İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 1 · 7 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 1

KARANLIK KRALİÇESİ

Başlamadan önce lütfen takip etmeyi unutmayın iyi okumalar

Bakışlarım duvardaki saatte oyalanırken sıkı sıkı tuttuğum telefonum parmaklarımın arasında titriyordu.

23.58

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Göz pınarlarımdaki damlalar yanaklarımdan aşağı süzülmeye başladığında telefonumu yatağımın kenarındaki komodinin üzerine bırakarak hıçkırıklarımın dudaklarımın arasından çıkmasına izin verdim. Yatağa iyice yerleşirken bir yandan da elimin altındaki yorganı gelişigüzel kafama kadar örttüm.

Bakışlarım son kez telefonumun açık olan ekranına kaydı.

00.00

Dudaklarımda acı bir tebessüm oluşurken telefonuma gelen bildirimle birlikte kaşlarım çatıldı. Yattığım yerde dikleşip telefonu tekrardan elime aldım. Gözyaşlarım telefonun ekranını ıslattığında elimin tersiyle hızlıca yanaklarımdaki damlaları sildim ve gelen mesaja tıkladım.

Bilinmeyen Numara: Yeni yaşın kutlu olsun Karanlık Kraliçesi.

Korku tohumları anında kalbimin en derinlerinde filizlenmeye başladığında ürkek gözlerle odanın etrafına bakmaya başladım. Telefon ellerimin arasında bir kez daha titrediğinde vücudum da eş zamanlı olarak ürperdi.

Bilinmeyen Numara: Hiçbir masalda anlatıcıyı göremezsin Karanlık Kraliçesi. Boşuna bekleme beyaz atlı prensin gelmeyecek.

Gözlerim dolmaya başladığında sessizce yataktan kalktım ve kucağıma aldığım kahverengi peluş ayıcığa sıkı sıkı sarılarak odanın kapısını açtım. Oturma odasının olduğu yerden gelen incecik mum ışığını gördüğümde adımlarımı odaya yönlendirdim. İçimdeki tedirginlik ve korku attığım her adımda biraz daha gün yüzüne çıkarken titrek bir nefes vererek oturma odasının kapısından içeri girdim. İçeride gördüğüm görüntü kaşlarımın daha da çatılmasına neden oldu.

İçerideki yemek masasının üstünde bir adet doğum günü pastası ve pastanın hemen yanında bir not vardı. İçimdeki korku tohumlarının yanına merak filizleri ekilmeye başladığında derin bir nefes verip masaya doğru ilerledim. Titreyen ellerimle notu tutup okuduğumda gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Pamuk prenses elmayı ısırana kadar kimse cadının kötü olduğunu bilmiyordu.

Not titreyen ellerimin arasından kayıp düşerken pencerenin oradan gelen kilit sesiyle bakışlarım direkt olarak pencereyi buldu. Dışarının rüzgarıyla pastanın üzerindeki mumlar sönmüştü. Nabzım ve nefesim eş zamanlı olarak artmaya başlarken ensemde sıcak bir nefes hissettim. Tenime çarpan sıcak bir nefes ve şah damarımın üzerinde hissettiğim bıçakla birlikte vücudum korkuyla titremeye başlarken arkamdaki adam kulağıma doğru eğildi. Sıcak nefesi boynum ve kulağım arasına değerken nefesimi tutmaya başladım.

''Oyunun yaratıcısı oyuna katıldığında Karanlık Kraliçesi, bütün kozlar değişir.'' Karanlık Kraliçesi. Söylediği şeylerden bir anlam çıkaramasam da aklıma takılan şey bana taktığı lakaptı. Merakım korkuma ağır basıyordu ve bunu o da biliyordu. Sımsıkı kapattığım gözlerimin ardından adeta fısıldarcasına konuştum. Kelimeler boğazımda bir yumru gibi büyürken gözyaşlarım yanağımı ıslatmaya başladı.

