Gece,şehrin üzerine ağır bir perde gibi çökmüştü.Her yer sessiz,herkes suskun.
Ama benim içimdeki intikam ateşi susmamıştı,aksine katlanarak artıyordu.
Dans ettiğim ve elini tuttuğum kişi Viran Sancaktar olunca bu ateş sadece katlanmıyor,harekete geçmek istiyordu.
O adam Karan'ı kandırmış,beni kandırmış ve sonunda intikamını almıştı.Ve o kadar alçakça yapmıştı ki bunu...
Karan'ı ve Tufan Alaşan'ı gördüğümde başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş Viran'ı boğmak istemiştim.
Gözlerim onlardan ayrılmış,Viran'ı bulmuştu.
Gözlerininin içine kenetlendim,bendeki intikam ateşi ondada vardı.Kafamı salladım.
Tam bu sırada sunucu nutku tutulmuş olacak ki yutkunarak ve şaşırmış bir ses tonuyla konuştu.
"Suaire Gecesinin birincileri,Elvena Bayraktar ve Kutluğ V. Sancaktar"
Bu ses duyulduğunda onunla aynı birinciliği aldığım için ve adım onunla aynı yerde bulunduğu için tüylerim ürperdi.
Bütün salon alkış yağmuruna tutulmuştu.
Şimdiki adım,Viran beni sandalyeme bırakacak ve yerine geçecekti.
Bizimkilere bakmamak için gözlerimi yere eğdim,Viran kolumu sıkıca tuttu ve yürümeye başladı.
Dişlerimi sıktım ve suratımı ona çevirdim.
"Pisliksin..." kelimelerle ifade edemeyeceğim türden bir pislikti.
"Hayatımda gördüğüm en adi pisliksin" bunları söylerken rahatlamanın aksine onu gebertmek istiyordum.
Vücuduma dokunduğu,benimle dans ettiği,aklı sıra beni kandırdığı için gebertmek istiyordum.
O ise düzen içerisinde olan suratını hiç bozmadı,bir sinirleniş veya bir gülümseme dahi olmadı.Sadece gözleri parladı ve;
"Teşekkürler" dedi.
Teşekkürler?Yaptığı şerefsizliği kabul ettiği anlamına mı geliyordu bu?
Gözlerimi ondan ayırdığımda sandalyeye gelmiştik,oturdum.Yavaş adımlarla buradan uzaklaştı.
Bu sırada Karan ve Yalçın masaya geldiler,herkes ayağa kalkmıştı.Böyle bir rezilliği asla kabul etmezlerdi.
Bütün salon Sancaktarlar ile bize bakarken ayağa kalkmış toplanıyorduk.
Yalçın çantamı topluyor ve beni sakinleştirmeye çalışıyordu.
Benim ise gözlerim Virandan ayrılmadı,sakince yerine oturmuş bacak bacak üstüne atmış ve yüzünde bir mimik olmadan beni izliyordu.
Derin derin nefesler aldım,bu sırada herkes hazırdı.
Önden yürüdüm,bizimkilere bakarsam göreceğim tek şey sinirli suratları olacaktı.Bu yüzden hiç kimse birbirine bakmadan yürüdü.
Bütün kameralar bana doğru geliyor,herkes bize geliyordu.
Zaferim ve Viran Sancaktar hakkında sorular soruyorlardı...
Tek isteğim Viran'ı bir an önce gebertmekti.
Dışarıya adımımızı attığımızda hepimiz için şemsiyeler açıldı,Yalçın beni yavaşça tuttu ve olabildiğince hızlı arabaya götürdü.
Yağmur kat ve kat fazlalaşmıştı,arabaya bindiğimde aklıma evde dönecek felaketler geliyordu..
Cama baktım,iç geçirdim.
Karanlık, sokakların arasına sinmiş bir sis misali, her köşeyi sessizce yutuyordu. Gökyüzü, sanki öfkesini saklayamayan bir kadının çığlığıydı.
Yağmur, ince ince değil… acımasızca yağıyordu. Sanki gök delinmiş de bütün felaketini suratıma çarpıyor gibiydi.
Her damla kaldırıma çarparken adeta bir patlama oluyordu,sokak lambalarının titrek ışıkları içimdeki yangını andırıyordu...
Rüzgâr, ıslak bir yalnızlık gibi yüzlere çarpıyor; yağmurla birlikte savrulan serinlik, gecenin karanlığını daha da keskin hâle getiriyordu.
Pencerelere vuran her damla, içeriye göğsü sıkıştıran bir hüzün ve ürperti taşıyor; sessizlik bile yağmurun gürültüsü altında eziliyordu.
Bu gece, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi ağırdı…
Bu sırada beni rahatlatacak bir ses olan Yalçının sesi duyuldu.
"Biliyorum unutamazsın ama en azından alacağın intikama odaklan,evdekilerin çıkaracağı yangın seni yanıltmasın"
Gözlerim ona döndü,yutkundum ve kafamı salladım,haklıydı.
"Nasıl oldu bu aklım almıyor..." dedim derin bir nefes alarak.
"O adam benim vücuduma dokundu,kucağına aldı resmen rezillikti" bunları söylerken kendi cümlelerim altında ezildiğimi hissediyordum.
Gözleri daha çok bana döndü,bakışları daha da yumuşaklaştı.
"İçinde bulunduğun hiçbir şey rezillik olamaz,sen sadece dans ettin.Böyle düşün,olur mu?"
Kafamı salladım ve derin bir nefes aldım,Yalçında olmasaydı kendimi iyi hissedemeyecektim.
Biraz sonra araba hanedana geldi,gelmemle üzerimde bir ağırlık hissetmem bir oldu.Oraya girmek istemiyor,o pislik herifin konusunun tekrar açılmasını istemiyordum.
Derin bir nefes aldım,Yalçın arabadan indi ve kapımı açıp beni şemsiyenin altına aldı.
Arabalara bakılırsa herkes gelmişti,tabii o sinirle bana hemen saldırmak için gelmişlerdi...
Korumalar tedirgin ve ürkek bir şekilde önlerine döndüler.
Yalçın sakin ve içimi huzurla dolduran o güzel sesiyle bir kez daha konuştu.
"Elvena,ne derlerse desinler umursamayacaksın tamam mı?"
Kafamı salladım,"Umursamayacağım"
Hafifçe tebessüm etti,ve hanedanın kapısından içeri girdim.
İçeri ilk adımımı attığımda dışarıdan daha soğuk ve buz kesici bir hava aldım,aile fertlerinin suratları beş karış,dizilmiş beni bekliyorlardı...
Yalçın geri çekildi ve kapıyı kapattı,oturanlar dikleşti,ayaktakiler bakışlarını keskinleştirdi.
Salona daha çok geldim ve onlara döndüm.
"Neydi bu rezillik?" Dedi babam adeta bir bıçak olan ses tonuyla.
Karan'a döndü.
"Sen nasıl ufak bir oyuna kanabilirsin ha Karan?!" Sesi o kadar kalın ve öldürücü çıkıyordu ki insanın şuracıkta ölesi geliyordu.
Karan bakışlarını yerden kaldırmadı,yüzü epey üzgündü ve bunu belli eden ses tonuyla;
"Üzgünüm efendim"
Bu sırada amcam babamın başka bir versiyonu olarak konuştu."Üzgün olman ne yazar!Senin kız kardeşini,liderini dansa kaldırmışlar!"
Bu sırada abimlerin üçününde bakışı bana döndü,tabii ki bu durumu onlarda kabul edemezlerdi.
Bu sırada annem beni savunmayacağı,aksine okları dahada üzerime çekeceği o konuşmasına başladı.
"Asıl sen Elvena,madem bir Sancaktar ile dansa kalkıyorsun!Ne diye böyle uçar kaçarlı bir dans yapıyorsun?"
Herkesin bakışı daha çok üstüme yöneldi.
"Sen herifin kucağındasın,omzundasın..." dedi iğrenircesine bakarak.
Bu sırada abimlerin bakışları daha da keskinleşti.
"Haklı" dedi abim ve Aran aynı anda.
"Ne diye böyle bir dans yapıyorsun!Adam her yerine dokundu,bir Sancaktar bizim elimize değse pislenir,kirleniriz!" Dedi abim.
Kulaklarım hafifçe ayağa kalktı,bir lider olarak bu tür laflara artık susamazdım.
Kelimelerimi aklımda toparlamaya çalıştım ama nafile,kimseyi önemsemeyecektim.
Ben bir liderdim ve istediğimi konuşurdum.
Sesimi yükselttim,dışarıdaki gök gürültüsünden daha fazla çıkan sesim hanedanda yankılanmaya başladı.
