Genç kız ne kadar uyumak istememiş olsada bedeni yorgunluğa maruz kalıp çelimsiz düşmüştü. Biliyordu uyursa geri uyanamama ihtimali vardı ve o bunu istemiyordu. Bu yaşta böyle bir hastalık yüzünden hayata elveda etmek istemiyordu.
Her gece "anne, ben uyumak istemiyorum." diye haykırıyordu.
Anneside genç yaşta vefat etmişti. Kendisinde bulunan hastalığın tıpa tıp aynısı annesindede vardı. O lanet olası genler annesinden kendisinede geçmişti ve bu hastalık her geçen gün hera'yı içten içe sömürmeye başlamıştı.
Şiddetli baş ağrıları, vücudun kilitlenip kalması, baş dönmeleri, göz kararması...
Bunun tek bir çaresi vardı. Ameliyat... Fakat hiçbir doktor bu ameliyatı yapamayacağını söyleyip duruyor. Niye mi ? Çünkü bu hastalık sıradan bir hastalık değil ve genç kız ameliyat olursada masada kalma ihtimali çok yüksek. Hatta masadan kalkıcak olsa bile akli dengesinin yerinde olmama ihtimali var. Bu yüzden hiçbir doktor hiçbir profesör bu ameliyatın riskini sırtlamak istemiyor.
Peki ya Hera ?
O bu hastalık yüzünden ölmek istiyor mu ? Tabikide hayır ! O kızın hayalleri var. Hayatta kalmak istemesinin sebepleri var. Annesi gibi lanet olasıca bu hastalık yüzünden ölmek istemiyor. O bu mücadelede gâlip gelmek istiyor.
Bu kız ben denemeden hayır demem diyenlerden. Denemeden ne olucağını bilemeyiz diyenlerden. Hayata kafa tutanlardan. Riski seven ama ölmek istemeyenlerden.
O hera...
Yaşamak istiyor...
Bir umut...
Bir ışık...
Onun tek çaresi...
Kan ve kokusu...