İçeriğe geç

KARANLIK DÜŞMANLIK

Bölüm 3 · 16 dk okuma

KARANLIK DÜŞMANLIK

Bölüm 3

SUAİRE GECESİ

Kararımı almıştım,Kutluğ Viran Sancaktara karşı düşmanlığımı alevlendirecek o hamleyi yapacaktım.

Kimse kendini benden daha akıllı sanamaz,ve kimse bana böyle bir oyun oynayamadı.Oynayanın aklını

alırdım.

Ve şimdi de böyle olacaktı,Viran Sancaktar kendi kazdığı kuyuya düşecekti.

Planın işleme geçmesi için yapmam gereken birkaç şey vardı.

Korumalara ve görevlilere komut vermiştim,aşağıda gece için gerekli şeyleri yapacaklardı.

Yani binayı sessizce boşaltacak,kendi korumaları altına alacaklardı.

Ve bende çok rahat bir şekilde patlatabilecektim

Toplantıdan çıkmıştım ve yürümeye başladım,topuklularımın sesi daha çok ve daha iğneleyici çıkıyordu.

Şirketteliker bana bakmaktan korkuyor,yüzlerini yere eğmiş duruyorlardı.

Odama girecektim,korumlardan biri kapımı açtığında içeri girdim.

Koltuğuma oturdum.

Tek isteğim gece olması ve o binayı patlatıp Viran Sancaktara kiminle oynadığını göstermekti.

Kapım çalındı.

"Gir" dedim kalın ve tok çıkan sesimle.

Kapı yavaşça açıldı,takım elbiseli biri gözüktü.Yalçın olmalıydı.

Ve evet oydu,kapıdan yarım bir şekilde kafasını çıkarttı.

"Dinçer beyler var seninle konuşacaklar"

Biliyordum,onlarda Sancaktarlara karşı böylesine güçlü bir hamle yapmak istemiyorlardı çünkü korkuyorlardı.

Ama ben korkmuyordum,ve bu savaşı en iyi şekilde kazanacaktım.

Kafamı yavaşça salladım,öksürdüm."Sen de gir Yalçın"

Göz kırptı,kapının tamamını açtı ve geri çekildi.

Babam,amcam ve abimler teker teker içeri girmişlerdi.Ve son olarak Yalçın içeri girip kapıyı kapattı.

Gözümle babamlara oturmaları için işaret yaptığımda oturmuşlardı.

Yalçın benim arkama geçmişti,ki zaten benim arkama geçebilecek tek kişi Yalçındı.Arkama geçebilecek kadar güvendiğim tek kişiydi...

"Evet..." dedim keskin çıkan sesimle.

"Sorun nedir?"

Babam gözlerimin içine baktı,derin bir nefes aldı.

"Elvena,böyle büyük bir karar almak istediğine emin misin?Bütün herkes şuan aşağıda hazırlık yapıyor"

Kafamı salladım,evet çok emindim.

"Çok eminim,kimse bizim zekamızla bu denli dalga geçemez"

Amcam yutkundu ve babama baktı."Dinçer,senin işine hiç karışmak gibi bir saygısızlık yapmam lider Elvena onu dinlememiz gerek"

Babam gözlerini benden ayırıp amcama baktı,kafasını yavaşça zalladı ve zehir olan gözleri tekrar bana döndü.

"Senin liderliğine olan güvenim sonsuz,her şeyi yaparsın"

Sonra ayağa kalktı,diğerleri de kalkmıştı ve bende kalktım.

Çıkacaklardı,abim kapıyı açtı.

Babam tam çıkacağı sırada hafifçe tebessüm ettim.

"Güveninizi boşa çıkarmayacağım efendim"

Babam da hafifçe tebessüm etti,ve sonra çıktı.

Diğerleri de çıkmıştı,derin bir nefes aldım.

Yalçın suratıma baktı ve gülümsedi,"Kraliçem topuklularınızın keskinliği bu gecenin ne kadar karanlık olacağını anlatmaya yetti"

Bende güldüm ve koluna hafifçe vurdum,dalga geçiyordu benimle.

Yutkundu."Elvena şakayı falan geç,bende sana güveniyorum.Eminim bu görevi en iyi şekilde yerine getirirsin"

Gülümsedim,Yalçında bunu söylediyse bu gece sahne benimdi.Çünkü ona çok güveniyordum.

Başımı hafifçe öne eğdim ve kaldırdım.

"Güvenini asla kırmam,bu gece sahne benim Yalçıncığım"

Gülümsedi.

Gün boyunca omuzlarıma biriken yorgunluk,gece olmaya yaklaştığında bile beni bırakmamıştı.

