İçeriğe geç

Karanlığın ve Işığın Savaşı

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Karanlığın ve Işığın Savaşı

Bölüm 7

Yeni hayata alışmak

Kapı koluna dokunduğumda içeride bir cam kırılma sesi geldi, kapı kolunda olan elim ve tüm vücudum buz kesti. Odada neler olduğunu ve kedimin iyi olub olmadığını bir an önce görmek istiyordum. Kapıyı açacakdım ki, birinin nefesini omuzumda hissettim... Kulağıma yaklaşarak, "Açma!" diye fısıldadı, Maxsim. Elimi kapının kolundan çekip, beni kapıdan uzaklaştırdı. Bir anlık içeride hırsız mı var? diye düşündüm ama hırsız nasıl gire bilirdi ki? Evin dört tarafında kameralar ve adamları vardı... Sonunda kapıyı açtı. Ve tahmin edin yeni odamda kimler kovalamaca oynuyormuş? Evet doğru tahmin! Benim yaramaz kedim ve Maxsim'in koca köpeği... Maxsim içeri girdiği anda koca köpek ve yaramaz kedim durdular ve suçlarını kabul etmiş yaramaz çocuklar gibi kafalarını aşağıya dikip, yere bakmaya başladılar. "Ay, çok tatlılar öyle değil mi?" dedim, Maxsim'e bakarak. Maxsim yere bakıp gülümsedi, sonra "Bence içeri girdiğinde, aynı düşüncede olmayacaksın."dedi, yeşilimsi gözleriyle bana bakarak. Yerde ne olduğunu, merak ederek içeri girdim ve gördüklerimden sonra ellerimi ağzımı tutarak, küçük bir çığlık attım... Bütün kıyafetlerim yerle bir olmuştu ve iç çamaşırlarım da onlarla aynı kaderi paylaşıyordu. Bütün iç çamaşırlarım gözönünde idi. Şimdi Maxsim'in yüzüne bakmaya bile utanıyorum. İlk günden adama rezil oldum. Odanın halinden bahsetmiyorum bile. Perdeler yerinden sökülmüş, ve yırtılmıştı. Kırılan cam sesi ise benim daha yeni aldığım parfüm idi. İçindeki parfüm halıya akmış ve şişesi paramparça olmuştu. Oda ne hale gelmişti!? Arkamda duran Maxsim boğazını temizledi, "Leyla bak ne diyecem. Bu akşam sen benim odamda uyu. Yarın bu odayı temizletirim, tamam mı?" dedi. Maxsim'e dönerek,(meraklı bakışlarla)"Bu koca evde başka oda yok mu ki?" diye sordum. Onunla aynı odada uyumamı istemezdi, değil mi? "Misafir odaları kilitli, uzun zamandır kullanılmıyor, diğer odalar ise ya adamlarımın odası, ya da..." lafını yarıda keserek, alt dudağını ısırdı. Sanki söylenmemesi gereken bir şeyi söylemekden son anda vazgeçmişti. (merakla) "Ya da, ne?" diye sordum. Yine sert ses tonuyla, "Hiçbir şey!" dedi. "Siz nerede uyuyacaksınız, peki?" "Beni merak etme sen." dedi. "Tamam o zaman ben kıyafetlerimi toplayıp, sonra gelirim." dedim, yere saçılmış kıyafetlerimi toparlamaya başlayarak. "Benim odam da, şuradaki" dedi, eliyle büyük odanın sol tarafındaki kapıyı işaret ederek. Sonra köpeğinin boynundaki tasmasından tutarak, "Hadi aşağıya, Maxs!" diyerek, odadan çıkartı. Yaramaz kedim ise mavi gözleriyle beni seyrediyordu. Parmağımı ona doğru uzatarak, "Şimdilik seni affediyorum, ama bir daha böyle haylazlıklar yapma!" dedim. Kıyafetlerimi toparladıkdan, sonra olanlara rağmen hala sağlam görünen dolaba yerleştirdim. Daha sonra uyku öncesi kullandığım kremlerimi ve pijamamı da elime alarak, kedimle birlikte odadan çıktık. Büyük odada Maxsim'i göremedim ve işaret ettiği odaya girdim. Odada genellikle bütün eşyalarda siyah ve mavi tonlardan renkler kullanılmıştı. Yeni odamdan daha genişti ama oradaki kadar rahat hissetmiyordum. Nedeni Maxsim'in odası olması mıydı? Odaya ilk girdiğimde duymamıştım ama banyodan su sesi geliyordu... Kremlerimi ve pijamamı yatağın yanındaki çekmecenin üzerine bıraktım. Telefonum nerede? Odadan çıktıkta yanıma almayı unutmuşum. Kedimi Maxsim'in odasında yalnız bırakıp, altüst olmuş odaya doğru gittim. Telefonumu yatağın yanındaki çekmecenin içine koymuştum. Çekmeceyi açtığımda, telefonumun içinde olmadığını gördüm. Diğer çekmeceyi ve her yeri aradım ama telefonu bulamadım. Çaresiz bir şekilde Maxsim'in odasına dönmek kararına geldim. Kapıyı açıp içeri girdiğimde, Maxsim'in çıplak vücudu ile karşılaştım. Hayır, hayır komple çıplak değildi, eşofman altı giymişti. Kol kasları ve bütün dövmeleri gözöne serilmişti. Islak saçları alınına dökülüyor ve saçlarından su damlaları akıyordu. Ellerimle gözlerimi kapatıp, kısık bir sesle "Üzerinize bir şeyler giyin, lütfen." dedim. (sert ses tonuyla) "Saçmalama, gözlerini