İçeriğe geç

KARANLIK GECELER

Bölüm 4 · 11 dk okuma

KARANLIK GECELER

Bölüm 4

YALNIZLIK

Yalnızlık öyle bir duyguydu ki insana bir yandan huzur verirken, bir yandan da delirtirdi... Çünkü yalnız olup kafa dinlemeyi seviyorsun, fakat düştüğünde bazen bir elin seni kaldırmasını istiyorsun. Kendin kalkabilecek dahi olsan o elin varlığına ihtiyaç duyuyorsun.

Güçlü olsan da, kalkabileceğini bilsen de bazen birinin sana destek olduğunu, yanında olmak istediğini görmek istiyorsun. Bazen yalnız takılmaya alışsan bile sevilmeyi hissetmek istiyorsun. Birinin sana değer verdiğini görmek istiyorsun. "Bende seviliyorum! Değer görüyorum ve bunu hissediyorum!" diyebilmek istiyor insan...

İki çeşit yalnızlık var: Bi çevrende kimsenin olmamasıdır, derdin vardır ama anlatacak kimse yoktur. Düştüğünde kaldırılmak istersin ama biri de gelip elini uzatmaz sana. Ağlamak istersin ama gözyaşlarını kendin sileceğini bilirsin. Derdini dinleyecek kimse olmadığından kendi kendine hem derdini haykırır, hem de yalnızlığını dert edinirsin...

Bir de kalabalığın içinde ki yalnızlık vardır. İşte bu en beteridir. Etrafın insanlarla doludur. Senin gibi olmayan, seni anlamayan insanlarla... Bu çok daha kötüdür çünkü derdini anlatmak istersin anlatacağın birçok kişi vardır etrafında fakat seni anlamayacaklarını bildiğinden susarsın.

Düştüğünde sen çevrendekilerin elini uzatmasını beklerken onların senin düştüğünü bile fark etmediğini görürsün. Kalabalığın içindeki yalnızlıktır bu. Görünmez olursun resmen... Acı çekersin, canın yanar ama kimse seni görmez. Diğer seçenekteki gibi ağlayamazsın da. Çünkü insanların dertlerini değil, ağlayışını görür, acı çekişini değil haykırışını duyar ve yargılar...

Gözümü açtığımda hastanedeydim. Buraya nasıl gelmiştim? Tek hatırladığım o karanlık odadayken en son başım dönüyordu, bayılmıştım. Beni hastaneye o pislik canavar mı getirmişti? Bana acımış mıydı? Sanmam o odada kaldığım süre boyunca o canavarın merhameti, acıma duygusu olmadığını anlamıştım.

Odaya bir hemşire ve tanımadığım bir amca girdi. "Günaydın kızım. Uyanmışsın sonunda! Nasılsın?" Bu amca kimdi? Onu tanımıyordum. "Sen kimsin?" Hemşire bana yaklaştı. "Evet bütün testler yapıldı. ailesi gelince bilgilendirmesi yapılacaktır."

İkisi beraber odadan çıktı ve bir süre sonra annem, babam, teyzem, eniştem ve amcam gelmişti. Annem odaya girer girmez bana sarıldı. "Kızım Kumsalım nerelerdeydin sen günlerdir sana bir şey olmasın diye dua ediyordum. İyisin değil mi güzel kızım bir tanem benim."

Annem benim yaşıyor olmama sevinirken bense o adamın bana yaptıklarını öğrenmelerinden korkuyordum.

Teyzemde sımsıkı sarıldı boynuma. "Prensesim benim sonunda sağ salim kavuştuk sana ödümüz koptu sana bir şey olacak diye." Adem eniştem lafa atladı. "Aman Leyla geçti bitti işte kurtuldu Kumsalımız unutun artık olanları."

O sırada amcam ve babama baktım. Amcam da yanıma gelip beni öptü ve yanıma oturdu. O sırada babamın sert bakışlarına maruz kalıyordum.

Gerçi alışkındım babam hep kötü bir şey yaptığımda bana böyle bakar ve bakarak bana zarar vereceğini hissettirirdi. Bunun sebebini hiçbir zaman anlamazdım bazen beni sevdiği için böyle yaptığını düşünürdüm sonuçta babalar kızlarını sevmeliydi değil mi?