''Bana neden Karanlık Kraliçesi diyorsun?''

''Sence de sorman gereken ilk soru sana neden lakap taktığım mı?'' Alaycıl ve buz gibi bir sesle konuşması tüylerimi ürpertirken seslice yutkundum.

''En büyük günahlar karanlık çöktüğünde işlenir Alara, ve sen o karanlığın sahibisin.'' Sözleriyle kaşlarımı çattım. Anlamamıştım ve anlamadığımı o da biliyordu. Belki de benimle eğlenmesinin amacı hiçbir şey anlamamamdı. Bıçağın sivri ucunu boynuma biraz daha batırdığında ağzımdan acı bir inleme kaçtı.

''Acıyor mu?'' Ağlamam artık sessiz hıçkırıklara dönüşürken evet anlamında mırıldanmaya çalıştım. Bıçağın keskin ucu yavaş yavaş derime girerken elimde tuttuğum peluş ayıyı dirseğimin iç tarafına sıkıştırarak ellerimle bıçağı alma için hamle yaptım fakat arkamdaki adam bıçağa yaklaşan ellerimi sertçe tuttup tekrardan kulağıma eğildi.

''Yaratıcıya karşı hile yapamazsın Karanlık Kraliçesi.'' Gözyaşlarım yanağımdan süzülüp eline damladığında sırıttığını hissettim. Bıçağı boynumdan uzaklaştırıp cebinden parmak boyutunda küçük bir şişe çıkardı. Bıçağın kestiği yer ince ince kanamaya başladığında dişlerimi sıktım. O ise cebinden çıkardığı şişeyi yanağıma yaklaştırıp gözyaşlarımın şişenin içine dökülmesini sağladı.

''Yalvarırım,'' dedim acıdan kısılan sesimle. Bir yandan konuşuyor bir yandan da ondan kurtulmaya çalışıyordum. ''Bırak beni, canım yanıyor.''

''Acının sebebi ne Karanlık Kraliçesi? Bıçağın açtığı kesik mi yoksa çaresizliğin mi?'' Yüzüme vurulan gerçekle birlikte hareket etmeyi kestim. Sahi neydi benim acımın sebebi? Bedenimdeki kesik mi? Yoksa kurtulamayacağım gerçeğini düşünmek mi?

''Ben söyleyeyim,'' dedi bu halimden zevk alırcasına bir sesle. ''Çaresizliğin ve ölüm düşüncesi. Ama Karanlık Kraliçesi,'' boşta kalan eliyle saçlarımdan bir tutam aldı ve oynamaya başladı. ''Aksi düşüncelerle gerçekler değişmez.''

Elleri bedenimden çekilirken dengemi sağlayamadım ve dizlerimin üzerine düştüm. Bakışlarım oturma odasının kapısına takılırken son bir umut olarak derin bir nefes verdim. Hala ellerimde tuttuğum peluş ayımı sıkarak kaçış fırsatı kollarken adamın bakışlarının kısa süreliğine pastaya kaymasıyla hızlıca yerden doğrulup koşmaya başladım.

Dış kapıyı açıp kendimi apartmana attığımda korkudan hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Vakit kaybetmeden merdivenlere yöneldim ve koşar adımlarla aşağı inmeye başladım. Binanın arka çıkışından sokağa fırladığımda bakışlarım hızlıca evimin penceresini buldu.

Beni izliyordu.

Karanlıktan yüzünü göremesem de yoğun bakışlarını üzerimde hissediyordum. Göz temasını kesmeden geri geri yürümeye başladığımda ayağım taşa takıldı ve dengemi sağlayamadan yere düştüm. Bedenimde keskin bir acı hissettiğimde bakışlarım sol diz kapağımı buldu. Diz kapağıma batan cam parçasını görmemle nefeslerim hızlanırken tekrardan pencereye baktım.

Yoktu.

