"Nefret mi doğururdu sevgiyi,belki de başka bir nefreti.."
Friends/Anne Marie
Kimsesizlik artık canımı yakmıyordu, belki de onu öldürdüğüm içindi..
Hayır! Hayır!Bu iğrenç duygu neydi?
Neden beni rahat bırakmıyordu?
Ata hızla yön verirken,öfkemi dindirmek için kendime' rahatlatıcı' bir cümle kurdum.
"Yol arkadaşını öldürdüğün için pişman değilsin,sadece daha fazlasını yapıp kimsesizliğinin intikamını alamadın.."
Evet,bu yetersizdi..
"Bahaneler sadece silemediğin gerçekleri süsler.."
Artık sus baba!
Ya da susma, zaten şuan tamamen yalnızım,lütfen susma..
İç sesim canımı yakıyordu,babamın sakin ses tonu kulağımda çınlanırken göğsüme binlerce bıçak yer gibi hissediyordum.
Snow'un üzerinde baldırlarımı gerdim ve atı hızlandırdım.
Nereye gittiğimi bilmiyordum..
Gözlerim beklenmedik bir hırla canlanana kadar tabi..
Rota Swepria'ya....
(...)
Çok hızlı bir şekilde kasabaya inmiştim,kasabada kraliyet atları,insanların çığlıkları,nefretle bağıran Swepria muhafızları vardı..
Hırs gözlerimi boyamıştı,atımı bir ağaca çok sıkmadan bağladım.Uzun çizmelerimin arasından küçük bir bıçak çıkardım..
Kargaşa ve kalabalıkta sessiz adımlarla,arkasına dönük diğerlerinden birkaç adım geride duran bir Swepria şövalyesi...
"Kendi iyiliğiniz için buraları boşaltacaksınız!Yoksa sonunuz bu cesetlerden farksız olmayacak!"
Aralarından biri bağırarak insanları ürpertecek adımlar atarken,dikkatlerini dağıtmadan şövalyenin ağızını bir elimle kapattım ve bıçağı gırtlağına bastırdığımda elime boğuk,boğuk nefes alıyordu.
Sessiz bir tonla,"Eğer sesini çıkarırsan bu bıçak nefes boruna girmiş olur..."
Hafifçe başını sallamaya çalıştığında onu,yavaş yavaş küçük ahşap dükkanın arkasına çektim.
Hâla bıçak gırtlağının hizasında,elim ağzına bastırıyordu.
Kimse onun çığlığını duyamazdı...
Bıçağın sivri ucunu boynunda gezdirirken sessizce güldüm,
"Senin gibi bir aşağılığın ölümü eğlenceli olabilir.."
O an korkuyla kıpırdanmaya başladı, bıçağı boynuna bastırdığımda hızlı nefes alışları elimi ısıtacak kadar yoğunlaştı.
"Yerinde dur,senin için güzel bir son seçtim."
Bıçağın sivri ucuyla boynuna bir çizik attığımda titredi,birkaç çizikten sonra oyunu bitirdim ve sivri ucunu boynuna bastırdım ve tamamı girmeden geri çıkardığımda onu yere ittirdim.
Yüzünde rahatlayan bir ifade vardı.
Ona alayla baktım,"O bıçak zehirliydi aptal,bu kadar sevinmeni önermem.."
O anda korkuyla taş kesildi,nefes almaya çalıştığında yutkunmayla son oluyordu.Sanki bir balık gibiydi, yerde acıyla çırpınıyordu.
Saniyeler geçmeden gözlerini kapattığında,yere eğildim.Üzerinde ki zırhı çıkardım.Kendi üzerimde ki siyah zırhı çıkardım ve dükkanın bahçesinde ki çöplerin yanına attım.
Zırhına yazık oldu baba ama önemliydi..
Üzerime Swepria'nın zırhını geçirdiğimde tiksinme duygusu üzerime yerleştirdi..
Başlığı kafama taktım ve pelerinde ki bazı gerekli malzemeleri zırhın içerisine sıkıştırdım.
Kılıcımı kınına koyduktan sonra,atımı yanıma aldım sessiz adımlarla oraya yaklaştık.Herkes hâla bağırışıyordu.
Kimsenin dikkatini çekmeden başka bir atın üzerinde ki Swepria damgası olan bineği yerinden çıkardım ve kendi atımın üzerine koydum.
Kamuflaj halloldu..
Satıcılardan bazıları karşı çıkıyordu onlara ancak başımız -yani başları-gibi gözüken adam kararından ödün vermiyordu.
Başlıktan dolayı her şey zor görünmesine rağmen hızla etrafa gözlerimi gezdirdim.
Herkesi uzaktan izleyen o adam..
Bize saldıran yağmacılarda bayılan kişi..
İşini bitirmem gerekli...
Sakin adımlarla kalabalık arasında yürümeye başladım,ona yaklaştım.O ise keyifli bir sırıtışla ağlayan kadınlara bakıyordu..
Bir kadına gülemez!
Hemde zor durumda bir kadına!
Kılıcımı yavaşça çıkarıcakken,duyduğum sesle derin bir nefes aldım.Kılıçtan elimi çektim.
"Bütün şövalyeler!Hemen şu kadınları at arabalarına götürün,esir kampına gönderilecekler,atlarınızı arabalara bağlayın."
Ben dişlerimi sıkarken,o aşağılık herif gülüyordu.
Senin kelleni ben alacağım,bu iş bitmedi,henüz bitmedi..
Sakin kalmaya çalışarak,kadınlara yaklaştım,yerde ağlayan feryat eden güzel bir kadın'ın gözyaşları içimi yaktı.Onu yavaşca kolundan çektim,incitmemeye çalışarak.
O ise hâla ağlayarak konuşuyordu,"Lütfen bırakın bizi,benim çocuklarım var!"
Kadının feryatları,beni bir kez daha babamın hayran olduğu kadın olan annemden nefret ettirdi.
Acaba bizim için hiç ağladı mı?
Onu at arabasına götürürken diğer şövalyeler adeta kadınlara eziyet edercesine sürüklüyordu.
Sessiz kalmalıydım..
Hepsi at arabasına bindikten sonra, onların yanına herkesten önce bindiğimde başka biri,"Sen in,ben yanlarında dururum."
dedi ama ben,"Yok,yok ben kalırım.Kaçmaya çalışmadıklarından emin olacağım."Ses tonunu kalınlaştırmak için oldukça çabalamıştım neyse ki o da çok uzatmadan önde ki atlardan birine bindi.Kadınların bazıları titrerken,bazıları bana nefretle bakıyordu.
Kapılar kapalıydı ve gözükmüyorduk, yavaşça başlığı çıkardım ve onların şaşkın ve ümitli bakan yüzlerine gülümsedim.
"Korkmayın,ben varken size hiçbir şey yapamayacaklar,ben Zloisliyim.."
O an hepsine bir rahatlama gelmişti,bir ümit..
Başlığı kafama geçirdim ve sessiz bir tonla,"Kurtulmanız için elimden geleni yapacağım ancak sizden istediğim bir şey var.."
Sessizlik..
"Size ne yaparlarsa yapsın korkmayın,kendinizi savunun.Ağlamayın, korktuğunuzu belli etmeyin,tek yapacağınız şey kendinize ve birbirinize sahip çıkmak.Anladınız mı?"
Genç gözleri ümitle ışıldarken,bazıları başlarını salladı bazıları sıcak bir tebessümle onayladı,bazıları son kez ağladı mutluluktan...
Kadınlar sabrın en temiz örneğiydi...