İçimdeki intikam ateşi,bütün gün sönmeden yandı;nefes aldığım her an Viran Sancaktarı geberteceksin diyordu.

Gece… nihayet geldi.

Sokak,yağmurun muhteşem kokusuyla doluydu.

Bütün herkes hazırdı,korumalar bölgede hazır bir şekilde duruyor.Abimler ve Yalçın hazır aşağıda benim gelmemi bekliyorlardı.

Siyah giydiğim elbisenin üzerine siyah bir ceket almıştım.Saçlarımı açıp simsiyah bir ruj sürmüştür.Topuklularımı giymiştim ve aşağı indim.

Hava çok soğuktu,yağmur atıştırıyordu,Yalçın ve diğer korumalar bana döndü.

Yalçına dur işareti yaptım ve derin bir nefes aldım.

İnce ince yağan damlalar önce yüzüme çarptı;sanki gökyüzü beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama asla...

İçimde yanan yangını hiçbir yağmur söndüremezdi.

Soğuk hava nefesimi buz gibi kesiyordu,ama içimdeki ateş o kadar fazlaydı ki bu soğuğu bile hissetmemi engelliyordu.

Hareketsiz duruyordum ve ağzımdan tek bir cümle dökülüyordu.

"Bu gece,benim gecem ve ben olduğum her yeri yakarım"

Herkes bana bakıyordu,arabaya binmem gerekiyordu.

Arabaya doğru adım attığımda adeta yer yankılanıyordu,şehrin karanlığı ve içimdeki alev birleşip bana tek bir şey hatırlattı:

Bu gece,Viran Sancaktarı kedi alevlerimle boğacaktım.

Arabanın önüne geldiğimde Yalçın bana doğru sıcak bir duman üfledi,gülümsedim.

Kapıyı açmıştı,ve yavaşça oturdum.

Yalçında binmişti.

Ardından arkamızdaki diğer arabalarda hazır oldu,Yalçın gaza bastığında bizi takip ettiler.

Karacalar sınırı buraya yakındı ve az sonra orada olacaktık.Ve Yalçın arabayı çok hızlı kullandığı için daha erken olacaktı.

Gece saat 2.50'di.

Ve evet alana gelmiştik,inecektik.Yalçın bana döndü.

"Hadi güzelim,yak geç"

Gülümsedim."Yakıp geçeceğim"

Arabadan indiğimde bütün korumaların binadan uzak bir yerde dizildiğini gördüm.Babamlarda arabada oturmuş beni izliyorlardı.

Korumalardan bir tanesi bana doğru geldi

Detonatörü yani patlatmam için gerekli olan metal aleti bana doğru uzattı,aldım ve göz kırptım.Geri çekilmişti.

Derin bir nefes aldım.

Gece adeta şehrin üzerine çökmüş siyah bir örtüydü.Sokak lambaları titrek titrek yanıyor adeta yangınımdan korkuyorlardı.

Ve ben Elvena Bayraktar,Kutluğ Viran Sancaktar'a ait olan o devasa binanın tam karşısında durmuş,soğuk rüzgârın saçlarımı savurduğunu bile farketmiyordum.

Gözlerimde yıllarca büyüttüğüm intikamın keskin bir alevi vardı.

Bina,gecenin karanlığında dev,koca dişli bir canavar gibi yükseliyor bana Viran Sancaktarı andırıyordu.

Ve parmaklarım küçük,metalik detonatöre uzanırken,kalbimin öfkeyle ve kararlılığın aynı ritmde atıyordu.

Bir saniyelik sessizlik...

Ve sonra dünya yerinden koptu.

Bir anda binanın içinden yükselen derin,boğuk bir patlama geceyi yarıp geçti.

Bir saniyelik sessizlik…

Ve sonra dünya yerinden koptu.

Ve kocaman gülümsedim.

Koskocaman bina patlamıştı.

Yavaşça arkama geri döndüm,korumalar benim acımasızlığımdan korkumuş dehşet içinde bana baktılar.

Abimlere döndüğümde,babamın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.Abimlerde bana göz kırptı.

Daha çok gülümsedim.

"Bitti" diye haykırdım rahatlayan sesimle.

"Geri dönüyoruz"

Ve Yalçın gülümseyerek kapımı açtı.

Bindim.

Suratıma baktı,"Kraliçem yaktın ortalığı!" Kahkaha attı,bende güldüm.

"O zaman baz gaza Yalçın!"

Gaza bastığında adeta uçuyormuş gibiydik.

Gülümsemeye devam ettim.

Yağmur daha çok artmış,gök gürültüsü fazlalaşmıştı.

