Televizyonun başında oturmuş kanalları dolaşıyordum. Dizilerde artık beni sıkmıştı filmlerde. Zaten 1 haftadır da okullar tatildi. Sonuçta yaz tatili gelmişti.
Haftanın her günü hastane hastane dolaşarak doktor danışması yapmıştım. Kime ne söylesem biz bu ameliyatı yapamayız vs gibi şeyler söyleyip durdu. Kısaca hiçbir devlet hastanesi beni ameliyat edemiyor etmiyor. Özel hastanelerede gittim. Adamlar bu ameliyatı yaparım ama ölecek olursan ben sorumlu değilim diyip beni postalıyor. Ulan benim gibi bir hastayı ameliyat etseler birde hayatta kalsam adamların kariyerleri benim sayemde yükselecek. Ne diye bilirim ! Beni kendi halime bıraktılar. Pes ettim mi hayır. Bugünde hastanelere gidip doktor doktor dolaşıcam. Belki başka bir doktor kabul eder umuduyla asla pes etmicem.
Düşüncelere o kadar çok dalmıştım ki abimin bana seslendiğini bile duymamışım.
"Ulan sen beni duymuyon mu !?"
Abim Yamaç. Oldu olası abim agresif birisidir. Tatlı görüntüsüne aldanmamak lazım. Dışı melek içi şeytan resmen. Birde benimle sataşmayı çok sever. Ne kadar hasta olsamda o bunu kafaya takmaz. Bazen beni güldürmek için halden hallere giriyor sonra geri eski agresifliğine dönüyor.
"Hı ?"
"Birde hığ diyor sağır mıdır nedir ya !"
"Ne diyon abi, söyle."
"Tuz nerde ? Dün tezgahın köşesindeydi."
"Tuz nerde mi ? Tahminlerimce makarna dolabının orda poşetinde olmalı."
Bir hışımla mutfağa geri gidip makarna dolabını açıp dıp bucak tuz poşetini aradı.
"Hera hani nerde bu tuz !"
"Abiiiğğğğ. Bana diyene bak ya. Asıl kör sen çıktın."
"Dingil ben sana kör demedim sağırsın dedim."
Bir hışımla ayağa kalkıp mutfağa geçtim. Ne güzel oturuyorken gelip keyfimi kaçırmıştı. Kapattığı dolabın kapağını geri açıp şekerliği bir köşeye çekip arkadaki tuzu gün yüzüne çıkardım. Abimin gözüne sokmak için tuzu alıp yüzünün hizasına getirdim. "Hani tuz yoktu. Sen gerçekten körsün."
"Ben kör değilim sadece üşengecim. Elimi o şekerliğe atacamda onu çekecemde ohoo." Tuzu alıp tezgahın üstündeki tuzluğa bir miktar tuz koyduktan sonra tuzu rastgele dolaba atıp geri döndü.
"Bugün öğlen yemeğine ne hazırlıyon abi ?"
"En sevdiğinden hazırlıyorum gülüm." Tek bir cümle, işte beni bu kadar mutlu edebilirdi. "Sen şimdi git hazırlan bende yemeği hazırlaya durayım. Yemeğimizi yedikten sonra şu dün özel hastaneye gittiğimizde göremediğimiz doktorla bugün konuşuruz."
Hastane lafı geçince benim moral artık bozuluyordu. Neden mi ? Çünkü tüm doktorlar aynı boktan lafı kurup duruyorlar. Hem sinir bozucu hemde hayal kırıcı birşey. Neyse bakalım. Gidip hazırlanalım. "Tamam abi ben hazırlanıp sana yardıma gelicem. Hadi ben kaçtım."
Abim eti doğrarken uzanıp yanağından öptüm. Tam ağzını açıp bir şey diyecektiki ben kıkırdayarak odama kaçtım.
Abim ne kadar agresif olsada benim için çok kıymetliydi. Babam beni evden attığında abim beni geri eve alması için babamla kavga etmişti. En son baktı olucu değil babamın karşısına geçip 'madem kız kardeşim hera'yı eve almıyorsun bundan sonra senin ne karın ne kızın nede oğlun var piç kurusu' dedi ve çekip gittik. O günden beri de abimle beraber kendi evimizde kalıyoruz. Para konusunda bir problem yaşamıyoruz. Annem vefat etmeden önce tüm mal varlığını abime vermişti. Annem eskiden zengindi taki baba dediğim adam annemin hayatını mahvedene kadar. O günden sonrada babam annemin mal varlığını kendi üstüne almak için abimi kaç kere dövdü. Kaç kere evden attı ama abim annemin emanetine ne güzel sahip çıktı. Annemin bir ceosu vardı. Oranın yönetmeniydi. Şimdi ise oranın yönetmeni abim. Aslında yönetmen ben olucaktım fakat hastalığım yüzünden annem bunu reddetti. Böylece abim yönetmen oldu.
Abim hastalığımın her geçen gün daha da tehlikeli hale geldiğinin farkında. Oda benim için elinden geleni yapıyor. Çevresindeki arkadaşlarına danışıyor. Benimle hastanelere geliyor. Yaklaşık 6 aydır ameliyat için doktor arıyoruz. Artık abimde doktor bulamadığımız için yurt dışından doktor çağırmayı planlıyor. Eğer bugünde gideceğimiz doktor ameliyatı reddederse yurt dışına başvurmaya başlayacağız.
