Sabah henüz yeni aydınlanıyordu.
Sylan sessizce merdivenlerden indi.
Mutfakta sadece babası vardı.
Gazetesini katlayıp kısa bir bakış attı.
“Geç kaldın.”
“Sadece iki dakika.”
“Koruyucu olsaydın iki dakika bile geç kalamazdın.”
Ev bir anda sessizleşti.
Sylan hiçbir şey söylemedi.
Ceketini aldı.
Tam kapıya yönelirken babasının sesi yeniden duyuldu.
“Bir gün yaptığın hatanın bedelini ödersin.”
Sylan durdu.
Arkasını dönmeden cevap verdi.
“Çekiyorum zaten.”
Kapıyı açıp çıktı.
Metro istasyonuna birkaç sokak kala birinin kendisini izlediğini hissetti.
Başını çevirdi.
Elektrik direğine yaslanmış, omuzlarına dökülen bembeyaz saçlı bir genç onu izliyordu.
Buz mavisi gözleri güneşte parlıyordu.
Sylan'la göz göze geldiği anda...
Yüzüne kulaklarına kadar uzanan, tuhaf derecede geniş bir gülümseme yayıldı.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece baktı.
Sylan kaşlarını çattı.
“Ne?”
Çocuk başını hafifçe yana eğdi.
Gülümsemesi hiç bozulmadı.
Elini yavaşça kaldırıp kısa bir selam verdi.
Sonra arkasını dönüp yürümeye başladı.
Sanki oraya sadece Sylan'ı görmek için gelmişti.
Sylan olduğu yerde birkaç saniye kaldı.
İçinden sadece tek bir cümle geçti.
"Hâlâ aynı..."
Derin bir nefes aldı ve okulun yolunu tuttu.
Okula vardığında bahçede öğrenciler toplanmaya başlamıştı.
Tam o sırada siyah bir araba okulun önünde durdu.
Lina indi.
Maya hemen yanına koştu.
İkisi daha okul kapısından girmeden gülmeye başladılar.
Sylan onları birkaç saniye izledi.
Ne kadar kolay gülüyor...
Keşke bazı şeyleri hiç yaşamamış olsaydım.
Yüzündeki bütün duyguları yine o tanıdık umursamaz gülümsemenin arkasına sakladı.
Ve okul binasına doğru yürüdü.
Aras koridorda tek başına yürüyordu.
Bir zamanlar arkamı dönmeden güvendiğim tek kişiydi.
Şimdi aynı koridorda yabancı gibiyiz.
Köşeyi döner dönmez Sylan'la göz göze geldi.
İkisi de durdu.
Aras sessizliği bozdu.
“Biliyor musun...”
Sylan kaşını hafifçe kaldırdı.
“Ne?”
“Beni koruman gerekmiyor.”
Sylan'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Bunu biliyorum.”
Aras gözlerini ondan ayırmadan devam etti.
“Senin bizi koruman gerekiyordu.”
Koridor sessizliğe gömüldü.
Sylan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra omuz silkti.
“O görev artık benim değil.”
Aras'ın çenesi hafifçe sıkıldı.
“Keşke sadece görev olsaydı.”
Sylan cevap vermedi.
İkisi de aynı anda merdivenlere yöneldi.
Yan yana çıktılar ama tek kelime etmediler.
Üst kata ulaştıklarında yolları ayrıldı.
Maya'yla birlikte sınıfa girdik.
“Bence bana kesin ilgi duyuyor.”
“Sen de herkesi kendine ilgi duyuyor sanıyorsun.”
“Çünkü duyuyorlar.”
Gülerek gözlerimi devirdim.
Sınıfa baktığımda Aras yine her zamanki gibi en arka sırada oturuyordu.
Camdan dışarı bakıyordu.
Sanki sınıfta kimse yokmuş gibi...
Yerime geçtim.
Tam çantamı sıraya bırakırken göz göze geldik.
Bu kez ikimiz de bakışlarımızı kaçırmadık.
