İçeriğe geç

Karanlığın Parçaları

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Karanlığın Parçaları

Bölüm 2

Kayıp 1

Yeni güzel bir güne tekrar başlamıştım, ta ki alarmımın sesinin kulaklarıma girene kadar. Bu sefer en hızlı yaptığım şey alarmı kapatmaktı çünkü ne kadar sabırlı biri olsam da alarm benim resmen zayıf noktamdı. Beni uykumdan kötü bir şekilde uyandırması ondan nefret etmem için yeterliydi bana göre. Uykulu gözlerimle yataktan kalkıp ev terliklerimi giydim. Puf puf ve tavşan şeklinde oldukları için sinirim çok hızlı bir şekilde gitmişti. Dolabımı açıp okul kıyafetlerimi çıkardım ve kıyafetlerimi değiştirdim. Ondan sonra banyoya gidip dişimi fırçalayıp saçımı düzelttim. Saate baktığımda saatin 07.28olduğunu gördüm. Neredeyse bir saattir hazırlanıyordum. Otobüs ise yedi dakika sonra gelecekti. Hemen çantamı hazırlayıp odamdan çıktım. Evden çıkarken annemi görememiştim fakat dışardan "Görüşürüz!" diye bağırdım ve çıktım. Durağa gittiğimde saat 07.37'ydi. Acaba geç mi kaldım derken otobüsün her zaman geç kaldığını hatırladım. Yine de telaşlanmıştım fakat üç dakika sonra otobüs geldi ve bir hışımla içeriye atladım. Başarıyla bindikten sonra ise ineceğim durağı beklemek kalmıştı.

Otobüs okul durağına geldiğinde zevkle çıkmıştım. O kadar sıkışıktı ki okula gelmesem bile inecek durumdaydım. Her neyse diyerek okula girdim. Bizim okulumuz sadece pazartesi girişleri ve cuma günü çıkışlarında İstiklal Marşı okuturken bekletiyordu. Bu nedenle hafta içi kalan günlerde dışarda beklemeyip içeri geçiyorduk. Sınıfa girdiğimde duvar saatine baktım ve saatin 07.59 olduğunu gördüm. Dersin başlamasına daha on beş dakika olduğu için çantamı sıraya bırakıp dışarıya hava almaya çıkmıştım. Pek çok öğrenci okula girerken ya çok mutsuz ya da sadece arkadaşıyla girdiği için mutlu gözüküyordu. Ülkedeki insanların bu konuda bir şey yapmaması beni çok üzüyordu çünkü ben okulu seven biriyim fakat bunu kimsenin içinde söyleyemiyorum. Çünkü söylersem tüm okul tarafından zorbalık göreceğime emindim. Dersin başlamasına beş dakika kala sınıfa geçtim.

Sınıfa girdiğimde Yasemin'in gelmediğini gördüm. Daha tam olarak arkadaş olmadığımızdan ikimizde numaralarımızı almamıştık. Bugün yalnız kalacağımı düşünerek yerime oturdum. Talha'yı konuşturabilsem bile faydasızdı, dünkü bana bakışlarından sonra bu imkansız gibi geliyordu. Artık onun yanına oturmak bile ürkütüyordu. Yasemin'in yerine geçsem nasıl olur diye düşünürken dersimizin matematik olduğunu hatırladım bu yüzden ön sıralara oturmak alabileceğim en büyük riskti. Öğretmen zili sonunda çalmıştı ve iki dakika sonra hocamız geldi. Herkes suskundu ve bana garip geliyordu. Çünkü normalde tüm sınıfın sustuğu iki an vardır: Lise hayatının ilk günü ve müdür yardımcısının sinirle geldiği an. Hoca çok normal şekilde dersini anlatmıştı ve anladığım kadarıyla nazik bir hocaydı. Soru sorduğunda herkes onun yüzüne bakıp gözlerini belertsede hiç kızmayıp anlatmaya devam ediyordu. Ders bittiğinde çok sıkıldığımı fark etmiştim. Kantine gidip gitmemeyi düşünüyorken Talha bir anda konuşmaya başladı. "Kantine gidecek misin?" dedi, şaşırtıcı bir şekilde çok nazik bir şekilde sormuştu. Bu sefer gözleri kabus gibi değil normal bir insan gözü gibiydi. Talha da bunu sorunca gitmeye karar verdim ve "Evet şimdi kalkıyordum" dedim. Ben kalkmaya hazırlanırken Talha bir anda ayağa kalktı. "Beraber gitmeye ne dersin?" diye sordu. Cevabım kesinlikle hayır olurdu fakat bir daha böyle şansı yakalar mıydım bilmediğim için "Olur" demek zorundaydım. Ayağa kalktım ve Talha ile beraber sınıftan çıktık.

