Bugün yeni sınıfımda yeni arkadaşlar edinme umuduyla uyandım. Yatağımdan kalkıp terliklerimi giydim ve ilk önce banyoya gittim. Bugün benim için özel olduğu gereğiyle ilk önce saçımı sonra ise dişlerimi yıkadım. Odama geçip okul kıyafetlerimi çıkardım ve o sırada annem içeri geldi. "Hazır mısın bakalım prenses" Gülümseyerek yanıma geldi. Annem bana her prenses deyişinde ben de onun gözlerine bakarak sırıtırdım, çünkü onun biricik kızı olduğumu hatırlatırdı. "Kıyafetlerimi giydikten sonra fazlasıyla hazır olacağım" dedim ve annemin çıkması için elimle ufak bir salınma hareketi yaptım. Annem odadan çıktıktan sonra tüm üstümü değiştirdim. Okula gitmek için bir saatim kalmıştı fakat otobüs yarım saatte gidiyordu. "Yine erken hazırlanmışım" diye içten geçirdim. Aynanın karşısında biraz oyalanayım derken yıkadığım saçlarımı kurulamadığımı fark ettim. İki saniyelik telaşın ardından hemen saç kurutma makinesini çalıştırıp saçımı kurulamaya başladım. Hızlı bir şekilde kurumuştu ve şanslı günümde olmalıydım ki saçım hiç kabarmamıştı. Otobüsün gelmesine on dakikadan az kalmıştı ve hemen annemin yanağından öpüp çıktım. Annem arkadan "Görüşürüz canım" dedi, görüşürüz diyemedim çünkü otobüsü kaçırmaktan korkmuştum. Ama tabi ki üzülmesin diye telefonumu açıp görüşürüz yazmıştım. Durağa vardığımda otobüsün gelmesine iki dakika vardı. Ben bu süreyi arkadaşlarıma yazarak değerlendireyim derken otobüs erkenden geldi ve durmuştu. Otobüse bindiğimde bir sürü öğrenci olduğunu görmek beni mutlu etmişti. O kadar büyüktü ki çantalar, telefonu kaldıracak yerimiz bile yoktu. Bu yüzden otobüs varana kadar beklemek zorunda kalmıştım. İneceğim durağın ismi anons edildiğinde otobüsten indim ve özlediğim okula bakakaldım.
Tüm hevesim kursağımda kalmıştı. Ben sadece okul ortamını özlemiştim, yani daha yeni fark ediyordum. Okula girdiğimde İstiklal Marşı için beş dakika vardı. Arkadaşlarımla tekrar konuşmak için kısa bir süre olduğundan direkt kendi sınıfımın bulunduğu yere geçtim. Beş dakika sonra herkes kendi sınıf hizasındaydı. Hepimiz çift sıra haline geldik ve ardından marşımız okundu. Çoğu kişi ağzını bile açmaya tenezzül etmemişti -klasik-. Marş bittikten sonra ilk başta dokuzuncu sınıflar olmak üzere bahçenin en sağındaki sınıftan okula almaya başladılar. Okulumuz disipline önem verirdi. Disipline uymayanları hangi şartlarda olursa olsun okuldan kovarlardı. Her sınıftan bir kaç öğrenci farklı bir bölgeye dağıtılmıştı. Sıra bizim sınıfımıza geldi ve bizde aynı şekilde içeri girdik. Bizim sınıftan kimsenin ayrılmamasına şaşırmıştım. Bir sınıftaki her çocuğun uslu olma ihtimali neredeyse sıfırdır bana göre. Sınıfımıza giderken duvarda okul planını gördüm ve biz giriş katta olduğumuzdan giriş katın resmini çektim.

