Nehir, silahını yaşlı adama doğrultmaya devam etti.
“Kimsin?”
Yaşlı adam bastonuna yaslandı.
“İsmini öğrenmen hiçbir şeyi değiştirmez.”
“Bir adım daha atarsan ateş ederim.”
Adam gülümsedi.
“Ateş edemezsin.”
“Neden bu kadar eminsin?”
“Çünkü cevaplarını bende arıyorsun.”
Nehir’in parmağı tetikteydi.
“Çocukluğumu nereden biliyorsun?”
Adam odanın ortasındaki panoya döndü.
“Çünkü seni yirmi yıl önce son gören kişilerden biriydim.”
O an…
Nehir’in telefonu çalmaya başladı.
Ekranda tek kelime yazıyordu.
Bilinmeyen Numara
Aramayı açtı.
Karşı taraftan telaşlı bir erkek sesi geldi.
“Komiser Karaca!”
“Emre?”
“Neredesin?”
“Sen nereden biliyorsun—”
“Seni dinliyorlar!”
Nehir’in yüzü gerildi.
“Ne diyorsun?”
“Oradan hemen çık!”
Hat aniden kesildi.
Aynı anda evin elektrikleri gitti.
Her yer zifiri karanlığa gömüldü.
Birkaç saniye boyunca sadece nefes sesleri duyuluyordu.
Sonra…
Cam kırıldı.
Ardından bir el feneri ışığı karanlığı yardı.
Peş peşe üç el silah sesi duyuldu.
Nehir kendini yere attı.
Kurşunlar duvarlara saplandı.
“Yere yat!”
Bu sesi tanıyordu.
Kuzey.
Karanlığın içinden çıkıp Nehir’i duvarın arkasına çekti.
“Sen beni mi takip ediyordun?”
“Hayır.”
“O zaman?”
“Seni onlar takip ediyordu.”
Yaşlı adam ortalıkta yoktu.
Az önce durduğu yer bomboştu.
Sanki hiç orada olmamıştı.
Nehir fısıldadı.
“Nereye gitti?”
Kuzey’in yüzü karardı.
“Geç kaldık.”
“Neye?”
“Onu susturdular.”
Tam o sırada üst kata ağır adımlar çıkmaya başladı.
Bir kişi değillerdi.
En az altı kişi…
Hepsi sessizce ilerliyordu.
Kuzey odanın köşesindeki eski şömineyi gösterdi.
“Orada gizli bir geçit var.”
“Nereden biliyorsun?”
Kuzey cevap vermedi.
Şöminenin içindeki demir kolu çekti.
Taş duvar yavaşça yana kaydı.
Tam içeri girecekleri sırada Nehir son kez arkasına baktı.
Yerde yaşlı adamın bastonu duruyordu.
Bastonun sapına küçük bir not sıkıştırılmıştı.
Nehir notu aldı.
Üzerinde sadece üç kelime yazıyordu.
“Komiser Kaya’ya güvenme.”
Nehir’in nefesi kesildi.
Komiser Kaya…
Cinayet Büro’nun başındaki amiriydi.
Ve bugüne kadar en çok güvendiği insandı.