Yine güzel bir güne uyandım demek isterdim fakat okuldaki yeni sınıfımdaki ilk arkadaşım dün kayıp ilan edilmişti. Onunla daha yakınlaşmadığımızdan çok üzülemiyordum. Asıl korktuğum bunun kaçırılma olayı olmasıydı. Küçüklüğümden beri bir sürü film ve dizi izledim, bunlar ister istemez bende etki bırakmıştı. İçimdeki ürpertiler susmazken okula gideceğimi hatırlayıp yatağımdan kalkmak zorunda kalmıştım. Tavşan görünümlü terliklerimi giyip kıyafetlerimi giymek için üstümü çıkarmıştım. Tam o sırada annem kapıyı tıklattı. Annemin bu kadar erken uyanmasına mı şaşırmalıydım yoksa kapımı tıklatmasına mı diye düşünürken bu sefer kapıya resmen vurmuştu. Ne olduğunu anlayamamıştım ve kıyafetlerimi giyip kapıyı açtım. Kapıyı açtığımda annemle karşılaşmayı beklerken kimseyi görmeyince şaşırmıştım. Aklımdan "İyide kapıma vuran kimdi?" diye geçirmiştim. He neyse deyip banyoya geçtim. Banyoya geçtiğimde mutfaktan ses geldiğini duydum. Sanırım annem kapıya vurduktan sonra ses gelmeyince mutfağa geçmişti. Dişlerimi fırçalayıp saçımı hazırladıktan sonra mutfağa geçtim.
Annem tezgahta bir şeylerle uğraşıyormuş gibi görünüyordu. Onun arkasından sarılıp "Ne yapıyorsun anne?" diye sordum. Annem en sonda yaptığı şeyi streçe sardı ve bana döndü. "Al bakalım, bu senin yemeğin" dedi. Annem benim için sabahın köründe kalkıp sandviç hazırlamıştı. "Aa! Çok sağol annem" deyip yanağından öptüm. Sandviçimi hazır olan çantama atıp eşyalarımı kapının önüne dizdim, çünkü eksik bir şey var mı kontrol etmeliydim. Bu süreçte hiç saate bakmamıştım fakat yetişeceğimi bildiğimden sorun olmaz deyip geçiştirmiştim. Evden çıkarken annemle karşılıklı "Görüşürüz" dedik ve evden çıkmıştım.
Durağa giderken okuldakilerin haberi duymuş olup olamayacaklarını düşünmüştüm. Durağa geçtiğimde her zamanki gibi otobüs benden iki dakika sonra gelmişti. Otobüse binip araya sıkışmaya çalıştım fakat o kadar sıkışıktı ki resmen kapıdan atılacaktım. Bir şekilde sığmayı başardıktan sonra otobüsün okula varmasını bekledim.
Otobüs vardığında hemen indim ve okula girdim. Bu sefer okula hızlı girmiştim çünkü insanların bu olayı konuşup konuşmadığını merak ediyordum. Yavaşça yürüdüğüm koridorlarda, kulaklarımı açtığım sınıfımda ve öğretmenler odasının çevresinde hiç bu olaya dair konuşmalar yoktu. Belki de ben kaçırmıştım. En sonunda sınıfıma geçtim ve yerime oturdum. Ders beş dakika sonra başlıyordu. Sınıfa baktığımda ilk fark ettiğim şey herkesin neşesi soluktu. Sanki rol yapıyor gibiydiler. Öğretmenler zili çalmıştı ve hocamız içeri girmişti.