Biz sınıf dörde gidiyorduk. Bu konuda çok şanslı hissediyordum çünkü kızlar tuvaleti tam olarak önümüzdeydi. Sınıfıma ilk girdiğimde birbirini tanıyan dostların belirli yerler için kavga ettiğini gördüm. Bana kalsa hepsinin saçından tutup camdan atardım fakat beni ilgilendirmiyorlardı. Birazcık tahtada bekledikten sonra bir sıra boştu ve oraya geçtim. Oturduğum yer sınıfın tam ortasıydı. Yanımda bir erkek oturuyordu. Bugüne kadar annem erkeklere güvenmememi söylerdi, bunun sebebiyse babamdı. Bir süre sonra hem rehber hem de sınıf hocamız olan Talha hoca sınıfımıza girdi. Talha hoca bize her zaman iyi davranırdı hatta eskiden sınıfta beni favorim olarak işaret ederdi. Hocamız içeri girdikten sonra selam verip oturduk. Talha hoca bilinmezliği sevmediği için hızlıca kapı tarafından öğrenci çağırıp kendini tanıtmasını istedi. Sınıfta tam 20 kişi vardı Sınıfımız büyük olduğundan yatay olarak 5 dikey olarak da 4 sıra olarak dizilmişti. Ben 3.sütunda(Yatay olarak 3.kısım) 3.sıradaydım. Yani sınıfın ortasının en arkasının bir önündeydim. Bu nedenle sıranın bana gelmesi uzun sürmüştü. En nihayetinde bana gelmişti. Tahtaya çıkıp anlatmaya başlamıştım, "Merhabalar, ben Çiçek soy adımda Salman. Fakat bu babamdan kalan soy ismim ben ise annemin kızlık soy adını kullanıyorum yani Çiçek Aksel" dedim ve herkesin kaşları çatmıştı. Neden olduğunu anlayabiliyordum fakat onlar hayat hikayemi bilmeseler de olurdu. Anlatmaya devam ettim, "2 ay sonra 17 yaşıma gireceğim. Annem ev hanımı babam ise 4 yıl önce bizi terk etti.", devam edecekken birisi "Nasıl geçiniyorsunuz o zaman?" diye atladı. Çocuğun tipinden dalga geçmek için sorduğunu anlamıştım ama onun kafatasında gereksiz duran organıyla beni üzemeyeceğini bildiğim için "Teyzelerim ve diğer yakın akrabalarımız bize destek çıkıyorlar" diye cevap verdim. "Başkasının eline bakıyorsunuz yani" dedi ve alnımdaki damarlardan geçen kanın akışını hissettiğimi fark ettim. Eğer hocam burada olmasaydı kalemliğimi ona yuttururdum fakat sakin kalıp cevap vermemeyi tercih ettim. Anlattıklarıma ek olarak "Hobilerim ise satranç oynamak, kitap okumak, yapboz çözmek gibi zeka oyunları" dedim ve hocadan izin alarak yerime geçtim. Herkes konuşmasını bitirdikten sonra aralarında 4 kişi ilgimi çekmişti.
1.kişi:İsmi Yasemin, aynı yaştayız ve hobilerimiz aynı. Fakat gözlerinden bıkkınlık akıyordu.
2.kişi:İsmi Sarp, bizden bir yaş büyük çünkü sınıfta kalmış. Ama konuşma tarzı sınıftakilerden çok daha terbiyeliydi. Hiç göründüğü gibi biri değildi.
3.kişi:Bu kişi yanımda oturan çocuktu. Aynı yaştaydık fakat çok soğuk biri gibi görünüyordu. O kadar sessiz konuşmuştu ki ismini bile duyamamıştım. İlgimi çekme sebebiyse sadece yanımda oturuyor olmasıydı.
4.kişi:İsmi Keremdi. Tam anlamıyla zıt karakterdik. Fakat suratı ve boyu sınıftaki ideal erkek ortalamasını arttırıyordu. Kızıl saçlarıyla birleşmiş gamzeleriyse benim bile hoşuma gitmişti.
Bu dört çocukla tanışmak istiyordum özellikle Yaseminle. Çünkü ilk sınıf arkadaşımın erkek olmasını istemiyordum. Ders bittikten sonra teneffüse girmiştik ve ben Yasemin'in yanına gitmiştim. Yanına vardığımda "Merhaba, tanışalım mı?" diye sordum fakat cevap vermedi. Yasemin de benim gibi sınıflar arası karma kurbanıydı. Sınıfta ne tanıdığımız ne de arkadaşımız vardı. Ondan cevap vermeyince arkama döndüm ve sırama ilerlemeye başladım. Tam gidecekken Yasemin "dur" dedi ve kolumdan tuttu. Yüzünden bir ışıltı saçılıyordu resmen. "Az önce seni duymadım kusura bakma, tabi ki arkadaş olmak isterim. Ben Yasemin, sen de Çiçektin değil mi? Tek seferde tüm sınıfın ilgisini çekmeyi başaran kız" dedi ve şımartıldığımı hissetmiştim. Ama asıl sorun tahtada kendini anlatırken gözlerinde bıkkınlık olan kız nasıl bu kadar tatlı olabilirdi. Aynı pozitiflikle ona yaklaştım ve kantine gitmeyi tekli ettim. Kabul etti ve dışarı çıkmıştık.
