İçeriğe geç

Karanlık Aşk

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Karanlık Aşk

Bölüm 1

Tesadüfün Başlangıcı

İstanbul geceleri başka bir ritme bürünürdü. Gündüzün karmaşası, korna sesleri ve aceleci adımlar yerini loş ışıklara, derin gölgelere ve uzaklardan gelen bir müziğin yankısına bırakıyordu. Boğaz’ın kıyısına vurmuş lambaların titrek yansıması, şehrin üstünü sanki bir mücevher kutusu gibi örter; ama bu parıltının hemen altında, kimsenin görmek istemediği hikâyeler, sessizce sürünürdü. Defne Yalçın o akşam, tam da bu parıltının kenarında dolaşıyordu.Arkadaşlarıyla birlikte seçkinlerin uğrak noktası olan ünlü bir gece kulübüne gelmişlerdi. İçeride müzik göğsü titretiyor, ışıklar ritme göre dans ediyordu. Şampanya köpürüyor, sarılmış sohbetler birbiriyle kaynaşıyordu. Dışarıdan bakınca her şey kusursuzdu; gülüşler, zarif kıyafetler, özenle tasarlanmış bir eğlence akışı... Ama Defne’nin içinde farklı bir ses vardı: hep daha fazlasını bekleyen, huzursuz bir boşluk.Uzun siyah elbisesi vücudunu zarifçe sarmıştı; dalga dalga omuzlarından dökülen kahverengi saçları ışıkta ayrı tınılar oluşturuyordu. Babasının tanınmışlığı hayatı boyunca ona kapılar açmıştı; o yüzden kulüpteki özel masalar, tanıdık yüzler ve kolay erişilen imkanlar Defne için yeni değildi. Yine de o gece, bu kartondan mutlulukların arasında kendini yabancı hissediyordu. İçten içe bildiği bir gerçek vardı: ne kadar çok parıltı olursa, gölge o kadar koyulaşırdı.Masalarına gelindiğinde şişeler açılmış, etraflarındaki sohbetler yükselmişti. Defne kadehini eline alıp dudaklarını ıslattı; bir yudum almış gibi durdu sadece. Gözleri mekanın derinliklerine sürtünürken, loş bir köşede yalnız oturan bir figür fark etti. Kalabalıktan çekilmiş, sanki ortamın dışında bir ağırlık taşıyan bu adam, bulunduğu yere ait olmayan bir ciddiyet yayıyordu.Siyah gömleğinin kolları dirseklerine kıvrılmıştı; bileğindeki saat ışıkta hafifçe parlayıp kayboluyordu. Önünde duran viski kadehi yarıya kadar doluydu; sigara külünden yükselen duman yüzüne bir perde etkisi veriyordu. Ama asıl dikkat çeken şey gözleriydi: derindi, soğuktu ve ölçülü. Bir bakışıyla çevresindeki insanları ölçüp tartıyor, kararını sessizce veriyordu.Adı: Aras Demir. Bu şehirde onun hakkında konuşulmayan az şey vardı. Bağlantıları, gölgelerde kurduğu imparatorluğu, sert mizacı... Hepsi kulaktan kulağa yayılan hikâyelerdi. İnsanlar onun adını sessizce anar; kimi korku, kimi saygıyla başını eğerdi. Defne ise bu isimleri bilmiyordu; onun için sadece bir bakış vardı—ve o bakış tüm dikkatini üzerine çekmişti.Göz göze geldiklerinde kulaklarına kadar bir sessizlik indi. Kalabalığın uğultusu bir anda uzaklaştı; müzik, ışıklar, konuşmalar hepsi sanki arka planda soluk bir uğultuya dönüşmüştü. Defne’nin kalbi farklı bir ritme geçti; bir yandan ürperti, bir yandan tanımlanamayan bir merak. Kaçma dürtüsüyle birlikte, bakışını tutma isteği de savaşıyordu. Ancak Aras’ın bakışı mıknatıs gibiydi—ne kadar kaçmaya çalışsa, yeniden ona çekiliyordu.Zeynep, Defne’nin dalgınlığını hemen fark etti. “Def, yine daldın galiba? O köşedeki adama mı bakıyorsun?” diye takıldı. Defne, sahte bir kahkahayla yanıt verse de sesi gerçeği gizlemeye