❀Leyla❀ Su içerek, midelerinin yangısına ve öksürüklerine son verdikten, sonra Maxsim'in ve diğerlerinin bakışları yüzüme odaklandı. Bir açıklama bekliyordular. Evet, bir cevap vermeliyim. Ama mantıklı bir cevabım yoktu. Maxsim'e dönerek, "Ben, en iyisi diğer yemekleri getireyim." dedim. Daha sonra Igor'a taraf döndüm, "Rica etsem, kaseleri mutfağa taşımama yardım eder misiniz, Bay Igor?" Maxsim'in karanlık bakışlarıyla karşılaştıktan hemen sonra, "Elbette." dedi. Çorba kaselerini mutfağa taşıdık. Sonra, ben merakla, "Şah plovun" servis tabağından bir kaşık alıp, tadına baktım. En azından bu normaldi. Sonra, beni alaylı bakışlarla izleyen Igor'a döndüm. Doğrudan, "Neden böyle bir şey yaptın?" diye sordum. Kaybetmekten mi korktu, acaba? Belki de. Sakince, "Ne yapmışım?" dedi. "Bir de soruyor musun?" "Çorbana tuzu benim koyduğumu düşünüyorsan, yanılıyorsun!" "O zaman kim yaptı?" Güzel soru. "Bilmiyorum." Ne yani, o yapmadı mı? Öyleyse, kim yaptı? Aklımı yitirecektim. Ben nereye düştüm böyle? Kaç saat uğraş çorba yap, sonra biri eline geçen tuzun hepsini içine boca etsin. Olacak iş değil! Hayır ben yapmadım, Igor da yapmadığını söyledi, peki kim yaptı? Igor'un sesiyle düşüncelerimden ayrıldım, "Sence, kim yaptı?" "Daha bir gün oldu, buraya geldiğim, ben ne bileyim kim yaptı?" "Bence Maxsim yaptı." dedi. "Saçmalama! O, niye yapsın ki?" "Bence yemek yapmanı istemiyor." "Burada yemek yapmamı istemeyen sadece sensin! Sen yaptın di mi?" "Hayır, ben yapmadım!" diye itiraz etti. Sinirli bir biçimde, "Eninde sonunda ortaya çıkacak zaten!" dedim. "Yemeği götürelim artık." Şah plovu ben, salatayı da Igor aldı. En azından, aç kalmayacaktık. Servisi yaptıktan sonra hepsi yemeğe başladı, bu defa kimse öksürmedi, demek ki, sorun yoktu, yani şimdilik. ~Otuz iki dakika sonra~ Yemek bittikten sonra herkes kendi işinin başına döndü. Akşam yemeğini de İgor yapacaktı. Ama ondan önce mutfağa girip, küçük bir araştırma yapmak kararına geldim. Tuz kabı diğer baharat kavanozlarının yanındaydı. Etrafına baktım. Ama hiçbir iz yoktu. En azından kavanozun ağzı açılıp, içinden tuz alındığı zaman etrafına azıcık da olsa, düşmesi gerekirdi. Çünkü bunu kim yaptıysa, biri gelip görmesin diye aceleyle yapmış olmalıydı. Ancak etrafına hiç tuz dökülmemişti. Ama o da ne? Zemine bir ipucu bulur muyum diye baktığımda, mutfak tezgahının tam altından bir papiros göründü. Hmm... Bu güzel bir delil olabilirdi ama bu evde sadece bir kişinin sigara içtiğine inanmıyorum. Bu konuda Maxsim'in de fikirlerini merak ediyorum. Maxsim şuanda çalışma odasında idi. Igor mutfağa girdi, elimdeki papirosu görmesin diye arkamda gizledim. Artık yemek yapma sırası ona gelmişti. "Kolay gelsin, Bay Igor" deyip, oradan çıktım. - - - - - - - - - - - - - - - - - -☠️ - - - - - - - - - - - - - - - - - - - Ailemi de çok özledim. Daha bir gün oldu ama şimdiden onları çok özlüyordum. Konuşmak istiyorum ama telefonumu verir mi ki? En iyisi gidip, sormak... Kapıyı çaldım. İçeriden, "girin" dedi, Maxsim. Yalnız değildi, En yakın adamım diye tanıtdığı, Dimitry de buradaydı. Maxsim, "Bir sorun mu var?" diye sordu. "Telefonumu ala bilir miyim?" "Ne konuşmuştuk biz?" Biz mi? Hatırlamıyorum galiba... "Ailemi çok özledim de, onlarla