İçeriğe geç

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 10 · 11 dk okuma

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 10

9. Bölüm " Hissizlik "

Keyifli okumalar dilerim 🖤

9. Bölüm

"Hissizlik"

Bölüm şarkıları

Model

Dağılmak istiyorum

Yanıma her gelen bir parça kopardı. Sen geldin hepsini tek tek yerine yerleştirdin.

Ruhumun hala bir yerlerde yaşıyor olduğunu bilmek istedim. Ama sadece bir kaç dakika huzurda hisettim kendimi sonra Ruhuma yine o karanlık indi.

Hissizleştim.

Artık canım yanmıyor. Uyuşmuş gibi.

Sanki elimde bir bıçak vardı da o bıçağı kendime sapladım.

Aslında herkes bıçağı kendi saplar kendine.

Yada o verir o bıçağı en yakınına...

Her şekil senin suçun... Sen kendi katilin olursun.

En kötüsüde hiç bir katil yabancı değil...

Şimdi ise kanayan yaram uyuşmuş. Beni

Uyuşturmuş.

Öldürmedi...

Hisizleştirdi...

Ama öldürmedi...

İçeriye parmak uçlarıma basa basa girmiştim. Odamın kapının arkasına yaslanıp ellerimi kalbimin üstüne koymuş hızlı soluklarımı düzene koymaya çalışıyorum.

Yakalanmadan içeriye girdiğim için oldukça mutluydum.

Üstüme yapışan tişörtüme baktım. Damla damla sular akıyor. Bu da ne kadar fazla yağmurun altında kaldığımım kanıtıydı.

Elbise dolabına doğru ağır adımlarla yürümeye başladım. Oldukça yorgun ve uykusuzluktan dolayı adımlar birbirine dolanıyor.

Dolabın kapağını açıp içine baktım. Gözüme çarpan beyaz kelebek desenli tişörtümü aldım. Gri eşortmanımıda aldıktan sonra banyoya girdim. Aynadan kendime baktığımda yüzümün oldukça solgun, dudaklarım morarmış ve çatlamış. Kısa olan saçlarım ise birbirine girmiş. Boynuma kadar sular akıyor.

Aynadan kendime bakmayı bırakıp hızla üstümdeki ıslak kıyafetlerden kurtulup kendimi küvete attım. Suyu açar açmaz üstüme buz gibi soguk su döküldü. Bunu bile aldırmadan öylece suyun altında kalmaya devam ettim. Sanki o kadar yağmurda ıslandığım yetmiyormuş gibi birde böyle ıslatıyorum kendimi. Ne kadar da aptalım.

Sanki geçmişi yağmur yıkayıp gidecek...

Gölgeni yok edemediğin gibi geçmişinde yok edemezsin.

Sen nere gidersen hep bir adım önünde bir köşeye tüneyip seni bekliyor olacak.

Belkide artık hayatım saniyelik mutluluklardan ibaret olacak. Bir saniye mutluluk sonrası ise hep hüzün.

Hayatımın özeti hep bir sokak ötede acı...

Hüzün..

Paramparça olmuşluk...

Her paramparça olan şey birleşir mi?

Bir camın parçalara ayrılması yada bir yapbozun parçalara ayrılması bir olmadığı gibi kimse kimsenin acısını bilemez...

Kendimle çelişen düşüncelerimi susturup derin bir sessizliğe izin verdim.

Artık iyice uykumun geldiğini fark ettiğimden banyodan çıktım. üstümü kurutup temiz kıyafetlerimi giydikten sonra, saç kurutma makinesi yerine saçlarımı havlu ile kurulmaya karar verdim. Zaten kısa olan saçlarımı kurutmak zor olmadı . hafif nemli kaldı. Aldırış etmeden odama geri döndüm. Penceremin örtüp perdeyide çektikten sonra yatağıma oturdum.

Yatağımın üstünde duran telefonumu alıp saate baktım.

saat 03:27 geçiyordu. Bir kaç tane mesaj vardı. Onları yanıtsız bırakıp, yorganı kaldırıp üstüme kadar çektim. Hiçbir şey düşünmeden uykuya daldım.

🌔

Yorganın üstümden hızla çekilmesi ile

Zar zor gözlerimi açıp karşımda duran Pelin" ne baktım.

Uykul çatalaşmış sesim ile" ne yapıyorsun "dedim. beni dinlemeden

" Öglen olmuş haydi kalk artık." Diyerek kolumdan tutup beni ayağa kaldırdı.

