Defne sabahın erken saatlerinde uyanmış, önceki gecenin korkusu hâlâ zihnindeydi. Aras’la geçirdiği saatler, onun için bir karmaşa yaratmıştı; hem korkmuş hem de merak duygusu içinde kalmıştı. Ama hayatın en tehlikeli oyunları, genellikle en beklenmedik anlarda başlardı. Tam o sırada kapı sertçe açıldı. Defne irkildi, arkasını döndü ama gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi. Kapıda duran kişiler, Aras’ın adamlarından değildi. Onların yüzlerinde acımasız bir ifade vardı; gözleri soğuk, adımları emin. — “Defne Yalçın, Aras’ın yanında olduğun için şanslısın… ama şimdi bizimle gelmek zorundasın,” dedi önde duran adam, sesi soğuk ve kararlı. Defne, dehşet içinde geriye çekildi. — “Ne? Ben… siz kimsiniz? Beni neden alıyorsunuz?” Adam gülümsemedi; gözlerindeki sertlik defneyi bir an için dondurdu. — “Bunu açıklamaya gerek yok. Yapman gereken tek şey, bizimle gelmek.” Defne kaçmaya çalıştı, ama koridorlar dar ve çıkışlar sınırlıydı. Adamlar onu hızla sarmaladı, elleri omuzlarından tuttular. — “Bırakın beni!” diye bağırdı Defne. “Aras’la ilgisi olmayan bir insanım!” Önde duran adam başını salladı. — “Aras’la ilgisi olsun olmasın… sen bizim bilmediğimiz bir sır taşıyorsun ve öğrenmemiz gerekiyor.” Defne’yi araca bindirdiler. Yol boyunca sessizlik hakimdi. Defne korkudan nefesini tutmuş, gözlerini camdan dışarı dikmişti. İçinde sürekli bir soru vardı: — “Ne istiyorlar benden? Neden Aras’ın dünyasıyla ilgilendiler?” Araç, şehrin kenarına, eski bir depoya geldi. Bina eskiydi, dışarıdan tekinsiz bir görünümü vardı. İçeri girdiklerinde Defne’yi bir odaya götürdüler. Oda küçüktü; soğuk duvarlar, tek bir masa ve birkaç sandalye… ve bir lamba tavandan sarkıyordu, ışığı keskin ve rahatsız edici bir sarıydı. Önde duran adam, sert bir sesle: — “Otur!” dedi ve Defne’yi sandalyeye oturmaya zorladı. Defne çaresizce oturdu, gözlerini yere dikti. — “Ne istiyorsunuz benden? Ben sadece… normal bir insanım,” dedi. Adam ona yaklaştı, bakışlarını dikti: — “Normal? Aras’la bağlantılı olman bile seni bizim için değerli kılıyor. Bilmek istediğimiz bazı şeyler var. Sadece doğruyu söyle, işin daha kolay olur.” Defne dudaklarını ısırdı, kalbi göğsünde yumruk gibi atıyordu. — “Ama ben… hiçbir şey bilmiyorum!” Adam kaşlarını çattı. — “Bilmiyor musun? Yoksa inkar mı ediyorsun? Unutma, Aras’ın düşmanları olarak buradayız ve sabrımız sınırlı.” Defne, sessizce nefesini tuttu. İçinde hem korku hem öfke vardı. — “Aras benim için her zaman… güvenli bir liman olmuştu. Ama siz… siz hiç kimseye güven vermezsiniz,” dedi. Adamlar birbirine baktı, sonra başını öne eğdi. — “Korku iyi bir öğretmendir. Ama bazen öğrenmek için acı gerekir.” Defne’nin gözleri yaşardı. O an fark etti ki, bu düşmanlar Aras’ın gücünü test etmek ve kendisi hakkında bilgi almak için onu esir almıştı. Ama Defne pes etmeyecek, mücadele edecek bir ruh taşıyordu. — “Bunu unutmayın,” dedi sessiz ama kararlı bir sesle, “ben kolay teslim olmam.” Adam hafifçe gülümsedi, ama gözlerindeki tehdit kaybolmadı. — “Zaman gösterecek, küçük hanım. Zaman her şeyi ortaya çıkaracak.”
Bölüm 4
Gölgedeki tehdit
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.