İçeriğe geç

Karanlık Koruyucu

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Karanlık Koruyucu

Bölüm 3

Anlaşma ve Esaret

Güvende mi? Kalbim bu kelimenin ironisiyle alay edercesine kasıldı. Onun gibi tehlike saçan, karanlık bir adamın yanında gerçekten güvende olmak mümkün müydü? Bedenimdeki her bir hücre yüksek sesle alarm veriyor, içgüdülerim bana avaz avaz bu adamdan ne pahasına olursa olsun uzak durmam gerektiğini haykırıyordu.

"Ne kadar kalacağım burada?" diye sordum, çaresizliğimi gizleyemeden. Bir an önce bu lanetli yerden, bu tekinsiz adamdan uzağa gitmek istiyordum.

Rüzgar'ın dudakları yavaşça kıvrıldı, karanlık yüzünde tehlikeli bir tebessüm belirdi. "Bu, tamamen senin davranışlarına bağlı," dedi. "Eğer uslu bir kız olursan, belki de bu durum çok uzun sürmez.".

Uslu bir kız mı? Kan beynime sıçradı. Onun benim hakkımda ne düşündüğü zerre kadar umurumda değildi. Ben yemin etmiş bir doktorum, zorluklarla savaşarak bu noktaya gelmiş bir hayat kurtarıcıyım. Onun gibi her halinden şiddet akan, ölümün gölgesini üzerinde taşıyan bir katille aynı havayı solumak, aynı odada bulunmak bile midemi bulandırıyordu.

"Ben senin emirlerini yerine getirmek zorunda olan bir köle değilim," dedim, içimdeki öfkenin korkumu bastırmasına izin vererek. "Ben sadece bu programa sığınmış bir tanığım.".

Cümlem biter bitmez Rüzgar yüksek sesle kahkaha attı. Bu kahkaha, o buz gibi, rutubetli havada yankılanan, insanın ruhunu donduran bir şeytan kahkahası gibiydi. Kollarımı sıvazladım, dehşetle tüylerim diken diken olmuştu.

"Sen bir tanık falan değilsin, Lale Yavuz," dedi. İsmimi söylerken sesindeki o sahiplenici ve karanlık tını ruhuma işledi. "Sen benim misafirimsin. Ya da... benim küçük oyuncağım.".

Oyuncağı mı? Bu adamın cüretkarlığı karşısında nefesim kesildi. İçimdeki o buz gibi korku, yerini yakıcı bir öfkeye bırakmaya başladı. Ben kimsenin, hele ki böyle bir psikopatın oyuncağı değildim.

"Sen benim gerçekten kim olduğumu bilmiyorsun," diye tısladım, öfkeyle parlayan gözlerimi ona dikerek. "Ben...".

Cümlemi bitirmeme, o öfke patlamasını yaşamama izin vermeden, Rüzgar bir gölge gibi aniden dibimde bitti ve parmağını usulca dudaklarıma bastırdı. "Şşş," diye fısıldadı. O karanlık, dipsiz kuyuyu andıran gözleri, gözlerimden dudaklarıma kaydı. "Artık konuşma sırası bende.".

Sert parmakları, dudaklarımın üzerinde tehlikeli bir yavaşlıkla, adeta sınarcasına hafifçe gezindi. O küçücük dokunuşu, adeta yüksek voltajlı bir elektrik akımı gibi tüm bedenimi sardı, nefesimi kesti. Kalbim göğsümü delip geçecek gibi deli gibi atıyordu. Hem ondan delicesine korkuyordum hem de... tenimde bir şeyler alevleniyordu. Bu adam, ruhumun en derinlerinde saklı kalan, daha önce hiç tanımadığım o karmaşık duyguları uyandırıyordu.

Gözlerini gözlerime kilitledi. "Sana reddedemeyeceğin bir anlaşma teklif ediyorum, Lale," dedi Rüzgar, sesi tehlikeli bir şekilde baştan çıkarıcıydı. "Bana kayıtsız şartsız itaat edeceksin. Sadece benim kurallarıma uyacaksın. Ve karşılığında, ben de seni hayatta tutacağım.".

Hayatta tutmak mı? Onun dudaklarından dökülen bu kelimeler, sanki yaşamak benim en temel hakkım değilmiş de, sadece onun lütfuyla bana sunulan bir lüksmüş gibi hissettirdi.

"Peki ya itaat etmezsem?" diye sordum, çenemi dikleştirip ona tüm cesaretimle meydan okuyarak.

Rüzgar, o geniş omuzlarını tekrar umursamazca silkti. "O zaman... sonuçlarına katlanırsın." Gözlerindeki o dipsiz karanlık, zihnimi ve ruhumu yavaş yavaş ele geçiriyordu.

"Ne yapacaksın? Beni öldürecek misin?" diye sordum, sesimdeki o titremeye inat dimdik durarak.

Rüzgar, yüzünü yüzüme doğru eğdi. Sıcak nefesi yanağımı yalarken, dudakları kulağıma değecek kadar tehlikeli bir şekilde yakındı. "Öldürmek mi? Hayır, Lale. O kadar kolay kurtulamazsın. Seni öldürmeyeceğim. Sadece... sana hayatının en kötü, en uyanılmaz kabusunu yaşatacağım.".

O fısıltının ardındaki gerçeklik, bir tokat gibi yüzüme çarptı. O an, tüm hücrelerime kadar anladım. Buraya gelerek, bu programa güvenerek hayatımın en büyük, en ölümcül hatasını yapmıştım. Karşımda duran bu karanlık adam, Rüzgar Altun, benim kurtarıcım değil; ruhumu teslim alacak olan kendi celladımdı.

Ben dehşet içinde donup kalmışken, kulübenin kapısı gürültüyle açıldı ve içeriye yüzleri ifadesiz, iri yarı iki adam girdi. Rüzgar, bana olan o tehditkâr yakınlığını bozmadan usulca onlara döndü ve buz gibi, otoriter bir sesle emrini verdi: "Lale'yi odasına götürün. Ve sakın, bir saniye bile gözünüzü ondan ayırmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.