İçeriğe geç

Karanlığın şövalyesi

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Karanlığın şövalyesi

Bölüm 9

"Acı çekmekten zevk

almak hastalık değil fedakarlıktı.."

Woman/Doja Cat

At arabası iki gün boyunca yol almıştı,gece gündüzüme karışmış,uykusuzluk nefretimi törpülemişti.Kadınlar hâla uyuklarken,kızarık gözlerim ile etrafa bakındım.Yorgunluk üzerime çökmüştü lakin dayanmalıydım.

Aniden açılmak için ittirilen kapıyı fark ettiğimde hemen başlığı kafama geçirdim.Kapı açıldığında içeriye giren ışığın ardından bağırma sesleri geldi.

"Kalkın!Kampa geldik!Hey, sen şövalye,onları sırayla indir!"

Başımı sallayarak onayladım ve gözlerini aralayan kadınların kollarını çok sıkmadan hızlı bir şekilde indirmeye başladım.

Artık korku gözlerinde değildi, yüzlerinde tuhaf bir rahatlama hissi vardı.

Başlığın içinden yüzüm gözükmediği için gülümsedim.

Hepsinin eline takılan kelepçeleri farkettiğimde gülümsemem,dudaklarımın bir çizgi hali almasıyla sonlandı.

Sadece sabretmeliyim,o kelepçeleri bir gün onlara işkence etmeye yeltenen krallığa sokacağım..

"Tek sıra halinde!Herkes kampa doğru!"

Kampın önünde ki kirli su akıntısına bakarken yüzümü buruşturdum.Kamp eski bir binanın içine kurulmuştu ve kampın etrafında ki pislik mide bulandırıcı derecede korkunçtu.

Hepsi sırayla kampa doğru ilerlerken

derin bir nefes aldım.Çabamı nefret ve tiksintinin yok etmesine tahammül edemezdim.

Sakin adımlarla peşlerinden giderken,muhafız bağırdı,"Micheal,kadınların bugünlük nöbeti sende.Tek itirazlarında,tek isyanlarında kellelerini almak senin vatan görevin bunu unutma!Geri kalan şövalyeler krallığa gidiyor."

İri yarı bir adam önüme çıktığında,neden bir kişi seçtiğini anlamıştım.Dikkatle etrafa bakındım.Esir kampındada onlara eziyet edicek kişiler bulunabilirdi ve bu gerçek bir sorundu.

Şövalyeler atlara doğru yürürken,arkalarına geçtim ve hızlı hızlı yürürken bizi geçirmek üzere duran Micheal ile çarpıştım.

"Ah, kahretsin dostum!Kusura bakma."

Kendimi zorlayarak çıkardığım erkeksi sese karşı bir süre bana baktı ve uzaklaştı.

Göz devirdim,şövalyeler atlarına binerken elimde ki kanla dudaklarım kıvrıldı.

Zehir 2 saati geçmeden onu öldürecekti..

Kanlı özel bıçağımı hızla zırhın arasına sıkıştırmıştım,etrafa bakındım.Kimsenin gözleri bende değildi.Hızla atıma bindim ve peşlerinden sürmeye başladım.

Krallığa doğru yol alırken,kızıl ormandan geçtik.Ormanın güzelliği güneş altında daha da bakılası geliyordu.

Bir süre at sürdükten sonra krallığa geldiğimizde, bir elim attayken bir elimi zırhın içinden rahat kullanabilir bir bıçak seçmek için kullandım.

Krallığın önünde dizildiğimizde,bizi izleyen kişiler olduğunu farkettim.

Bizden birkaç adım ötede yaşlı,beyaz uzun saçlı,gümüş giysiler içerisinde bir adam bize bakıyordu.Yanında ise orta yaşlarda,sarışın,uzun boylu bir adam vardı.

Bunlar Kral ve ,1.Veliaht Prens olmalıydı..

Tiksinerek onlara bakarken,yüzümü kapatan başlıktan beni kimsenin göremediğini hatırladım.

Muhafız bize bir şeyler söylerken krallığı gözlerimi kısarak inceliyordum ama büyük balko

nda duraksadım.

2.Veliaht Prens ölmemişti..

Bölüm sonu

1 yorum