Esselamun aleyküm turkiye vatandaşlarııı
Yeni bir bölümle geldim !
Hastaneden çıkmıştık ve doktor beyin yaka kartından adını öğrendiğim üzere ismi Güner'di. Eve geçmiştik ve Güner Beyin bize verdiği kağıttaki doktorları aramıştık.
Kimi doktorlar eski kayıtlardan hastalığıma bakarak telefondan problemim için önerilerde bulunmuştu. Kimiside randevu alıp yanına gelmemizi istemişti. Altı tane numaradan 4 tanesini elemiştik bile. Geriye iki doktor kalmıştı ve bunlarda yakından kendileri tekrar incelemek istemişti. Tabi bizde son şanslarımızı kullanarak onaylamıştık. 2 gün sonra özel bir devlet Hastanesi'ne gidicektik. 3 gün sonra ise devlete bağlı olmayan ama insanlık uğruna çalışan bir doktora gidicektik. Son kez Türkiye'de çabalıyacaktık.
Abim şirkete gitmişti. Bende evde en yakın arkadaşım emir'le beraber oturuyorduk. Pekte oturuyor sayılmayız. PlayStation ile televizyondan dövüş oyunu açmıştık. Bildiğiniz evin içinde birbirimizi yenmek için göt yırtıyorduk.
"HııyaAğağĞĞ al sana al sana !"
"Hera şimdi sana komboyla geliyorum !" Beni hareketsiz bırakıp üst üste 8 kombo yaparak devirmişti.
"Hadi ama emir hep sen mi kazanıcaksın !?" Kaşlarımı çatarak söylediğim sözlere kaşlarımın arasına işaret parmağıyla pastırarak "Bana kaşlarını çatarak bakma. Belki birgün beni yenicek kadar iyi oynarsın." kıkırdayarak ayağa kalkmıştı.
"Hey nereye ?"
"Susadım hera. Su içmeye, mutfağa gidiyorum."
"Bana da su getir. Bende susadım."
"O zaman sende ben gelmeye sen yeni bir oyun bul."
Elimi ağzıma kapatarak kıkırdamıştım. "Tamam." Emir mutfaktan gelene kadar araba yarışı açmıştım. En sevdiğimdi. Abimi hep araba yarışında yendiğim için bu oyunu abim artık benle oynamıyordu. Bu yüzden hünerlerimi gösterme sırası emire gelmişti. Elindeki bardakla yanıma oturduğunda elinden bardağı alıp suyu tek dikmede bitirmiştim.
"Demek araba yarışı he" Bu kelimeleri söylerken bildiğiniz piç smil atmıştı bana.
"Hemen heveslenme. Çünkü kaybetme sırası sende." Şimdide ben sırıtıyordum. Bilmiyorduki benim nasıl bir oyuncu olduğumu. Artık öğrenme zamanı gelmişti. Sabahtan beri yenmesine birşey demiyorum ama artık yeter. Kaybetme sırası onda.
Oyunu play tuşundan başlatmıştım ve oyun geri sayım yapmaya başlamıştı.
"Tozumu yutmaya hazır ol." Ah emir fazla güveniyorsun kendine.
3...
2...
1...
Ve yarış başlamıştı başlar başlamaz gazı köklemiştim. İlk başta 50 ile hareket etsemde biraz ilerledikten sonra 120'ye çıkmıştım ve emir başladığım an arkamda kalmıştı. Yolda karşıma çıkan ultileri yani hız arttırmama yarayan şeyleri alarak emire fark atıyordum. Sırf bana yetişemesin diye gıcıklığına ona ültileri bırakmamaya çalışıyordum. Yol boyu hiç hızımı kesmeden ve yolumu şaşırtmadan ilerliyordum taki emiri kontrol edim derken oyunda önüme gelen barikatı görmemiştim. Bildiğiniz arabam kendi etrafında 180 derece dönmüştü ve yönüm yolun ters tarafına bakıyordu. Emir bunu fırsatbilmiş olmalı ki benim ters yönde bulunmamdan faydalanarak oda gazı kökledi. Taki ben bir anda arabayı onun üstüne doğru sürene kadardı. Hızımı kesmeden emire doğru sürdüm ve BAMM bu sefer emirin arabası ters takla atmıştı. Emir tekrardan canlanmadan arabanın yolunu değiştirip tekrar kaldığım yerden devam ettim ama emir hemen arkamdaydı ve sürekli arkadan bana vuruyordu. Tabi buda benim tekerlerin kaymasına sebep oluyordu. Sırf emirin bu hareketi yüzünden ultileri kaçırmıştım ve emir benim alamadıklarımın hepsini almıştı. Tabi emir bey bu fırsatı hiç kaçırmadan önüme geçti. Açık ara farkla şuan o kazanıyordu ama bilmiyorduk ilerde "U" dönüşü var. Bu hızla istese bile dönemez. Sakin bir şekilde emirin duvara girişini izledim. Emirin ağzından oyun başladı başlayalım ilk defa bir kelime çıkmıştı oda "siktir"'di. Ben sakin sakin "U" dönüşümü yaptım. Hemen sonrada bitiş çizgisini geçerek oyunu bitirdim.
"Ne o emir bey tozumu mu yuttunuz yoksa ?" Dalga geçerek söylediğim sözlere karşı hemen savunma moduna geçti.