Ne kadar konuyu açan ben olmak istemesemde hocaya "Hocam Yasemin'le alakalı bir şey bulabildiniz mi?" diye sordum. Sınıftaki bir öğrenci "Hoca niye bulsun enayi" deyip sinirlerimi bozmuştu. Lafına sinirlenmemiştim haklı olduğuna sinirlenmiştim. Gerçekten de bunu hocaya sormam saçmaydı fakat amacım zaten gerçekten cevap almak değildi, konuyu gündeme çıkarmaktı. Başarmıştım da, sınıftan biri "Dün haberlerde kayıp ilanı verilmişi." dedi. Hoca bu konuda hakkında bilgisi olmadığını söyleyip derse başladı
Zaman yavaş geçiyordu ve bunalma seviyem artıyordu. Bu seferki hocamız çok sakindi. O kadar sakindi ki ninni söylerse birkaç saniyede tüm sınıfı uyutabilirdi. Teneffüs olduğunda sevincimden çığlık atmak istiyordum. Tam ayağa kalkarken Talha kolumdan tutup "Benimle gel" dedi. Rahatsız olduğum için "Dur! Ne diye senle geliyor muşum?" dedim. Talha bırakmayıp "Gel işte" dedi ve çekiştirmeye başladı. Ben bırak falan derken Talha'nın gücü bir anda ok olmuştu. Yüzüne baktığımda yüzü büzüşmüş, sanki acı hissediyor gibiydi. Talha'nın yüzüne bakarken arkada bir süliet daha olduğunu gördüm.
O sülietin kim olduğuna bakarken kendisi yüzünü gösterdi. Kerem Talha'nın ensesinden tutmuş sıkıyordu. "Şekerleri incitirsen kırılabilirler dimi kuru buz" dedi Kerem. Kuru buz demesinin sebebi belliydi, Talha çok soğuk davranıyordu ve asla da ısınmıyordu. Kerem'e dönüp "Sen ne saçmalıyorsun ya" dedim. Bu çocuk ikidir bana sevimli dermişçesine kelimeler kullanıyordu. Bunun Kerem'den olması hoş değildi. "Ne oldu tatlı kız, yoksa şeker denmesini tercih mi etmiyorsun? Olur benlik sıkıntı yok, söyle bakalım sana ne diyeyim?" dedi Kerem. Bunları derken Talha'yı bırakmıştı ve bana yaklaşmıştı. Bende ona bir adım atıp "Azrail diyeceksin bana mankafa" dedim. Aynı zamanda alnına vurmuştum çünkü bu çocuk rahatsız etmekte neredeyse kusursuzdu. Kerem hiç beklemediğim bir şekilde "Alnıma bıraktığın güzel dokunuş için teşekkür ederim azrailim" dedi. Gerçekten bir psikopatla uğraşıyordum. Bunları derken sırıtması ise daha çok sinirimi bozuyordu. Kerem Talha'nın ensesini bırakmış olduğu halde yerinde duruyordu. Kerem ona baktığı zaman Talha sınıftan çıkıp kulağıma "Bahçe dibine gel" demişti. Dediği yer duvarla okulun arasında kalan karanlık ve çoğu kişinin rutubetten girmediği bir yerdi.
Ona uymam gerektiğini düşünüp çıkıyordum fakat Kerem "Sakın bana o kuru buzun yanına gittiğini söyleme." dedi. Ona "Seni ilgilendiren bir şey var mı? Dur tahmin edeyim evet diyeceksin. Burada seni ilgilendiren tek şey yüzüne yiyeceğin tokatım" dedim ve sınıftan hızlıca çıkmıştım. Keremin hala arkamdan sırıtarak baktığını ensemde hissediyordum.
Talha'nın dediği gibi bahçe dibine geldiğimde beni beklediğini gördüm. Ben gelir gelmez "Yasemin nerde çabuk söyle!" dedi. Bu çocuk gerçekten sorunlu olmalıydı. Belki değildir umuduyla "Ben nerden bileyim eski sevgilisi sensin git getir sevgilini" dedim. Talha kaşlarını çatıp omzumdan tuttu, "O senin arkadaşındı çabuk söyle yerini" dedi. Rahatsız olup kollarını savuşturdum ve o köşeden çıkmıştım. "Defol git kendin gibilerle konuş engelli" dedim ve sınıfıma gittim. Bazen bu çocuğun ya engelli olduğunu ya da uyuşturucu bağımlısı olduğunu düşünüyordum. Kokusu her türlü çıkacağı için kafamı meşgul ettirmedim. Aynı zamanda yerimi Talha'nın yanından aldırmıştım.