Beni arkasında sürükleme devam ederken, bende esneyerek boşta olan elimi ağzıma götürdüğümde bana dönüp

" gece beşik mi salladın? "dedi alayla. Bende gözlerimi verirsek.

" Evet senin çocuğunun beşiğini saladım . Ölü gibi yatan bir annesi olduğu için "dedim onun şakasına karşılık onun yaptığı tek şey gözlerini devirmek oldu. Bu şakayı sürdürmek istemediği belliydi canını sıkan bir şeyler olunca hep böyle yapardı. Kim bilir bu sefer kim. Umarım ben değilim.

Daha uykumun tam açıldığı söylenemez bir elim ağzımda esneyerek geziyorum.

Banyoya girip elimi yüzümü soğuk su ile yıkadıktan sonra.

Biraz daha iyi olduğumu fark ettim. Hep birlikte kahvaltı masasını kurup kahvaltı yapmaya başladık.

"Bu akşam üstü İstanbul "a dönüyorum."

Pelin 'nin bu sözü ile ağzımın içindeki çay bağazıma kaçtı ve öksürmeye başladım. Bir kaç dakika sonra ancak kendime gelebildim.

" Bana niye haber vermedin. Bilet aldığını."

"Pelin aslında ani oldu. Yani gitmem lazım acil diyelim."

Lafı evirip çevirdigine göre muhtemelen altında bi şeyler yatıyor.

Bende sormadım zaten söyleseydi benden gizlemezdi.

"Peki" dedim. Başımı salıyarak ve yemeğime geri döndüm.

vişne reçeli ekmeğimi alıp yemeğe devam ettim.

Ondan sonra Tuğçe abla bir kaç şey sordu. Ondan sanrası derin bir sessizlik. Kimse konuşmadı. Sesiz sedasız bitten bir kahvaltıdan sonra ben bulaşıkları yıkamak için mutfağa girdim.

Pelin kıyafetlerini topluyor. Tuğçe abla ise salonu temizliyor.

Bulaşıklar bittikten sonra. Ellerimi kurulayıp bahçeyi çıktım hamakta sallanan Zeynep ve yanında iki tane daha arkadaşı var daha önce hiç görmediğim Zeynep beni görünce

"Deniz abla buraya gelebilirmisin?" dediğinde onu kırmamak için yanlarına doğru yürümeye başladım.

Zeynep ayağa kalkıp elimi tutup

"Bu Deniz ablam." Dediğinde erkek çocuk

"Benim adım Efe" dedi.sevecan bir şekilde. Çok tatlı bir çocuktu. Kız olani biraz çekiniyor gibi hiç konuşmadan gözlerini benden çekti. Bende elimi ona uzattım

" senin adın ne" dedim çok güzel saçları vardı bükle bükle. Masmavi gözleri ile yüzüme bakıyor hiç bir şey söylemiyordu önüne eğilip. "Ne güzel gözlerin var" dedim ve altın renginde bükleli olan saçlarına dokunup "saçlarından çok güzel" dedim gülümseyerek. "Sena" dedi çekinerek sonra yanımdan koşarak Zeynep in yanına gitti.

Efe ve Zeynep bizden biraz ilerideydi

Sena 'da koşarak yanlarına gitti.

Bende oturduğum yerden.

Kalkıp, eve doğru yürümeye başladım. İçireriye girdikten sonra . ilk işim Pelin' nin kaldığı odaya girmek oldu. Arkamdan kapattım kapıyı. Pelin elindeki kulaklığın dügümünü çözmeye çalışıyor gülümseyerek yanına gelip elindeki kulaklıgı aldım. Dügümünü çözüp eline verdim. Hiç yapamazdı kesin bir düğümde o atardı.

" Ne oldu da aniden gitme kararı aldın. "dedim yüzüne bakıp.

Elindeki elbisesini katlayıp çantaya koyduktan sonra bana dönüp

" Önemli bir şey yok sadece gitmem gerekli." Demesine hiç inanasım gelmedi. Ama kurçalamadım.

Ama beni tedirgin eden bir şey oldugunu hissediyorum. Yada sadece kuruntudan ibaret. Yatagında oturmuş onu izliyorum. Benden bi şey saklıyor olabilirmiydi diye kafamda tartıp duruyorum. Bunu ona sorup fazla meraklı gibi durmak istemiyorum. O benim en yakın dostum çünkü beni incitecek bi şey yapmaz.

