Sevdiği kadının kanlar içinde karın üzerine yığıldığını gören Alistair’in zihninde insanlığa dair ne varsa o an silindi. Gözleri tamamen karardı, içindeki tüm merhamet kırıntıları devasa bir gazap alevine dönüştü. Çıkardığı hayvani bir nida ile Vesper’a vuran askerin üzerine atıldı; tek bir kılıç darbesiyle adamın başını bedeninden ayırdı.
Alistair artık bir insan değil, yürüyen bir felaket gibiydi. Karşısına çıkan onlarca düşman askerini hiç düşünmeden, vahşice katlederek merdivenleri tırmandı. Amcasının sığındığı kule odasının ağır ahşap kapısını tek bir tekmeyle parçaladı. İçeride korkudan titreyen amca, kılıcını çekmeye çalıştı ama Alistair adama hamle yapma fırsatı bile tanımadı. Adamın kılıç tutan elini bileğinden kesti. Amcanın attığı acı dolu çığlıklar taş duvarlarda yankılanırken, Alistair soğukkanlı ve canice bir öfkeyle adamı köşeye sıkıştırdı.
"Bu Vesper’ın babası için," dedi Alistair, kılıcını adamın bacağına saplayarak. "Bu Vesper’a çektirdiğin yıllar için!" Adamı acı çektire çektire, yalvartarak öldürdü. Amcanın cansız bedeni yere düştüğünde, Alistair üzerindeki kan lekelerine aldırmadan hızla kule merdivenlerinden aşağı koştu. Avluya ulaştığında, kanlar içindeki Vesper’ın yanına diz çöktü. Kadının solgun yüzünü ellerinin arasına aldı. "Vesper! Aç gözlerini, lütfen! Beni bırakma!" diye bağırdı, sesi ilk kez çaresizlik ve korkuyla titriyordu. Kadını kucağına alarak atına doğru koştu.