İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 2 · 6 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 2

GÜMÜŞ MAHZEN

Karanlık bir odadaydım. Burnuma dolan rutubet kokusu midemi bulandırmaya başlarken yattığım yerden doğrulmaya çalıştım fakat doğru dürüst hareket edemiyordum. Bileklerimi kendime doğru çekmeye çalıştığımda boş odada yankılanan metal sesi kaşlarımı daha çok çatmama neden oldu.

Son olanlar zihnimin en kuytu köşelerinden gün yüzüne çıkarken kalbim korkuyla hızlandı. Bileklerimdeki kelepçeleri çekiştirmeye başladığımda korkudan titriyordum. Bileklerimi kendime her çektiğimde odada yankılanan metal sesi kulaklarımı uğuldatmaya başlarken zincir seslerinin yanına bir ses daha eklendi.

''Seninle ufak bir oyun oynayalım Karanlık Kraliçesi.''

Yine oydu.

Sesin tam olarak nereden geldiğine bakmak için bakışlarımı karanlık odada gezdirdiğimde güldüğünü duydum.

''Yaşamak için ne kadar ölebilirsin Alara?'' Kaşlarımı çattım. Bu kez daha sesli bir şekilde güldü. Karanlık beni her geçen saniye biraz daha esir alırken korkuyla titredim.

''N'olur, ışıkları aç.'' Daha çok güldü.

''Gülmeyi kes!'' diye bağırdım ellerimle kulaklarımı kapatırken. ''Kimsin sen! Benimle derdin ne! Saçma sapan bir şekilde benimle oynuyorsun! Yaptığın tek şey anlamsız sözler söyleyip sikikçe gülmek! Söylesene derdin ne, uğraşacak başka birini bulamadın mı?!'' Sözlerimden sonra derin bir nefes verdiğini duydum.

''Kiminle ne konuştuğuna dikkat et Alara.'' Buz gibi sesi odada yankılandığında elimde olmadan güldüm.

''Bunu mikrofondan söylemek yerine neden yüzüme karşı söyleyemiyorsun? Bana korkak diyorsun ama karşıma çıkmaya cesaret bile edemeyen aptalın tekisin sen.''

''Bu özgüvenini ben senin karşındayken de göstermeni isterim Karanlık Kraliçesi. Ve unutma, karanlık korkuları gizler ama gün doğduğunda sözlerin karanlıkla birlikte yok olmaz.'' Sesler kesildiğinde kafamı öne eğdim. Dizlerim güçsüzce titrerken kendimi yere bıraktım ve sessizce akan gözyaşlarımı sildim.

Birkaç saniye sonra metalik bir sesle tam karşımdaki kapı açıldığında gözüme vuran dışarının loş ışığı yüzünden ellerimi gözlerime siper ettim. O, odanın içine girdiğinde gözlerim az da olsa loş ışığa alışmıştı. Adımları sinirli değildi, aksine avıyla oynayan tilki misali kurnazdı.

Birkaç saniye sonra tam karşımda durdu. Bakışlarım ayakkabılarımda oyalanırken sessizce güldüğünü duydum. Dudakları kulağıma doğru yaklaşırken ağlamamak için gözlerimi kapattım. Yaptığım aptalcaydı. Onun ininde onun kurallarıyla oyun oynarken aptalca bir cesaretle söylediğim sözler belki de benim sonum olacaktı.

''Ee hani?'' dedi bilmiş bir edayla. ''Nerede o az önceki bana ahkam kesen kız?'' Eli çenemi kavradığında kafamı yukarı doğru kaldırıp ona bakmamı sağladı. Bakışları dolu gözlerimi bulduğunda tembelce sırıttı.

''Yoksa korktu mu? Hem de birkaç saniye önce korkak olanın ben olduğumu iddia ederken.'' Cevap vermedim. Zaten verecek bir cevabım da yoktu. Parmakları çenemden yukarı doğru adım adım ilerlerken baş parmağı dudaklarımın üzerinde durdu.

''Sesini mi yuttun Karanlık Kraliçesi?'' güldü. ''Doğru kelimeleri seçemiyor musun?''

''Yalvarırım,'' lafımı devam ettirmeme izin vermeden ağzımı kapattığında dolu gözlerimle ona baktım.

