"Mary,bana verdiğin her acı üç mücevherle bitti..."
Believer/İmagine dragons
Nefret,öfke,hırs bana doğduğumdan beri sahip çıkan tek bütünlüğümdü,onların bir parçası gibiydim artık.20 yıllık yaşamımın,en acımasız parçasıydılar.
Gün ışığı yüzüme değiyorken elimde ki gümüş kılıcı eski bir bezle temizledim.Üzerindeki Zlois simgesine bakarken, gözlerimde ki hırsı görüyordum.
Bana oldukça bol gelen,babamın eski zırhını giymek vücudumu hareket ederken zorlasada kılıcı güzel bir şekilde kınına yerleştirdim.
Kısa saçlarımın üzerine geçirdiğim siyah pelerini giydikten sonra,ahşap kapıyı çektim.
Ahırdan siyah atımı aldım ve üzerine yavaşça bindim,hareket etmek üzereyken abimin sesi durmama neden oldu.
"Ursula!"
Ahşap kapının önünde duruyordu, kahverengi gözleri bana hüzünle bakarken içim bir tuhaf olmuştu.
"Abi,evden çıkmamanızı söylediğimi hatırlıyorum."
Yüzüne yayılan alaylı tebessüme gözlerimi devirdim,acele adımlarla bana yaklaştı.Ben hâla atın üzerindeyken,ayak uçlarında yükseldi ve eliyle saçlarımı karıştırıp alnıma dudaklarını bastırdı.
Yüzümde en fazla bir saniyelik sıcak bir gülümseme oluştu,başımı diğer tarafa çevirdim.
"Kendinize dikkat edin,yol uzun.Ahırı kilitledim,size ya da eve saldırırlarsa bıçak kullanmaktan çekinmeyin."
Hareket etmek için baldırlarımı sıktığımda,siyah yeleleri uçuşan at hızla koşmaya başladı.
(...)
Yaklaşık 6 saattir at üzerindeydim,yorgunluk üzerime çökmek üzereydi ama kendimi zorlamaktan çekinmiyordum.
Öğle güneşi olmasına rağmen yağan hafif kar,soğuğun vücuduma işlemesine neden oluyordu.
Derin nefesler alarak atı hızlandırdım.Zavallı hayvan'ın solukları artıyordu.
İleride gördüğüm evler, direncimin yerine gelmesini sağladı,atı biraz daha hızlandırmak için yön verdiğimde durdu.Ani hareketinden dolayı onu sakinleştirmek için başını okşadım,
"Üzgünüm ama görüyorsun sabrımız bizi buraya kavuşturdu.."
Mırıldanışımı duymuşcasına sakinleşti ve adımlarını hızlandırdı.Evlere yaklaştığımızda atı durdurdum ve yavaşça indim.İpinden çok sıkmadan tutarak yürümeye başladım.
Geniş,kapısında atların durduğu hana yaklaştım.Atların bağlı olduğu yere atımın ipini bağladım.
İçeriye girdim,hancı'nın bakışları üzerimde yoğunlaştığında,
"Atım,ben gelene kadar burada kalıcak,ücreti burada."Cebimden çıkardığım küçük keseyi ona uzattığımda gözleri ışıldadı,başını onaylarcasına salladı.
"Atınız güvende olucak."Handan geri çıktım ve etrafa dikkatlice bakındığımda,kraliyet atlarını görmem çok uzun sürmedi.Atların üzerinde ki bineceğin üzerinde ki swenpia damgası uzaktan bile bariz bir şekilde görünüyordu.
Yavaş ve temkinli adımlarla oraya doğru yürümeye başladım, soğuktan dolayı aldığım nefeslerin sıcaklığı beni rahatlatıyordu.
Atlardan birine yavaşça yaklaştım,"Affet,beni zavallı."Kılıcı kınından çıkardım ve bir elimle atın başını tutarken,diğer elimle boynuna kılıcı sapladım.Atın acı çığlığı soğuk havada yankılandı.Yere yığılan at'ın üzerinde ki bineğe tükürdüm.
"Soyunuz çürüsün."
"Maalesef çürümesini sen göremeyeceksin."
Duyduğum sesle,kaşlarım çatıldı arkama döndüğümde kılıcını çıkarmış,tıpkı benim gibi siyahlar içerisinde ki kişi bana bakıyordu.
İçimden saydırdığım küfürlerin ardından,ona ters ters bakarak,
"Burada ne işin var?"dediğim şey karşısında kıkırdadı.Ses tonu bir erkeği andırıyordu.
Bana bir adım yaklaştığında geriye çekildim,kılıcını bana yaklaştırdı ve gözüken dudakları bir kenara kıvrıldı.
"Senin ne işin varsa benim de öyle."
Yerde ki kan gölünde ölü yatan atı işaret ettiğinde,kanlı kılıcımı ondan hızlı bir şekilde boynuna yaklaştırdım.
"At canisi misin?"
Boynunda ki kılıçı görmezden gelircesine bir kahkaha attı,
"Sen öyle misin?"
"Elbette ki hayır,bu sadece gerekliydi,neyse sohbet bitti."Ona biraz daha yaklaştım kılıcı boynuna bastırdığımda,
"Bir prensi öldürmenin ağır bedelleri olduğunu biliyorsundur umarım."
Benim gözlerim şaşkınca açılırken aniden kılıcımı hızla boynundan çekti ve beni yere ittirmek için omzuma sertçe vurdu,elimde ki kılıcı almaya çalışırken kolunu sertçe tuttuğumda kendimi yerde onu ise üzerimde buldum...



