İçeriğe geç

Karanlık Gözlerimin Parlayan İncisi

Bölüm 5 · 1 dk okuma

Karanlık Gözlerimin Parlayan İncisi

Bölüm 5

Yağmura Sinen Tütün

​Müdürün o sert bakışları altında kulübeden çıkıp kendimi dersliğe zor attım. Günün geri kalanı sisli bir rüya gibi geçti; hocaların anlattığı hiçbir şeyi duymuyordum, beynim sadece az önce yaşananların yankısıyla doluydu.

​Hava okul çıkışına doğru aniden bozdu. Gökyüzü katran karası bulutlarla kaplandı ve o aniden bastıran sağanak yağmur, camları dövmeye başladı. Şemsiyemi evde unuttuğumu, okul kapısına vardığımda sırılsıklam olan kalabalığı görünce fark ettim.

​İç çekerek okulun taş merdivenlerinde durdum. Yağmurun o toprak ve asfaltla karışan kokusu burnuma dolarken, yanıma yaklaşan o ağır tütün ve odunsu parfüm kokusuyla nefesim kesildi. Başımı çevirmeme gerek yoktu; o, hemen yanımdaydı.

​Atlas, elindeki siyah şemsiyeyi açmadan merdiven korkuluğuna yaslanmış, ıslanmış siyah saçlarını alnından geriye doğru itiyordu. Üzerindeki deri ceket yağmur damlalarıyla parlıyordu.

​"Şemsiyen yok," dedi, bir tespit olmaktan ziyade bir emir gibi çıkan o kalın sesiyle.

​"V-var sanıyordum ama unutmuşum," diye mırıldandım başımı öne eğerek.

​Atlas derin bir iç çekti. Yanıma bir adım daha yaklaşarak elindeki siyah şemsiyeyi açtı ve ikimizin üzerine doğru tuttu. Bir anda aramızdaki mesafe yok denecek kadar azaldı. Omuzlarımız birbirine değiyordu; bedeninden yayılan sıcaklık içimi ısıtmıştı.

​"Benimle geliyorsun, küçük inci," dedi, itiraz kabul etmeyen bir tonla. "Bu yağmurda hasta olursan, bana kim bakacak?"

​Kalbim bir kez daha o tehlikeli ritmini tuttururken, onunla birlikte yağmurun altına, karanlık sokaklara doğru adımlamaya başladım. Dünyada sanki sadece ikimiz var gibiydik.

Bölüm sonu

1 yorum