"Ben bir liderim!Her şeyden önce yaptığım şeylerin hiçbiri rezillik olarak kabul edilemez..."
Derin bir nefes aldım ve dışarıdaki yağmurun ritmik atıştırmasıyla birlikte sesim daha da yükseldi.
"Bir kural olduğu için o pislik herifle dans ettim!Ayrıca ikimizde aynı eğitimleri aldığımız için bu koreografiyi yaptık..."
Bu ses tonuyla devam ederek;
"Karanda bir anlık hataya düştü!İnsan beşer şaşar,sizde benim baş düşmanımla olan olayımı benden fazla önemsemeyin!O heriften intikamımı en iyi şekilde alacağım!"
"O yüzden şimdi sadece susun ve güzellik uykunuza dalın olur mu?Hepinize iyi geceler"
Derin bir nefes aldım ve topuklu ayakkabılarımın can alıcı sesiyle merdivenlerden çıkmaya başladım.
Topuklularımın sesi can alıcı olabilirdi ama şuan konuşmaya bile halim yoktu,merdivenin kenarlarına tutuna tutuna çıktım.
Ayaklarımın ağrısıda hâlâ geçmemişti zaten.
Odamın kapısını açtım ve içeri geçip kapıyı kapattım.
Elbisemi çıkarmak için harekete geçtim,deniyordum deniyordum açılmıyordu.Ayağımdaki ağrıda artıyordu.
Yatağa tutundum ve ağlamaya başladım,ne ağlamamı durdurabiliyordum ne de içimdeki intikam ateşini,yenme hırsını.
Küçüklükten beri böyle öğretilmişti bana.
İntikamımızı alamazsan hiçbir şeysin,kazanamazsan berbatsın.
'Birinci değilsen sonuncusun'
Hıçkırıklarımı durduramamakla beraber hemen banyoya girmem lazımdı,bana pislenmişsin demişlerdi.
Bir Sancaktar sana dokunduysa kirlenmişsindir demişti abim.
Topuklularımı yere fırlattım,nefret ediyordum.Her şeyden nefret ediyordum.
Yandaki komidinden makası kaptım ve elbisemi kesmeye başladım,elbisenin içinden çıktığımda korsemi kestim.Hepsini terasa fırlatmıştım.
Hem zaten kirliydim ben.
Banyonun içine girip suyu açtım.
Buz gibi bir suydu,hava gibiydi.
Soğuk bir mermi gibi vücuduma gelmesine rağmen beni etkilemiyordu,vücuduma nüfuz eden su tanecikleri adeta içimdeki yangından akıp gidiyordu.
Oysaki akıp gitmemesi lazımdı,beni temizlemesi lazımdı.
Beni Sancaktarların pisliğinden temizlemesi lazımdı.
Hızlıca bir ilif kaptım ve duş jelini sürdüm,bütün vücudumu sertçe ovuşturmaya başladım.
"Pis değilim ben,hadi temizleneceğiz şimdi Elvena" daha sert sürmeye başladım.
Vücudumun acıdığını hissediyordum ama umursamadım,sadece temizlenmem lazımdı.
"Daha sert Elvena,daha sert"
Ve daha sert.
Temizleneceksin Elvena,hiçbir düşman seni kirletemez Elvena.
....
3.KİŞİ ANLATIMI;
Sancaktarlardada farklı bir durum yoktu,onlarda bu şiddetli yağmurun şiddetli tartışmasına kapılmışlardı.
Bütün herkes hanedana adım atmış,salona geçip oturmuş ve Kutluğ'u bekliyorlardı.
Yaptığının yanlış olduğunu,sahada savaşması gerektiğini düşünüyorlardı.
Ve çakan koskocaman bir şimşeğin ardından
Kutluğ Sancaktar içeri giriş yaptı.
Hizmetliler hemen dağılmış,başka yere gitmişlerdi.
Sessizlik bütün her yere yayıldı,Kutluğ yanlarına geldi ve koltuğa oturdu.
Orhan bey Kutluğ'a baktı,şuan lider oydu ve kararlarına karşı gelemezdi.Ama konuşması lazımdı,böyle giderse başına işler açardı.
Dinçer Bayraktar'ın zehir gözlerinden farksız olsan gözleriyle bakışları daha da büyüdü ve kalın sesiyle konuştu.
"Kutluğ,yaptığın şeyin ne kadar saçma olduğunu biliyor musun?"
Kutluğ'un gözleri kısıldı,ne yapmıştı ki?Düşmanına düşmanca karşılık vermişti.
Hazar Sancaktar,"Kutluğ niçin böyle bir şey yaptın?Senin savaşman gereken yer saha,birinin en savunmasız kaldığı anı yakalamak senin işine değil"
Kutluğ dikleşti,zehir gözlerini babasına ve abisine döndürdü.
"Sadece bana düşmanlık yapan bir Bayraktar'a cevap verdim"
Sertap Hanım kafasını olumsuz salladı,oğlunun iyiliğini isteyenlerden biriydi o da.
"Düşmanca cevap vererek onun binalarından birini patlatabilirdin,böyle bir şey yaparak sanki Elvena Bayraktar seninmiş gibi bir imaj çizdin"
Kutluğ yutkundu,vermek istediği mesaj bu değildi.O geldiği ilk andan beri Elvena'ya hayran olmuştu,sadece korku salmak istemişti.
Sertap Sancaktar derin bir nefes alarak konuşmasına devam etti.
"Yarın her yerde saçma sapan haberler çıkacak ve Elvena Bayraktar korkmak yerine daha çok abartacak,çünkü kendini bir eşya yerine konulmuş hissetti"
Kutluğ gözlerini yere çevirdi,hiçbir kadına böyle hissettirmek istemezdi.Onunda bir kız kardeşi vardı.
Ayağa kalktı."İyi geceler" dedi tüyler ürperten sesiyle,ve sonra odasına doğru yavaşça yürüdü.
Geldiğinde kapıyı kapattı,koltuğuna oturdu ve yanda duran içki şişesini alıp bir bardağa içki koydu.
Ceketinin sol iç cebinden Elvena Bayraktar'ın kolyesini çıkarttı.
Dans sırasında havaya fırladığında kolyesi yere düşmüştü,dans bittikten sonrada bunu farketmemişti.
Kutluğ bir zarar gelmesini istemediği için kolyeyi almıştı.
Aylı bir kolyeydi,gece mavisi ile siyah rengini barındırıyordu.Elvenanın baş harfi vardı ve güzel bir taç vardı.
Kutluğ kolyeyi burnuna götürdüğünde çok güzel bir koku aldı.
Elvena Bayraktar ne kadar güzel kokuyordu öyle.
Hiçbir yerde rastlamamıştı bu kokuya,parayla satın alınabilecek gibi bir kokuda değildi zaten.Heralde bu Elvena Bayraktar'ın kendi kokusuydu.
Kokuyu daha çok içine çekti ve içkiden bir yudum aldı.
Elini yavaşça kolyenin üzerinde gezdirdi.
Bu sırada kapı çalmıştı,kolyeyi avcunun içine aldı.Kimsenin bu kokuyu almasını,böyle güzel bir havayı içine çekmesini istemiyordu.
Olabildiğince saklamak istiyordu bu kolyeyi.
Avcunun içine iyice yerleştirdikten sonra zehirli sesiyle konuştu,"Gir"
Kapı sakince açıldı,Tufoydu.İçeri girdi ve kapıyı kapattı.
"Tek mi içiyorsun?" Dedi hafifçe tebessüm ederek.
Kutluğ iç çekerek kafasını salladı,genelde Tufo ile içerdi.Derdini,sıkıntısını onunla giderirdi.
Eliyle yana oturması için işaret yaptı,Tufo yavaşça oturdu.
Kutluğ bir bardak daha çıkarıp onada içki koydu.
Tufo Kutluğ'a döndü,"Biliyorum aynı şeylerden sıkılacaksın ama ev haklı haklı"
Kutluğ yutkundu,biliyordu ama o amaçla yapmamıştı işte.
"Böyle hissettirmek istemedim ben...bilmiyorum" zehir gözlerini farklı tarafa döndürdü.
Tufo ise sakinleştirici sesiyle konuşmaya devam etti.
"Dansa kaldırmak garip bir fikirdi,hem şey ne düşünecek acaba...şey.Sonuçta yarın gelecek Türkiyeye"
"Haberlar yarına dahada büyüyecektir"
Kutluğ kaşını kaldırdı,sonra indirdi.Kim olduğunu anlamıştı.
"Vezna mı?"