Ve hava dahada buzlaşmıştı,yarın ki balo bu yağmurda muhteşem olacaktı.

Ve zaferime zafer katacaktı.

Biraz sonra gelmiştik,arabalar hanedanın önünde durdu.

Yalçın arabadan indi,şemsiyemi açtı.Yağmur damlalarının büyüklüğü çok artmıştı.Beni hızlıca eve soktu.

Ve kapıyı açtım,babamlarda girmişti.

Saat gece 03.45'di.

Ama salonda bütün ev halkı vardı,ve başta Nigâr Hatun vardı.

Kapı kapandı ve öne doğru bir adım attım.

Nigâr Hatun bana baktı,"Elvena..."

"Patlattın mı Sancaktar binasını?"

Yavaşça kafamı salladım."Patlattım Efendim"

Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu,kalbim adeta yerinden fırlayacak gibiydi.

Yengem tebessüm etti,annem ise zaten olması gereken buydu gibi bir bakış attı.Derin bir nefes aldım.

"Tebrikler Elvena...yarın da zaferle evde ol"

Kafamı salladım."Elbette Efendim,öyle olacak"

"Herkes odasına geçebilir" dedi Nigâr Hatun odasına doğru yürüyerek.

Gülümsedim.

Aran ile Karan beni dürttü,"Vuhu!Lider Hanım büyük liderden övgü aldınız"

Güldüm,"Şşt susun,büyük liderlerden biri daha burada"

Babamı kastettiğimi anlayıp öksürdüler.

Annem bana döndü,"Elvena,iyi bir uyku alsan iyi olur.Yarın özel kişiler gelecek,her şeyini iyi yapmak için geçen haftadan beri uğraşıyoruz"

Kafamı salladım."Hepinize iyi geceler"

Zafer adımlarımla hızlı hızlı merdivenlerden çıktım.Odama gelmiştim.

Kendimi yatağa attım ve topuklu ayakkabılarımı fırlattım.

İşte bir zafer kazanmıştım.

Daha büyük zaferler de benim bekliyordu.

....

3.KİŞİ ANLATIMI;

Sancaktarlar hanedanı iki yıl sonra ilk defa bu kadar mutluydu,çünkü Kutluğ Sancaktar buradaydı.Gelmişti.

Bu gece saat 23.30'da gelmişti.

Ve gelir gelmez odasına çıkmıştı,çok yorgundu o kadar yorgundu ki.

Terasının önündeki siyah sandalyesine oturmuştu.

Yağmurun camlara kurşun gibi geldiğini,havanın soğukluğunun dişleri titrettiğini görüyordu.

Ağaçların yaprakları sallanıyordu,adeta yağmur damlalarını üstlerinden atmaya çalışıyorlardı.

Kutluğ Sancaktar bunu zevk ile izledi,Elvena Bayraktar gibi onun da en sevdiği şey karanlık ve yağmur yağmasıydı.

Bacak bacak üstüne atmış ve gecenin sessizliğinde cama bakarak kaybolurken kapı çaldı...

Onun odasına kadar çıkarabilecek tek kişi Tufan Alaşandı.

Tufan Alaşan;Kutluğ Sancaktarın küçüklükten beri kişisel koruması,en yakın arkadaşı ve sırtını tek yaslayabileceği kişiydi.

"Gir" dedi tüyler ürperten sesiyle,o kadar kalın ve ürpertici bir sesi vardı ki...sesini duyanlar ya hayran olur ya korkudan ölürlerdi.

Kapı yavaşça açıldı ve içeri Tufan,onun deyimiyle Tufo girdi.

Kapıyı yavaşça kapattı.

"Evet Tufo,sıkıntı nedir?"

Tufan yutkundu,saatine baktı.

Saat 06.57'di.

Sonra Kutluğun suratına baktı.

Kutluğ,"Benden ne saklıyorsun Tufo?"

Tufo derin bir nefes aldı,"Karacalardan geçip Bayraktarlara bina koydurtmuştuk,takip ediyorduk ya..."

"Elvena Bayraktar onu farketmiş,binayı patlatmış"

Bu sırada Kutluğ Sancaktar oturduğu koltuktan dikeldi,ona böylesine karşı çıkabilecek birinin olmasını beklemiyordu.

İki yıldır burada olmadığı içinde Elvenanın nasıl güçlü olduğunu bilmiyordu.

Bir anda gözleri parladı,gülümseyecek gibi oldu.

"Kim dedin?"

Tufo yutkundu,"Bayraktarların lideri Elvena Bayraktar"

Kutluğ yanlış duymamıştı,kulakları havaya kalktı.Hoşuna gitmişti bu.

Tufo,"Görüntüde var,göstereyim mi?"