Ama hiçbirimiz de konuşmadık.
Profesör içeri girince sınıf sessizleşti.
Bugün nedense içimde tuhaf bir his vardı.
Sanki...
Bir şey olmak üzereydi.
Sınıfın kapısı açıldı.
İçeri orta yaşlarında, dağınık saçlı bir kadın girdi. Elinde kitap yerine küçük bir saksı taşıyordu.
Saksıyı masanın üzerine bıraktı.
“Bugün defter açan olursa dersten çıkarırım.”
Sınıfta kısa bir kahkaha yayıldı.
“Bitkiler ezberlenerek değil, tanınarak öğrenilir.”
Kadın sınıfın önünde birkaç adım yürüdü.
“Bu yüzden bugünkü dersi serada işleyeceğiz.”
Maya heyecanla Lina'ya döndü.
“Sonunda normal bir ders.”
“Normal kısmından emin değilim.”
Öğretmen gülümsedi.
“İkişerli çalışacaksınız. Her gruba farklı bir bitki verilecek. Bakımını yapacak, özelliklerini inceleyecek ve hafta sonu kısa bir sunum hazırlayacaksınız.”
Sınıfta hafif bir uğultu başladı.
Öğretmen elindeki listeye baktı.
“Maya ve Rowan.”
Maya kısık sesle,
“Eyvah...” dedi.
Lina gülmemek için başını eğdi.
“Lina ve Aras.”
Lina'nın eli istemsizce kaleminin üzerinde durdu.
Başını kaldırınca Aras'ın zaten ona baktığını fark etti.
Ne gülümsedi...
Ne de bakışlarını kaçırdı.
Öğretmen devam etti.
“Diğer eşleri okul uygulamasından görebilirsin. On dakikanız var sonra seraya geçiyoruz."
Öğrenciler yavaş yavaş ayağa kalktı .
Maya,Rowan'ın yanına doğru yürürken dönüp göz kırptı.
"Şans dile bana. "
" Bence asıl Rowan'a dilemek lazım. "
Maya gülerek uzaklaştı.
Sınıfta bir anda sessizlik kaldı.
Aras, Lina'nın yanına geldi.
“Elimde çok vaktini almayacağım.”
Lina çantasını kapatırken cevap verdi.
“Umarım.”
Aras birkaç saniye sustu.
“Biliyorum... Bana hâlâ kızgınsın.”
“Sebepsiz değil.”
“Biliyorum.”
Lina çıkmak için adım attığında Aras tekrar konuştu.
“Dolunay gecesi bana gelir misin?”
Lina durdu.
“Neden?”
Aras gözünü bile kırpmadan cevap verdi.
“Sana kendimi affettirmek istiyorum.”
Lina birkaç saniye yüzüne baktı.
Yalan söylediğini anlamıştı.
Ama neden yalan söylediğini anlayamamıştı.
“Düşünürüm.”
Tek kelime buydu.
Sonra seraya doğru yürüdü.
Arkasından gelen Aras'ın adımlarını duymuyordu.
Çünkü aklında tek bir düşünce vardı.
Demek ki o da biliyor... Ve bana anlatmıyor.
O gece orada olmam gerek.
Serada.
Öğretmen saati kontrol etti.
“Bugünlük bu kadar. Raporlarınızı pazartesi istiyorum.”
Öğrenciler rahat bir nefes alıp seradan çıkmaya başladılar.
Maya, Rowan'la tartışa tartışa önden yürüyordu.
Lina ise biraz geride kaldı.
Seranın cam kapısından çıkacağı sırada içeride hareket eden birini fark etti.
Uzun, bembeyaz saçlı bir çocuk...
Saksıların arasında tek başına dolaşıyordu.
Elindeki yaprağı dikkatlice inceliyor, sonra kendi kendine gülümsüyordu.
Tam Lina bakışlarını çekecekken...
Çocuk yavaşça başını kaldırdı.