Tufo kafasını salladı,Vezna Kutluğ'un sevgilisiydi.Amerikada tanışmışlardı,Kutluğ oraya kafasını toplamak için girmiş Veznada ona yardımcı olmuştu.
Kutluğ ona çok aşık değildi,sevdalanmamıştı.
Sadece kendisine bazı konularda iyi geldiğini düşündüğü için sevgili olmuştu onunla.
Hatta Elvena Bayraktar'a hissettiği hayranlığın yarısını bile hissetmemişti.
Şimdide Türkiyeye gelecek,birkaç gün geçireceklerdi.
Böyle durumlardada ne hissedeceğini bilmiyordu,derin bir nefes aldı.
"Açıklarım niye dansa kaldırdığımı,anlar" dedi bunu umarak.
Daha Kutluğ bile Vezna'yı kıskanmamıştı,onunda böyle duygular hissedebileceğini düşünmüyordu.
O sadece hayatında önemli bir yere sahipti o kadar.
Tufo iç çekti."Yani sadece şey değil..."
'Şey' diyordu Vezna'ya,yenge demek içinden gelmiyor,ismiyle seslenmekte istemiyordu.
Kutluğ da bunu anlıyor ve sesetmiyordu,çünkü içinde bir yerde o da öyle demesini istemiyordu.
"Elvena Bayraktar'ın sevgilisi de bu görüntü karşısında değişik şeyler düşünebilir"
Kutluğ'un kaşları çatıldı,sevgilisi mi?Var mıydı ki?
"Var mı?"
Tufo yutkundu,"Yani o konu hakkında bir bilgim yok,benden kaçmaz bilirsin"
Tufodan gerçekten hiçbir şey kaçmazdı,kendisi eski mit müsteşarıydı ve bir çok görevde devletine yardım etmişti.
Çok kapsamlı biriydi.
"Ama büyük ihtimal varsa yabancıdır,buraların en iyi kadın lideri.Kendisinden düşük biriyle sevgili olmaz.Başka ülkenin güçlü liderlerinden biriyle sevgilidir"
Düşündü,ve rastgele salladı.
"Rus,Fransız..."
Kutluğ yutkundu,hiç bu ihtimali düşünmemişti.O sadece aklına gelen ilk planı uygulamıştı.
"Ama belkide yoktur sevgilisi" öyle olmasını umarak söylemişti bunu.
"Sanmam,yani yanlış anlama kardeşim yaşında kız ama güzel,akıllı.Her türlü kişi teklif etmiştir"
Kutluğ önüne döndü ve içkisinden bir yudum aldı.
Tufoda içkisini kafasına dikti ve ayağa kalktı,"Hadi benden bu kadar,iyi geceler"
Kutluğ göz kırptı,Tufo yavaşça odadan çıktı.
Kutluğ derin bir nefes aldı,ekstra olarak yarın bir balo daha vardı.O böyle balolara katılmazdı ama sırf Elvena Bayraktar yüzünden katılacaktı.
Derin bir nefes aldı,hem neydi o gözleri?Hangi renkti acaba.
Hayatında hiç görmediği bir renge sahipti bu gözler.
İçkiden bir yudum daha aldı.
Gözlerini aklından atmaya çalıştı,onun bir sevgilisi vardı sonuçta başka bir kadını,hemde düşmanının gözlerini ne yapacaktı ki?
Yarını ve Veznayı düşünmeye çalıştı.
Sonra yavaşça üstünü çıkarttı,aynanın karşısına geçti ve lens kutusunu aldı.
Lens takıyordu evet.
Heterokromi hastalığı vardı,bir gözü kahverengiyken diğer gözün yarıya ayrılmıştı.
Bir kısım kahverengi,diğer kısım maviydi.
Ama bu yeraltı dünyasında farklı olmak demek düşük olmak demekti.Yani onun bu kusursuz gözü aslında bir kusurdu.
Bu yüzdende lens takıyordu.
Derin bir nefes aldı ve lens kutusuna lensini yerleştirdi.
Sonrada kolyeyi güzelce bir poşetin içine yerleştirdi,bunu merkezden çok uzak yerde bulunan gizli evindeki kimsenin bilmediği kasaya bıraktıracaktı.
Önemli eşyaları oraya koyardı ve bu da ona anlamlı gelmişti.
Masanın üstüne bıraktı ve yatağına girdi.
Zaten sabah olmaya yakındı ve erken kalkacaktı,bu yüzden biraz da olsa uyumak istedi.
....
ELVENANIN ANLATIMI;
Hava her zaman simsiyah olmasına rağmen sabah olduğunu anlayabilelim diye rengini grileştirmeye başlamıştı.
Siyahlıktan griliğe doğru giderken hava muhteşem görünüyordu,yağmur damlalarıda çok fazla artmaya başlamıştı.
Camlara ahenkle damlıyor kulağa hoş gelen ritmik bir şölen yaratıyordu.
Bu güzel şöleni birazcık daha izlemek ve keyiflenmek istiyordum ama işlerim vardı,bugün akşam olacak bir yemek ve bir ton iş...
Yatağa tutundum,ve kalktığımda aklıma Viran Sancaktar geldi.Acımasız ama bir o kadarda kusursuz olan yüzü.
Ve benden almaya çalıştığı intikam,kesinlikle kendi kazdığı kuyuya kendi düşecekti.Beni daha tanımamıştı.
Bu hırsla hemen yataktan kalktım,dün gece saçlarımı kurutmadan uyuduğum için şekilsiz kalmışlardı.
Hazırlanmam gerekiyordu,hava hâlâ karanlık ve yağmurlu olduğu için makyaj masası lambamı açmıştım ve oturdum.
Saçlarımın renginin siyaha dönmesi için olan spreyimi sıktım ve saçlarımı tarayıp şekil verdim.
Çok hafif bir makyaj yaptıktan sonra beyaz bir buddy,gri bir etek ve etekle uyumlu gri bir ceket giydim.
Aşağı inecektim,her şeyi unutmak istiyordum.Dün geceyi...
Kapıyı açtığımda Meleği gördüm,masum bir şekilde tebessüm etti.Dünkü halimi bildiğinden bana kendimi iyi hissettirmek istiyordu.
Ama bu tebessümün altında bir şey daha vardı,bir korku,endişe.
Kaşlarımı çattım.
"Melek bir problem mi var?"
Yutkundu ve gözlerini benden kaçırdı.
"Efendim benim size söylemem olmaz..."
Olabildiğince hızlı merdivenlerden inmeye çalıştım ama ayağımın ağrısından inemiyordum.
Zar zor gelmiştim.
Salonda kocaman bir sessizlik ve kocaman bir karanlık vardı,perdeleri sonuna kadar açılan büyük camlardan yağmur damlaları gözüküyordu.
Herkes dizilmiş ve bir korumamız elinde büyük tabletle duruyordu.Sol tarafa baktığımda Yalçın'ı gördüm.
Kafasını olumsuz salladı,sanırım benimle ilgili bir şeyi engelleyememişti.
"Noluyor?" Dedim zar zor çıkan sesimle.
Annem korumanın elindeki tableti aldı ve bana gösterdi.
"Bayraktarlar'ın büyük lideri ile Sancaktalar'ın büyük lideri arasındaki muhteşem çekim!"
Abim sinirlendiği ve bana tepkisini göstermemek için başka tarafa döndü,Aran ile Karanda derin derin nefesler alıyorlardı.
Annem devam etti,"Bu muhteşem ikili arasında bir aşk mı doğuyor?"
"Yoksa iki lider aşkıyla barış mı yaratacak?"
Beni gıcık etmeye çalışarak devam etti,dişlerimi sıktım ve kalın sesimi daha da yükselterek.
"Yeter" annem durmuştu.
"İki tane saçma haber kanalının lafına mı bakacağız?"
Aran derin bir nefes aldı,"Haberler büyümüş,diğer ülkelere bile ulaşmış"
Dişlerimi sıktım.
Nasıl böyle bir şey olabilirdi ya?Nasıl!
"Ben yemeğe kalmayacağım,iş yerine gidiyorum!Halledeceğim tamam mı?"
Yalçın yutkundu.
"Kutluğ V. Sancaktar'ın sevgilisi Vezna Caraesa sabaha doğru buraya iniş yaptı,medya oraya doğru yoğunlaşır bugünkü baloyla birlikte unutulur diye düşünüyorum efendim"
Dedi babamlara dönerek.
Viran'ın sevgilisi mi vardı?O an kalbimde bir şeyler yolunda gitmedi.
Hem bu adam sevgilisi varsa beni ne diye dansa kaldırmıştı ki?Derin bir nefes aldım.