"Göster" dedi Kutluğ.

Tufo cebinden telefonu sessizce çıkarttı ve Kutluğ'un yanına geçip videoyu açtı.

İşte Elvena Bayraktar bütün güzelliğiyle,hoş elbisesiyle ve açık olan muhteşem saçlarıyla binanın önündeydi.

Ve elindeki detonatöreye basıp binayı patlatıyordu.

Kutluğ'un daha çok hoşuna gitti ve yutkundu.

Tufo geri çekildiğinde Kutluğ önüne bakarak sessizce iç geçirdi.

"Elvena Bayraktar..." ve birkaç kez daha dedi bunu.

Tufo iç çekti,"Peki şimdi ne yapacağız?"

Kutluğ yutkundu.

Şuanda bu kadar düşmanca bir yaklaşım sergilemeyecekti,başka bir şey lazımdı ona.Sancaktarların lider kızlarına birşey yapıp delirtmek istiyordu onları.

Ayrıca kendisine kafa tutan bu güzel ve alev gözlü kadınında kim olduğunu anlamak istiyordu.

Ve o an aklına bir fikir geldi.

Suaire Gecesinde partnersiz olan ve sona kalan iki kişi dansa kalkardı,kalkmama gibi bir şansları yoktu.

Bunu yapmazlarsa bir ceza alırlardı.

"Elvena Bayraktarın bir partneri var mı?" Dedi Tufoya dönerek.

Tufan Alaşan her şeyi bilirdi.

"Var,ikiz kuzenlerinden biri olan Karan ile dans edecek"

Kutluğ kafasını salladı,"Etmeyecek,ben geceye partnersiz gideceğim ve Karan'ı da oyalayacak bir şey bulacağız"

Tufo yutkundu.

"Yarışma vakti gelince bir plan ile onu oradan çıkarayım mı yani?"

Kutluğ kafasını salladı,"Aynen öyle"

Tufo derin bir nefes aldı,bunun doğru olmayacağını düşünüyordu.Savaş tabanca ve mermi ile yapılan bir şeydi niçin böyle bir anı kullanıyordu ki?

"Tamam kardeşim...o iş bende" dedi kafasını sallayarak.

....

ELVENA BAYRAKTAR'IN ANLATIMI;

Hava çok soğuktu,ve giderek soğumaya devam ediyordu.Yağmur damlalarıda daha çok artıyordu.

Camlara sert sert çarpıyordu.Hava hâlâ karanlıktı ama yavaştan sabah oluyordu,havanın gri rengine aldanmamak gerekirdi.

Saat 07.23'di ve sabah olmuştu ama hiç uyumamıştım,annemin ne dediğini biliyordum ama içimdeki dürtüler beni uyutmamıştı.

Yarıştan mı korkuyordum?Hayır.Gözüm kapalı bile yenerdim diğerlerini.

Ama bir şey vardı...

Ayağa kalktım hızlıca bir duşa girdim ve saçlarımı spreyle kapatıp üstümü giyindim,makyaj yapmayacak veya saçımı şekillendirmeyecektim.

Eve özel birileri gelecekti.

Bunları yapana kadar saat 08.27 olmuştu.

Aşağıya yavaş adımlarla indim.

Bu sefer masada herkes vardı,bir tek babam yoktu.

"Günaydın liderimiz" dedi Aran sırıtarak.

"Günaydın abisinin bir tanesi" dedi abim.

"Günaydın partnerim" dedi Karan.

Diğerleride günaydın demişti.Görevlilerde bana selam verip yerlerine geçmişlerdi.

"Günaydın" dedim.

Oturmak için babamı bekliyordum ama bir türlü gelmiyordu.Bu sırada annem bana döndü;

"Kimi bekliyorsun,bir an önce otur da hazırlıklara başlayalım"

"Dinçer bey,yani babam gelmeyecek mi?" Dedim.

Babamın nesi vardı ki?

Annem,"Biraz rahatsız hazırlıklara kadar dinlen dedik"

"Ama kötü bir şey mi...?"

Amcam,"Değil Elvena,otur sen"

Kafamı salladım,konu babam olunca her şeyi düşünüyordum.

Yemeğin başına geçtim,herkes ayağa kalktı ve geri oturmuştuk.

Çatalla tabaktaki kahvaltılıkları karıştırıyordum.

Yengem tatlıca gülümsedi ve bana döndü."İyi misin sen,uykunu alabildin mi?"

Annem gözlerimin içine derin derin baktı,uyumadığımı anlayacakta küçüklükteki gibi bana kızacak diye korkuyordum...

Ama ben bir liderdim ve korkmamam lazımdı.