Babam dışında herkesle hasret giderdikten sonra o adama yöneldi bakışlar. Babam ve amcam adamın yakasına yapıştılar. "Sen bulmuşsun yeğenimi söylesene sen mi kaçırdın onu nerede buldun anlat her şeyi hemen!?"

Adam konuşmaya başladı. "Öncelikle adım Mahmut ve yeğeninizi ben kaçırmadım. Karımla birlikte ormanda yürüyüş yaparken yolun ortasında baygın bir şekilde buldum kızı. Sonra en yakın hastaneye yani buraya getirdim zaten adına kayıp ilanı vardı doktorlar hemen polisleri bilgilendirdiler. Ve size ulaştık. Ben de polislere ifademi verdim zaten. Neyse geçmiş olsun umarım iyileşirsin güzel kızım." Adam konuşmasını bitirdikten sonra amcamla eniştem ve babam adama teşekkür edip bir haber var mı diye polislerin yanına gittiler.

Teyzem ve annem de hemşireyi çağırıp durumu neler olduğu öğrenmek istediler. Ben utançtan gözyaşlarıma engel olamıyorken hemşire tecavüze ve şiddete maruz kaldığımı anlattı. Diyemedim orada günlerce ağlayarak anne gel diye yalvardığımı... Diyemedim karanlık geceleri çok korktuğumu...

Annem ve teyzem oradaki yaşadıklarımı öğrendiğinde bana öyle acıyarak baktılar ki... Annem çığlık atarak ağlamaya başladı. Bu durumu benim kabullenemeyeceğim gibi onlarda kabullenemeyecekti...

Teyzem bir yandan ağlıyor bir yandan annemi sakinleştirmeye çalışıyordu. Teyzem annemi odadan çıkarttı ve bir süre sonra eniştem amcam ve babamda gelmişlerdi. Sanırım durumu öğrenmişlerdi çünkü Adem eniştem şoka uğramış üzgün bir yüz ifadesiyle bakarken babam deliye dönmüş siniriyle sanki beni öldürecek iş gibi bakıyordu...

Amcam yanıma geldi saçımı okşadı ve yanağımdan öpüp bugünlerinde geçeceğini iyi olacağımı söyledi. Daha sonra hızlıca odadan çıktı. Sanırım o da gözyaşlarına engel olamıyordu...

Babam neden beni suçlarcasına bakıyordu anlamıyordum. Küçücük bedenim koca adama nasıl karşı koyabilirdi ki? Burada benim suçum neydi?

Anlık siniriyle bağırıp odadaki her şeyi yere atmaya başladı. "Allah kahretsin! Sen benim kızım olamazsın utanıyorum senden. Nasıl bakacağım ben şimdi elalemin yüzüne?"

Söyledikleriyle daha da çok ağlamaya başlamıştım. Neden beni suçluyordu ne yapabilirdim ben? Yaşadıklarımı, psikolojimi bilmeden neden benimle böyle konuşuyordu ki?

Babam beni sevmiyor muydu? Babalar kızlarını sevmez miydi? Bütün babalar mı bu kadar sinirliydi? Belki de babam da beni sevdiği için böyle davranıyordu...

Hastanede bir hafta kalmıştım. Sonunda eve gelmiştik. Amcam artık taburcu olup hastaneden çıkınca dönmüştü. Teyzemde bir kaç gün kalıp eniştemle birlikte gitmişti.

Teyzemgil gittikten sonra annem bana en sevdiğim yemekleri yapıyor, bana artık daha da ilgili davranıyor, yanımdan ayrılmıyordu... Fakat babam tam tersi bana karşı o kadar sabırsızdı ki geldiğimden beri her bir hatamda babam bana bağırıyor kızıyor keşke doğmasaydın, senden utanıyorum, diyor ve o konuyu sürekli yüzüme vurarak unutmamamı sağlıyor, beni suçluyordu.

Aradan zaman geçince polisler o adamı bulmuş mu diye karakola gittik. Fakat adamdan hiçbir iz yoktu.

Resmen kayıplara karışmıştı. Ne o günlerin bir kamera kaydı ne de adama dair biz iz vardı. Resmen görünmez olup kaybolmuştu. Bana bunu yapan hayatımı mahveden adamın hala dışarıda serbest olması beni korkutuyordu...