"U dönüşü olduğunu bilseydim seni geçerdim."
"Haritaya baksaydın koçum. Adamlar haritayı boşamı koymuşlar oraya." Söylediğim sözlerin haklı olduğunu fark edince birşey diyememişti. "Eee artık sende benimle araba yarışı yapılmayacağını öğrenmişsindir."
"Sadece şanslıydın." Kolundaki saati kontrol edip "benim artık gitme vaktim geliyor. Hem birazdan abin yamaçta gelir." Bu sözlerinin hemen ardından yavaştan eşyalarını toparlayıp çantasına attı.
"Bir ara yine beklerim emir. Yolun buralara düştükçe hiç çekinmeden gel. Biliyorsun kapımız sana her zaman açık."
"Herşey için teşekürler hera. Emin ol şansım oldukça gelmeye çalışıcam." Son kez vedalaşıp emiri uğurlamıştım. Emir benim hem çocukluk arkadaşım hemde okularkadaşım. Zamanında kendisiyle çok vakit geçirmiştik. Ta ki abimle ben evden ayrılana kadar. Şuanda da görüşüyoruz ama eskisi gibi değil. Zaten istesemdeşimdi hiçbirşey eskisi gibi olmaz, olamaz.
Telefonum çalmaya başlamıştı. Büyük ihtimalle abim arıyordu. Telefonum televizyonlu odadaydı.
Evin kapısını kapatıp içeri geçtim. Eve girer girmez bir anda gözlerimin önü kararmaya başlamıştı. Aldırış etmeden ilerlemeye devam etmiştim ama işe yaramıyordu. Geliyordu işte tüm hücrelerimin yetisini kaybedip acının vücuduma hücumu... Her adımımda şiddetle gözümün kararması yetmezmiş gibi birde bacaklarım titremeye başlamıştı. Sanki yere yığılıp kalacaktım. Bir anda diz kapaklarım kırıldı ve dengemi kaybettim. Hemen yanımda bulunan ilk şeye tutunarak ayakta kalmaya çalıştım ama sanki yer çekimi beni inatla kendisine doğru çekiyordu. Gücüm yetmedi ve yere yığıldım. Beynim hayla aktif ama ben gözümün önünü göremiyorum. Yerdeyim ama hareket edemiyorum. Kulaklarımda çınlayan telefonun sesi beni sağır ediyor. İşte geliyor baş ağrım. Ellerim o kadar hızlı başımı kavrıyorki sanki beynimi kendi ellerimle sıkmaktan patlatıcak gibi hissediyorum.
Ağzımdan çıkan bir kaç inilti. Göz pınarlarım ıslak, akmak için kendine yer arıyor. Çatlıyor başım. Vücudum benim kontrolüm dışında istemsiz tepkiler veriyor. Bacaklarımı ise hissedemiyorum bile. Benim şuanki tek çarem zaman.
Acıyı hissediyorum, sanki birisi beni yerden yere vuruyormuş gibi beynim zonkluyordu. Vücudumun bir bölümü ise beynime eşlik edip bana işkence etmeye başladı. Telefonum ise susmak bilmiyordu. Kulaklarım ne kadar çınlasada bir bağırtı duydum. Abim...
Geliyor...
Benim için geliyor...
Keşke gelen abim değilde Azrail olsaydı...
Acı çeken bu vücudumdan dingin ruhumu çekip alsaydı...
Keşke huzuru ahirette tadabilseydim...
(Yazarın anlatımıyla)
Acıya yenik düşen hera ve vücudu etkisiz kalıp bayılmıştı. Kız cağızın ne sesi çıka biliyor ne de hareket edebiliyor. Abisi yamacın bağırış sesleri ise tâ bahçeden geliyordu.
'HEERRAAA !!!' Koşar adımlarla evin önüne kendini zor atan adam aceleyle cebindeki anahtarı çıkarıp zar zor olsada kapının deliğine yerleştirmişti. Kapıyı açar açmaz gördüğü manzara karşısında yıkılmıştı. Küçük kız kardeşini bu halde görmek onu param parça ediyordu. Hayatının tek anlamı ise acılar içinde yaşıyordu. Ne kadar elinden birşeyler gelmesede onun için, sağlığı için herşeyi yapıyordu.
Girdiği şoktan kurtulup hemen kız kardeşini yerden kaldırdı ve koltuklardan birine yatırdı. Evde hep bir kolonya olurdu. Hemen gidip kolonyayı alıp eline döktü. Kolonyalı olan elini direk kız kardeşinin burun hizasına getiren adam sabırsızlıkla uyanmasını bekliyordu. Genç kız yavaş yavaş kendine gelirken sürekli inliyordu. Genç adam hemen dolaptaki ağır ağrı kesici iğnelerden birini alıp hazırda açık damar yolundan iğneyi vücuduna enjekte etti.
Genç kız ise iğnenin etkisiyle yavaş yavaş vücudu uyuştu ve hissizleşti...
Sizce kitabın akışı nasıl gidiyor ?
Anlatım tarzım/dilim size göre nasıl ?
Küçük kitleli okuyucularım umarım bölümü beğenmişsinizdir. Ayrıca şuan pek bir olay yok ama en kötü 4. Bölümden itibaren olaylar kargaşalar ve dehşetle başlayacak.
Sabırla kalmanız dileğiyle...