Yutkundum,"Alabildim,ama biraz yorgunum haliyle"

Kafasını salladı.

Bu sırada Aran bana göz kırptı,"Dikkat et de yenmeyeyim seni güzel lider"

Güldüm."Ucundan bile geçemezsin"

Ve biraz sonra yemek bitmişti,bugün hazırlık için bütün işlerimi iptal etmiştim.Bana göre saçmaydı,gereksizdi.

Neyse ki ben yapmıyordum,annem ile yengem birilerine yaptırıyordu.

Abimler babamı da alıp dışarı gittiler,hazırlanmaları için bir yer tutmuşlardı.

Ve bizde hole geçmiş oturuyorduk.

Melekten bir kahve istemiştim ve getirmişti,onu yudumluyordum.

Yengem gülümsedi."Aferin sana gerçekten,güzel iş becerdin.Bizden kadın lider olamadı ama sen çok iyi ilerliyorsun"

Gülümsedim.Bu sırada annem göz devirdi.

"Benden gayette güzel olurdu da,neyse"

Yengem güldü,"E tabii canım bu güzellikle sende olurdun"

Annem de tebessüm etti,derin bir nefes aldım.

Bu sırada Gülfidan,yani diğer bir hizmetlimiz.

"Efendim hanımefendiler geldi,alıyoruz" dedi bana dönerek.

Bu sırada annem,"Benim misafirlerim,alın"

Gülfidan yine bana baktı,onay bekliyordu.Çünkü liderin olduğu yerde liderden onay alınırdı.

Tebessüm ettim."Al tabii Gülfidan"

Kafasını salladı,biraz sonra gelmişlerdi.

Birinci kata,bakım alanına çıkmıştık.

Üç tane kadın görevli vardı,bir tanesi benim içindi.

Saçımı yıkamak için beni yıkama köşesine almıştı,saçlarımı yıkadı ve sonrasında kuruladı.Kalktığımda düzenlemek için bir alet getirdi.

Saçlarıma güzel bukleler vermiş,bazı kısımlarını düz bırakmıştı.

Saçımı hallettikten sonra sıra makyajıma gelmişti,yüzüme adını bile bilmediğim değişik şeyleri uyguluyordu.

Katman katman şeyler sürmüs ve yüzümü siyah ile beyaz tonlu bir makyaja hazırlamıştı.Büyük ihtimal elbisemde öyle birşeydi.

Makyajım,benim hayatımda yapamayacağım kadar güzel olmuştu.

Ve bittiğine göre elbisemi görme sırasıydı.

Tercihimce siyah veya bordo,gösterişsiz bir elbise olmasıydı.Ama annem ile yengem ne yapmıştı kim bilir.

Onlarında hazırlıklarının bitmesini beklemiştim,ve sonunda bitmişti.

Yutkundum."Elbisem ne zaman gelecek?"

Yengem ile annem birbirlerine baktılar.

Yengem telefonunu çıkarttı ve birşeyler konuştu,telefonunu kapattı.Birkaç dakika sonra elinde kapalı bir kıyafet poşetiyle bir kadın girdi.

Annem manikürü bozulmasın diye kadına brni gösterdi,yavaşça elbiseyi aldım.

Ve kadın çıktı.

Poşeti yavaşça açtığımda elbisenin kar gibi bembeyaz,adeta bir kuğuya yakışır türde arkasında uçuş uçuş perdelerinin olduğunu gördüm.

Ben...ben bu elbiseyi nasıl taşıyacaktım?

Anneme döndüğümde,"Odanda dene,birazdan bizim işimiz bitecek ve elbiselerimizi giyeceğiz,bizimkiler de gelmiş olur.Sen de aşağı gelirsin"

Kafamı salladım odadan hemen çıkacaktım ki annem suratıma baktı.

"Bende seninle geleceğim"

Hayır...hayır...gelmesin.İstemiyordum kesinlikle istemiyordum.

Ayağa kalktı ve ojesine üfledi,kapıyı yavaşça açtığımda odama doğru çıktık.Herşeyimi yargılaması beni tetikliyordu.

Ve kendine has teknikleri...

Odama geldiğimizde içeri geldik.

"Soyun" dedi annem.

Yavaşça üstümü çıkarttım,iç çamaşırlarımla kaldığımda bana iğrenirmiş gibi baktı.O an gerçekten kendimden nefret etmiştim.

Hemde bu bakış normal bir bakış değildi;ilk önce ağzının şekli değişir,yavaşça dişlerini sıkar ve sonrasında gözlerini devirirdi.

Ve bu bakış öylesine içime dokunuyordu ki...