konuşmak istiyorum. İzin verir misin?" Ailemin sesini duymak için yalvarıyorum resmen, ne kötü bir şey bu, yani bir zamanlar ne kadar istersen yaptığın bir şeyi, şimdi yapmak için başkasına yalvarmak... "Tamam ama kısa." dedi, sonra bir çekmeceyi açarak, telefonumu çıkardı. Ve bana uzattı. "Dışarıda konuşsam olur mu?" "Nyet." Dimitry'e dönerek, "Tıy mozheş vıyti, potom poqovorim." dedi. Rusça bilmediğimi düşünüyor, hala. Belki bir gün öğrenecek ve o günkü tepkisini şimdiden merak ettim. Belki de ona yalan söylediğim için beni cezalandırıcaktı... Dimitry çıktıktan sonra onun yerinde oturarak, telefon rehberinden annemin numarasını bulup, aradım. "Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor." Ne? Telefonuna bir şey mi oldu? Bu defa babamın numarasını aradım. Aynı şeyi söylüyordu. "Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor." Şaşırmış suratıma bakarak, "Bir şey mi oldu?" dedi. "İkisine de ulaşamıyorum. Tural'ı da arayayım, belki o, açar." deyip, Tural'ı da aramaya başladım. Üçüncü çalıştan sonra, Tural'ın sesi duyuldu, "Alo, Leyla iyi misin?" Sinirli bir tonda, "Ben iyiyim de, asıl siz nasılsınız? Annemle babam telefonlarımı neden açmıyor?" diye sordum. Sakin bir biçimde, "İyiyiz hepimiz merak etme. Asıl sen kendine dikkat et!" dedi. Onun sakin konuşması beni tedirgin etti. "Babam iyi mi, yoksa ona bir şey mi oldu?" diye sordum. Babamın kalp sorunları vardı ve Azerbaycan'dayken her ay kontrolleri ile ben ilgilenirdim. Bir kaç gün sonra aylık kontrol zamanı ama onunla ben değil başka bir doktor ilgilenecekti... Çileden çıkmış olacak ki, "Babam iyi, merak etme!" dedi. Kararlı bir şekilde,"Tamam, öyleyse telefonu babama ver, onunla konuşmak istiyorum." dedim. "Ben şimdi evde değilim." "Neredesin peki?" "Kızım, sana ne?" "Sadece sordum, niye kızıyorsun?" "Leyla...parayı bulmaya çalışıyorum, yaptıklarınla beni zor durumda bırakma ve sana söylenenleri yap, tamam mı?" "Anlamadım? Bana söylenenleri mi?" "Evet, Bay Volkov senden ne isterse, yap. Herhalde beni anladın dimi, canım?" Sinirli bir biçimde, "Sen ne söylediğinin farkında mısın, acaba?" deyip, onun ne söyleyeceğini beklemeden telefonu yüzüne kapattım. Zaten ne söyleyecekti ki? Ondan nefret ediyorum artık, hatta yüzünü bile görmek istemiyorum. Ben onu öldürmesinler diye hayatımı tehlikeye atıp koca bir suç örgütü ile birlikte aynı çatı altında yaşıyorum, o ise.... Keşke onu öldürseymişler. O zaman sadece arkasından ağlar, bir süre sonra da unuturduk. Onun gibilerinin yaşaması ne kadar da acı verici... Yüzümü dikkatlice inceleyen Maxsim, "Neden sinirlendin?" dedi. Sakinleşmeye çalışarak, "Yok bir şey."dedim. Daha sonra merakla, "Ben bir şey sora bilir miyim?" dedim. "Sor tabi." "Sence, çorbaya tuzu kim koydu?" "Kim koydu demeyelim de, kimler koya bilir diyelim. Sen yemek yaparken mutfağa kimler girdi, mesela?" "Sen ve İvan başka da kimse girmedi, ama ben dinlenmek için odama çıktıktan sonra birisi girmiş ola bilir." "Bence İvan böyle bir şey yapamaz, ama kim bilir?" "Ben Igor'dan şüpheleniyordum ama sorduğumda inkar etti." "Bir suçlu işlediği suçu kolay kolay itiraf etmez!" "Bu yüzden kimseye inanma!" Elimdeki papirosu göstererek, "Mutfakta kısa bir araştırma yaptım, ve bunu buldum. Gerçi ne