Kıyafetlerini topladıktan sonra beraber bahçeye çıktık. Bahçede ki masaya geçip sandalyeye oturduk İkimizde oldukça sesizdik.

Ne o konuşuyor nede ben. Elindeki telefonuna bakıp bi şeyler yapıyor.

Sonra Tuğçe ablanın yaptığı çayı içtik.

Konuşup sohbet ettik.

Saattin nasıl geçtiğini fart etmedik tek bildiğim eğer biraz daha oturursa geç kalacaktık . Pelin "in uçagının kalkmasına iki saat var. Artık yavaştan toparlanmaya başlamalıydı.

Bende onunla hava alanına gideceğim için üstümü değiştirmek için odama geçtim. Dolabın kapağını açıp içine baktım beyaz gömleğimi birde siyah dar pantolon alıp kapagını geri kapatım dolabın .

Üstümdeki eşortman takımından kurtulup gömleğimi ve pantolonumu değiştirip. Aynanın karşısına geçtim yüzüme nemlendirici biraz da fondöten sürüp, maskara ve aylanır çektikten sonra, dudak nemlendiricimi sürdüm. makyajım tamamdı . Dagılan saçlarımı tarayıp aşağıdan baglayıp küçük bir topuz yaptım. İşim bittikten sonra çantamı ve telefonumu aldıktan sonra odadan çıktım. Pelin 'ninde çıkış kapısında ayakkabılarını giymekle ugraşıyor yanına gidip bende ayakkabılarımı alıp giymeye başladım.

Bahçeye çıktım. Pelin ise Tuğçe abla ile vedalaşiyor. Tuğçe abla Zeynep' ten dolayı bizimle gelemediği için burada vedaşıyorlar. Bizde zaten taksi ile gidecez. Ben yine aynı taksi ile dönecem.

Ben önde Pelin arkamda yürüyerek bahçenin kapısından çıktık bizi bekleyen taksiye binip yolu izlemeye başladım. İçimde bi huzursuzluk vardı.

Yol boyu radyoda Model grubunun şarkıları çaldı.

Kulağıma en aşına oldugum şarkısı geldi. Dağılmak istiyorum.

Bende şarkıya eşlik ettim.

İçimde bir masalın

Külleri üçtü bu gece

Yorgun, kırgın kahramanı

Gel gör ki yalnız tek hece

Diye başlıyordu şarkı bu şarkıyı dinlemeyi çok seviyorum çünkü bana özgürmüşüm hisi verdiği için. Sonra şöyle devam ediyordu.

Çok değil kısa zaman önce

Bir masal yeşerdi içimde

Sen her gün yalanlar söyledikçe

Can verdi sessizce

Benimde içimde bir masal yeşerdi. Ama çok uzun bir zaman önce.

Şimdi ise aynı şarkıda bahsettiği gibi can verdi sessizce şarkıya tekrar döndüm.

Yüzüm gözüm şişene kadar ağlamak istiyorum

İçip sabaha kadar, bayılmak istiyorum

Caddelerde dolanıp, bağırmak istiyorum

Müsadenle bu gece dagılmak istiyorum

Eğer bir gece dağılıp bir daha hiç dagılmayacaksak dagılmak isterdim...

Taksi durunca geldiğimizi anladım. Parayı ödedikten sonra taksiden inip beklemesini söyledikten sonra havaalanının içine doğru yürümeye başladık. Buraya ilk geldiğim gün ki gibi hissettim.

Ama bir şey eksik buraya gelirken uçurumun kenarındaydım. Ya düşecek yada kalacaktım.

Ama ben ne düştüm ne de kaldım. Arafta gibiyim... Gül bahçesindeyim ama elime sadece dikeni batıyor....

Pelin ile vedaştık ben arkamı dönüp ağır adımlar ilerlemeye başlarken .

"Deniz" dedi. Buz gibi bir sesler ve devam etti.

"Elinde bir silah var onu kalbine sıkmadan korkuyorum."

Sonra arkasına bile bakmadan uzaklaştı.

Ben ise olduğum yerde öylece kaldım.

Ne demek istemişti ki.

İlk kez kafamı karıştırıp gitmişti.

Havaalanından çıkıp beni bekleyen taksiye bindim . Camını açıp rüzgarın saçlarımı savurmasına izin verdim.