İğneleyici ses tonuyla konuşmaya başladı,"Yine kilo mu aldın sen?Kesin kilo aldın"

"Korse getir"

Korse...

Küçükken ki gibi yine o lanet olası korseyi giyecektim.İstemiyordum.

Yavaş adımlarla dolaptan beyaz korsemi çıkarttım.

Üstüme giydiğimde annemin bağlaması için arkaya döndüm,ipleri hızlı hızlı bağlıyor ve adeta bir ata vuruyor gibi çekiyordu.

Alışmıştım artık,bu yüzden acımıyordu.

Beni iyice sıkıştırdıktan sonra nefes bile alamıyordum.

"Elbiseyi giy şimdi" dediğinde elbiseyi yavaşça giydim.

Beni süzdü.

Yutkundu."İyi,aşağıda ol birazdan" ve odadan çıkıp gitti,derin bir nefes aldım ve boy aynasına doğru gittim.

Elbise tamamen belimi ortaya çıkartmıştı,uzun ve incecik gözüküyordu.San-

ki daha önce hiç yemek yememişim gibi.

Ve elbise bembeyaz tenime tam oturmuştu,simsiyah saçlarıma karşı bir perdeydi adeta...

Biraz kendime baktıktan sonra havaya baktım.

Yağmur artıyor ve dışarıda istediğim o koku oluşuyordu,yağmur damlaları artık sadece bir mermi değil fışkıran bir kan gibiydi.

Balo gecesi yağmur yağıyordu ve bu çok güzeldi...

Demek ki bugün iyi şeyler olacaktı.

Hava da kararmıştı,çıkmamıza yarım saat kalmıştı.

Rujumu tazeledim,çantama gereken malzemeleri koydum ve topuklu ayakkabımı giydim.

Yürüdüğüm sırada ayağıma bir şey battı yere düşecektim ve kapıya tutundum,ayağım adeta parçalanacak gibiydi.

Geçen hafta gittiğim bale dersinden sonra bu acıyı hissetmiştim ama önemsememiştim.

Ama şimdi artarak geri gelmişti.

Peki ya bu ayakla nasıl o figürleri yapacaktım,derin derin nefesler aldım...

Topuklu ayakkabıyı ayağıma geçirdim ve hiç kimseye bir şey çaktırmadan yürüdüm.

Merdivenlerden inerken katlar bomboştu,sanırım herkes aşağıda ve beni bekliyorlardı.

Son merdivene geldiğimde herkesin beklediğini abimin duvara yaslandığını gördüm.

Sızlayan ayağımı önemsemeyerek hızlıca indim.

Herkesin bakışı bana dönmüştü,abimler gözlerini kısmış bana bakıyorlardı.

Yutkundum.

"Ne oldu,hadi gitmiyor muyuz?"

"Bu ne?" Dedi abimlerin üçü aynı anda.

Gözlerimi kıstım.

"Elbise?"

"Daha gösterişsiz bir şey yok muydu?" Dedi abim.

"Ben yaptırdım elbiseyi" dedi annem.

Ve bu sırada Hakan amcam zamanımızın az kaldığını bildiği için abimlere döndü."Boş yere kıskançlık yapmayın çocuklar,yürüyün hadi"

Aran inmeme yardımcı oldu ve kapı açıldı,korumalardan ikisi elbisemi tutmak için arkaya geçtiler.Yalçın şemsiyeyi bana tutmak için yanıma geldi.

Gülümsedi,"Kraliçem bu güzelliğinizi neye borçluyuz"

Güldüm,"Dün ki zaferime"

"Yani ben cok beğenemedim seni" dedi göz devirerek,gıcıklık yapıyordu.

"Yalçın ya!" Dedim.

"Gıcıklık yapma!"

"Tamam be sana da şaka yapılmıyor"

Kapıyı açtığında binmiştim.Yağmur daha da fazlalaştığı için arabada duran kürke yakın bir örtme eşyasını aldım.

Ve biraz sonra mekana gelmiştik.

Her yerde ışıklar yanıyordu,ve bir sürü kişinin arabası dışarıdaydı.Korumaları dışarıda duruyordu.

Hepimiz arabalardan indik.

Derin bir nefes aldım,annemler yanıma geldiğinde Yalçına göz kırptım.Beni içeride bekliyor olacaktı.

Mekana adımımızı attığımızda bütün kameralar bize döndü.

"Elvena Hanım bugün çok güzelsiniz-"

"Elvena Hanım işleriniz çok-"

"Aileniz hakk-"

Derin bir nefes aldım korsenin ve ayağımın acısını gizlemek istercesine sahte bir gülümsemeyle konuştum.