"Sevgiliside,kendiside..." Sonra yutkundum.
"Gidelim Yalçın"
Yengem bana döndü,"Elvena işlerini erken bitirmeye çalışırsan iyi olur,elbiseni üzerinde deneyeceğiz"
Kafamı salladım."Çalışırım"
Yalçın ile birlikte kapıdan dışarı çıktı,Yalçın hemen şemsiyeyi çıkarttı.Artan yağmurun altında çok az yürüdükten sonra arabaya binmiştik.
Viran Sancaktar'ın sevgilisi vardı demek.Hiç bilmiyordum bunu.
Nasıl biriydi?
Yalçın'a döndüm."Sevgilisi olduğunu bilmiyordum..."
Kafasını salladı."Baya gizlemiş,ben bile yeni öğrendim"
Yutkundum."Pislik herif,birde beni dansa kaldırdı ya"
Bugünkü baloda vardı,orayada gelebilirdi.Hemde bu baloyu Yavuz Baybars düzenliyordu.
Yavuz Baybars yani bizim kıdemli ortağımız ve benim çocukluk arkadaşım,Sancaktarlarla da çok samimiydi.
Viranla da çocukluktan beri görüşüyor ve yakın arkadaşlardı.
Kesin gelecekti.
Biraz sonra şirkete gelmiştik,Yalçın kapımı açtı.Şemsiyeyle beni hemen içeri soktu.
Girdiğim anda alt kattaki korumalar saygı duruşuna geçtiler,asansöre binip iş yeri katına gelmiştim.
Çalışanlar ismimi geçiriyor ve fısıldaşıyorlardı,haberi duymuşlardı.
Topukluyla sert bir adım attığımı duyduklarında hepsi bana döndü ve sesler kesildi.
Başlarıyla bana selam verdiler.
Dişlerimi sıktım ve gözlerimi kocaman açtım,"İşinizin başına geçin,tek bir kişiyi boş konuşurken görmeyeceğim"
Herkes masalarına geçti.
Derin bir nefes aldım.
Yalçın beni odama bıraktı.
"Aşağıdayım"
Kafamı salladım.
Masamın başına geçtiğimde duvarlar adeta üstüme üstüme geldi,dışarıda çakan şimşek sesi içimi daralttı.
Ayağa kalktım,derin derin nefesler aldım.
Her şey neden bu kadar üst üste geliyordu?
Viran Sancaktar,sevgilisi,başımdaki işler,bitmek bilmeyen balolar,sevkiyatlar...
Masamın başına geçtim.
Bugün sevkiyat toplantısına girmem gerekiyordu,o yüzden sakin olmam lazımdı.Alt çekmecede bulunan sakinleştirici hapımı ve bir su alıp hızla içtim.
Ellerimin titremesine engel olamıyorum ama sevkiyatla ilgili belgeleri düzenlemem gerektiği için umursamamaya çalıştım.
Yapacağım sevkiyat;Baybarslıların karargahından geçecekti,ortağımız olduğu için zor olmayacaktı ama yinede herhangi bir engeli göz önünde bulundurmazsam bozulabilirdi.
Ve sevkiyat bugündü,titremelerime ve anksiyeteme bir türlü engel olamadığımdan sevkiyat ile ilgili araştırmalar yapmayı bıraktım.
Derin bir nefes aldım ve saatime baktım,zaten çok az kalmıştı.
Derin derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalışmalarımdan sonra vakit dolmuş,toplantı saati gelmişti.
Bu sırada kapım çalındı,"Gel" dedim nefes alıp veren sesimle.
Yalçındı,"Gel,gidelim"
Kafamı salladım,çıkmıştık.Panik halimi anladığından dolayı bana ara ara gülümsedi ve omzuma elini koydu.
Gülümsedim.
Biraz sonra toplantı odasına gelmiştim,kapıyı açtım.
Herkes oradaydı ve ayağa kalktılar.
Birkaçının bakışı dün geceden dolayı değişikti,tavrımı belli etmek için suratımda hiçbir gülümseme modeli yaratmadım.
"Evet sevkiyat bugün ve son eksikler hakkında konuşmak için sizi buraya topladım"
Herkes kafasını salladı.
Yalçın elime bir dosya verdi,bu sevkiyat için hazırlanan bir dosyaydı.
Aldım ve yutkundum."Her şey burada,paylar,kazanç..." ve hepsine uzattım.
Hepsi teker teker okudular.
Aras Demirkan kafasını salladı ve bana döndü,"Benim açımdan hiçbir problem yok"
Diğerleride aynı şekilde konuştular,ama Yavuz Baybars hâlâ okuyordu.
Yutkundum."Yavuz bir sorun mu var?"
Samimiyetimize dayanarak Yavuz diyordum,buralarda samimi olmadığınız kişilere soy ismiyle seslenirdiniz.
İç çekti ve dosyayı bırakıp bana döndü,gözlerini hafifçe kıstı.
"Elvena,sen bugün iyisin değil mi?Biraz panik gibisin"
Yakınlarımdan biri olduğu için bunu anlayabilmişti,kafamı salladım.
"İyiyim,kafam farklı seylere takık.Ne oldu bir sıkıntı mı var?"
Kafasını salladı."Heralde gözünden kaçmış,bu gece bizim yoldan Sancaktarlarda geçecek.Beni bilirsin Kutluğ ile samimiyimdir.Laf söyleyemem"
O anda gözlerim kocaman açıldı ve zafer kazanmış gibi gülümsedim.İntikamımı böyle alabilirdim.
Nasıl mı?
Sevkiyat gönderilecek yere ilk önce mâl götürenin kârı fazla olacaktı.Ve bende Sancaktalar'ın sevkiyat saatinde mallarında bir sıkıntı olmamasına rağmen ihbar edip vakitlerinden harcayacaktım.
Sonrasındada zevkle yan taraftan geçip gidecektim.
Ve bunu benim yaptığım anlaşılacaktı.
Daha çok gülümsedim.
"Yavuz en iyi arkadaşım olduğunu söylemiş miydim?"
Yavuz,"Söylemene gerek yok Elvenacığım bunun farkındayım" dedi göz kırparak.
Bu sırada diğerleri bana baktı.
Yutkundum."Plan tamamen değişti"
"Sevkiyat gönderilecek yere ilk önce mâl götürenin kârı fazla olacağı için bir plan hazırladım"
"Sancaktalar'ın sevkiyat saatinde mallarında bir sıkıntı olmamasına rağmen ihbar edip vakitlerinden harcayacağız ve zevkle yanlarından gideceğiz"
Yavuz bunu söylememi beklemiyordu,bu yüzden şaşırarak bana baktı.
Herkes bu fikri onaylamıştı,gülümsedim.
Biraz sonra herkes çıktığında Yavuz eşyalarını toparlıyordu,Yalçın ve bende vardık.
Yavuz gülümsedi."Senden korkulur,öyle intikam alınmaz böyle mi alınır dedin?"
Sırıttım.
Yavuz bunu tabii ki Viran'a söylemeyecekti,çünkü bana yapacağı şeyleride söylemiyor ve bir denge kuruyordu.
"E baloda görüşürüz o zaman Yavuz"
Gülümsedi."Tabii,ama şu dansı bir de benim balomda yapsanıza.İyi para kırarım"
Kaşlarımı çattığımda gülmeye devam etti,ve sonra bende güldüm.
Haklıydı.
"Hadi görüşürüz"
Yalçın'a döndü.
"Baloda gözlerim seni arayacak yakışıklı adam,bekliyorum"
Yalçın hafifçe tebessüm etti.
Yavuz çıkmıştı ve Yalçın bana döndü.
"Yani Yavuz'u seviyorum ama en iyi arkadaşım falan diye niye diyorsun?Ben değil miyim en iyi arkadaşın?"
Güldüm,Yalçın böyle şeyleri çok kıskanırdı.
"E sensin tabii Yalçın!Ama Yavuzda arkadaşım ya o yüzden dedim..."
Kaşlarını çattı."İyi öyle olsun,ayrıca yine Sancaktar'ı kalpten götüreceksin"
Gülümsedim,işte şimdi keyfim yerine gelmişti.
Ve şimdi eve gitmem lazımdı,balo için hazırlıklar yapılacaktı.
Odaya gidip eşyalarımı toparladıktan sonra Yalçın ile birlikte aşağıya indim.Yağmur çok fazla artmış,dolu şeklinde yağıyordu.