Buz mavisi gözleri doğrudan Lina'yı buldu.
Ve yüzüne, kulaklarına kadar uzanan o tuhaf gülümseme yayıldı.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece elini kaldırıp iki parmağıyla selam verdi.
Sonra başını yana eğip sanki görünmez biriyle konuşuyormuş gibi fısıldadı.
Ardından kahkaha atıp seranın arka kapısından çıktı.
Lina olduğu yerde kaldı.
“...Bu da kimdi?”
Arkasını döndüğü anda biriyle omuz omuza çarpıştı.
“Pardon.”
Başını kaldırınca Sylan'ı gördü.
“Dalgındın.”
Lina serayı işaret etti.
İçeride beyaz saçlı bir çocuk vardı.
Sylan'ın yüzünde en ufak bir şaşkınlık oluşmadı.
“Ha... O mu?”
“Tanıyor musun?”
“Kuzenim Caelan. ”
Lina kaşlarını kaldırdı.
“Biraz... garip.”
Sylan hafifçe güldü.
“'Biraz' kelimesi ona haksızlık olur.”
“Bana öyle baktı ki ürperdim.”
“Takılma.”
Sylan omuz silkti.
“Canı sıkıldıkça ortalıkta dolaşır.”
“Yani normal hali bu mu?”
“Sayılır.”
Lina bir kez daha seraya baktı.
Çocuk ortada yoktu.
Sanki birkaç saniye önce orada duran kişi hiç var olmamış gibiydi.
Lina, Sylan'dan ayrılıp okul kapısına doğru yürüdü.
Aklında hâlâ Caelan vardı.
Gerçekten nasıl biri bu?
Sylan ise olduğu yerde birkaç saniye daha kaldı.
Tam telefonunu cebine koyacakken ekranı yandı.
Caelan: Beni gördü.
Sylan mesaja baktı.
Kaşını kaldırdı.
Sonra cevap yazdı.
Sylan: El salladığın için olabilir mi salak?
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Caelan: İnsanlara selam vermem yanlış mı?
Sylan gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.
Sylan: Hayır. Ama insanları korkutmak zorunda değilsin.
Caelan: Korktu mu?
Sylan istemsizce gülümsedi.
Sylan: Biraz.
Caelan: Harika.
Sylan başını iki yana salladı.
“Tam bir deli...”
Telefonunu cebine koyup okul binasına doğru yürüdü.
Ama yüzündeki o küçük gülümseme uzun süre kaybolmadı.
O akşam Lina eve döndü.
Ertesi gün dolunaydı.
Bu yüzden son kez cadının yanına gitmeye karar verdi.
Arşivde biraz daha kaldı. Cadı ona sadece gücünü dinlemesini söyledi.
Lina geri döndüğünde kütüphane çoktan kapanmıştı.
Kapıya yöneldiğinde kilitli olduğunu fark etti.
“Harika...”
Etrafına baktı.
Kimse kalmamıştı.
Tam ne yapacağını düşünürken koridordan ayak sesleri geldi.
Kapının önünde Caelan belirdi.
Lina şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen burada ne yapıyorsun?”
Caelan kapıya baktı.
“Bence asıl soru sen burada ne yapıyorsun.”
Kilit ile uğraştıktan sonra kapı açıldı.
Lina dışarı çıktı.
Ona bakıp gülümsedi.
“Sandığım kadar deli değilmişsin.”
Caelan başını yana eğdi.
“Deli olduğum için mi?”
Lina durdu.
“Ne?”
Caelan omuz silkti.
“Maya da böyle düşünüyor olabilir.”
“Neden?”
“Belki de deli olduğum için bana ilgi duymuyor.”
Lina kaşlarını kaldırdı.
“Neden onun sana ilgi duymasını istiyorsun?”
Caelan bir süre sustu.
Sonra her zamanki o tuhaf gülümsemesiyle,
“Boş ver.”
dedi.
“Bağlanmak zaten bir deliye göre değil.”