"Arkadaşlar,sorularınıza gece sonu yanıt vermek istiyorum.Çünkü bilirsiniz,zaferi taddıktan sonra sohbet daha keyifli olacaktı"

'Oo' sesleri gelmeye başladığında gülümsemeye devam ettim,kırmızı halıdan yavaşça geçtikten sonra peşimden bizimkiler geldi.

Bize ait olan masaya yerleşmiştik.

Ve yavaş yavaş yemekler geliyor,herkes tadıyor gece güzel güzel akıyordu.

Bizim önümüze içki gelmişti.

Karan bana döndü."İçecek misin?"

Kafamı olumsuz salladım."İçmeyeceğim ben sonra dans edemem falan,ama istiyorsan sen iç..."

Gülümsedim,"Ben seni tutarım"

Masadakiler güldü.

Karan da sırıttı,"Bak sen" eliyle burnumu sıkıştırdı.

Güldüm.Abim,"İnanmıyorum Elvena aynısını ben yapsaydım bağırıyordun"

"Ama sen sert yapıyorsun,makyajım gidiyor"

Aran,"Ne!Bana yaptırmıyor bile"

Yengem gülerek,"Susun,kameralar bizi çekiyor"

Kafamı salladım.

Bu sırada ilgi bizim üzerimizden kayboldu,bir çığlık duyuldu.Kameralar girişi çekmeye başladı.

Oraya doğru döndüğümüzde Kutluğ Viran Sancaktar ve ailesinin içeri girdiğini gördük.

Ama Viranı göremiyordum,iki yıl sonra onu çok merak ediyordum.

Kafamı kaldırdım ama yok...

Ve iki saniye sonra Viran kameralardan kendini sıyırıp öne çıktı.

Ve.

Kutluğ Viran Sancaktar…

Saçları dikkat çekmeye fazlasıyla yetiyordu; sağ yana doğru taranmış, sanki her tel yerini önceden biliyormuş gibi kusursuz bir düzen içindeydi.

Üzerindeki beyaz gömleğin ilk düğmeleri açık duruyor, gömlek ise omuzlarına oturuşuyla hem rahat hem tehlikeli bir şıklık yayıyordu. Altında siyah, ütüsü hâlâ belli duran kumaş pantolon…Kusursuzluğuna bir damga daha vuruyordu.

Ama yüzü… asıl çarpıcı olan oydu.

Gözlerine her baktığımda bir an için kendimi ıssız,soğuk bir ormanda tek hissediyordum.

Fakat bir tuhaflık vardı,iki gözü birbirine benzesede biri sanki daha açık tonluydu.Lakin siyahlardı,dipsiz kuyu gibi siyah.

Diğer gözünün rengine pek fazla dikkat edemiyordum,çünkü diğer gözündeki dipsiz kuyu benim nefesimi kesiyor ve beni içine çekiyordu.

Bir insanın gözü bu kadar karanlık,bu kadar boğucu bir renk nasıl olabilirdi?

Ama ben karanlığı seviyordum ve bu karanlık onda kusursuz duruyordu.

Dudakları ise erkek yüzünde nadiren rastlanacak kadar belirgindi. Üst dudağı dolgun ve kusursuz bir çizgi oluştururken, alt dudağı daha inceydi;Eğer konuşurken dudağına dikkat edersem biraz daha nefes alabilirdim.

Çünkü orası diğer yüz bölgelerine göre daha masumca duruyordu.

Kaşları ise birinin titizlikle şekil verdiği kadar düzgün, ama aynı zamanda doğal görünüyordu.

Ve yüzündeki altın oran…Mükemmeldi.Sanki biri tarafından çizilmiş gibi...

Teninin beyazlığı o kadar belirgindi ki...gözlerinin siyahlığı daha da belli oluyordu.Gölgeler onun üzerine kusursuz bir düzen içinde düşüyordu.

Yüzünün kusursuzluğu, Viran Sancaktar’ın karanlık tarafını neredeyse görünmez kılıyordu.

Bütün masadaki kadınlar ona döndü,hatta birkaçının sessiz çığlıklar attığını gördüm.

Ve bu hoşuma gitmemişti.Dişlerimi sıktım.

İçkiden bir yudum aldım.

Sancaktarlarda gecenin son davetlisi olarak yerlerine geçtiklerine göre bir ses duyuldu.

"Herkes yerlerini alsın bayanlar baylar!Çünkü gece başlıyor"

Geri sayım başlamıştı.

Ve bu sırada etrafıma baktım,Karan'ı arıyordum.Ama Karan yoktu.

Sanırım bir işi vardı,bekleyecektim.

