Nehir, elindeki dosyayı defalarca kontrol etti.
Yanlış görmüş olmalıydı.
Ama hayır…
İsimler hâlâ oradaydı.
Nehir Karaca – Ölü
Kuzey Demir – Ölü
Dosyanın düzenlenme tarihi ise yirmi yıl öncesine aitti.
“Komiser?”
Arşiv görevlisi sessizce seslendi.
“Bir sorun mu var?”
Nehir dosyayı hızla kapattı.
“Bu dosyaya benden başka bakan oldu mu?”
Görevli bilgisayardan kayıtları kontrol etti.
“Evet.”
“Nehir’in kalbi hızlandı.”
“Kim?”
Görevli ekrana biraz daha yaklaştı.
“Yaklaşık iki hafta önce biri incelemiş.”
“İsmi?”
Adamın yüzü bir anda gerildi.
“Garip…”
“Nedir?”
“Kayıtlarda isim görünmüyor.”
“Nasıl yani?”
“Sadece tek bir harf var.”
“Hangi harf?”
Görevli ekrana baktı.
K
…
Nehir’in aklına ilk gelen isim Kuzey oldu.
Ama bu kadar kolay olamazdı.
Dosyayı alıp odasına döndü.
Sayfaları tek tek incelemeye başladı.
Yangının çıktığı bina…
Kurtarma raporları…
Tanık ifadeleri…
Hepsi birbirini doğruluyordu.
Tam dosyayı kapatacakken arka kapağın diğerlerinden daha kalın olduğunu fark etti.
Parmağını kenarına bastırdı.
İnce karton açıldı.
İçinden katlanmış küçük bir not düştü.
Üzerinde daktiloyla yazılmış tek cümle vardı.
“Resmî rapora güvenme.”
Nehir notu çevirdi.
Arkasında bir adres yazıyordu.
Marmara Caddesi No: 17
Başka hiçbir şey yoktu.
Akşam…
Nehir sivil kıyafetlerini giyip tek başına adrese gitti.
Eski, iki katlı bir evdi.
Kapısı açıktı.
Silahını çekerek içeri girdi.
Ev bomboş görünüyordu.
Ama salondaki duvarda büyük bir mantar pano vardı.
Pano…
Fotoğraflarla doluydu.
Nehir…
Kuzey…
Çocukluk yıllarından bugüne kadar çekilmiş görüntüler…
Gazete kupürleri…
Haritalar…
İplerle birbirine bağlanmış onlarca not…
Sanki biri yıllardır hem Nehir’i hem de Kuzey’i adım adım takip etmişti.
Tam panoya yaklaşırken arkasından bir alkış sesi duyuldu.
Yavaş…
Sakin…
Alaycı…
Nehir hızla arkasını döndü.
Kapının eşiğinde takım elbiseli yaşlı bir adam duruyordu.
Elinde baston vardı.
Yüzünde hafif bir tebessüm…
“Sonunda geldin…”
Nehir silahını doğrulttu.
“Kimsin sen?”
Adam başını hafifçe eğdi.
“Ben…”
“…senin öldüğüne karar veren kişiyim.”
Odanın içindeki sessizlik, Nehir’in tetiği kavrayan parmaklarından daha ağırdı.