İçimi soğutmak için esiyordu adeta rüzgar.

Kendimi uçsuz bucaksız bir denizde hissediyorum. Çıkmak yerine dibe batıyorum...

Günler geçtikçe ruh halim de sürekli değişimler oluyor.

Bazen çok iyiyim bazen ise çok kötü.

Şimdi ise sanki kalbimin üstünde büyük bir ağırlık var ve ben bunu taşıyamıyorum...

Boğazımda bir acı var yutkunamıyorum bile.

Evin önünde durdu taksiden inip bahçenin demir kapısının önünde oturdum. Uzaklaşan taksinin ardına baktım.

Hava kararmaya başlıyordu güneş yerine ayı bırakıyordu.

Elime telefonumu alıp sadece bir kaç adım ötede olan Tuğçe ablayı aradım biraz yürüyüp gelecegimi söyledikten sonra ayağa kalktım. Üstüme bulaşan tozları ellerimle sirkelemeye başladım. Temiz olduguna emin olduktan sonra. Ağır adımlar kaldırımda yürümeye devam ettim.

Hafif rüzgar esiyor saçlarımı savuruyor gözlerimin önüne düşen saçlarımı geriye atım.

Durup derin bir nefes aldım. Burda bir ay daha kalıp sonra geri evime dönecektim. Oraya beni baglayan tek bağımı unutmuştum gelirken... Gitmem gereken bir okulum var.

Sokakta yürürken biraz ileride kaldırımda duvarın üstüne oturan Ömer"i gördüm yanında iki kişi vardı. Oldukça hararetli bir şeyler anlatıyor. Uzun boylu zayıf, sarı saçlı çocuk diyeri de ona katılıp bi şeyler anlatıyor. Hem anlatıp hem gülüyorlar. Ömer ise sadece elindeki sigarasını içmek ile meşkul. Konu ile hiç lgilenmiyor.

Bende biraz geriye gidip yerde tekrar oturdum beni görmeyeceklerine emin olduğum bir yerde oturdum. Ne ileriye gidebilirdim. Nede geri gitmek istiyorum. Zaten evden biraz öteye gitmiştim. Eger geri dönersem eve gitmek zorunda kalırdım.

Onun içinde bana kaldırımda yere oturmak daha cazip geldi.

Karşı binaya baktım. Yine aynı kadın ve dışarıy seyrediyor.

Bu seyretmek değil de sanki beklemek gibi gelmeyecek birini.

Kırk beş elli yaşlarında gibi görünüyor. Bir elini başının altına koymuş yolu izliyor. Bu iki aydır sürekli dikkatimi çekiyordu.

Neyi kimi bekliyor olabilir diye düşünür dürürdüm. Sonuç hiç bir şey.

Balkondan kalkıp içeriye girdi bir kaç dakika sonra tekrar balkona çıktı. Elinde bi şey vardı fakat karanlıkta beli olmuyordu. Sonra yere bıraktı ellende ki şeyi. Sonra bir kaç saniye sonra bir sigara yaktı. Havaya karışan gri duman ve küçük turuncu ışık. Oldukça iç karartıcıydı bana göre.

Dakikalarca öylece onu izlemeye başladım. Bilmem kaçıncı sigarasını yaktı.

Usulca ayağa kalktım. Üstümü tekrar sirkeleyip. Temizledikten sonra havanın artık iyice karardığını fark ettim.

Gidecekken hala aynı duvarın üstünde oturan Ömer "i gördüm. Yanındaki arkadaşları yoktu gitmiştiler. Elindeki sigarasını içiyor. Yine ağır adımlarımla yanına yürümeye başladım. Birazda çekiniyordum dogrusu.

Belkide yanına gitmemi istemiyordur. Belkide beni kovacaktı. Tamam burası biraz abartı oldu onu tanıdığım kadar bunu yapacak biri değil. "Aslında o kibar bir adam." Doğrusu bu. Dedim kendi kendime

Yanına vardığımda yerde ondan fazla izmarit var. Burda oldukça kaldıgının belirtisiydi.

Yanına geldiğimi fark etmedi, taki duvara çıkıp yanında oturana kadar. Normalde korkması gerekiyorken. Ama o omzunun üstünde bana dönüp bi şey demeden elinde yarım kalan sigarasını içmeye devam etti. Bende hiç bir şey demeden öylece gökyüzünü izlemeye başladım.

