Zaman ilerledikçe Vesper içindeki değişimi bastırmakta zorlanmaya başladı. Artık Alistair odadan içeri girdiğinde kalbinin ritmi değişiyor, adamın dalgalı sarı saçlarına, güçlü çene hattına ve o derin bakışlarına odaklanmaktan kendini alamıyordu. Ona aşık olmuştu. Bu, kabul etmekten korktuğu ama kaçamadığı bir gerçekti.
Ancak bu aşk, Vesper için gizli bir zindan gibiydi. Alistair’e bu hislerini asla açamazdı. Yıllarca adama nefret kusmuş, onu suçlamıştı; şimdi "Sana aşık oldum" demek onun gururunu yerle bir ederdi. Üstelik Alistair’in bu evliliği sadece bir "anlaşma" olarak gördüğünü düşünüyordu. Adamın ona karşı olan kibar tavırlarını sadece bir kralın sorumluluğu olarak yorumluyordu.
Sarayın bahçesinde birlikte yürürlerken Vesper, Alistair’in pelerininin kendi koluna değdiğini hissetti. Yüreği göğüs kafesini parçalayacak gibi çarpmaya başladı. Alistair ona dönüp bir şeyler anlatıyordu ama Vesper adamın sadece hareket eden dudaklarına bakıyor, içinden onu öpmek için amansız bir istek duyuyordu.
"Beni dinliyor musun Vesper?" diye sordu Alistair, adımlarını durdurarak.
"Evet... Tabii ki," dedi Vesper hızla bakışlarını kaçırarak. "Sadece... Yorgunum."
Alistair kadının bu uzak duruşunu görünce içten içe üzülüyordu. Vesper’ın hâlâ kendisinden nefret ettiğini, bu evliliğe sadece halkı için katlandığını sanıyordu. Oysa Vesper’ın içindeki fırtınadan, o dondurucu bakışların arkasında yanan o büyük aşk ateşinden tamamen habersizdi.