Yangın merdiveninin o loş ve havasız boşluğunda, Atlas'ın nefesi tenimi yakarken zaman tamamen durmuştu. Parmakları çenemdeki yerini korurken, kahverengi gözlerindeki o yoğun ifade beni kelimenin tam anlamıyla hipnotize ediyordu. Aralarımızdaki mesafe saniyeler içinde sıfırlanırken, kalbimin göğüs kafesimi parçalayacağını sandım.
Tam o sırada, dışarıdaki demir kapının kulpu sertçe sarsıldı ve okulun rehberlik öğretmeninin o tok sesi yankılandı:
"Kim var orada? Yangın merdiveninin kapısı neden kilitli? Çabuk açın!"
Atlas’ın yüzündeki o büyüleyici ve sakin ifade anında dağıldı. Gözlerinde tehlikeli bir parlama belirdi ama kapının zorlanmasıyla birlikte benden uzaklaşmak zorunda kaldı. Öfkeyle soluyarak saçlarını geriye doğru itti, ardından bana dönüp fısıldadı:
"Bu gece, okulun arkasındaki sahafta buluşuyoruz, inci. İtiraz istemiyorum."
Cümlesini bitirdiği gibi arka pencerelerden birine yönelip dışarı süzüldü. Rehberlik öğretmeni kapıyı açıp içeri girdiğinde, merdiven boşluğunda yapayalnız, kalbi deli gibi atan bir halde kalakalmıştım.
Akşam olduğunda evden kaçmak sandığımdan çok daha kolay oldu. Annemlerin televizyon sesine odaklandığı o anı kollayıp odamın penceresinden sokağa atladım. Sahaf dükkânının önüne geldiğimde kapı aralıktı; içeriden sarı, loş bir ışık sızıyordu.
Yavaşça kapıyı itip içeri girdim. "Atlas?" diye seslendim.
Cevap gelmedi ama en arka rafların arasından gelen hafif tütün kokusu buradaydı. Rafların arasına adımladığımda, Atlas’ın masanın üzerine oturduğunu, elinde eski bir fotoğraf tuttuğunu gördüm. Üzerinde siyah deri ceket yerine sade siyah bir tişört vardı ve kollarındaki o ince dövmeler ilk defa bu kadar net görünüyordu.
Başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde bu kez ne o alaycı bad boy maskesi ne de öfke vardı; sadece garip bir kırılganlık, bir itirafın eşiğinde olan bir adamın sessizliği vardı.
"Geldin," dedi, sesi her zamankinden daha pürüzlü çıkmıştı. "Korkuyorsun, değil mi?"
Başımı salladım. "Korkuyorum," dedim dürüstçe. "Senden, bu yaşananlardan, her şeyden..."
Atlas masadan aşağı indi, yavaşça bana doğru yürümeye başladı. Aramızdaki o son engeli de kaldırarak ellerini ellerimin üzerine koydu. Parmakları buz gibiydi ama kalbimi ısıtıyordu.
"Korkmalısın da," diye fısıldadı, dudakları saçlarıma değerken. "Çünkü bundan sonra geri dönüşü yok, inci."