Çünkü anlamak istiyorum.

Gözlerimi tam gözlerine dikip merakla vereceği cevabı bekliyorum.

"Sevgi her zaman iyileştirmez yaraları.

Bazen hiç bir yaran yokken o açar en derin yarayı sende öyle değil mi?

Aşk hiç masum değil. Ve ben günah pahasına sevdim onu... " dedi tek nefeste derin bir nefes aldıp devam etti.

"Çok eskidendi. Çok aşıktım gözüm ondan başkasını görmezdi.

Görür görmez çok sevmiştim.

Hiç aklımdan çıkmadı.

Çalıştığı yere sürekli bir bahane bulup giderdim.

Bir kerede olsun yüzünü görmek için.

Saatlerce hazırlanırdım. Daha güzel görünmek için..." dediğinde duraksadı. Sanki o yıllara gidiyormuş gibiydi.

"Sonra ne oldu" dedim. Merakla durdu sanki aradığı sözleri bir türlü bulamıyor gibi. Sanli doğru sözcükler tükenmiş gibi...

"Sonra sevgili olduk her gün buluşup, üstünde mektuplaşıtık." dedi buram buram hüzün kokan bir sesle.

Bazen çok özeniyorum o zamanlara. Birine saatlerce ugraşıp mektup yazmak. Çok güzel bir şey. Şimdilerde ise her şey bir mesaj kadar basit.

"E sonra ne oldu" dedim. Merakımı gizleme gereği duymadan. Çünkü devamını gerçekten çok merak ediyorum.

"Çok sevdik birbirimizi. Hiç ayrımayacaktık söz vermişti. Biz sevgili olduktan bir yıl sonra onlar bizim mahalleden taşındılar.

Artık daha sıkı mektup yazardı bana." dedi ve duraksadı. O günleri hatırlamak için gözlerini yumup tekrar açtı.

"Sonra artık mektup yazmamaya başladı. Haftalar hatta aylar geçmeye başladı ama ondan tek bir haber almaz oldum." sesine düşen acı bana kadar geldi.

"oeki evine gitmediniz mi hiç? Ve ya onu tanıyan birilerine sormadınız mı?" dedim şaşırarak.

Kederli bir şekilde yüzüme baktı.

"Gitmez olur muyum hiç günlerce aradım. Evine çalıştığı yere.

Ama ondan hiç bir haber alamadım.Eve döndüm bir gece ağlıya ağlıya."

" Öldü dedim. Yoksa gitmezdi. Bırakmazdı beni öyle..." dedi kırık bir sesle. Sonra yeni bir sigara yakıp. Konuşmaya devam etti.

"İçeriye girdiğimde her şey bomboştu annem ben küçükken ölmüş. Babam desen ben on dokuz yaşındayken evlenip başka Bi eve taşındı. Bense yapayalnız kalmıştım ortada.

Yirmi dört yaşımdan beri yapayalnızım.

Bir sekiz yıl kadar kalabildim. O mahallede. Çok acı çektim. Günlerce ağladım kimsesizliğime.

Ama ağlamak neyi değiştirdiki bunu değiştirsin.

Sonra buraya taşındım. Kimseyle konuşmadım. Derdimi içime attım. Kendime yabancılaştım.

Elimde bana bıraktığı siyah gülden başka bir şey kalmadı.

Onun kadar nadir bulunduğumu söylerdi...

Ve bir kaç mektup kaldı. Satırları solana kadar okunmuş. Göz yaşları içinde kaybolan kadar yıpranmış.

Hala bekliyorum.. Şimdi çıkıp gelse...

Ne yaparım bilmiyorum. Onca çektiğim acıdan sonra şimdi gelse kalkıp boynuna sarılamam...

Beni de bu öldürüyor ya...

Bi gelse keşke diyorum bazen. Sonra hemen vazgeçiyorum.

Belkide kaldıgı yerde çok mutludur.

Onun için her şey çoktan unutulmuştur.

Şimdi sorsan adımı bile hatırlamaz belki. Oysa o benim ezbere bildiğim tek yoldu...

Takılıp düştüğüm. En acımasız çakıl taşıydı o...

Ama yinede yürümekten vazgeçmedim.

Ama ondan. Vazgeçtim...

Aşkın bütün acıları yok ettiğini sanırdım. Ne de acı bir şekilde yanıldım...

Yıllar geçti. Onda vazgeçtim...

Ama ben hiç unutamadım...

Belki döner tekrar.

Yine sever tekrar...

Ama ne döndü nede sevdi tekrar. Bense ölene kadar bekliyecem. "

Dedi derin bir nefes alıp sönmeye yüz tutmuş sigarasını söldürdü.

Sonra tekrar devam etti.

" Bazı acılar... tenimi acıtmıyordu hiç bir yara. Ruhumu kanatıyordu bütün acılarım.

Kimse mi sevmez beni dedim günlerce yalnız kaldığım evimde.

Çok yandı. Ruhum beni kül etmeden durmaz bu yangın biliyorum...

Çok sevmiştim ve gençtim...

Ondan başkası olmaz dedim.

Bi bahanesi vardır. Gelemiyordu.

Bi şey oldu . Diyordum ama dönecek.