''Dediğim gibi Alara, karanlık korkuları gizler ama gün doğduğunda sözlerin karanlıkla birlikte yok olmaz.'' Diğer eli usulca boğazımı kavradı. Sırtım soğuk duvara değerken vücudum kuş misali titriyordu.

''Bundan sonra altından kalkamayacağın şeyler söyleme cesur kız.'' Ellerini üzerimden çekip bana arkasını döndüğünde ağzımdan ufak bir hıçkırık kaçtı. Bu yaptığım durmasını sağlarken bedenini ağır ağır bana çevirdi.

''Ağlayacak mısın?'' Dudağı tembelce yukarı kıvrıldığında bu halimden zevk aldığını anladım. Karşımdaki sadist bir şeytandı, ben ise onun küçük oyunundaki insanoğlu.

''Oturup izleyecek misin?'' Cevap vermedi, sadece kafasını aşağı yukarı salladı. Ben bir şey yapmasını beklerken o birkaç adım ötemdeki sandalyeye doğru yürüdü ve gelişigüzel sandalyeye yerleşti.

''Evet,'' dedi gayet ciddi bir ifadeyle fakat eğlendiği her halinden belliydi. ''Bekliyorum, ağla.''

''Sen iyi değilsin.''

''Sende öyle.'' Korkuyla birkaç adım gerilediğimde sırıtışı yüzüne yayıldı. Dışarıdan başka bir gözle baksaydım gülüşü bana tatlı gelebilirdi fakat o avıyla oynayan bir tilkiydi. Kurnaz ve acımasız.

''Abinin ölüm nedeni gerçekten de kalp krizi mi Karanlık Kraliçesi? Yoksa otopsi raporunda bir şeyleri gizlemek için mi öyle yazdılar? Sahi abin kaç yaşında ölmüştü? 10? 11? O yaşlardaki bir çocuğun kalp krizinden ölmesi sence de garip değil mi?'' Söyledikleri gözlerimin dolmasına neden oldu.

''Kes.'' O görüntüler zihnimin içinde canlanmaya başladığında ellerimle kulaklarımı kapattım ve kafamı iki yana sallamaya başladım.

''Abin doktor olmak istiyordu değil mi Karanlık Kraliçesi? Sence abin hayatta olsaydı, olanlardan sonra hala doktor olmak ister miydi? Ya da seninle bir daha konuşur muydu?''

''Kes sesini!'' Bacaklarım artık beni taşıyamaz hale geldiğinde yere çöktüm. Dizimdeki camın kesiği eş zamanlı olarak acıdığında gözyaşlarım süzülmeye başladı.

''İğneden neden bu kadar çok korkuyorsun Karanlık Kraliçesi? İğne sana bir şey yapamaz öyle değil mi? Damarının içinde kırılmadığı sürece iğne zararsızdır.''

''Kes artık, kes sesini!'' Hıçkırarak ağlamaya başladığımda kahkaha attığını duydum. ''Sus artık, yalvarırım sus.'' Ellerimle kulaklarıma baskı yapıp bağıra bağıra ağlıyordum. O ise bu halimden zevk alırcasına kahkaha atmaya devam ediyordu.

Birkaç dakika sonra az da olsa sakinleştiğimde ayağa kalktığını gördüm. Dudaklarındaki sinsi sırıtışla usul usul bana yaklaşırken ellerimle yerden destek alarak geri geri gitmeye başladım.

''Benim inimde,'' dedi tane tane. ''Benim kurallarımla oynadığın bir oyunda,'' Bir elini cebine atıp küçük bir şişe çıkardı. ''Benden kaçabileceğini sana düşündüren nedir Alara?'' Yüz hatları gerildiğinde kaşları da eş zamanlı olarak düz bir çizgi halini aldı.

''Belki çok sevgili abiciğin seni kurtarmaya gelir ha? Gerçi cesedi çoktan çürümüştür öyle değil mi?'' Yüzüne yeniden yayılan şeytan gülümsemesi titrememe sebep oldu. Adım adım bana yaklaşırken çaresizce ellerimi dizlerime doladım ve gözyaşlarımın daha fazla akmasına izin verdim.