Yeni yerimde yine yanımda erkek oturduğundan arkadaş olamamıştım. Bugün okulu bu şekilde geçmişti ve son zilin çalmasını beklemeye başlamıştık. Zil çaldıktan sonra sınıftan çıktım ve okul çıkışına yürüyordum. Okuldan çıkacakken arkamdan bir kolun beni tuttuğunu hissettim fakat o kadar hafiftiki nerdeyse anlamayacaktım.
Arkamı döndüğümde Kerem'in başımda oluğunu fark ettim. Ona ne oldu bakışı attım ve karşılık olarak "Akşam bir şeyler yemeye ne dersin?" diye sordu. "Saçmalıktan ibaret bir ergensin" deyip kalabalığın arasına sıkışmıştım. Dönüp baktığımda Kerem'in sırıtmadığını aksine düz bir suratla beni aradığını fark ettim. Ne olursa olsun fikrim değişmeyecekti. Hem beni sevecek olsaydı bu üç günde mi sevmeye başlardı? O kadar güzel kız varken beni mi seçecekti bu çocuk? İmkansızlara bazen inanmamak gerekir. Otobüse yetişip binmiştim. İçerdeki sıcak havanın insanları nasıl kavurduğunu izlemek komikti, tabi onların içerisinde ben olmasaydım.
Binaya vardığımda hemen inip eve gittim ve kendi anahtarımla kapıyı açmıştım. O kadar sıcaktı ki ter yüzünden bayılacaktım. Odama geçip üstümü değiştirmeye başladım. Annem benim hızlı girdiğimi görünce bunalmış olduğumu fark edip soru sormamıştı. Annemin en sevdiğim özelliklerinden biri buydu.
Odamdan çıktığımda annem yemeğimi hazırlamış, tepsiye soğuk su koyuyordu. Anneme teşekkür edip beraber haberleri izlemeye başladık. Annem haberleri izlerken bana "Dün ne oldu da yüzün asıktı güzelim?" diye sordu. Ona ilk gün bahsettiğim kızın dün kaybolan kişiyle aynı olduğundan bahsettiğimde donup kalmıştı. Oda böyle bir şey beklemiyordu, kimse beklemezdi.
Haberler açık şekilde biz konuşurken tekrar bir kayıp vakasının gerçekleştiği duyuruldu. Biz bunu fark ettiğimiz an ekrana yöneldik.
Haberde:
"Hoşgeldiniz sayın seyirciler. Yine bir son dakika haberiyle karşınızdayız. Dün akşam on saatlerinde iki gencin kaybolduğu ihbarı geldi. İki genç de 19 yaşındaydı ve ikiside arkadaşlardı. İki gencin aileside perişan durumdalar. Çocukların görselleri şuan da ekranda yansıtıldı. İletişim kurabileceğiniz numarayı ise alt tarafta görebilirsiniz. Lütfen dikkatli olalım ve detayları gözden kaçırmayalım"
denmişti.
Annemle bu duruma fazlasıyla üzülmüştük. Sonuçta gençtiler ve belki de masumdular. Ama hala akıllarda kalan tek bir soru vardı. Biz bir kayıp haberimi izliyoruz yoksa kaçırılma haberi mi?
Her neyse deyip geçiştirmiştim ve anneme "Ben yatıyorum bugünlük bunlar bana fazla" deyip odama geçmiştim. Pijamalarımı giymeyip direkt üstümle yatağıma uzandım ve uyurken tekrar aklımla oynayan beynim bir soru türetmişti.
"Üç kişinin kaçırılmasını mı tercih edersin yoksa üç kişinin cesedinin bulunmasını mı..."