Bir müddet sonra bu sessizlik uzadıkça uzadı. Beşinci sigarasınıda izmaritini yere attıktan sonra.

Artık midem bulanmaya başlamıştı. Daha önce hiç bu kadar sigara dumanına maruz kalmamıştım.

"Bence artık içme" dedim.sitem ederek "Amacın ne her halde ölmek." Dedikten sonra ona döndüm.

"Ölmek" dedi. Derin bir iç çektikten sonra" bu kadar basit" değil.

"Yani yine içeceksin peki. Ben rahatsız oldum onun kokusundan onu ne yapacağız " dedim elimle sigarayı göstererek.

Elindeki sigara paketini açıp elindeki çakmağı koyduktan sonra tekrar kapattı. Sonra usulca çebine koydu.

Oda benim gibi gökyüzüne bakmaya başladı.

Aslında gerçektende çok kibar bir adam diye içimden geçirdim ben olsaydım. Burda niye oturuyorsun o zaman kalk git derdim.

Kesin derdim. Yada inadına daha çok içerdim. Ama ikisininde yapmadı. Yani belki de beni umursamıyor.

Gözüm yine illerdeki binanın ikinci katındaki kadına kaydı elinde yine sigara var.

Gülümseyerek Ömer 'e döndüm

"Bu illerdeki kadın ile mi yarışıyordun? Ama üzgünüm o kazandı. "

Ömer anlamayarak yüzüme baktım.

" Ne yarışı? "dedi yüzünü tamamen bana dönerek.

" Sigara yarışı ama kaybettin." Dedim kadını göstererek Ömer benim işaret ettiğim yere bakınca ne dediğimi anladığında gülümsedi.

" Siz mahalece sigara içme yarışı falan mı yapıyorsunuz? "dedim alayla.

Oda bana katılıp" tabi her yıl bu gün yarışıyoruz. Bu sefer senin için kaybettim ama önemi yok" dedi.

Şaşırdım. Sonra şaka yaptığını düşünerek üstünde fazla durmadım.

Konuyu değiştirmek için. "Bu kadının derdi ne ki geldiğim günden beri sürekli balkonda görüyorum onu."

"Kış aylarında ise pencereden dışarıya bakıyor" dedi. Oldukça umursamaz bir şekilde.

"Nedenini bilmiyor musun?"

"Hayır. Zaten çok aksi bir kadın onunla kimse oturup konuşmaz. Birde banane " dedi umursamaz bir şekilde

"Neden peki belliki bir derdi var."

"Aslında umrumda değil" dedi. Daha rahat oturak.

"Onu anladık" dedim. Ters bir ifadeyle "Ben konuşabilirim."

"Bence deneme bile top oynıyan çocuklara bile kızan bir kadın kim bilir sana neler yapar" dedi. Alay ederek.

Bende ona kafa tutarak " Var mısın idasına? "Dedim.

Önce şaşırdı. sonra hızla kendini toplayıp." Nesine? " dedi

Biraz durup düşününce de aklıma hiç bir şey gelmedi.

" Kazanan diyerinden istediği bir şeyi yapmasını istesin" dedim. Çünkü aklıma başka hiç bir şey gelmedi. Bence bu mantıklıydı

Bir gözünü kapattı düşünür gibi yaptıktan sonra yüzüne baktı ve

"O zaman senden isteyeceğim şeyi düşünmeye başlıyayım." Dedi ukala bir tavırla." Bir hafta süren var. " dediğinde sesinden eğlendiği çok belli bir tavır vardı.

Aslında bir hafta içinde ikna edebilirmiyim bilmiyorum. Ama ben başlatım. Kabul etmekten başka bir seçeneğim yok.

"Kabul "dedim." Ama kaybedeceksin."

Bu sefer ukala davranma sırası bendeydi. "Kaybedecim savaşlara girmem. " dedim kendim emin bir tavırlar

"Bazen savaşta olduğunu bile bilmezsin . Taki kaybedene kadar."

Dediğinde uzaklara daldığını fark ettim.

Çünkü güzel şeyler hep uzaktadır.

İnsanlardan uzak olan her şey gibi...

Güzel şeyleri bozmak insanlara mahsustur....

BÖLÜM SONU

Oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin.

Düşünceleriniz benim için çok önemli o yüzden bana yorumlarda yazarsanız çok sevinirim...

Sizce iddiayı kim kazanacak.

Ömer mi?

Deniz mi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.