❀𝑳𝑬𝒀𝑳𝑨❀ O kadar sakin, güzel bir gece idi ki, gökyüzünde yıldızlar parlıyor, özgürce kayıyordular. Rüzgâr ise saçlarımı savuruyordu ama rüzgârdan daha karışık bir fırtına vardı içimde. Maxsim'in özel korumaların, diye tanıttığı adamlar durmadan beni gözetliyor, etrafı kontrol ediyordular. İsmi Artem olan korumanın sesini arkamda duydukta irkildim. "Leyla hanım, hava çok soğuk içeri girmelisiniz, yoksa hasta olacaksınız." dedi, endişeli bir sesle. Benim için endişelenmiyordular ki, asıl Maxsim'in gazabına uğrayacakları için korkuyordular. Arkama dönerek, "Beni gözetlemeyi bırakın, ben çocuk değilim!" deyip, sinirli bir şekilde Maxsim'in malikanesine girdim.
Merdivenleri çıkarken kalbim hızla çarpmaya başladı. Kendimi bir garip hissediyordum. Suite girdiğimde beni derin bir sessizlik karşıladı. Maxsim daha çalışma odasında olmalıydı. Odamın kapısına taraf yöneldim. Kapıyı açar açmaz gördüklerim karşısında dona kaldım. Odam bıraktığım gibi değildi.... Kırmızı güllerle süslenmiş odama baka kaldım. Yerde kırmızı gül yaprakları vardı. Ve yatağımın üzerinde büyük bir kızıl gül buketi vardı. Kırmızı kızıl güller, en sevdiğim gül idi. Yatağa yaklaşıp, güllere dokundukta üzerinde katlanmış bir kağıt fark ettim. Bandajlı ellerimle aldım. Üzerinde sadece tek bir cümle yazıyordu: “Только для тебя.” (Sadece senin için.) Dudaklarıma istemsiz bir gülümseme yerleşti. Gözlerim nemlendi ama yüzümdeki gülümsemeye de engel olamıyordum. Elimdeki nota tekrar baktım. Teşekkür etmeliydim. Ama saat geç oldu ve kedime de akşam mamasını vermeliydim. Bu yüzden de en iyisi yarın teşekkür etmek... ✵𝑴𝑨𝑿𝑺𝑰𝑴✵ Çalışma masasından kalktım. Omuzlarımda günün yorgunluğu, kafamda ise sadece onun görüntüsü vardı. Artık geceyarısı olmuştu, sessizce suite geçtim. Ceketimi omzumdan çıkarıp kanepeye attım. Bir bardağa viski doldurdum ve bir kaç buz ekledim. Kanepede oturup bardağı dudaklarıma götürdüm. Gece uzun, içimdeki sessizlik ise daha da uzun. Bardağı masaya bırakıp sırtımı kanepeye yasladım, gözlerimi kapattım. Kafamda tek bir soru dönüyordu: sürprizim onu mutlu etti mi? Yoksa kızdırdı mı? Bir kaç dakika sonra telefonumun bildirim sesi boş odada yankılandı. Telefonumu ceketin cebinden çıkardığımda mesaj geldiğini gördüm. Bu mesaj da Boris'tendi. Alçak herif, görüş teklifimi kabul etmiş... Leyla'nın ellerine batan her bir camın hesabını ondan soracağım. Son yaptığıyla beni çok kızdırmıştı. Birden Leyla'nın odasının kapısı açıldı. Onu gördüğüm an tüm kızgınlığım geçip gitti. Parmak uçlarında bana doğru ilerledi. "Ben uyuyamadım." dedi, utançla başını aşağıya eğerek. "Neden?" dedim, yüzümde alaycı bir gülümsemeyle. "Teşekkür etmeden, uyumak istemedim." dedi, tebessüm ederek. "Teşekkür mü? Niçin?" "Herşey için, bir de kızıl güller için teşekkür ederim, çok güzeller." dedi. "Senden daha güzel değiller..." dedim, iç geçirerek. Sessizce gelip yanımda oturdu, aramızdaki mesafeyi koruyarak. Benden uzak durması sinirlerimi bozuyordu. Ama haklıydı da... Viski bardağımı masadan alıp, ona "İster misin?" diye sordum. Titrek bir sesle, "Hayır" diye yanıt verdikte, artık bardağı kafama dikmiştim. Başımı hafifçe eğdiğimde, bacaklarının titrediğini farkettim. Bana yaklaştıkta korkuyor ve vücudu tepki mi gösteriyordu? Benden bu kadar çok mu korkuyordu? Elimdeki bardağa bakarak, "Benden korkuyor musun?" diye sordum. "Bacaklarımın titrediği için soruyorsan, bunun senden korkmamla bir ilgisi yok." dedi, sakince. "Peki sorun ne?" dedim, merakıma engel olamadım. "Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum." dedi. "O zaman benden korkmadığını kanıtla!" dedim, sertçe. "Nasıl yani?" dedi, şaşırmış surat ifadesiyle. "Korkmadığını kanıtla dedim sana… Yoksa korkuyor musun?” Nasıl yapacağına dair en ufak bir fikri bile yoktu, değil mi? Ayağa kalktı ve gelip yakınımda oturdu. Artık aramızdaki mesafeyi kapatmıştı ama daha fazlasını istiyordum. Sonra beklemediğim bir anda yaklaşıp, yanağıma masum ama bir o kadar da ürkek, bir öpücük kondurdu. Dudakları sadece tenime değmişti ama içimdeki buz dağları o an çözülmeye başladı. Sanki bir sıcaklık dalgası tüm vücuduma yayıldı. Ama kısa sürdü. Hemen geri çekilmek için hareket etti, işte o an refleksle elimi uzatıp bileğinden tuttum. Benden uzaklaşmasını istemiyordum. Ama... o bana baktığımda… Gözleri dolu doluydu. Korku yoktu orada, ama bir mücadele vardı. “Leyla…” dedim, adını neredeyse fısıltı gibi söyledim. Bileğini yavaşça elimden çekti. Gözlerini kaçırmadan önce son bir kez gözlerime baktı. “Maxsim… Lütfen.” dedi, kısık bir sesle. Kendisi ile mücadele ediyordu resmen. Bir adım geri attı. Ardından bir tane daha. Omuzları düşmüştü ama kararlılığı yerindeydi. Ben yerimden kalkmadım. Sadece onu izledim. O, ise yavaş adımlarla arkasına dönmeden odasına gitti ve kapıyı kapattı... Yine benden kaçmıştı! Ama bu defa onun gözlerinde korku değil, yanıp sönen bir karmaşa gördüm. Arzu ile direnç çarpışıyordu. Onu böylesine arzunun eşiğinde görmek… aklımı yitiriyordum. Ama hâlâ sabırlıydım. Onu korkutmak istemiyordum. Ama ben ilk defa bir kadının teninden fazlasını istemiştim: onun güvenini, sadakatini, belki de... kalbini.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim 💞
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın lütfen:)