Gece saat üçü geçmişti. Kulübün kalabalığı yavaş yavaş dağılırken, İstanbul hâlâ uyanıktı. Işıklar sönmemiş, sokaklarda arada bir korna sesleri yankılanıyordu. Defne, kulübün çıkışında ayaklarını yere sağlam basmaya çalışıyordu. Yüksek topuklarının altında mermer zeminin soğukluğu bile onu kendine getiremiyordu. Kalbi hâlâ hızla çarpıyordu; çünkü içeriye girdiği andan itibaren yaşadığı her şey hayatının akışını değiştirmişti.Yanında yürüyen Aras, sanki gecenin ritmini belirleyen bir gölgeydi. Ne hızlı ne yavaş adımlarla ilerliyor, ama çevresindeki havaya hâkimiyetini her hareketiyle hissettiriyordu. Defne, onun yanındayken kendini hem korunmuş hem de tuhaf bir şekilde tehlikeye yakın hissediyordu. Bu çelişki, içinde fırtına gibi esiyordu.Aras arabasının kapısını açıp eliyle Defne’ye işaret etti.— “Bin.”Sesinde emreden bir ton vardı ama sertlik değil, alışkanlık hissi uyandırıyordu. İnsanlar Aras’ın sözlerine karşı çıkmaya pek cesaret edemezdi.Defne bir an tereddüt etti. “Hayır” demek istiyordu ama dudaklarından çıkan tek kelime fısıltıya yakın bir ses oldu:— “Nereye gidiyoruz?”Aras’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.— “Göreceksin.”Defne, cevabın kısa ve kesinliğinde huzursuz oldu ama arabaya bindi. İçerisi deri koltukların ağır kokusuyla doluydu; camlar hafif karartılmıştı. Aras direksiyona geçtiğinde motorun derin homurtusu geceyi böldü.Yol boyunca sessizlik hakimdi. Defne, camdan dışarı bakıyor, ışıkların bulanık çizgiler halinde geçtiğini izliyordu. İçindeki sorular boğazına diziliyor, ama kelimelere dökülmüyordu. Sonunda sessizliği o bozdu.— “Beni neden buraya kadar getirdin?”Aras gözlerini yoldan ayırmadı.— “Çünkü senden hoşlandım.”Defne, kalbinin çarpıntısına engel olamadı. Ama “hoşlanmak” kelimesi bile Aras’ın dudaklarından farklı bir ağırlıkla çıkmıştı. Basit bir iltifat gibi değildi; sanki bir karar verilmiş, bir hüküm konmuş gibiydi.— “Ben… böyle şeylere kolay inanmam,” dedi Defne, gözlerini ondan kaçırarak.Aras’ın sesi sakindi, ama derin bir güven yayıyordu.— “İnanmak zorunda değilsin. Zamanla göreceksin.”Araba şehrin merkezinden uzaklaştıkça yollar tenhalaşıyordu. Defne biraz panikledi.— “Aras… biz nereye gidiyoruz? Eve dönmek istiyorum.”Aras bu kez ona dönüp bakarak konuştu. Gözlerinde sert bir ciddiyet vardı.— “Eğer eve dönmek isteseydin, az önce arabaya binmezdin. Merakın, korkundan büyük. Kabul et.”Defne boğazında bir düğüm hissetti. Sessiz kaldı; çünkü Aras haklıydı. İçinde tarifsiz bir merak vardı, bu merak onu itiraz etmekten alıkoyuyordu.Bir süre sonra araba büyük demir kapılarla çevrili bir malikaneye ulaştı. Bahçeye girerken otomatik kapılar ağır ağır açıldı. İçerisi karanlık, ama düzenliydi; uzun ağaçların gölgeleri yere düşüyordu. Aras arabayı park edip indi, Defne’ye kapıyı açtı.— “Hoş geldin.”Defne derin bir nefes aldı. Malikane görkemliydi ama ürkütücü bir havası vardı. İçeri girdiklerinde yüksek tavanlı salon, loş ışıklarla aydınlatılıyordu. Kristal avize tavandan sarkıyor, mermer zeminde yankılanan adımlar sessizliği bölüyordu.Aras ceketini çıkarıp kanepeye bıraktı.— “Rahat ol. Kimse sana dokunmaz. Burada güvendesin.”Defne kaşlarını çattı.— “Güvende miyim gerçekten? Seni tanımıyorum bile. Ve senin kim olduğunu bilmiyorum.”Aras ona yaklaştı, gözlerinin içine baktı.— “Benim hakkımda çok şey duyacaksın. Ama bilmen gereken tek şey var: Sana zarar vermem.”Defne’nin kalbi karıştı. Ona inanmak istiyordu ama bu kadar kısa sürede böyle kesin bir güven duymak kolay değildi. Yine de Aras’ın sözleri tuhaf bir şekilde içini rahatlattı.O sırada kapıdan siyah takım elbiseli bir adam girdi.— “Aras Bey, toplantı hazırlandı.”Aras başını salladı.— “Tamam, birazdan geliyorum.”Sonra Defne’ye döndü.— “Beni bekle. Birkaç dakikalığına gitmem gerek.”Defne yalnız kaldığında salonu incelemeye başladı. Duvardaki tablolar, eski mobilyalar, ağır perdeler… Hepsi lüksün ve otoritenin bir göstergesiydi. Ama atmosferde soğuk bir gölge vardı. Sanki bu ev, sırlarla doluydu.Bir anda Defne arkasından bir ses duydu.— “Sen kimsin?”Genç bir kadın merdivenden iniyordu. Siyah kısa elbisesiyle zarif ama keskin bakışlıydı. Defne şaşkınlıkla ona döndü.— “Ben… Defne.”Kadın kaşlarını kaldırdı.— “Aras seni buraya mı getirdi?”Defne’nin sesi titredi.— “Evet.”Kadın yaklaşarak hafifçe gülümsedi ama bu gülümsemede küçümseyici bir ton vardı.— “Demek yeni misafir sensin. Umarım nelerle karşılaşacağını biliyorsundur.”Defne, içinde yükselen korkuyu bastırmaya çalıştı.— “Ne demek istiyorsun?”Kadın omuz silkti.— “Aras’ın dünyasında işler basit değildir. Onun yanında olmak demek, gölgelerle dans etmek demektir.”Tam o sırada Aras geri döndü. Kadın sustu, yüzündeki ifade anında değişti. Aras bakışlarını ikisi arasında gezdirdi.— “Bir sorun mu var?”Kadın başını salladı.— “Hayır, sadece tanışıyorduk.”Aras Defne’ye yaklaştı.— “Sana demiştim, burada kimse sana dokunmaz. Sözüm sözdür.”Defne o an anladı ki, Aras’ın sözü gerçekten yasaydı. Ama bu yasa, özgürlük değil; güçlü bir zincirdi.Gece ilerledikçe Defne içindeki çelişkiyle baş başa kaldı. Kaçmalı mıydı, yoksa kalıp bu gizemli dünyanın kapısını mı aralamalıydı? İçinde bir ses tehlike çanlarını çalarken, diğer ses ona “kal” diyordu.Ve Defne biliyordu… artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Bölüm 2
Karanlıkda Yolculuk
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.