Olayın şokunu üzerimden atamadan kendimi kadınlar tuvaletinin lavabonun önünde buldum. Aynaya baktığımda kahverengi saçlarımın arasından sızan kahve lekesi berbat görünüyordu. Islak mendille silmeye çalışırken kapı sertçe açıldı ve içeriye okulun en popüler, aynı zamanda en tehlikeli kızı olan Pelin ile yancısı Melis girdi.
Pelin, kusursuz yapılı sarı saçlarını önümde durdu ve dudaklarında o küçümseyen gülümsemeyle süzdü beni.
"Ayy, İnci... Atlas'ın dikkatini çekmek için kahveyi üzerine özellikle mi döktün yoksa sakarlığın standart model mi?" dedi. Melis arkasında kıkırdayarak destek çıktı.
Kalbim korkuyla değil ama öfkeyle atmaya başladı. "Öyle bir şey yapmadım, kazaydı," diye mırıldandım sesimin olabildiğince dik çıkmasına çalışarak.
Pelin tam yanıma yaklaşırken, tuvalet kapısı bir kez daha gürültüyle açıldı. İçeriye giren kimse yoktu ama hepimiz o tanıdık, ağır tütün kokusunu aldık. Atlas, kızlar tuvaletinin kapısının eşiğinde durmuş, ellerini siyah deri ceketinin ceplerine sokmuştu.
Pelin anında rengini soldu, sesi yumuşadı: "Atlas? Burası kızlar tuvaleti..."
Atlas kafasını bile çevirip Pelin'e bakmadı. Keskin, karanlık gözleri doğrudan aynadaki yansımamla kesişti.
"Kızlar tuvaletinde işim yok," dedi kalın sesiyle, buz gibi esen bir rüzgar gibi. Sonra bana doğru bir adım attı. "Sadece... küçük incinin iyi olup olmadığını merak ettim. Çünkü benim sahneme gölge düşmesini istemem."
Pelin ve Melis şaşkınlıktan donakalırken, Atlas arkasını dönüp ağır adımlarla uzaklaştı. Nefesimi tuttuğumu onun gidişiyle fark ettim. İçimde kopan fırtınayı kimse bilmiyordu; ama biliyordum ki bu daha başlangıçtı.