Birkaç saniye için bakışlarımı ondan çekmiştim ve bir kez daha baktığımda onu görememiştim. Dizimin acısını umursamayarak zar zor ayağa kalktığımda sendelememe rağmen koşmaya devam ettim. Nereye gittiğimi bilmediğim için rastgele sokaklara giriyordum ama bir süre sonra çıkmaz sokağa girdiğimi fark ettiğimde hızlıca arkamı döndüm.

Oradaydı, sokağın başında. Yanıp sönen sokak lambasının altında öylece dururken yoğun bakışları yine benim üzerimdeydi.

Korkuyla etrafıma baktım. Sokak boştu ve kendimi korumaya yarayacak herhangi bir alet gözükmüyordu. Onun olduğu yerde bir hareketlilik olduğunda bakışlarım tekrardan onu buldu.

Adım adım bana yaklaşıyordu.

Gözlerim elinde salladığı gümüş bıçağa takıldı. Bıçağın tutma kısmında kalın bir zincir vardı ve bıçağı bir kelebek misali elinde döndürüyordu. Ayaklarım beni geriye doğru çekerken sırtım binanın soğuk duvarına değdi. Gözyaşlarım tekrardan yanaklarımı işgal etmeye başladığında yere doğru çöktüm ve peluş ayıyı sanki beni koruyabilecekmiş gibi yüzümün önüne siper ettim. Adım sesleri an be an daha da yakınlaşırken nefesimi tuttum.

Daha yakın, daha yakın, daha yakın...ve durdu.

Adım sesleri durmuştu. Sokakta sadece bozuk olan sokak lambasının cızırtı sesi yankılanırken peluş ayıyı yavaşça yüzümden çektim. Gözlerimi açtığım anda kulağımı sıyıran şeyle çığlık attığımda hızlıca ellerimi yüzümü tekrardan siper ettim. Sırtımı yasladığım ayna saniyeler içinde tuzla buz olurken aynanın kırılan parçaları etrafla birlikte yüzüme de sıçramıştı. Bakışlarım yerdeki kırık aynayı bulduğunda yansımadan yüzümü gördüm. Sol tarafım küçük küçük kesilmişti ve kaşımdan aşağıya doğru ince bir kan akıyordu.

Parmağım kesik olan yere doğru giderken aynanın yansımasından onu gördüm. Bakışlarım yüzünü incelerken sakinleşmeye çalışıyordum. Saçları hafif uzundu ve koyu kahverengiydi. Gözleri ise saçlarının aksine yeşilimsiydi. Çenesi yapılı ve sivriydi. Benim ona baktığımı fark ettiğinde dudağının kenarı tembelce yukarı kıvrıldı fakat bir şey söylemedi.

Sessizce tepkilerimi izliyordu.

Bakışlarım elindeki gümüş bıçağa kaydığında gözlerim çaresizlikle doldu ve tekrardan gözlerine odaklandım.

Kaşları çatıldı.

Gülüşü hala tazeliğini korurken cebinden bir iğne çıkardı. Şırıngaya bir sıvı doldurduğunda bakışları beni buldu ve dudağının kenarı bir kez daha kıvrıldı. İğneden korktuğumu biliyordu. Yavaşça yanıma eğildi ve kolumu tuttu. Vücudum titrediği için ona direnemiyordum ve bu da onun işini kolaylaştırıyordu.

İğneyi yavaş yavaş dirseğimin iç kısmına yaklaştırırken kolumu çekmeye çalıştım fakat izin vermedi.

''İğne olmaz.'' derken sesim fısıltıdan farksızdı. Gözlerimi sımsıkı kapattım fakat zihnimde can bulan görüntüyle gözlerim saniyeler içinde tekrar açıldı. Bakışlarım iğneyle buluştuğu anda kollarının arasında çırpındım fakat benden çok daha güçlüydü.