Yıllar geçti o dönmeyince, bende bir anlık sinirli o evi satım ve burada bir ev aldım. Ondan çok uzak olduğunu düşündüğüm için.

Yılardırda buradayım. Hiç gelmiyecek birini bekliyorum. Bunun farkındayım.

Ondan sonra kimseyi sevmedim. Çünkü bütün sevgimi bir daha hiç dönmeyecek biri için harcadım... "

Sonra devam etti konuşmasına elinde yeni yaktığı sigarası ile.

" Önce günlerce sonra aylarca şimdi ise yılardır bekliyorum. Beklemek...Ölümden daha beter."

Gözlerimin içine bakıp az önce söylediği sözü tekrar etti." "Beklemek... Ölümden daha beter."

Bakışlarını gözlerimden çekti

"Anlıyormusun beni?" dediğinde tekrar bakışları gözlerimi bulmuştu. Mavi gözlerinde hüzün vardı.

"İyide bana bunu neden söylüyorsun ki?"

Dememle yüzünde beli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Seninde gözlerinde gördüm. Sevdin ve gitti. Öyle değilm mi?" dedi de afaladım.

"Bunları gözlerimin içine bakıp nasıl anladın." Dedim şaşırmıştım.

Parmakları ile tutugu sigarasını dudaklarına götürdü. Bir nefes aldıktan sonra gri dumanını serbest bırakıp. Sonrada yüzüme bakıp.

"Nerde kendime benziyen biri görsem tanırım. Yoksa insan sarrafı değilim." dedi cidiyeten uzak bir ses tonuyla.

"Gözlerindeki hüzün ele verir hemen Ama..." dedi yarım bıraktığı cümlesini tamamlayıp.

"Sakın bekleme, seni yarı yolda bırakanı. Çünkü gidenin seni bırakmak gibi bir bahanesi olamazmış. Bunu çok sonradan öğrendim ben.

Şimdi ise sadece yaşamaya çalışıyorum. Yaşamaktan kastım nefes alıp vermek. Galiba onu bile dogru dürüst beceremiyorum.

Bu hayata yapabildiğim tek şey sevmek oldu. " dedi buruk bir şekilde gülümseyerek.

" Ama sen sakın seni seviyor diye kendinden taviz verme. Çünkü kimse kimseyi sonsuza kadar sevemezmiş.

Bunu gördüm ömrümü yoluna harcadığım adam, bile hiç bir şey demeden çekip gitti.

Sanki. Hiç bir şey yaşanmadı.

Hiç yokmuşum gibi çekip gitti." bir nasihat verir gibi konuşuyordu.

" Eğer sen tutunmak için çırpınıyorsan o kaçmak için yol arıyorsa bırakmalısın. " dedi net bir şekilde

" Bazen basit sevgi sözlerine kanmayacak kadar. Duygusuz olmalısın... " diye devam etti.

" Tırnak ucundan ruhuma kadar yara aldım. Bu sevdadan.

Sende yanma diyorum kızım anlıyormusun beni? " dedi tok bir sesle.

"Ben bittim sen bitme diyorum... Ben vazgeçtim sen vazgeçme diyorum..." hayattan... "dedi gözleri yüzümde yüzünde ciddi bir ifade var. Bende pür dikkat onu dinliyorum.

"Ne söylediğimi anladın mı?"

Dediğinde bi kaç saniye bomboş yüzüne bakakaldım. Tek kelime ile sarsılmıştım bu kadarını beklemiyordum. Ben ne demek istediğini tam olarak anlamıyorum.

" Pek sayılmaz" dedim doğruyu söyleyerek.

Tek kelime ile başka söyleyecek bir sözüm yoktu sanki elime mürekkebi bitmiş bir kalem verilmiş ve yazı yazmam isteniyor gibi ne yaparsam yapayım kalem yazmıyor.

"Ve son olarak. Sana her siyah gül vaat edene inanma sakın!Bu hayata. ..En çok inanmak istediklerin yıkar seni..." sözleri bitince derin bir sessizlik oluştu. Aradan beş dakika kadar geçti ve

Ben hala sessizce otururuyorum o ise yeni bir sigara yaktı.

"Sigara içmeye ne zaman başladın?" dedim dan diye.

"Yirmi dört yaşımda. Her şey bittiğinde ölmek için başladım..." dedi sakin bir şekilde.

"Yani öldüreceğini biliyorsunuz." dedim tok bir ses tonuyla.

"Yaptığım şeyin doğru olduğunu savunmuyorum... "En az bana yapılan haksızlıklar kadar yanlış...." dedi net bir şekilde.

" Bana neden anlattınız bütün bunları" dedim merak dolu bir sesle

" Seni terkedeni unut diye. Ondan sana bir şey olmaz artık. " dedi düz bir ses tonuyla sonra devam etti.

" Ama o seni seviyor. Onun için anlattım sana bütün hikayeyi " dedi bakışları dışarıda bir yere bakarken.

BÖLÜM SONU

Bölüm hakkında yorumlarınızı alayım

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi bekliyorum.

Bu bölümde aslında yaşayan herkesin bir hikayesi olduğunu göreceksiniz.

Ve ön yargıyla kimseye yaklaşmamayı.

Umarım beğenirsiniz.

🌸

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.