Kantin okulumuzun dışında farklı bir bloktaydı. Kantine giderken ona sadece ne olduğunu sormak istiyordum. Ve artık dayanamayıp konuşmaya başladım. "Yasemin yanlış anlamazsan sana bir şey sormak istiyorum? Tahtadayken etrafa bıkkın gözlerle akan kız şuan nasıl bu kadar tatlı ve sempatik olabiliyor anlayamıyorum?" dedim. Yasemin uzun uzun baktıktan sonra cevap verdi. "Talha'yla aramda geçmiş yıllarımıza uzanan anılarımız var bundan dolayı tahtaya çıktığımda onu görünce başım ağrımaya başlamıştı. Belki gözlerime de yansımıştır" dedi. Şok olmuştum ve "NE, HO-" diyecekken bağırmayıp fısıldayarak "hocayla ilişkin mi var" dedim. Yasemin yüzüme kaşlarını çatarak baktı ve bir anda gözleri büyüyüp gülmeye başladı. "Ne hocası be öğrenci olan Talha'dan bahsediyorum" dedi. Belki de şuan bir şöminede kömür olarak kullanılabilirdim, utançtan saçlarımı yolup kendimi asmak istiyordum. "Ay çok özür dilerim benim alıklığım, ama diğer sorun şu ki dediğin çocuğu hatırlamıyorum" dedim ve Yasemin cevap verdi "Yanında oturan çocuğun ismini mi unuttun?". Resmen duble rezil olmuştum. Birisi beni bu durumdan kurtarsın diye bağıracakken Yasemin "Belli ki unutmuşsun" deyip gülmeye başladı. Utancımı saklamak için bende gülmeye başladım fakat o kadar sahte gülüyordum ki kendi gülüşümün çirkinliğine gerçekten gülmeye başlamıştım.
Kantinden iki tane su aldıktan sonra sınıfa doğru yürümeye başladık. Dışarda dolaşan ve oynayan çocukları gördükçe daha uzun bir teneffüs zamanımızın olması gerektiğini düşünüyordum.Tabi ki öğrenci olarak sözümüz asla dinlenmediği için böyle düşünmem de faydasızdı.
Sınıfa geçtikten sonra sıra arkadaşımla konuşmam gerektiğine karar verdim. Talha'nın yanına oturduğumda anlamıştım ki teneffüs boyunca yerinden kalkmayanlardan birisiydi. Acaba oda Yasemin gibi bıkkınlık mı geçiriyordu yoksa okul ortamını mı sevmiyordu? Bunların cevabını sadece Talha'dan alabileceğim için onunla konuşmaya başladım. "Selam, ben Çiçek. Sen?" diye başladım. Talha başta suskun oturmaya devam etti ama gözlerinin bana döndüğünün farkındaydım. En sonunda bana bakmayı seçmişti fakat açık olmak gerekirse bakmaması daha iyi olur gibi düşünmeye başlamıştım...

Talha ürkütücü bir şekilde suratıma bakıyordu. Neden öldürmek istermişçesine baktığını anlayamıyordum. Sanki onu delirtmişimde az sonra beni boğazımdan tutup katledecek gibiydi. İçimden her neyse diye geçirip normal bir şekilde konuşmaya başladım. Konuşurken de bir yandan bakışlarının normal olduğunu kendime inandırmaya çalışıyordum. Talha sorduğum sorulara cevap vermiyor, aksine gözleri kapanıyordu. En sonunda "Off" dedim ve konuyu kapattım. Buradan sonra ben her teneffüste Yaseminle kaynaşıp geziyorduk, Talha'yı ise konuşturmaya çalışmıyordum çünkü ondan hızlıca soğumuştum.
Artık okulun son dakikalarındaydık ve sınıftaki hocamız çıkmamız için izin vermişti. Yasemin kalkarken hemen koşup koluna girdim çünkü eve tek gitmek istemiyordum. Okuldan çıktıktan sonra Yaseminle ayrıldık ve ben durağıma geçip otobüsümü beklemeye başladım. Yedi dakika sonra otobüsüm geldi ve içerideki sıkışıklık yüzünden ev gitme isteğim yok olmuştu fakat gitmek zorunda olduğum için binmiştim. O kadar sıkışıktı ki ben ana kapıdan en son girmiş olmama rağmen arka sıralardan onar onar kartlar geliyordu. Bazı öğrenciler rahatsız olduğu için çantalarını tutacaklara asmışlardı. Açıkçası zekiceydi şaşırmıştım. Durağıma geldiğim anda bir hışımla çıkmıştım ve otobüsün içinin ne kadar sıcak ve havasız olduğunu fark etmiştim. Oradaki herkese içimden geçmiş olsunlar demiştim.
Eve vardığımda zili çaldım ve annem hemen kapıyı açtı. Eve girdiğim anda annem yanağımdan öptü ve "Eee yeni döneminin ilk okul günü nasıldı bakalım" dedi. Ona bugün yaşadıklarımı anlattım. Annem o kadar güzel dinlemişti ki bir kez daha onun varlığına şükretmiştim. Annem yemeklerimi koyacağını söyleyip mutfağa geçmişti, ben de bu fırsatla üstümü değiştirmiştim. Annemin nefis yemeklerini yedikten sonra anneme "Ellerine sağlık" diye seslendim, o da salondan "Afiyet bal şeker olsun canım" dedi. Mutlu bir şekilde odama geçtim ve tekrardan üstümü değiştirdim. Bu sefer pijamalarımı giydim çünkü daha dışarı çıkacağımı düşünmüyordum. Zamanımı kitap okuyarak geçirdikten sonra uykum geldiği için ışıklarımı söndürmüş, peluş hayvanlarımı yanıma almıştım. Böylece ilk günümü mutlu ve huzurlu bir şekilde kapatmıştım.