Çok ağırbaşlı biri gibi gözükmesine rağmen içinde bir kuzu yatıyor gibiydi. Tabi bunu söyleyemezdim yoksa kendini kanıtlamaya çalışıp rezil olurdu. Erkeklerin bu çabasını asla anlayamıyordum. Dışarı çıktığımızda Talha bana "Yasemin benle alakalı bir şey dedi mi?" diye sordu. Talha'nın amacını şimdi daha iyi anlamıştım. Ona "Hayır" dedim ve onu kıstırmak için "Ne anlatmasını isterdin?" diye sordum. Talha iki saniye duraksadıktan sonra "İstemezdim" dedi. Bu kadar kolay oyuna geleceğini düşünemezdim. "Yani ortada büyük bir şey var ki istemiyorsun, fakat eğer sen söylemezsen neyden bahsettiğini bilemeyeceğim" dedim. O da bana "Sen sadece benden bahsetti mi onu söyle" dedi. İnatçı biri olduğumu bilmediğinden onu yargılayamazdım. "İyi anlamda mı kötü anlamda mı?" diye alttan alabileceği soru sordum fakat verdiği cevap karşısında şok olmuştum. "Benim hakkımda kötü şeyler mi dedi sana?" demişti. Yasemin gibi birinin bu çocuğa nasıl baktığını anlayamamıştım. Çocuk düpedüz saftı. Belki de bu yüzden sevgili olmuştu. O kadar saftı ki canımı sıktığı için "Ya ne olduğunu söyle ya da konuyu kapat" dedim ve o da cevap vermemeyi seçti. Bu konuşmalar sırasında biz çoktan kantinden yemeğimizi almış sınıfa yürümeye başlamıştık. Son dediğimden sonra hiç konuşmamışız gibi davranmaya devam etti. En sonunda sınıfa girmiştik.

Tahtanın önünden geçerken bir dangalak bana çarptı ve dengemi bozmuştu. Düşerken durduğumda çocuğun bana çarpmadığını, itildiği için üzerime geldiğini anlamıştım. Fakat tam o sırada aklıma takılan şey benim nasıl düşerken havada durmuş olduğumdu. Bir anda arkamdan bir ses gelmişti. "Daha ne kadar seni tutmam gerekiyor tatlı kız?" denmişti. Hemen dengemi toparlayıp arkamı döndüğümde beni tutan ve bunu diyen kişinin Kerem olduğunu fark ettim. Düşününce kollarının çok nazik olduğunu fark ettim. Hiç bir şekilde onu hissetmemiştim. "Teşekkürler ama lütfen saçma bir şekilde lakap koyma bana" dedim. Ne kadar minnettar olsam da tatlı kız demesi hoş değildi. Kerem sırıtarak "Neden? Yoksa yanlış anlaşılmasından mı korkuyorsun tatlı kız?" dedi. Onun nasıl tiplere benzediğini bildiğim için geçiştirip yerime oturdum. Öğretmenler zili çalmıştı ve tekrardan matematik hocamız girmişti. Devamını biliyorsunuz ders işlendi sonra bitti. Okul hayatımız hep böyledir zaten. Fakat beşinci dersin ortasında garip bir şey olmuştu.

Rehberlik hocamız olan Talha hoca beşinci dersin ortasında sınıfa girerek "Çocuklar iyi dersler, bugün Yasemin arkadaşınızı gören oldu mu? Belki sınıfta belki kantinde belki okul girişinde bir yerlerde?" diye sordu. Ben ise hocama "Ben bugün hiç bir yerde görmedim. Sabah sekizden derse kadar bahçedeydim fakat girenler arasında Yasemin yoktu" dedim. Hoca başını sallayıp matematik hocamıza "İyi dersler hocam" diyerek çıktı.

Ne olduğunu anlayamamıştım. Bu duyurular genellikle birinin bulunamadığında yapılan duyurulardı. Zaman akıp geçti ve sonunda okul bitmişti. Okuldan tek başıma çıkıp durağa yürüdüm ve otobüse tam zamanında yetişmiştim. Otobüse bindim ve cam kenarına geçmeyi başarmıştım. Fakat bugün her şeyden farklı olarak polis arabaları etrafta geziyordu. Normalde gezmeleri normaldi fakat beş dakikada tam dört farklı araba geçmişti. Ben bunu anlamlandıramazken eve gelmiştim. Otobüsten inip eve yürümeye başladım.

Eve vardığımda annemin kapıyı açık bıraktığını gördüm. İçeri girip kapıyı kapattım ve annemin bezelye ayıkladığını gördüm. Beni gördüğünde "Hoş geldin canım. Ocakta yemeğin hazır, yanına yoğurt koy. He birde buz dolabında ayran var onu da yanına koy" dedi. Ben daha bakmadan menümü hazır etmişti resmen. Annemin her dediğini tepsiye koyup yanına yani salona geçmiştim.

Annem haberleri izliyordu. İçeri girdiğimde bir yavru köpeğin nasıl frizbiyi tuttuğunu gösteriyorlardı. Çok şirin olmasının yanında çok becerikliydi de. Basit bir kaç tane daha haber geçtikten sonra çok farklı bir haber yayınlanmıştı. Bir kayıp vakasından bahsediyordu. Bugün etrafta gezen polis arabalarını açıklıyordu bu. Kaybolan şahsın ismi ve görseli ekrana yansıtılmıştı. Altta ise ulaşabileceğimiz numara hattı bulunuyordu. Gözlerimi numaradan yukarı kaldırdığımda şok olmuştum. Ekranda adı ve görseli paylaşılan kişi tam olarak

Yasemin'di...

Şok olmuştum. Ben onun hastalanmış olabileceğini düşünürken o kaybolmuştu...

Hiç bir şey diyemeden odama gittim. Annem yüz ifademi gördükten sonra "Canım iyi misin?" diye sordu. Resmen bir ruh haline girmiştim. Sanki soyutlanmış gibi hissediyordum. Bu durumda olmamın sebebini arkadaşım olduğundan düşünebilirsiniz fakat beni bu kadar kötüleştiren şey Yaseminin kaybolması değildi. Bu vakanın kayıp değil de kaçırılma olma ihtimaliydi. Yatağıma geçtiğimde hala üstümü değiştirmediğimi fark ettim. Hemen pijamalarımı giyip yatağıma uzanmıştım ve kendime tek bir soru soruyordum.

"Sence arkadaşının kaçırılması mı daha kötü olurdu yoksa kayıp olup bulunamaması mı?.."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.