2018 Aralık Ayı:

Bir çocuğun yalnız kalması ne demekti? Dışlanmayı çok küçük yaşta öğrenmekte nedir? Bir çocuk küçük yaşta yalnızlıkla tanışırsa insanlarla bağını koparırsa hayata çok geç başlar, insanlar hakkında çok geç bilgi sahibi olur, iletişim kurmayı öğrenmek için geç kalır. Bir çocuk dışlanırsa, sevilmediğini çok küçük yaşta hissederse sevmekten korkar, en ufak hareketi de sevilmek sanıp insanlara kanar, aldatılırdı...

Okula gitmek istemiyordum. Artık arkadaşlarım sürekli beni dışlıyordu ve yaşama isteğim kalmamıştı. Sürekli bana sanki suç benimmiş gibi iğrenerek kötü kötü bakıyorlardı. Onların bakışlarına ailemin davranışlarına artık hiç kimseye hiçbir şeye katlanamıyordum.

Küçük yaşımda sigaraya başlamıştım, ama buna şaşırmamak gerek. Daha bu yaşımda defalarca tecavüze uğradım sigara bana koymazdı. Babam hep şiddet uyguluyordu. Zaten babam hep şiddet uygulardı. Kimin haklı, kimin haksız; kimin suçlu, kimin suçsuz olduğuna bakmadan kafasına göre döverdi. Sadece beni değil annemi de döverdi. Bu küçük yaşımda yaşadıklarım o kadar ağırdı ki...

Ben niye diğer insanlar gibi mutlu bir ailede yaşayıp yaşıtlarım gibi dışarıda arkadaşlarımla oynayamıyordum ki! Hayat bana hep çok acımasız davranmıştı.

Şans mıydı bunların hepsi? Böyle bir ailede doğmak, bunca şey yaşamış olmak, tecavüze uğramış olmak, şiddete maruz kalıyor olmak... Şans mı yoksa kader miydi?

Peki benim suçum neydi? Ben neden bu kadar şanssızdım ya da neden kaderimde hep acı çekmek vardı? Neden bir başkası değil de ben?

2018 13 Aralık

Sabahın erken saatlerinde gözümü açmıştım. Tahminimce herkes uyuyordu. Ama içeriden gelen hararetli konuşma seslerini duyunca bu fikrimden vazgeçmiştim. Yine nefes nefese kabus görerek uyandığım günlerden biriydi. Yaşadığım o kabus günlerin üzerinden bir aydan az bir süre geçmişti , hala o iğrenç izler vücudumda duruyordu ne yazık ki. Gerçi o izler geçse ne olurdu? Vücudumdaki izler geçiciydi, ama ruhumdaki izlerin geçeceğini sanmıyordum...

Aslında beni üzen durum ise beni bunca şeye rağmen polislerin, doktorların demesine rağmen bir psikoloğa bile götürmemişlerdi. Her gün aklıma geldikçe krizler geçiriyordum, iyi olmadığımın farkındaydım. Fakat ailem iyi olmam için hiçbir şey yapmıyordu.

Düşüncelerimden sıyrılarak yatağımdan kalktım. Sessiz adımlarla odamdan çıktım ve kapının önüne geldim. Tam içeri gireceğim zaman , içerideki konuşma dikkatimi çekti. Annemle babam hararetle bir şeyler tartışıyorlardı.

Konuşmalara kulak verdim, "ben senin bu iğrenç kızına katlanmak istemiyorum artık Melek. Bunu yurda verelim gitsin, bir işe yaradığımı var? Şimdide gitmiş siktirmiş kendini namussuz."

Duyduğum bu cümlelerle kalbime bir ağırlık çöktü, gerçekten bunları benim istediğimi mi düşünüyordu? Bu adam benim babam olamazdı, o canavardan bir farkı yoktu. Babamda onun kadar merhametsiz, acımasızdı. Bir baba kızına nasıl böyle şeyler söyleyebilirdi? Tamam beni sevmediğini biliyordum ama bu durumda beni suçlayacağını, tahmin edemezdim.

Düşüncelerimden sıyrılarak, annemin vereceği cevabı dinlemeye başladım. Annem babama karşı geldi." Erhan senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Kızımıza tecavüz edilmiş, sen neler diyorsun böyle? Ve ben kızımı yurda falan verdirmem tamam mı? Çok istiyorsan kendin gidebilirsin." Bu cümleler üzerine ağır bir sessizlik çöktü.