yetmiyordu. İçindeki titreme, arkadaşının zekâsını yakalıyordu. “Yok canım, sadece kalabalığı izliyordum,” dedi kısa bir yalanla.Derken kulübün kapısı sertçe açıldı ve birkaç siyah takım elbise içerisindeki adam hızla içeri girdi. Onların adımları, yüzlerindeki katı ifadeler atmosferi değiştirdi. Gülen yüzler sustu, fısıltılar arttı. Aras kadehini yavaşça masaya bıraktı; ayağa kalktığında etrafındaki hava daha da ağırlaştı. İnsanlar sanki bir çekim alanından çıkıyor gibi geriye çekildi. Yanındaki iki koruması sessizce arkasına yerleşti.Aras, tüm dikkatini sadece Defne’ye yöneltmişti. İlerleyişi kendine emindi; masaya geldiğinde sessiz bir duruş sergiledi ve boş bir koltuğun yanına eğildi. “Yanına oturabilir miyim?” dedi; sesinde kontrol ve davet arasında ince bir çizgi vardı. Soru basit görünse de içinde bir buyruğun huzursuzluğunu taşıyordu. Defne kelimeleri bulmakta zorlandı; boğazındaki düğüm gecikmeli de olsa çözülünce “Defne” diyebildi ancak.“Aras,” dedi adam, ismini söylerken ne gurur ne tevazu vardı, sadece bir gerçeklik. Konuşmaları kısa, yönlendirici, dikkatlice seçilmişti. “Bu mekânlarda hep aynı yüzleri görürüz,” diye ekledi sonra. “Bazen değişiklik iyi gelir.” Basit bir iltifat gibi gelen sözlerin altında hesap, gözlem ve belki bir sınama vardı. Defne, bu sözlerin ardında ne olduğunu anlamaya çalışırken aynı zamanda Aras’ın sessiz gücünü de sezdi.Oturdukları terasa çıktıklarında, İstanbul geceyi başka bir tonda fısıldıyordu. Boğaz’ın öte yanındaki ışık huzmeleri dalga dalga suya vuruyor, şehir arka planda usul bir uğultu gibi duruyordu. Terasın rüzgârı yüzlerine çarpıyor, Aras’ın sert hatları gölgede yumuşuyordu. Defne onun kırılgan bir yanını görmüştü sanki—anlık, beklenmedik bir yumuşama; ama bu yumuşama tehlikenin zeminini örtmüyordu.Aras, “Bu şehirde herkes bir rol oynar,” dedi. “Peki senin rolün ne, Defne?” Soru bir merakın ötesinde bir davetti. Defne, yıllardır başkalarının beklentilerine göre hareket etmişti; bunun gerçek anlamını düşünmek nadiren nasip olmuştu. “Sanırım daha kendimle ilgili bir şey arıyorum,” diye yanıtladı sonunda. Cevabında hem direnç hem kabul vardı.Gece ilerledikçe kulüpte küçük bir kargaşa yaşandı—uzaktan gelen bağrışlar, cam kırılmasının tekinsiz çınlaması, bir anlığına eğlenceyle tehlikenin arasındaki çizgiyi görünür kıldı. Aras, Defne’ye bakıp kısa bir süre düşündü; korunma mı, kullanma mı—bunu sadece zaman söyleyecekti. Defne, o andan sonra eve dönmedi. Aras’ın ısrarı, gecenin çekimi ve kendi içindeki karmaşa onu farklı bir yola sürüklemişti.Defne, o gece yatağına uzandığında, beynindeki görüntüler bir film şeridi gibi dönüyordu. Aras’ın bakışları, terastaki rüzgâr, kulüpteki ışık oyunları ve uzaklardan gelen kavganın uğultusu birbirine karışıyordu. İçinde hem bir huzursuzluk hem de tarif edilemez bir merak vardı. “Bu işin içinde bir tehlike var,” diye fısıldadı kendi kendine; ama tehlike, tuhaf bir çekicilikle karmaşıklaşmıştı. Ertesi sabah gözlerini açtığında ne olacağını bilmiyordu ama ilk kez hayatının rotasının bir karşılaşmayla değişebileceğini hissetmişti. İçinde hem bir direnç hem bir bekleyiş vardı; hangisinin ağır basacağını zaman gösterecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.