Bu sırada abimler partnerleriyle ve annem ile yengemde babam ile amcam ile ayağa kalktılar.

Masadaki herkes teker teker kalkıyordu,insanlar yavaş yavaş dans ediyor ve şuana kadar göze çarpan biri yoktu.

Dakikalar geçiyordu...Viran Sancaktarda biriyle dansa kalkmamıştı.Masalardaki kişi sayısı azalıyordu...

Karan da gelmemişti,ve sona kalan Viran Sancaktarla dans etmek istemiyordum

Derin derin nefesler aldım.

Yarım saat dolmuştu bile.

Ve bu sırada bir ses duyuldu.

"Son iki kişi evet son iki kişi!Kim bakalım bu dansın kaderini değiştirecekler"

Bendim,biri bendim peki ya diğeri kimdi?

Karşı masaya baktığımda bacak bacak üstüne atmış,keskin bakışlarla gözleri bana bakan Viran Sancaktarı gördüm.

Dizlerim titremeye başladı.

Korktuğum olmuştu,Viran Sancaktar o yakışıklı ve kendinden eminliğiyle bana bakıyordu.

Sonra yavaşça ayağa kalktı,bana doğru yürümeye başladı.Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Derin bir nefes aldım.

Ve evet Viran Sancaktar önümdeydi,bana elini uzatmıştı.

Benimde kural yüzünden düşmanımın elini tutmam gerekiyordu.

Titreyen ellerimle bana uzattığı eli tuttum.

Elleri o kadar soğuktu ki,buz gibiydi.

Ve piste doğru ilerledik,bizi gören herkes yavaşça masalarına dağıldılar.Gördüklerine inanmıyor ve bizimle yarışmak istemiyorlardı.

Pistte kimse kalmadığında ortada biz vardık.

Kristal avizelerin ışığı,balo salonuna buzlu bir parıltı saçıyordu,ikimiz de dans etmek zorundaydık.

Burnumun ucuna kadar gelen öfkemi gizleyerek kesin ve derin bir gülümsemeyle elimi uzattım

Kutluğ,gözlerinde sakladığı karanlıkla hafifçe başını eğdi ve elimi tuttu.Dokunuşumuz,sanki buz ile ateşin ilk temas edişi gibiydi.

İnanmıyordum,resmen onunla dans ediyordum.

Yutkundum.

Kutluğ beni yavaşça kendine doğru çekti,ardından beni kendi etrafımda döndürdü.Elbisemin tülleri bir anlık havalandı.

Her dönüşte yüzüne daha düşmanca,daha keskin bakıyordum.

Ve adımlarımızı geriye attık,bu yapacağımız figür en zorlardan bir tanesiydi.

İkimiz de geri çekildik ve Kutluğ beni hızlıca kendine çekti,buz olan eliyle yavaşça belime temas etti.Bundan o kadar rahatsız oluyordum ki...onu gebertebilirdim.

Ve bende elimi onun omzuna koydum,adımlarımız bir sağa,bir sola gitti.

Öne doğru geldik,kollarımızı birbirimizden çektik ve sonra Kutluğ'a doğru gittim.Etrafında döndüm.

Elimi tuttu ve beni döndürdü.

Biraz sonra atlayacaktım.

Beni kendi etrafımda çok kez döndürdükten sonra diğer tarafa doğru beni olabildiğince yavaşça itti.

Ve figürü yaptıktan sonra ona doğru koştum.

Ve beni elleriyle tutmuştu,havaya kaldırdı ve beni havaya yavaşça bıraktı.

Birkaç kez dönmüştüm,yere gelecektim.

Ve beni aynı şekilde geri tuttu.

Yere indirdi,birbirimize keskin bakışlar attıktan sonra tekrar geri çekildik ve beni kollarına tekrar aldı.

İkimizde dönüyorduk,birkaç saniye devam etmişti.

Ve beni yere bıraktı ikimizde birbirimize baktık,geri açılıp parmaklarımızın üzerine çıkarak selam verdik.

Derin bir nefes aldık.

Bütün salon bizi alkışlıyordu,ve bizimkilere dönemiyordum...

Bu sırada kapıya baktığımda kapıdan duran Karan'ı gördüm.

Yanına keskin bakışlarla duran Tufan Alaşan vardı.Evet bize bir oyun oynamışlardı,Karan'ı bilerek götürmüşlerdi.

Ve beni kandırmışlardı.

Binasını patlatmamın intikamını benden bu şekilde almıştı.Ve asıl savaşı başlatmıştı.

...

“Bu dansı bir hesaplaşma sanan Sancaktar yanılıyordu çünkü Bayraktar gerçek adımını, müzik sustuğunda atardı"⚖️🖤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.