İçeriğe geç

Karanlıkta Kalan Bahar

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Karanlıkta Kalan Bahar

Bölüm 2

Bölüm 1: Gölgelerin Çağrısı

Gece, Ejder Ateşi Krallığı'nın üzerine sessizce çökmüştü. Gökyüzünü kaplayan koyu bulutlar ayın ışığını tamamen gizlerken sarayın taş duvarları karanlığın içinde kayboluyordu. Koridorlarda yankılanan tek ses nöbetçilerin uzak adımlarıydı. Sarayın en üst katındaki çalışma odasında ise ağır bir sessizlik hüküm sürüyordu.

Lio Ren, babasının masasının önünde dimdik duruyordu. Kırmızı gözleri karşısındaki adama sabitlenmişti. Ronan Ren'in yüzünde her zamanki gibi sert ve okunamaz bir ifade vardı. Yıllar önce eşini kaybettikten sonra değişmişti. Eskiden sıcak bakışlara sahip olan adamın yerinde artık yalnızca görevleri ve kuralları önemseyen biri kalmıştı.

Ronan önündeki haritayı açtı. Parmakları siyah mürekkeple işaretlenmiş bölgenin üzerinde durdu.

"Gölge Krallığı."

Lio sessizce haritaya baktı.

"O krallığın varisini bulacaksın."

Odadaki hava ağırlaştı.

"Aren Vale."

Bu isim bile tek başına tehlikeyi anlatmaya yetiyordu. Gölge Krallığı'nın gizemli veliahtı... Hakkında sayısız söylenti vardı ama kimse onun gerçekte nasıl biri olduğunu bilmiyordu.

"Ve onu öldüreceksin."

Lio'nun yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Anlaşıldı."

Ronan başını salladı.

"Görevin başarısız olursa geri dönme."

Bu sözler Lio'nun canını yakmalıydı belki de. Ama uzun zaman önce böyle şeyleri umursamayı bırakmıştı. Sessizce arkasını döndü ve odadan çıktı.

Saatler sonra hazırlıklarını tamamlayıp yola koyulmuştu. Soğuk gece rüzgârı kırmızı saçlarını savururken sarayın ışıkları arkasında giderek küçülüyordu. Yol boyunca yalnızca ağaçların hışırtısı ona eşlik etti.

Tam sınır bölgesine yaklaşırken tanıdık bir ses duydu.

"Lio!"

Genç adam durup arkasına baktı.

Elio nefes nefese ona doğru koşuyordu. Açık pembe saçları dağılmıştı. Yüzünde ise alışılmadık bir korku vardı.

"Lütfen bana Aren Vale görevi aldığını söyleme."

Lio cevap vermedi.

Elio'nun gözleri büyüdü.

"Ciddisin..."

Bir süre sessizlik oldu.

"Bu görev çok tehlikeli."

"Her görev tehlikelidir."

"Lio, bu farklı."

Elio'nun sesi titremişti.

"Gölge Krallığı'ndan bahsediyoruz."

Lio omuz silkti.

"Benim işim bu."

"Ben de seninle geliyorum."

"Hayır."

"Lio."

"Hayır."

Kararlılığı tartışmaya yer bırakmıyordu. Elio sinirle dişlerini sıktı ama daha fazla konuşmadı. Lio arkasını dönüp yürümeye devam etti.

Fakat Elio'nun onu dinlemeye hiç niyeti yoktu.

Gece yarısına doğru Gölge Krallığı sınırlarına ulaştıklarında hava daha da kararmıştı. Önlerinde uzanan orman neredeyse canlı gibi görünüyordu. Eğri büğrü ağaçlar karanlığın içinde dev yaratıkların siluetlerini andırıyordu. Sis toprağın üzerinde sürünerek ilerliyor, görüş mesafesini azaltıyordu.

Lio ilerlerken omzunda bir el hissetti.

Refleksle hançerine uzandı ama ardından Elio'nun yüzünü gördü.

"Ne o?" dedi Elio sırıtıp. "Her zamanki girişini kullanmıyorsun?"

Lio önündeki karanlık ormana baktı.

"O giriş sadece meydana açılıyor."

Bakışları daha da sertleşti.

"Saraya girmek için bu yol daha mantıklı."

Elio önlerindeki karanlığı süzdü.

"Biraz tehlikeli olacak ama..."

İkisi de devamını söylemeye gerek duymadı.

Çünkü bu ormanın geceleri neye dönüştüğünü biliyorlardı.

Gölge yaratıkları...

Karanlık çöktüğünde ortaya çıkan ve önlerine çıkan her şeyi parçalayan yaratıklar.

Bir süre sonra ileride devriye gezen askerleri fark ettiler. Meşalelerin ışıkları ağaçların arasından seçiliyordu.

Lio sessizce işaret verdi.

İkili farklı yönlere ayrıldı.

Elio havaya yükselerek ağaçların üstünden ilerlemeye başladı. Gücü sayesinde neredeyse hiç ses çıkarmıyordu.

Lio ise yerde ilerliyordu.

Tam her şey yolunda giderken ayağının altında metal bir ses duyuldu.

Çat!

Demir kapan bileğine saplandı.

Acı bütün bacağına yayıldı.

Lio istemsizce nefesini tuttu.

Uzakta duran askerlerden biri sesi duymuştu.

"Kim var orada?"

Adam meşalesini kaldırarak yaklaşmaya başladı.

Lio hızla bir ağacın arkasına geçti. Asker yeterince yaklaştığında bir anda ortaya çıktı. Elini adamın ağzına kapatıp boynunu sertçe çevirdi.

Çıt.

Asker yere yığıldı.

Lio cesedi sessizce sürükleyip sakladıktan sonra kapanı açtı. Ayağından süzülen kan toprağa damlıyordu. Yaralanmıştı ama duramazdı.