''İğneyi uzak tut benden!'' diye bağırdım. Cevap vermedi, sadece tembelce gülmekle yetindi. Bedenlerimiz arasında yok denecek kadar bir mesafe vardı.

Bakışlarımı iğneden çektim ve korkuyla göğsüne sokuldum. İğnenin sivri ucu derime girmeye başladığında boşta kalan elimle tişörtünün uçlarını sıktım. İğnenin ucu derimin içinde ilerledikçe kendimi kasıyordum.

''Abi.'' diye fısıldadım başımı göğsüne gömerken. Dediklerim durmasına neden oldu. Bedeni hafifçe benden ayrıldığında kafamı yere doğru eğdim. Sol kolumu hareket ettirmeye ölesiye korkuyordum. Boşta kalan eliyle çenemi tutup ona bakmamı sağladığında yanaklarımdan süzülen gözyaşları elini ıslattı.

İğneyi tutan eli iğnenin metal kısmına doğru ilerlerken sırıttı. Sırıtışında bir tilkinin kurnazlığı vardı. Baş parmağıyla derimin altındaki metal uca baskı yaptığında ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Bu yaptığımdan sonra sırıtışı daha da büyüdü. Yüzüme doğru eğildi, dudaklarını kulağımın yakınında hissettim.

''Bu iğneyi,'' dedi sırıtarak. ''ucu senin damarındayken kırarsam ne olur?'' Zihnim yine beni karanlık hatıralara doğru esir aldığında gözyaşlarım tekrardan firar etti. Parmağı bir kez daha iğneye baskı yaptığında hızlı hızlı nefes almaya başladım.

''Yapma.'' nefeslerimin arasından konuşmam onu keyiflendirmişti. Düzensiz aldığım nefesler başımı döndürmeye başlarken bir kez daha yalvardım. ''Her şeyi yap,'' diye fısıldadım. ''Bunu yapma. Yalvarırım, bu olmaz.''

Dudakları tembelce kıvrıldı ve iğnenin içindeki ilacı derime enjekte etmeye başladı. Birkaç saniye sonra iğneyle işi bittiğinde boş şırıngayı derimden çıkarıp rastgele bir köşeye fırlattı. Bir süre sonra başım dönmeye başladı ve kaşlarım da eş zamanlı olarak biraz daha çatıldı. Gözlerimin önüne binlerce siyah nokta gelmeye başladığında korkuyla tişörtünü sıktım.

Vücuduma enjekte ettiği iğnenin etkisini göstermeye başladığını anladığında dudakları memnun bir ifadeyle kıvrıldı. Yavaşça benden uzaklaşmak istedi fakat tişörtünü daha sıkı kavradım.

''Gitme.'' diye fısıldadım dakikalar sonra. ''Yalnız kalmak istemiyorum. Yalnız kalınca geri geliyorlar.'' Ellerim uyuşmaya başlarken halsizce tişörtünü bıraktım. Kafamı dik tutmakta zorlanırken gerçeklik algımı kaybediyordum. Beni yavaşça yerden kaldırdı ve yürümeye başladı.

''Cehennemime hoşgeldin Karanlık Kraliçesi.'' Dediklerini duysam da anlama yetimi kaybetmiştim. Benimle birlikte yavaş adımlarla yürümeye başladığında son gördüğüm şey ellerimdeki peluş ayının yavaşça yere düşmesi ve elimi tutmak için ayıcığa doğru uzattığımdı..

21.12.2023 Tarihiyle birlikte yepyeni bir kurguyla karşınızdayım. Biliyorum aranızda katile aşık olan ruh hastaları (misal ben) var. Tamam kabul katil belki bir tık iyi olabilir ama o yine de katıl.

Aklınıza takılan ya da merak ettiğiniz soruları Instagram hesabından sorabilirsiniz, Ig: beyzanuria_

Vote vermeyi ve yorum atmayı unutmayınn bir sonraki bölümde görüşmek üzere...

Bölüm sonu

2 yorum