zaman düştüğüne veya kime ait olduğuna dair bir fikrim yok." dedim. Gülümseyerek, "Aslında burada ben de dahil olmakla, bir çoğu sigara içiyor ama papirosu sadece bir kişi tercih eder." dedi. "Kim?" "Igor" Biraz düşünerek, "Belki de bir kaç gün önce düşürmüştür." dedim. "Anlaşıldı, kim yaptı? sorusuna yanıt bulmak zor olacak." diye ilave ettim. "Aslında bu sorunun cevabını bulabiliriz." Merakla ona bakarak,"Nasıl yani?" dedim. "Aslında bunu hiç yapmam, ama bir kaç hafta önce giriş kısmındaki kapının tam üstüne bir kamera yerleştirmiştim." Sevinçle gülümseyerek, "Bu harika haber!" dedim. Meraktan dayanamayıp, "Görüntülere hemen baka bilir miyiz?" diye sordum. Bilgisayarın tuşlarına basarak, "Elbette" dedi. Hemen ayağa kalkıp, bilgisayara bakmak için Maxsim'in başının üstünde dikilmeye başladım. Ekrana bir kaç görüntü geldi, görüntülerin her birinin üst kısımlarında tarihleri yazıyordu. Bu günün yani, üst kısmına 18.01.2025 yazılmış video görüntüsüne tıkladı. Ve görüntüler ekranda belirdi. Tüm görüntüler... İvan'ın elinden poşetleri alıp mutfağa girme kısmına bakıyordu. Sonra görüntüleri ileri sardı. Ve benimle birlikte mutfaktan çıkarak, odalarımıza gitme kısmında durdurdu. On iki dakika sonra Yuri yukarı kattan inerek, mutfağa girdi. Ve yaklaşık sekiz dakika sonra etrafına bakarak çıktı. Çok şüpheli davranıyordu. Bir kaç dakika sonra da Dimitry çıka geldi ve mutfağın kapısını açarak içeri girdi. Bilmem kaç dakika sonra Dimitry mutfaktan elinde bir kahve fincanı ile çıktı. Belki de, sadece kahve almak için mutfağa girmişti. Bu defa mutfağa taraf ilerleyen, Igor'du. Elinde bir şey vardı ama ne olduğunu tam olarak göremedim. Maxsim'e "Onun elimdeki ne?" diye sordum. "Bilemiyorum, bir poşet galiba ama içinde ne olduğu görünmüyor." "Bir dakika belki de tuzdur?" Adamlarına toz kondurmuyor ve, "Önce bir izle! Sonra tahminlerini söylersin!" dedi. Ellerimle ağızımın fermuarın kapatıyormuşum gibi yaparak, "Tamam artık sustum." dedim. Bu halim ona çok komik geldi. Gözlerim yine bilgisayarın ekranındaki görüntülere takıldı. Igor hala mutfaktan çıkmamıştı. Belli ki, fazla tuz koyup, yemeğimi mahvediyordur. Şimdi çıktı ama mutfağa girerken elinde bir poşet vardı, şimdi ise elleri boş. Bu ne demek şimdi? Bu adam neler çeviriyor? Görüntüler devam etti ama mutfağa Yuri, Dimitry ve Igor'dan başka hiç kimse girmedi. Demek ki, üç şüphelimiz var... Birincisi, hangi sebeple mutfağa girdiği bilinmez, ikincisi, kahve almak için mutfağa girmiş diye tahmin ediyoruz. Peki ya Igor? O, ne için girdi mutfağa? Gerçekten o mu yaptı? Maxsim koltuğundan kalkarak, bana döndü ve hiç beklemediğim bir şey "Benimle gel!" dedi. Korku ve merakla, "Nereye?" diye sordum. Ama yüzü ifadesizdi. Tek kelime bile etmedi. Nereye gidiyoruz diye tahminler yürüterek, peşine takıldım. Tahmin ettiğim gibi mutfağa gidiyoruz... ❤️Öncelikle okuduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum. Uzun bir aradan sonra 9. Bölümü sizlerle paylaştım, bu bölüm biraz dedektiflik kitaplarını anımsatıyor biliyorum ama yapacak bir şey yok suçluyu bulmamız gerekiyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, sizce suçlu kim? Fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim❤️
Bölüm 9
★Sessiz Sırlar★