aç!" dedi. Sesinden korkarak ellerimi aşağı indirdim ama ona değil, diğer tarafa bakmaya başladım. "Merak etme, saçlarımı kurutub, çıkacam."dedi. (diğer tarafa bakarak) "Bir şey sormak istiyorum."dedim. Elindeki havluyu bir kenara atıp "Dinliyorum." dedi. "Ben telefonumu oda da bulamadım, nerede olduğunu biliyor musunuz?" "Evet, biliyorum." Bu defa yüzüne bakarak, "nerede?" dedim. (sakin bir şekilde)"Bende." dedi. (heyecanlı ses tonuyla)"Neden?" diye sordum. (aynı ses tonuyla) "Sana güvenmem için zamana ihtiyacım var." dedi. "Şimdi ben telefonsuz mu, kaldım?" dedim, imalı bir bakış atarak. "Aynen öyle, küçük hanım." dedi ve elindeki saç kurutma makinesini çalıştırdı. Yatakta bacak bacak üstüne atarak oturup, saçlarını kurutan Maxsim'e, "Benimle ne konuşmak istiyordunuz?" diye sordum. "Öncelikle bana siz demeyi bırak!" "Ne diyeyim, peki?" "Sadece Maxsim, demen yeterli." "Tamam." " İşte böyle. Şimdi gelelim asıl konumuza. 6 ay boyunca bana ve adamlarıma sadık olmanı istiyorum! Hiç bir zaman yalan söylemek ve arkadan iş çevirmek yok! Aksi olursa da, benim de seni öldürmek için bahanem olur, değil mi?" dedi (gözlerime bakıp, pis-pis gülümseyerek). Gözlerimdeki korkuyu görmek için böyle söylemişti. Ondan korktuğumu görmek istiyordu. Ama ben, "İnsanları öldürmeyi çok mu seviyorsunuz?" dedim, sorusuna soruyla karşılık vererek. Bu taktiğim her zaman işe yarar. Elindeki saç kurutma makinesini yerine koyarak,"Galiba, sende aksini, insanları iyileştirmeyi çok seviyorsun? değil mi?" dedi. "Evet, benim işim bu ve işimi çok seviyordum." dedim. (mutsuz görünen suratıma bakarak)"Buraya gelmek için mi işten uzaklaştın?" dedi. (her an ağlayacakmış gibi)"Sadece işten değil, her şeyden uzaklaştım!"dedim. Daha 24 saat olmadı ama özlüyordum, ailemi, arkadaşlarımı, işimi, hastalarımı. Hepsini geride bırakıp, abimi öldürmesinler diye, 6 aylık esir hayatı yaşamayı tercih ettim. Belki de 6 ay sonra 2 milyon doları ödeyemeyecek ve benim ölümümle bitecekti, bu işin sonu... (Yanağımı ıslatan bir kaç damla gözyaşına, bakıp)"Geçmişi hatırlayıb, kendini üzmek yerine, buradaki hayatına alışman gerek!" dedi. Ellerimle yanağımı ıslatan bir kaç damlayı silerek, " Zaten başka çarem mi var!" dedim. Bir şey söylemedi.... Odadaki gergin atmosferi değiştirmek için, "Yarın ben de mutfakta yemek yapa bilir miyim?" diye sordum. "Tabi ki, de neden olmasın?"dedi. Şikayetçi küçük bir kız çocuğu gibi, "Bir sorun var, Igor mutfağını benimle paylaşmak istemiyor." dedim "Bu, bir sorun bile değil, merak etme."dedi. "Teşekkür ederim." "Bir şeye ihtiyacın olursa, söylemen yeterli! İyi geceler." dedi ve odadan çıktı. Arkasından bakarak, "İyi geceler" dedim. Kuyruğunu yakalamaya çalışan kedimi gördüğümde, kendimi tutamayıp kahkaha attım. Yaramaz bir çocuk gibi, sakin durmaz, her zaman yapmaya bir şey bulurdu. Kucağıma alıp, kafadasını okşayarak,"bugünlük bu kadar oyun yeter." dedim. Çok yorulmuştum bu gün, çünkü normal bir günümden çok farklıydı. Yorucu bir günün ardından kedimi kucaklayarak, uykuya dalmaya çalıştım ama düşüncelerim uyumama izin vermiyordu. Bu gün olanlardan sonra yeni hayatıma alışmamın hiç de kolay olmayacağını düşündüm. Aslında bana karşı davranışları kötü değildi, hatta Maxsim'in korumacı tavırları çok hoşuma gitti. Ama yine de Maxsim'den çok korkuyordum. Nedeni Maxsim'in sert bakışları, bacaklarımın titremesine neden olan ses tonu, yanında ufacık kalmam, hepsinin silahlı olması ve daha neler, neler. Ama şu anda onun yatağında idim. Başımı koyduğum yastığa onun kokusu sinmişti. Koyu erkeksi kokusu başımın dönmesine neden oluyor şu an. Kabul ediyorum adam çok yakışıklı. Ama çok farklıyız. Onun dünyasında yaşamak benim için çok zor olacaktı. Ama alışmaktan başka çare yok. Rol yapmak zorundaydım. Hayatı normal ilerleyen biri gibi davranmam lazım. Böylece korkularımında üstesinden kolaylıkla gelebilirdim.... Her bölümde olduğu gibi bu bölüme de büyük özen gösterdim. Umarım hoşunuza gider. Bu bölümle ilgili fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Diğer bölümlerde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın... İyi okumalar dilerim :)

Bölüm sonu

3 yorum