Yalçın kabanını giydi ve şemsiyeyi açarken konuştu."Üstüne düzgün şeyler giy,nefret ediyorum bu yağmurdan hasta olacağım ya uf"
Yağmuru hiç sevmezdi,küçükkende tarzına düşkün olduğundan üzerine mont giydiğinde üstünün bozulduğunu düşünürdü.Gerçi hâlâ öyleydi.
Gülümsedim,şemsiyeyi açmıştı ve şemsiyenin altına girdik.Kapı açıldığında hızlıca arabaya bindik.
Yalçın çok iyi araba sürdüğü için çok hızlı bir şekilde eve geliyorduk.Bundan şikayetçiydim çünkü dilediğim kadar yağmur yağışını izleyemiyordum.
Ve yine öyle bir andaydık,Yalçın hızlıca gelmişti.
Ve bende bu yüzden hızlıca eve girdim.
Yalçın gitmişti,bu baloya o da katılacak ve içeri bölümde bulunacaktı.Bu yüzden en yakışıklı korumalardan olmak için hazırlanacaktı.
Kendisi çok süslü demiştim.
Hanedana adımımı attığımda kimse görünmüyordu,hizmetliler temizlik yapıyordu.Babamlar büyük şirkette olmalıydılar.
Bu sırada hizmetlilerden bir tanesi yanıma geldi."Efendim anneniz ikinci katta,elbise işlemlerini hallediyor"
Kafamı salladım.İkinci kata çıkmam gerekiyordu.
Yavaş adımlarla ikinci kata çıktım,kapıyı açtığımda yengem ve bir hizmetlide oradaydı.
Annem,"Tamam sen çık" dedi hizmetliye,çıkmıştı.
Yengem bir elbise paketi çıkarttı.
Annem,"Evet Elvena elbisen bu"
Yengem açtığında bordo,boğazında ufak bir ip detaylı ve gayet hoş bir elbiseydi,uzun ve bolartılıda değildi.Hayret,annemler bu sefer abartmamışlardı.
"Tamam o zaman ben odamda deneyeyim bunu"
"Odanda niye deniyorsun?Üstüne görmek istiyorum şuan" dedi annem.
Kesin yine kiloma laf söyleyecekti,gözlerimi yengeme döndürdüm.Beni kurtarmasını istiyordum.
Bu sırada yengem öksürdü ve bana göz kırptı.
"Ay Verdena,ben makyajımı ne yapacağım?"
"Bulamadın mı?"
"Evet ya!Elvenaya sonra bakarız gelsene"
Annem bana baktı,sonra beni süzdü.
Derin bir nefes aldı ve kafasını salladı,elbisemi hızla aldım ve koşar adımlarla odadan çıktım.
İyi ki annemin yanına denemeyecektim.Hemen odama gelmiştim.
Ama ilk elbiseyi giymeyecektim,makyajımı ve saçımı yapacaktım.Bu balo aile dostumuzun olduğu için özel birilerini çağırmaya gerek duymamıştık.
Makyajımı ve saçımı kendim yapacaktım.
Makyaj masasına oturdum,kapatıcıyı çok az uyguladım ve annemin öğrettiği şekilde diğer malzemeleride hafif hafif kullandım.
Rimel sürüp bordo bir ruj sürdüm.
Saçlarımı dalgalandırdım ve gür olması için ısı uyguladım,açık bırakmıştım ve büyük,ortasında bordoya yakın renk elmasın bulunduğu bir küpe taktım.
Şimdi elbiseyi giyecektim,bunun için korsemi aldım.
Korseyi annemin yaptığı gibi yapamadığım ve kendimi o kadar sıkıştırmak istemediğim için yavaş yavaş ve sıkmadan yaptım.
Korse işini hallettikten sonra sıra elbiseye gelmişti.Kolay giliyordu,hemen giymiştim.
Aynada kendime baktım ve gülümsedim.Böyle sade,şık elbiseler hoşuma gidiyordu işte.
Ve tam bunu söylerken yere düşen yüzüğünü almak için eğildim.Eğildiğim anda yanda duran kocaman bir yırtmacı gördüm.
Bacağım,bacağımın üstü gözüküyordu.Annemler yine beni şaşırtmamıştı.
İnsanlara iyi göz zevki yaratacaktım resmen...
Derin derin nefesler aldım.
Hareketlerime daha çok dikkat etmem gerekecekti.
Sinirimi korudum ve topuklu ayakkabımı,çantamı aldım.
Aynaya baktığımda kolyem yoktu,bana uğur getiren kolyem yoktu.
Neredeydi ki?
Çekmeceleri,dolapları,yerleri...her yeri aradım.
Bir türlü bulamıyordum.
Hava dahada kararmış yağmur fazlalaşmıştı,aşağı inmem lazımdı.
Kolyeyi sonra arayacaktım,uğurum nereye gitmiş olacaktı ki?
Saate baktım,aşağı inecektim.
Derin nefesler alarak aşağıya yavaşça indim.
Bizimkiler bekliyorlardı.
"Hadi..." dedi annem.
"Arabalara geçiyoruz Elvenada geldi"
Annemler önde yürürken abimler yanıma geldi,abim gülümsedi.
"Canım liderim ve güzel kardeşim,ne kadar güzel bir elbise giymişsin sen öyle"
Aran,"Edepli,adaplı"
Karan,"Tam istediğimiz model"
Gülümsedim,önlerine geçtim ve onlara döndüm.
Yırtmacımı açtım,"Ah,hep böyle giyinirim o zaman"
Üçüde şok olmuş şekilde bana baktılar,yutkunamıyorlardı bile.Bende ilk gördüğümde aynı böyle olmuştum.
"Bunu çıkar" dedi abim.
"Annemede aynısını söylemek ister misin abiciğim?"
Sustu ve iç çekti,"Gerçekten...Elvena bak dikkatli olmanı istiyorum bu elbiseyle"
Aran ve Karan da kafasını salladı,gerçekten baya açık bir bölgeydi çünkü.
Kafamı salladım."Dikkatli olacağım zaten"
Sessizce kapıya kadar gelmiştik,Aran kapıyı açacaktı ki bana döndü."Sabah duyduğun şeyden sonra mutlu musun liderim?"
"Gece duyacağım şeyden sonra daha mutlu olacağım canım" dedim gülümseyerek.
Üçüde anlamaz gözlerle bana baktı.
"Ne?Bir planın mı var?"
"Masada görürsünüz"
Sızlanmaya başladılar,tabii ki söylemeyecektim ve sürprizi bozmayacaktım.
Gerçekten küçük çocuklar gibilerdi,ve bugün epey de yakışıklı olmuşlardı.
Üçününde takım elbisesi simsiyah,jilet gibiydi.Ceketlerinin yan kısımlarındada bordo bir peçete vardı.
Benimle uyumlu gözüküyorlardı.
Aran kapıyı açtı ve korumalar bize doğru geldi,karşıdan Yalçın geldi.O da çok yakışıklı gözüküyordu.
Abim kaşlarını çattı ve Yalçın'ı süzdü."Yakışıklı olmuş beyefendimiz"
Abimler küçüklükten beri Yalçın ile uğraşırlardı.
Yalçın tebessüm etti."Merak etme Baran,senin kadar yakışıklı değilim"
Aran,"Peki ya bana ne diyorsun?Yakışıklılığın kitabını yazmamış mıyım?"
Yalçın ve ben güldük."Evet evet çok yakışıklısın"
Bu sırada babamların arabaları hazırdı,bineceklerdi.Korumalar şemsiyeleri hemen açtı ve hızlıca arabaya bindik.
Yağmur damlaları çok sertlerdi,bu kış epey soğuk ve yağmurlu geçiyordu.Ama ben kar yağmasını istiyordum.
Karda biraz uzak kısımlara yağıyordu,işler yüzünden gidemiyor ve karı göremiyordum.
Mahzun mahzun yağmuru seyrederken Yalçın,"Elbisenin rengi bugün alacağın öçün rengi gibi"
Gülümsedim,Viran Sancaktardan intikam almak keyifli olacaktı.
Hatırladıkça daha çok mutlu oluyordum.
"Evet,peki ya yırtmacı mı gördün mü?" Dedim iç çekerek.
Yalçın arabayı profesyonelce sürerek konuştu,"Yırtmaç çizgini farkettim..." diğer eliyle alnını kaşıdı.
"Çok mu fazla?Verdena hanım kesin abartmıştır"
Yırtmaç çizgisini nasıl farketmişti?Ben bir kadın olarak farketmezken o nasıl anlamıştı ki.
"Soruyu cevaplamadan önce.." dedim ona dönerek ve şaşırmış halde.
"Yırtmaç çizgisini nasıl farkettin?"
