İçeriğe geç

Karanlık Koruyucu

Bölüm 13 · 4 dk okuma

Karanlık Koruyucu

Bölüm 13

Mezarından Kalkan Gölgeler

Ölümün soğuk namlusu kalbime doğrulduğunda, gözlerim dehşetle sonuna kadar açılırken o loş ışıkta tanıdık simayı, o sevdiğim yüz hatlarını çaresizce seçmeye çalıştım, ama bu mantıken kesinlikle mümkün değildi. "Hayır... bu imkansız. Aklımı kaçırıyorum," diye fısıldadım, sesim sığınağın o rutubetli, taş duvarları arasında çarpıp kayboldu.

Karşımda, kanlı canlı dikilen adam, tam üç uzun yıl önce gözyaşları içinde toprağa verdiğim, hayatımı adadığım nişanlım, Demir'di. Daha doğrusu, dış görünüşüyle tıpatıp ona benzeyen ama ruhu şeytana satılmış gibi duran bir adamdı.

Rüzgar'ın o keskin, avcı bakışları anında benim üzerime odaklandı. "Lale, iyi misin? Sakin ol," diye sordu; o her zaman soğuk olan sesinde şimdi saf bir panik ve derin bir endişe vardı. Ama ben, dudaklarım mühürlenmiş gibi tek bir kelime dahi cevap veremedim.

Art arda gelen şok dalgaları, bedenimi adeta felç etmiş, beni buzdan bir heykele çevirmişti. Demir... benim Demir'im, burada, bu yeraltı sığınağında karşımda elinde silahla nasıl durabilirdi?.

"Gerçekten sensin... Demir?" diye kekeledim zar zor; gözlerim hala o tanıdık yüz hatlarını, o geçmişin izlerini tarıyordu. O aynı keskin ve belirgin çene hattı, güldüğünde kısılan o aynı koyu kahverengi gözler... ama bir şeyler ölümcül derecede farklıydı, yanlıştı. Gözlerinin o derinliklerindeki o sıcacık ışık, bana aşkla bakan o sevgi dolu adam tamamen yok olmuştu. Yerine, ruhsuz, soğuk, karşısındakini böcek gibi gören mesafeli ve tehlikeli bir ifade yerleşmişti.

"Benim, Lale," diye yanıtladı Demir, silahını zerre kadar indirmeden. Sesi o kadar yabancı, o kadar metalikti ki içim ürperdi. "Görüşmeyeli gerçekten çok uzun zaman oldu".

O an Rüzgar, aramızdaki o koruyucu duvar gibi bir adım öne çıktı; o devasa vücudu adeta saldırmaya hazır, gerilmiş bir ok yayı gibiydi. "Onun, senin burada ne işi var lan?" diye tısladı dişlerinin arasından, okyanus mavisi gözleri ölümcül bir nefretle Demir'in üzerindeydi.

"Bu seni hiç ilgilendirmez, Altun," diye karşılık verdi Demir, aynı küstah ve soğuk tavrıyla, adeta Rüzgar'ı küçümseyerek. Silahının namlusuyla beni işaret etti. "Lale ile geçmişe dair konuşmam, halletmem gereken bazı özel şeyler var".

Rüzgar'ın o köşeli çenesi, öfkeden kırılacakmış gibi şiddetle kasıldı. "Ona, o kirli ellerinle dokunmaya bile kalkışma. Seni lime lime ederim".

İki tehlikeli adam arasındaki o yoğun gerilim, sığınağın o zaten ağır olan havasını adeta solunamaz hale getirirken, ben hala yaşadığım o travmatik şokun felç edici etkisindeydim. Demir, gerçekten nasıl hayatta kalmıştı? Bunca zaman neden saklanmıştı? Neden benim yas tutmama izin vermişti? Bu zehirli sorular, beynimi aç bir kurt gibi kemiriyordu.

"Demir, lütfen bana açıkla... bu nasıl mümkün olabilir?" diye sordum, sesimdeki o çaresiz titremeye engel olamayarak. "Ben senin cenazeni gördüm, seni o gece orada öldürmüşlerdi!".

Demir'in o güzel yüzünde, ruhumu yaralayan acı ve alaycı bir gülümseme belirdi. "Sen ve diğer aptallar, sadece öyle sanmıştınız".