Düşüncelerimle boğuşurken hazırlanmıştım bile. Üstüme beyazlı yeşilli ince bir kazak altıma dizleri yırtık dar sayılmayacak bir pantolon giymiştim. Omzumada uzun zincirli koyu yeşil çantamı almıştım.

Giyindikten hemen sonra abimin yanına mutfağa geçmiştim. Abim çoktan etleri doğramış hatta patateside patlıcanıda doğrayıp fırına sürmüştü. İşte en sevdiğim yemek orman kebabıydı. Bayılırım orman kebabına.
"Ooo abi az önce üşengecim ben diyordun ne ara yaptın bu kadar şeyi."
Yandan yandan sırıtarak "İşin içinde sen olunca kimse elime su dökemez gülüm."
Gözlerimi kırpıştırarak abime baktım. "Ciddi misin sen ?"
"Ordan bakınca ciddiyetsiz gibi mi gözüküyorum."
"Valla abi sırıtarak söylediğinden ciddi misin değil misin anlayamadım."
"Kızım sana bendende iyi bakacak, gözümü arkada koymayacak bir kerata çıkana kadar ne ben evlenirim ne de seni birine veririm."
Gülerek "Çok komiksin abi. Beni bu halimle kimse almaz. Babam gibi adama düşerim en fazla."
"O adama baba deme hera. O adam baba olmayı bile hak etmiyor. Sakın ama sakın bir daha o adama baba deme." derin bir nefes alıp "Kızım sen hiç aynaya bakmıyor musun !? Güzelliğini annemden almışsın sakın ama sakın böyle düşünme seni seven illa bir adam çıkacak dua ette ben kabul edim o adamı yoksa yandın."
...
Saat 2'ye geliyordu. Abimle beraber orman kebabını afiyetle yemiştik. Zaten 1 saatte pişmişti 30 dakikada da yemiştik. Şimdide arabadan inmiş hastaneye doğru gidiyorduk.
"Abi bu doktorda aynı şeyi derse napıcaz ?"
"Yurt dışından doktorlara görünmeye başlayacağız."
"Abi ben nasıl gidicem ? Biliyorsun 1 saatten fazla yolculuklarda fenalaşıyorum."
"Doktorları buraya getirmeye çalışıcam."
"Peki."
Girişten randevumuzu alıp doktorun odasının olduğu yere doğru gittik. Sıra bize gelene kadar beklemiştim.
"Hera Saklı doktorumuz sizi bekliyor."
Adımı seslendiklerinde abimi çekiştirerek doktorun odasına girmiştik. Doktor bizden röntgen çektirmemizi istemişti ama ben doktora daha dün röntgen çektirdiğimizi söyleyince dün çekilmiş beyin röntgeni açıp baktı. Baya bir inceledikten sonra doktor bana dönüp "güzel kızım eski kayıtlarına baktım anlaşılan hastane hastane dolaşıyorsun. Röntgende görüldüğü üzere sende beynin kendi kendine salgıladığı bir madde var ama bu madde beyninin tüm çevresini kaplamış. Beynini bu maddeden arındırmak güç iş. Beyin en hassas bölge ve ulaşılması çok zor değil ama tehlikeli. Ameliyat sırasında zarar görürse ya akli dengeni kaybedersin ya da ölürsün. Birde beyninde salgılanan maddeyi önce heryerdrn temizlememiz lazım sonra ise o maddeyi salgılanan organı kesip almalıyız. Bu tek seferde yapılacak bir işlem değil. Zaman alır. Ayrıca beyninde fazla olan o organı aldığımızda hangi sonuçlar oluşur bilemeyiz."
Şöyle elimi bi beynime atamıyor muyum ? Sen kimsin hayırdır falan desem hsjshs.
"En kısa zamanda ameliyat olman gerekli eğer süreci uzatırsak biz müdahale edemeden seni kaybetmiş oluruz. Ama bu ameliyatı bizim gibi doktorlar yapamaz. Tecrübeli doktorlar yapabilir." Adam bildiklerimden başka bir şey söylemedi.
Doktor telefonunu açıp bir kağıda 5-6 tane numara yazıp bana uzattı. "Bu ameliyatı yapabilecek doktorlar birkaçı birde bu doktorlarla konuşmanı tavsiye ederim. Emin ol onlarda sana doktor önerirler. Sonuçta böyle bir hastalığı bir milyonda bir görüyoruz. Her zaman yaptığımız bir ameliyat değil bu yüzden çoğu doktor benim gibi ameliyat yapmayı reddeder."
Abim araya girip "Peki doktor bey, bu ameliyatı yurt dışında yapıcak doktorlar var mıdır ?"
"Ülkemizde de yapıcak doktor vardır yurt dışındada vardır. Fakat nasıl burda ameliyat yapıcak doktoru bulamıyorsanız ordada doktor bulma ihtimaliniz düşük."
İşte bu sözler bile benim tekrar umutsuzluğa kapılmam için yeterliydi. Her ışık bir çıkış yolu olmuyordu. Kimisi yangının ortasına sürüklüyordu kimiside ucu bucağı olmayan bir ışık hüzmesine...
Yazı tarzım açık ve net. Çok detaycı bir insanım ama bu kitap kısa bir hikaye şeklinde olucağı için fazla masimiye almadan yazıcam. Şimdiden iyi okumalar.