Lina onun yüzüne baktı.
İlk defa o garip tavrının altında başka bir şey olduğunu düşündü.
Caelan gitmeden önce durdu.
“Yarın Aras'ın yanından ayrılma.”
Lina şaşırdı.
“Neden?”
Ama Caelan cevap vermeden uzaklaştı.
Lina hemen Maya'yı aradı.
“May, neredesin?”
“Rowan'ın evindeyim.”
Lina birkaç saniye sustu.
“Öyle mi?”
“Ne oldu?”
“Hiç...”
Telefon kapandı.
Lina bir süre olduğu yerde kaldı.
Sonra şoförünü aradı.
“Beni alabilir misin?”
Bir süre sonra cevap geldi.
“Üzgünüm hanımefendi, araba arıza yaptı. Bugün gelemeyeceğim.”
Lina iç çekti
"Tamam, sorun değil."
Telefonu kapattı.
Asfalta oturdu.
Yarın olacakları düşündü.
Telefon rehberini açtı ev yürümek için uzaktı kimi arayabiliceğine bakıyordu.
Babam.
"Yardım edemez. "
Sylan.
"Bana her şeyi anlatmadı."
Olivia.
"Teyzem gelemez."
Sona Aras kalıyordu.
"Arayıp ne diyicekti."
Başka şansı yoktu.
Lina ekrana baktı.
Bir kaç dakika sonra telefon açıldı.
"Efendim."
"Lina nasıl söyleyeceğini bilemedi. "
"Aras."
Gözleri doldu yanlız hissediyordu.
"Yok bir şey. "
"Yalan söylüyorsun."
Kina cevap vermedi.
"Konumunu gönder."
Lina telefonu elinde tuttu.
Bir süre düşündü.
Sonra hiç bir şey söylemeden konumu gönderdi.
Yarım saat sonra siyah bir araba kaldırımın kenarına durdu. "
Aras arabadan indi.
Lina hala asfaltta oturuyordu.
Gözleri kızarmıştı .
Aras yaklaştı.
Beklettiğim için özür dilerim.
" Line başını kaldırdı önemli değil. "
Aras Arabanın kapısını açtı.
" Gidelim. "
Lina yerinden kıpırdamadı.
"eve gitmek istemiyorum."
Aras kapıyı kapatıp ona döndü.
"Neden?"
Lina gözlerini yere indirdi.
"Çok yanlız hissediyorum."
Aras sessizce sordu.
"Annen.. çalışıyor mu."
Lina'nın boğazı düğümlendi.
Başını yavaşça iki yana salladı.
“Annemi ben çok küçükken kaybettim.”
Aras'ın yüzündeki ifade değişti.
Lina gözlerini silmeye çalıştı.
“Yüzünü bile hatırlamıyorum.”
Sesi titremeye başlamıştı.
“Bazen insanlar annelerinden bahsediyor... Ben sadece dinliyorum.”
Kısa bir gülümseme geldi yüzüne.
“Belki anlattıklarıyla annemi biraz tanırım diye.”
Aras hiçbir şey söylemedi.
Sadece yavaşça yanına yaklaştı.
Tereddüt ederek Lina'ya sarıldı.
Lina önce şaşırdı.
Sonra bütün gücünü bırakıp başını Aras'ın omzuna yasladı.
Bir süre sadece ağladı.
Aras da onu bırakmadı.
Sessizlik, söylenebilecek bütün cümlelerden daha anlamlıydı.
Bir süre sonra Aras yavaşça konuştu.
“İstersen... bu gece bende kalabilirsin.”
Lina başını kaldırdı.
“Zaten yarın akşam da bana gelecektin.”
Yüzünde küçücük bir gülümseme belirdi.
“Bir gün erken gelmiş olursun.”
Lina gözyaşlarını sildi.
“Tamam...”
Bu kez ikisi birlikte arabaya doğru yürüdüler.
Arabada hiç konuşmadılar.
Bölüm sonu..