O sözlerin ardından, zihnimin o karanlık odalarında ani bir şimşek çaktı, taşlar yerine oturmaya başladı. O yeraltı organ mafyası... O karanlık işler... Yoksa Demir'in, benim o masum sandığım nişanlımın başından beri onlarla kirli bir bağlantısı mı vardı? Yoksa o da sadece, benim gibi o sisteme kurban edilen masum biri miydi?. Ama her şey bir yalandıysa, neden tam da şimdi, bu cehennemin ortasında ortaya çıkmıştı?.

"Ne demek istiyorsun? Lütfen açık konuş," diye üsteledim, içimdeki o kavurucu merak ve ölüm korkusu birbirine karışarak beni ele geçirmişti.

"Her şeyi teker teker anlatacağım," dedi Demir, elindeki silahı hafifçe indirip bana doğru tehlikeli bir adım atarak. "Ama önce, yanındaki bu koruyucu köpeğin, Rüzgar Altun'un buradan defolup gitmesi gerekiyor".

Rüzgar'ın içindeki o vahşi öfke, gözlerinden adeta kıvılcımlar saçarak okunuyordu. "Asla!" diye kükredi, tüm sığınağı inleterek. "Onu senin gibi bir şerefsizin yanında asla yalnız bırakmam".

"Korkma, Altun," dedi Demir, yüzünde o iğrenç ve alaycı ifadeyle. Silahını tamamen indirip kemerine taktı. "O benim nişanlım. Ona zarar vermeyeceğim. Sadece... unuttuğu bazı gerçekleri ona hatırlatacağım".

Hatırlatmak mı? Bana neyi hatırlatacaktı? Göğüs kafesimi döven kalbim, korkudan deli gibi atıyordu. Umutsuzca Rüzgar'a, benim o karanlık koruyucuma baktım. Gözlerimdeki o dilsiz yalvarış, o çaresizlik ona bir şekilde ulaşmış olmalı ki, bana bakınca bir an duraksadı, o sert ifadesi yumuşadı.

Gitme, diye haykırmak, boynuna sarılmak istedim içimden. Beni bu yabancı adamla, bu hayaletle yalnız bırakma. Ama korkudan boğazım düğümlenmişti, sesim bir türlü çıkmadı.

Rüzgar, sanki dünyanın en ağır yükünü omuzluyormuş gibi çok derin bir nefes aldı. "Pekala," dedi sonunda; sesi bir jilet kadar sert, tehditkâr ve kararlıydı. "Ama çok yakında, kapının hemen ardında olacağım. Ve eğer ona dokunmaya, onu incitmeye kalkışırsan, seni bu sefer gerçekten öldürürüm...".

"Anlaşıldı, kahraman," dedi Demir, umursamazca ve küstahça omuz silkerek.

Rüzgar bana doğru döndü; o derin okyanus gözlerinde saf, örtülemez bir endişe vardı. "Eğer en ufak bir sorun olursa, kendini tehlikede hissedersen sadece bağır," diye fısıldadı, sesi sadece benim duyabileceğim kadar alçaktı. "Bir saniye bile düşünmeden hemen geleceğim".

Ona güvenmekten başka çarem olmadığını bilerek başımı salladım, ama içimi kemiren o ölüm korkusu bir türlü dinmiyordu. Rüzgar, o devasa cüssesiyle ağır adımlarla sığınaktan çıkıp kapıya yönelirken, ben yıllar önce sevdiğim ama şimdi bana tamamen yabancı olan Demir'le, o soğuk odada yalnız kaldım.

Ağır metal kapı Rüzgar'ın ardından gürültüyle kapandığında, sanki ışığın hiç girmediği, ölümcül bir hücreye kapatılmışım, ölüme terk edilmişim gibi hissettim.

Demir, o ruhsuz gözleriyle bana doğru döndü. Yüzündeki o soğuk, yabancı ifade hala duruyordu. "Şimdi, bizi rahatsız eden o it de gittiğine göre rahatça konuşabiliriz, Lale," dedi, sesi o taş duvarlarda yankılanan buz gibi bir rüzgârı andırıyordu.

O an, Demir'in o karanlık gözlerine bakarken, Rüzgar'ın gitmesine izin vermekle hayatımın en büyük, belki de en ölümcül hatasını yaptığımı tüm hücrelerimde hissettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.