Annemin beni savunacağını biliyordum, çünkü o adı gibi bir Melekti. Annemi seviyordum, lakin bu cümleler üzerine babamın onu dövmesinden korkuyordum. Ve öylede oldu babam "senin dilin fazla uzamış sürtük" deyip anneme vurmaya başladı. Bende bunu duyunca içeri girip, yalvarmaya başladım, " baba!! Ne olur yapma, yalvarırım onu dövme beni döv, bırak. " Diye bağırmaya başladım. Anneme sağlam bir tokat atıp, bana döndü " SENİ KALTAK HERŞEY SENİN YÜZÜNDEN." Diye bağırıp bana da vurmaya, tekme atmaya başladı. Aradan bir kaç dakika geçince kapıdan çıktı ve evin dış kapısı açılıp kapandı.

Bunu duyan annem hızla ayağa kalkıp, yerde ağlayan benim yanıma geldi. Annem ağlamaklı sesiyle "kızım sen niye karışıyorsun? Bak sana da vurdu. Beni biraz dövüp bırakırdı, olan sana oldu." Deyip sarılmaya başladı. Bende bunun üzerine ağlayarak "artık bıktım bu adamdan. Sürekli seni dövüyor." Diye isyan ettim. Annem sessiz olmam gerektiğini, yoksa duyarsa tekrar döveceğini söyledi.

Bende kalkıp ağlayarak odama gittim. Aynanın karşısına geçip şişmiş gözlerime, mor vücuduma ve babamın tokadıyla patlayan dudağıma baktım. Bunların hiç birini hak etmiyordum. Gerçi hangi kız çocuğu bunları hak ederdi ki? Kendime oracıkta söz verdim. Bu evden kurtulacaktım.

2019 28 Kasım

Bugün doğum günümdü... Hayatımın mahvolduğu, vücudumda son doğum günümün iğrenç hediyesini taşıdığım, şiddete, zorbalığa, psikolojik baskılara maruz kaldığım o gündü... Hayatımın bitmesine, çocukluğum elimden alınmasına sebep olan o gündü... Nereden bilecektim yıl boyu bugünü beklerken, şimdi bugünden nefret edeceğimi...

Annem üzgün bakışlarıyla bana bakıyordu. Babam ise küçük bir hatamda bana bağırmaya başlayacaktı. Odamda oturuyordum, babam odama geldi. Annem babamı durduramadı. Babam geldi bana orda defalarca tokat attı, defalarca vurdu, dövdü. Artık bir şey hissedemiyordum. Beni dövmesi benim için bir şey ifade etmiyordu, alışmıştım. Beni bu küçük yaşımda acı çekmeye alıştırmışlardı. Sürekli içip içip iğrenç kelimeler kullanmasına, dövmesine alışmıştım. Fakat kabullenemiyordum. Babam olduğunu kabul edemiyordum. Bu hayatı hak ettiğimi düşünmüyordum. Bu kadar acıyı, işkenceyi kim hak ederdi ki?

2020 28 Kasım

Ve yine şiddete o iğrenç sözlere maruz kalıp, o geceyi hatırlayarak kriz geçirdiğim, en nefret ettiğim bir doğum günü daha... İntihar etmek istiyor, bu hayattan kopmak istiyordum bu küçük yaşta... O kadar yorulmuştum ki, yaşama isteği barındırmıyor, hayattan zevk almıyordum. Doğum gününü sevmek için tek bir sebebim vardı: Gittikçe büyüyordum. Bu evden kaçabilecektim...

2021 28 Kasım

Ben artık pes etmiştim fakat o beni dövmekten hiç usanmadı. Karşılık alamasa da dövmeye devam etti. İçi hiç soğumasa da...

Babam beni döverken bırakması için yalvarmıyor, söylediklerine karşılık vermek yerine, sessizce bitmesini bekliyordum....

2022 28 Kasım

Bir doğum günü daha ve bir yaş daha büyüyordum! Ben gittikçe büyüyor ve kaçma şansımı artırıyordum. Yaşamak için tutunduğum tek dalda buydu. Bu evden kaçıp yeni bir hayat kurduğumun hayalleri. Zaten bir insanı ayakta tutan hayalleri değil midir?

2023 28 Kasım

Aradan beş yıl geçmiş teyzemgil dönmüştü! Onu çok özlemiştim çünkü zamanında bana çok destek olmaya çalışmış yanımda olmuştu. Fakat doğum günü sürprizi hoşuma gitmemişti. O günü hatırlatmak dışında bir şeye yaramıyordu bu... Ama amacının beni mutlu etmek olduğunu bildiğim için de karşı çıkmıyordum.