''Sus artık.'' derken sesim fısıltıdan farksızdı. Aramızdaki mesafeyi an be an azaltırken en sonunda yanıma ulaştı ve bana doğru eğildi. Cebinden çıkardığı küçük şişenin kapağının açıp yanağıma yaklaştırırken diğer eliyle de çenemi okşuyordu.

''Acıktın mı?'' Gözyaşlarım elindeki şişeye dolarken yavaşça başımı salladım.

''Ne yemek istersin?''

''Eve gitmek istiyorum.'' Söylediklerimden sonra dilini üç kere damağına vurdu ve başını iki yana salladı.

''Yeni cehennemin burası Karalık Kraliçesi. Oyundan çıkamazsın.''

''İstemiyorum.'' diye fısıldadım yalvarırcasına. ''Oyun oynamak istemiyorum.''

''Ben istiyorum, oyunun yaratıcı oyun oynamak istiyor.'' Küçük şişe ağzına kadar dolduğunda benden uzaklaştı. ''Ve oyunun yaratıcısı oynamak istediğinde, bütün piyonlar ona itaat etmek zorunda kalır.''

Adımları açık olan kapıyı bulduğunda hareketleri farklıydı. Bu hali kaşlarımı çatmama sebep olurken bakışlarım ellerime kaydı. Az önce yanımdayken bileklerimdeki kelepçeleri çözmüştü. Kaşlarım olabilirmiş gibi biraz daha çatılırken bakışlarımı hızlıca kapıya çevirdim.

''Adın ne?'' Sorum durmasını sağlarken güldüğünü duydum. Adımları durmuştu fakat sırtı hala bana dönüktü.

''İlgini mi çektim Karanlık Kraliçesi?'' Bakışları beni bulurken umursamazca omuz silktim.

''Madem bir oyun oynuyoruz, adil olsun öyle değil mi?'' Dediklerimle dudakları tembelce kıvrılırken ilgisini üzerime çekmeyi başardığım için derin bir nefes aldım.

''Kılıç.'' dedi ciddi bir sesle. ''Kılıç Taşkın, fakat genelde Karanlık Şeytan diye anılırım.''

''Neden?''

Biraz daha, sadece biraz daha oyalanman lazım.

''Dediğim gibi Alara,'' diyerek tekrardan odanın içine yürümeye başladığında hafifçe sırıttım. Odanın en uzak köşesindeki masaya yaslandı fakat bakışları bende değil yerdeydi. ''En büyük günahlar karanlık çöktüğünde işlenir. Ve her karanlığın bir şeytanı vardır.''

Dizimin acısını umursamayarak ellerimle duvardan destek aldım ve ayağa kalktım. Adımlarım ağır ağır çıkışa ilerlerken göz ucuyla Kılıç'a bakıyordum. Bakışları hala yerde gezinirken nabzımı düzenlemek ve içimdeki korkuyu azaltmak için derin bir nefes verdim.

Kapıya son iki adım kala göz ucuyla Kılıç'a baktım. Bakışları aniden beni bulduğunda o daha harekete geçmeden açık olan kapıdan kendimi dışarı attım ve var gücümle koşmaya başladım. Bir labirenti andıran mahzenin içinde nihayet merdivenleri bulduğumda kulaklarımda bir kahkaha sesi yankılandı.

Sesin geldiği yöne doğru baktığımda Kılıç'ı gördüm. Adımları sakindi fakat bir o kadar da sertti. Avıyla oynayan bir tilki misali kurnazca bana yaklaşmaya başlarken dizimin acısını bastırmak istercesine dişlerimi sıktım ve merdivenlerden yukarı doğru koşmaya başladım.

''Yaratıcılar oyununda hile yapanları sevmez Karanlık Kraliçesi. Emin ol, ölmek için yalvardığından emin olacağım.''

Bir bölümü daha geride bıraktık sevgili ruh hastası katile aşık olan okurlarım qğlfqkoğfdjoağafj

Neyse neyse bir sonraki bölüm cuma akşamı gelecek (yetiştirebilirsem daha erken atacağım)

Oy vermeyi ve yorum atmayı unutmayın

;)

Bölüm sonu

2 yorum