O da bu soruma şaşırmış gibiydi,bir yandan bana baktı ve bir yandan yola.
"Anlaşılıyor"
Gözlerimi kıstım,"Bence sen kadın olmalıydın,süslü püslüsün zaten"
Güldü,bende sırıttım.
Biraz sonra gelmiştik.
Hepimiz aynı anda arabalardan indik,Yalçın önüme geçti ve diğer korumalarımızda geldi.Bana dün gece ile ilgili soru soracaklardı ve bunu engellemeye çalışıyorduk.
Korumalar önümüzü kapattı ve paparazilerden korunarak bizim için ayrılan masaya geçtik.
Mekan çok güzeldi,kırmızı ve altın renginden oluşuyordu.
Her aileye özel bir masa vardı,bu masaların üstünde soyadlarımız ve koltuklarımızda isimlerimiz bulunuyordu.
Birçok aile olduğu için çok masa mevcuttu.Ve arka kısımda uzun bir masa vardı,bu masada liderlerin masalarda ailesini bırakıp o masaya oturmalarını ve diğer liderlerle konuşması için bulunuyordu.
Genellikle gecenin sonlarına doğru o masada oturulurdu.
Ayrıca orta kısım çok büyüktü,kocaman kırmızı bir halı konulmuştu.
Avize altın renkli koskocamandı.
Sol taraftaki masaların olduğu yöne doğru gidince bir koridor bulunuyordu ve bu koridorda büyük ihtimalle lavabolar mevcuttu.
Her şey çok düşünülmüş ve muhteşem görünüyordu.
İsmim yazan sandalyeye oturdum,bizimkilerde oturmuştu.
Ve büyük liderlerin çoğu gelmişti.
Birazdan Yavuz ortaya gelir,konuşma yapar ve şarap kaldırırdık.
Yalçın ise bizim masanın kenarında duruyor ve birkaç koruma ile konuşuyordu.
Bu sırada Yavuz abimlerle göz kontağı kurdu,bizim masaya doğru geldi.
"Selamlar Bayraktar ailesi" dedi gülümseyerek.
Babam ve amcamda gülümsedi,"Selamlar Yavuz"
"Hoşgeldiniz,iyi ki geldiniz."
Gülümsedim.
"Ah ah..." dedi bizim yanımıza gelerek.
"Verdena kraliçem yine mükemmel gözükmekte,Zenan hanım adeta bir kuğu!"
Annem ve yengem güldü,Yavuz hep böyle yapardı.Çünkü küçüklükten beri bizimle iç içe büyümüştü.
"Benim brolarım,Aran,Karan ve Baran ateş atıyorlar!Krallar baş köşede yakıyorlar..." dedi babamları göstererek.
Onlarda gülümsedi,sonra bana döndü.
"Liderimiz,güzelliğine benzetme bulmak zor olacak ama ben ona..." dedi düşünerek.
"Bordo güzellik diyeceğim,nasılsın güzel kız?"
Güldüm,genelde biri bana böyle bir şey dese abimler hemen sinirlenirdi ama bu Yavuz olduğu için sinirlenmiyorlardı.
Artık ona alışmıştık.
"İyiyim mekan sahibi,sende ateş atıyorsun."
Gülümsedi ve kendi etrafında döndü."Bunu Elvena Bayraktardan duymak büyük onur"
Güldük.
Yavuz gülümsedi."Diğer misafirlere bakacağım,sonra yanınıza gelirim bir eksik olduğunda hemen buradayım tatlı Bayraktarlar"
Bu sırada babam öksürdü,ve Yavuzla göz teması kurdu.Zaten babam o zehir gözleriyle birine baktığında baktığını anlayan kişi hemen ona dönerdi.
Yavuz hemen babama döndü.
Babam kalın sesiyle konuştu,"Deden Ardahan bey ve büyük annen Asır hanım nasıl?"
"Çok iyi,bizi bile mezara gömer yani"
Babam gülümsedi,"Peki ya abin,baban Arslan'ı gördüm ama abini göremedim"
Yavuz etrafa göz gezdirdi,"Büyük ihtimal arkadadır,yanınıza gönderirim Dinçer amca"
Babam kafasıyla onayladı,Yavuz abimlere göz kırparak uzaklaştı.
Baybars ailesi kudretli bir ailedir;
Büyük dede Ardahan Baybars çok çalışmış,yeraltının saygın adamlarından biri olduktan sonra Asır Hanım ile evlenmiş ve ailesini büyütüp Arslan beyi dünyaya getirmişlerdi.
Arslan bey Yüsra Hanım ile evlenip Yavuz ve Yakut'u dünyaya getirmiş.
Yakut ağabey biraz daha sakin bir kişilik olduğu için Yavuz başa geçmişti.
Kök salan bir ailelerdi.
Vakit biraz daha geçmiş,artık bütün masalar dolmuş,bütün kudretli aileler gelmişti.
Prodüksiyon iyice kurulmuş ve güzel bir ahenk oluşmuştu.
Yavuz Baybars'ın balosu,yüksek tavalı salonun ortasında ağır bir sessizlikle akıyordu.
Kristal avizelerden süzülen muhteşem ışıklar,masalarda oturan liderlerin yüzlerine düşüyor;herkes nefesini tutmuş gibi,ortaya geçen ve elinde şarap bardağıyla duran Yavuz'u dinliyordu.
Onun sesi tok ve hareketliydi,kelimeleri herkese hükmedecek kadar keskin,ama güldürecek kadar da huzur doluydu.
Yavuz yutkundu.
"Bugün burada Baybarsıların üçüncü lideri olarak konuşuyorum,Baybarslılar elli yaşına girdi.Koca bir imparatorluk gittikçe güçleniyor ve büyüyor"
Evet,gittikçe büyüyen bir imparatorlukları vardı.
"Ve benden önce ki liderler bu imparatorluğu nasıl güzelleştirdilerse bende onlar gibi mükemmel bir imparatorluk bırakacağım,bu liderlik sürecimde yanımda olan ve şuan masalarında oturan lider arkadaşlarıma teşekkür ederim"
Sonra gülümsedi ve şarabını kaldırdı,"Birlik ve beraberliğimize!"
Masalarda oturanlar konuşmanın bu anında tebessüm ettiler ve ellerindeki şarap şişeleri havaya kalktı.
Bu sırada bende şarabımı aldım ve havaya kaldırdım.
Ve tam o anda kapılar açıldı,paparaziler planlanmış gibi kenarlara açılıp düzen içinde flaşlarını patlatmaya başladı.
Ve sonra birkaç koruma içeri girdi,öndende Viran Sancaktar içeri girdi,kolunda sevgilisi Vezna vardı.
Salonun havası değişti.
Veznayı kolundan çıkarıp arka tarafa aldı,Orhan beyler kendilerine ayrılmış masaya geçtiler ama Viran öne geldi.Yavuz'un yanına.
Elindeki şarap şişesini aldı ve bakışları doğrudan beni buldu;ne masalara baktı ne de Yavuz'a.Gözleri benim elimdeki şarap şişesine kaydı.
Kısa bie an sustu,dudaklarının kenarında soğuk ve gıcık bir tebessüm belirdi.
Gözlerini benden ayırmadan şişeyi kaldırdı.
"Bazı kadehler birlik ve dostluk için kalkar" dedi sakin ama keskin bir sesle.
"Bazılarıysa...hatırlatılması gerekilen bir intikam için"
Şişeyi bana doğru hafifçe eğdi.
Bakışlarımı bir an olsun kaçırmadım.
Şişeyi daha da yukarı kaldırdım.
Masada oturan hiç kimse şaraplarını içmiyor,herkes kimin kime şarap kaldırdığını izliyordu.
Ve bende şarabımı içemiyordum çünkü Viran Sancaktar'ın bakışları şarabı unutturacak kadar ağırdı.
Ve Viran Sancaktar şaraptan bir yudum aldı,gözlerimin ona aynı keskinlikte baktığını görünce yutkundu.
Sonrasında bir tebessüm ile Yavuz'a döndü.
"Değerli arkadaşım,ellinci yılın kutlu olsun.Beni beklemeden mi kutlayacaktın?"
Yavuz da gülümsedi."Sancaktarsız eğlence olmaz dostum,en baş köşe senin" dedi elini masaya uzatarak.
Viran da göz kırptı ve sonra masasına geçti.
Salonda sessizlik hâkimdi,herkes bana,Viran'a ve sevgilisine bakıyordu.
Ruh hastası adam sevgilisi varken bana kadeh kaldırıp aklı sıra dünü unutmadığını hatırlatıyordu.Ama ben onu birazdan görecektim.