Yavaşça ilerlemeye devam etti.

Arkasında kırmızı izler bırakarak...

Bu sırada Elio ağaçların üstünde sessizce süzülüyordu. Aşağıdaki hareketleri fark ettiğinde durdu.

Küçük gölge yaratıkları.

Sayıları oldukça fazlaydı.

Elio bir ağacın tepesine kondu. Avuçlarının arasında kristal parçacıkları oluşmaya başladı. Kısa süre sonra saydam bir ok meydana geldi.

İlk atış yaratığın kafasına saplandı.

İkinci.

Üçüncü.

Dördüncü...

Yaratıklar birer birer yere düşüyordu.

Elio rahat bir nefes alırken ensesinde garip bir his oluştu.

Yavaşça arkasına döndü.

Ve yüzündeki ifade dondu.

Karanlığın içinden devasa bir gölge yaratığı yükseliyordu.

Parlayan beyaz gözleri doğrudan ona bakıyordu.

Bir süre ikisi birbirine baktı.

Sonra Elio'nun ağzından tek bir cümle çıktı.

"Has siktir."

Bir sonraki saniye havalanıp kaçmaya başladı.

Arkasında öfkeli bir kükreme yankılandı.

Ve ardından onlarcası...

Gölgelerin arasından yeni yaratıklar çıkıyordu.

Lio askerleri geride bırakmıştı. Bir kayanın yanında durmuş ayağındaki yaraya bakıyordu. Tam o sırada ormanın derinliklerinden tanıdık bir ses yankılandı.

"LIO!"

Genç adam başını kaldırdı.

Birkaç saniye sonra Elio ağaçların arasından fırladı.

Yüzünde panik vardı.

"LIO KOŞ! SIÇTIK!"

Lio arkasına baktığında nedenini anladı.

Sayısız kırmızı göz karanlığın içinden onlara doğru ilerliyordu.

İkisi birlikte koşmaya başladı.

Ancak Lio'nun ayağı yaralıydı.

Elio bunu fark eder etmez kolundan tuttu.

Bir anda ikisi de yerden yükseldi.

Rüzgâr kulaklarının yanında uğuldarken yaratıklar aşağıdan onları takip ediyordu.

Fakat çok geçmeden önlerine yenileri çıkmaya başladı.

Kaçış yolları kapanıyordu.

"Lio!"

"Bırak beni."

"Ne?"

"İkiye ayrılacağız."

Elio'nun yüzü gerildi.

"Saçmalama!"

"Lütfen."

"Lio, yaralısın!"

"Çıkışta buluşuruz."

Elio sessiz kaldı.

"Ve eğer beni göremezsen..."

Lio'nun gözleri karanlıkta parladı.

"Birliğe geri dön."

Elio'nun içi buna hiç sinmiyordu.

Ama sonunda dişlerini sıkarak başını salladı.

Lio'yu yere bıraktı.

Ve farklı bir yöne doğru uçup gözden kayboldu.

Lio derin bir nefes aldı.

Avucunun içinde kızıl alevler dönmeye başladı.

Birkaç saniye sonra ateşten oluşmuş bir kılıç elinde belirdi.

Önünü kesen yaratıklara doğru atıldı.

Alevler gecenin karanlığını yarıyordu.

Yaratıklar birer birer yere düşüyor, etrafa yanık kokusu yayılıyordu.

Fakat sayı çok fazlaydı.

Tam ilerlemeye devam ederken omzunda korkunç bir acı hissetti.

Bir ok.

Sol omzuna saplanmıştı.

Lio sendeledi.

Dizleri yere vurdu.

Ama durmadı.

Oku kırıp ayağa kalktı.

Ve ilerlemeye devam etti.

Kan artık yalnızca ayağından değil omzundan da akıyordu.

Görüşü bulanıklaşmaya başlamıştı.

Sonunda önündeki ağaçlar sona erdi.

Bir uçurumun kenarına ulaşmıştı.

Durdu.

Etrafına baktı.

Kaçacak yer yoktu.

Gölge yaratıkları onu tamamen sarmıştı.

Lio son gücüyle kılıcını kaldırdı.

Alevler karanlığı aydınlattı.

Birkaç yaratığı daha öldürdü.

Fakat aldığı darbeler artıyordu.

Nefesi ağırlaşıyor, gözleri kararıyordu.

Ve sonunda güçlü bir darbe onu geriye savurdu.

Ayağı boşluğa denk geldi.

Düştü.

Uçurumun karanlığı onu yutarken son gördüğü şey yaratıkların siluetleri oldu.

Rüzgâr kulaklarının yanında uğulduyordu.

Sonra...

Bir şey değişti.

Düşüşü yavaşladı.

Sanki görünmez bir güç onu tutuyordu.

Ardından güçlü kollar bedenini kavradı.

Soğuk bir ten...

Garip bir şekilde huzur veren bir his...

Lio gözlerini aralamaya çalıştı.

Karşısında yalnızca bulanık bir siluet vardı.

Yüzünü seçemiyordu.

Tam o sırada öfkeli bir ses yankılandı.

"SİZE ONA ZARAR GELMEYECEK DEMİŞTİM!"

Ardından korku dolu çığlıklar duyuldu.

Bir şey olmuştu.

Ama Lio göremiyordu.

Bilinci yavaşça kaybolurken kendisini taşıyan kişinin alçak sesini duydu.

"Üzgünüm sevgilim..."

Sesin içinde suçluluk vardı.

"Seni koruyamadım."

Lio bir şey söylemeye çalıştı.

Ama karanlık çoktan onu içine çekmişti.

Ben bölümü yazmayı unutmuşumda yeni hatirladim 🙆🏿🥀

Bölüm sonu

2 yorum