Teyzemgil geldi. Kapı zili çaldı üstümü düzelterek kapıyı açtım. Teyzeme sarıldım, enişteme ve amcama da. Annem onları karşıladıktan sonra eve davet etti. Babamda geldi. Teyzem mutfakta anneme yardım etmeye gitti, bende peşine takıldım.

Teyzem sofrayı hazırlamaya başlamıştı. "Kumsalım bardak uzatır mısın?" "Hemen." Bardağı teyzeme tam uzatırken kolumdaki morlukları gördü. Sanırım fondöten işe yaramamıştı. Görünce yutkundu, beni bir köşeye çekti. "Kumsal bunlarda ne böyle! Ne oldu sana prensesim?" Çekingen bir şekilde konuyu kapatmaya çalışarak konuştum. " Şey eski bunlar teyze." Fakat eski olduğuna inanmadı. Israr etmeye başladı. "Yıllardır babam bu durumu kabullenmediğinden içip içip sövüyor, dövüyor resmen işkence ediyor, acı çektiriyordu bana, bu durumdan beni suçladı yıllarca teyze düşünebiliyor musun!? Oysa ben o zamanlar 12 yaşında küçük bir kızdım. Nasıl koca adama karşı çıkmamı, gücümün yetmesini bekleyebilir ki?" Teyzem ben anlatırken, ağlamaya başladı.

"Şerefsiz herif nasıl yapabilir yıllarca bunu sana? Kahretsin yıllardır buna müdahale edemedim, kurtaramadım seni güzel kızım özür dilerim affet beni! Neler yaşamış benim prensesim... Bebeğim neden kaçmadın bu adi herifin elinden?" Dedi. Bende teyzeme karşılık olarak "Maddi durumum mu var teyze? Çalışıyorum yaklaşık bir yıldır para biriktirdim. Biraz yetecek kadar param olunca bir dakika durmam kaçarım zaten." Dedim.

Hemen bana bu konuda yardımcı olacağını söyleyip bir para kartı verdi. Ben ilk kabul etmesem de teyzem hayatım için ısrar etti, kabul ettim. "İyi ki varsın teyzeciğim çok teşekkür ederim hayatımı kurtardın." Teyzem hüzünle baktı bana. "Geçte olsa senin için bir şey yapabildim prensesim git kurtar kendini. Hadi hazırlan biz uyuyunca gidersin. Ben bileti yurdu hallederim şimdi." Teyzeme bir kez daha sarıldım ve odama çıkıp eşyalarımı hazırlamaya başladım.

Bu parayla nereye gideceğimi bilmiyordum. Yeterli para vardı, ancak benim kimsem yoktu... İşim bittikten sonra aşağı indim. Anneme doyasıya sarıldım. Sarılırken gözlerim doldu. Buna engel olamadım. Annem neden bir anda sarıldığımı sordu bende cevaplayamadım...

Bugün kaçacaktım! Bu evden gidecektim artık. Çektiğim işkenceler, yaşadığım acılar bitecekti. Ben bugün kurtulacaktım!!!

Salona gidip amcama sımsıkı sarıldım, yanında oturdum biraz sohbet ettim. O benim her şeyimdi. Ondan ayrılmak zor olacaktı. Enişteme de sarıldım öptüm babama sadece baktım hiç bir şey yapamadım... Öpemedim, sarılamazdım da. Bu benim canımı çok yaktı fakat hatırladım ki bu evden kaçma sebebim aslında babamdı.

Evdekilerin yatmasından bir saat olmuştu. Teyzem benim için uçak biletini hatta yurt odama kadar her şeyi ayarlamıştı. Dikkatli ve sessiz bir şekilde odamdan çıktım dışarıya doğru yürüdüm. Son kez doğduğum, büyüdüğüm eve baktım. Çocukluğumun geçtiği ve hatta çocukluğumun bittiği evdi burası... Belki bu evden, bu şehirden gidiyordum ama bu evdeki bu şehirdekileri unutsam da yaşattıklarını ömrüm boyunca unutamayacaktım... Bu evi, bu şehri arkamda bıraksam da, bende yarattığı travmalarda benimle gelecek, hayatım boyunca peşimi bırakmayacaktı...

Kayseri benim kabusum olmuştu. İzmir de hayallerimi gerçekleştirmek için gittiğim şehir olacaktı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.