Sevkiyatı patlatılınca...
Bu sırada önüme döndüm,Yalçın'ı gördüm.Sakin kalmam için göz kırptı.
Ve abim sinirle şarabı masaya bıraktı.
"Bu adam elimde kalacak,açıkça belli Elvenaya kaldırdı o şarabı"
Babam Dinçer derin bir nefes aldı ve bana döndü.
"Niçin bu kadar sakinsin Elvena?"
Gülümsedim ve şarabımdan bir yudum aldım,babam çok zeki bir adamdı ve amacımı anlayabiliyordu.
Keskin ama bir o kadarda mutlu çıkan sesimle konuştum,"Sadece onun suratını izleyin..."
Saatime baktım."Hatta şimdi hemen bakın"
Masadakiler Viran Sancaktar'a dönmüş ve onu izliyorlardı.
Yanına Tufan Alaşan gelmiş ve bir telefon uzatmıştı,Viran sakince telefonu aldı ve sevkiyatın videosunu izlemeye başladı.
Ve on saniye sonra,tam on saniye sonra gördüğü görüntü karşısında bana döndü.
Gözlerimiz aynı anda birbirini bulduğunda gülümsedim ve şarap şişesini kaldırdım.
Sonra önüme döndüm.
Masadakiler gülümseyerek bana baktı.
Aran,"Ne yaptın?"
"Sevkiyatını ihbar ettim,kârımız haneye hayırlı uğurlu olsun Bayraktarlar"
Herkes keyifle gülümsedi ve şaraplarını yudumlayıp önlerindeki yemeği yemeye başladılar.
Yalçın ise bana göz kırptı,bende hemen ona göz kırptım.
Viranın yanında oturan Vezna bana keskin bir bakış atmış ve dişlerini sıkarak Viran'a dönmüştü.Büyük ihtimal neden ona şarap kaldırdığımı soruyordu.
Viran sinirlerine hakim olmaya çalışarak masaya,yani babasının tarafına döndü.Konuşmaya başladı.
Olanları anlattıkça masadakilerin bakışı bana dönüyordu,Vezna dudaklarını sıkmaya devam ediyordu.
Ve sonra yutkundu,Viran'a döndü.Sakin kalması için bir şeyler söyledi.
Tam Viran'a dokunacaktı ki bir anda elini geri çekti,sadece tebessüm etti ve ona başka bir şarap bardağı uzattı.
Vezna Caraesa;Sarı saçlıydı,sarı saçları adeta gün ışığını andırıyordu.Gözleri çok açık bir mavi ve parlaklık yaratıyordu.Boyu biraz kısaydı.Belli ki makyaj yapmayı çok seviyordu.
Ve çok keskin bakışlıydı.
Ama benim olduğum topraklara uygun bir kız değildi.
Çünkü ben olduğum toprakların kendisi olmuştum.
Saçlarımın siyahlığı,tenimin beyazlığı,gözlerimin siyaha yakınlığı,uzun boyluluğum ve sertliğimde bunun kanıtıydı.
Yani ben bir ay ışıldamasıyken Vezna bir gün ışımasıydı.Birbirimize hiç benzemiyorduk ve o Viran'a da benzemiyordu.
Belli ki Vezna Caraesa ile çok iyi anlaşamayacaktık.
Bu sırada Sancaktarlar masasındaki Laraya gözüm kaydı.Canım arkadaşım bugün harika gözüküyordu.
Masadakilere bir şeyler söyleyip yanındaki korumayla ayağa kalktı,lavaboya doğru gittiler.
Bende yanına gidecek,konuşma fırsatı değerlenirecektim.
Ayağa kalktım."Ben lavaboya gideceğim,siz devam edin"
Amcam bana baktı ve sonra arka tarafa baktı.
"Yanına Yalçın'ı alsan iyi olur Elvenacığım,şimdi güzel liderimize bir zarar gelir falan..."
Annem dışında hepimiz gülümsedik,kafamı salladım.
Yalçında gülümsedi,"Şeref duyarım efendim,buyurun"
Gülmeye devam ettim ve Yalçın yanımda yavaş yavaş lavaboya doğru yürüdük.
Salondakilerin gözleri benden ayrılmıyordu fakat Vezna Caraesa sanki onun düşmanıymışım gibi bakıyordu.
Umursamadan geçtim ve geldim.
Lara lavaboda saçlarını düzeltiyordu,geldiğimizi gören koruma.
"Efendim Bayraktarlar geldi,hızlanın isterseniz"
Laranın gözleri beni bulduğunda gülümsedi,ve sona Yalçın'a dönüp heyecanla öne geldi.
Yalçın,"Şey...seni arkadan çağırıyorlardı sanırsam.Merak etme bende bir Bayraktar ve Sancaktar'ın aynı yerde durmasına izin vermem"
Koruma biraz durdu ve sonra kafasını sallayıp yürüdü,gittiğinden emin olduğumuzda Larayla birbirimize sarıldık.
Gülümsedi,"Vay vay liderim!Ateş atıyorsun bugün ha?Abimide mahvetmişsin kızım"
Güldüm.
"Biraz öyle oldu,hem yengende gelmiş" dedim dalga geçerek.
"Aman sorma ne yengem,gıcık oluyorum o kıza.Zaten sanada garip bakışlar atıyor"
Yalçında kapının dışından konuştu,"Bir an bile gözlerini Elvenadan ayırmadı,zaten sinsi biri olduğunu duymuştum"
Bu sırada Lara Yalçına döndü ve gülümsedi."Yalçın seninlede sarılsaydım be"
Yalçın tebessüm etti."Aman canım arkadaşım,şimdi abin topuğuma sıktırmasın"
Üçümüzde güldük,biz üçümüz küçüklükten beri çok iyi anlaşır ve hep birlikte hareket ederdik.
Bir haftadırda birbirimizi hiç görmemiştik ve şuan görüşmek ödül gibi gelmişti.
Gülümsedim."İyi güzellik,biz masaya dönüyoruz kendine dikkat et!"
Gülümsedi,"Sizde dikkat edin canlarım!"
Tekrar sarıldık ve Yalçın el salladı,sonra masaya doğru yürümeye başladık.
Bu sırada tam koridordan çıkacaktık ki Yalçın beni tuttu.
Gözüyle işaret yaptı,"Yırtmacına dikkat et,zaten Sancaktarlarin gözü senin üzerinde"
Kafamı salladım ve koridordan çıkıp masaya geldik,bu sırada şarkılar çalmaya başlamış her şey çok güzel ilerliyordu.
Herkes masalarında sohbetler ediyor,yemek yiyordu derken gecenin o saati gelmişti.Lider çocuklarının ve genç liderlerin buluşma yerine.
Yavaş yavaş şarkı değişti.
Masalardan kalktık,abimler ve ben kalkmıştık.
Yalçında masanın yan tarafında duracağı icin yanıma geldi.
Abim ve Karan koluma girdi,Yalçın ve Aran suratıma baktı.
"Sizde birbirinizin koluna girebilirsiniz" dediğimde ikiside birbirine bakıp göz devirdi.
Bu sırada biz keyifle güldük.
Masaya gelmiştik,iki baş hazırdı.Biri benim için biride Viran içindi.
Aras Demirkan,Yalın Korhan,Arslan Özer,Taygun Ertemir,Ardan Karaca,Ladin Akçay,Toygar Özdemir,Yavuz Baybars,Berat Ozanlı,Kardar Soydemir ve son olarak Benim ile Viran vardı.Bunlar liderlerdi.
Yusuf Demirkan,Sue Korhan,Korhan Özer,Selin Özer,Uraz özdemir,Hakan Karaca,abimler,Lara, Hazar Sancaktar,Yakut Baybars vardı.Onlarda lider kardeşleriydi.
Tek kadın lider bendim,ama tek kadın lider kardeşi ben değildim.
Herkes yerine yerleştikten sonra karşı karşıya oturan Viran Sancaktarla biz göz göze geldik ve sonra gözlerimi kaçırdım.
"Evet başlayalım" dedim oturanları işaret ederek.
Viran da onaylayınca başlamıştık.
"Sevkiyatlar ile ilgili bir sıkıntısı olan Var mı?" Dedi Aras Demirkan.
Togyar Özdemir elini kaldırdı.
"Evet konuş" Dedi Viran.Toygar Özdemir,Sancaktarlar tarafında olduğu için ona izin verecek kişi Virandı.
"Erkek kardeşim Uraz Özdemir akdeniz bölgesindeki sevkiyatlara bakıyor ama biz bölgesini değiştirmek istiyoruz"
Böyle bir şey genelde nadir olurdu çünkü bu işler birkaç yıl önce ayarlanılmıştı.
