İkinci gün boyunca Vesper’ın durumu belirsizliğini korumaya devam etti. Ateşi bir türlü düşmüyor, vücudu aldığı ağır yaraya karşı direnç göstermekte zorlanıyordu. Alistair krallıkla ilgili tüm resmi işleri tamamen durdurmuştu. Konsey üyeleri kapıya kadar gelip acil kararlar alınması gerektiğini söyleseler de Alistair hiçbirini içeri almadı. Onun dünyası artık sadece o revir odasından ve yatakta yaşam mücadelesi veren kadından ibaretti.
Alistair, ıslatılmış bezi alıp Vesper’ın alnına yerleştirdi. Kadının yüz hatlarını, kapalı göz kapaklarını ve morarmış dudaklarını uzun uzun izledi. İçindeki vicdan azabı devasaydı; eğer o savaşa Vesper’ı götürmeseydi, onu daha iyi koruyabilseydi bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Kadının elini kaldırıp dudaklarına götürdü, uzun öpücükler kondurdu.
"Sana söz veriyorum," diye mırıldandı Alistair, gözyaşları sakallarına süzülürken. "Bir kez daha gözlerini açarsan, seni dünyadaki tüm kötülüklerden koruyacağım. Bir daha asla canının yanmasına izin vermeyeceğim. Sadece bana geri dön..." Gece boyunca kadının başucunda diz çökmüş halde bekledi, tuttuğu eli bir an olsun gevşetmedi.