"Niçin?" Dedi Viran.
"Berat Ozanlı ile olan düşmanlığımıza son vermeye karar verdiğimiz için Akdeniz bölgesindeki sevkiyatları ona bırakacağız"
Ozanlılar ile Özdemirler arasında eskiden beri bir düşmanlık vardı ve sonunda bitmişti,ama Özdemirler neden bu kadar iyi davranıyorlardı onu anlayamamıştım.
Bu sırada Viran yutkundu."Berat ile anlaştıysanız bize diyecek bir şey kalmamıştır"
Herkes kafasını salladı ve bende onayladım.
"Bölge olarak ege bölgesine geçebilir,zaten en boş bölgemiz"
Bu fikirde onaylanmıştı ve biraz sonra diğer liderler aralarına sohbet gerçekleştirdi.
Yavuz Baybars,"Eğer konuşulacak sıkıntılar bittiyse masalarında geçip eğlenceye devam edelim"
Bu sırada Viran keskin ve ağır çıkan sesiyle konuştu.
"Ben konuşacağım..."
"Bugün bir sevkiyatım oldu ve bu sevkiyatım Kardar Soydemir ile birlikteydi"
Kardar Soydemir bu masada oturan en tehlikeli liderlerden biriydi,ailesi çok kudretli bir aileydi ve Viran ile çok iyi anlaşırlardı.
"Ama bu sevkiyatımı ihbar eden biri vardı...Elvena Bayraktar"
Herkes bana döndü,ben ise bacak bacak üstüne attım ve önümdeki kahveden bir yudum aldım.
Saçımı düzelttim.
Bu sırada Kardar Virandan söz hakkı alarak bana döndü.
"Yeraltı dünyasında sevkiyat işlerine başlanıldığından beri kimse kimseyi ihbar etmez,ve bu bir kuraldır.Siz bunu bendne daha iyi bilirsiniz Elvena Bayraktar"
Kahvemi yerine koydum ve kafamı salladım.
Viran keskin bakışlarını daha çok büyüttü,"Sırf daha fazla kâr almak için böyle aşağılık bir oyuna gerek var mıydı?"
Dişlerimi sıktım ve gülümsedim,bana aşağılık demişti ha?Masadakilerin bakışları ikimiz arasında kayıp gidiyordu.
Dikleştim ve derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.
"İlk önce sınırıma bir gözlem yeri yerleştirdin,sonra aşağılık bir intikam yöntemi denedin"
Bakışlarımı dahada keskinleştirdim ve kahvemden bir yudum daha alarak konuşmaya devam ettim.
"Benim elim armut mu topluyor Sancaktar?"
Viranın bakışları dahada sertleşmeye devam ediyordu."Yıllardır uygulanan bir kuralı bozamazsın Bayraktar"
"Bunun için bir yaptırım olmasını talep ediyorum"
"Elbette" dedim.
"Olsun mu olmasın mı karar verin sayın arkadaşlar?Evet olsun diyenler elini kaldırsın"
Masadakiler ilk Viran'a bakıyor ellerini kaldırıyor,sonra bana bakıp ellerini indiriyorlardı.
İkimizde güçlüydük ve insanlar bizi rakip almak istemiyorlardı.
Yavuz ikimizinde ortası olarak konuşmaya girdi."Sevkiyatlar ihbar edilmeyecek diye bir anlaşma yazılı olarak yapılmadı,bence bundan sonrası için yazılı bir anlaşma ayarlayalım"
"Böylece ilk ve son olur"
Herkes kafasını salladı,beni cezalandıramayan Viran'ın keyfi epey bozulmuştu.
"O zaman..." dedi Yavuz.
"Masalarımıza geri dönelim"
Herkes onayladı,Viran ile ben aynı anda ayağa kalktık ve diğerleride ayağa kalktı.Ve herkes masasına doğru geçti.
Bu sırada Yalçın dışarıda olacağına dair gözüyle bana işaret yaptı,kafamı sallamıştım.
Abimler bana döndü,"Masaya geçelim"
"Siz geçin,ben Yalçının yanında olacağım"
Ve mantomu alıp giydikten sonra kapıya baktım,Yavuz önemli bir konuşma yapacağımız için paparazileri göndermişti ve her yer boştu ve kapıya çıktım.
Yağmurda azalmış ve sadece çiseliyordu,havada gecenin karanlığını iyice üstüne örtmüştü.
Her yer karanlık ve sessizdi,yağmurun bir rititim içinde çiselemesi insana huzur veriyordu.
Gözlerim Yalçın'ı aradı ama yoktu,ayağımda epey ağrımaya başlamıştı ve merdiven basamağına oturdum.
Ayaklarımın kendime çektim ve ellerimi koynumda birleştirdim.
Derin bir nefes aldım."Aslında dünya ne kadar güzel bir yer Elvena,ama sen pislik yerinde doğdun...hemde en pislik yerinde"
Eğer bana bir şans verilseydi,normal bir ailede doğmak ister,bu dünyanın güzelliklerini kaçırmak istemezdim.
Bu sırada arkamdan keskin,kalın ve ürpertici bir ses duyduldu.
"O zaman kaç buralardan"
Ayağa kalktım ve arkamı döndüm,Kenarda sadece gömleğiyle duran ve saçları ıslak olan Viran Sancaktar'ı gördüm.
Yavaş yavaş yanıma yaklaştı ve zehir gözlerini bana dikti,intikam ateşi vardı gözlerinde..
"Amacı ne senin Bayraktar..."
"Hem bu dünyayı istemiyorsun,hem bu dünyadaki en pis işlerle uğraşıyorsun"
Yutkundum ve bende aynı intikam ateşiyle ona bakarak konuştum.
"En pis işlerden biride sen misin?"
Gözlerini kıstı,dudağında tek bir oynama olmadı ama sanki gözleri gülümsemişti.
"Evet benim,ve dikkat et senide kirletmeyeyim"
Dalga geçercesine gülümsedim ve başka tarafa bakarak nefes aldım,ağzımdan soğuk bir duman çıkmıştı.Sonra ona döndüm.
"Anlamadığın bir şey var Sancaktar,ben çoktan kirlendim.Ve korkmam gereken bir kirlilikteyim artık"
Kafasını havaya kaldırdı ve sonra tekrar bana döndürdü.
"Havada tek bir yıldız var Bayraktar..."
"Koskoca siyahlığın ortasında tek bir yıldız var,ve aynı senin gibi..."
"Bütün yıldızlar siyaha boyanmış ve kirlenmiş,gözükmüyorlar ama tek bir yıldız temiz kalmış.O da sensin"
Sonra bakışları dahada büyüdü,ve bana bir adım daha yaklaştı.
"Ne kadar çöplüğe girersen gir,senin özün bu.Ve insan özünü unutmamalı Elvena Bayraktar"
Tam bu sırada bir ses duyuldu,ince bir sesti.
"Kutluğ..."
Oraya döndüğümüzde Tufan Alaşan ve Vezna Caraesa vardı.
Ve bu sırada bir ses daha duyuldu,"Elvena..."
Bu da Yalçın'ın sesiydi.
Tufan Alaşan yutkundu,"Vezna çok gelmek istedi"
Ve Vezna bize doğru yaklaştı,adımımı geriye doğru attım.Vezna bana o kadar iğrenç bakıyordu ki bu bakış annemi andırıyordu.
Ve gözlerini yırtmacıma dikti,göz devirdi.Beni dünkü danstan sonra Viran'ın yanında olmaya çalışan ve kendini insanlara göstermeye çalışan bir kız olarak nitelendirmişti heralde.
Sonra Viran'a döndü.
"Ne yapıyordun burada canım?"
Viran gözlerini benden ayırmadan konuştu,"Sevkiyat ile ilgiliydi,gel üşümede içeri girelim"
"Tamam canım" dedi kız bana tekrar göz devirerek,ve sonra Vezna ile Viran yürüyerek içeri girdiler.
Her yer tekrar sessizleşmişti ve havaya baktım,evet orada bir yıldız vardı.
Koskoca siyahlığın ortasında tek bir yıldız vardı,o bembeyaz parlıyordu.
Viran Sancaktar o yıldızı bana benzetmişti.
Ve aynı Nilüfer çiçeği gibi bahsetmişti benden.
'Çamurun içinde açan Nilüfer'
.....
“Elvena Bayraktar da nilüfer gibiydi;
çamurun içinde büyüdü ama kirlenmedi.
Herkes karanlığına baktı,
o ise tam oradan açmayı bildi.”

