ALİSA ARDEN
Gözlerim yavaşça aralandığında yansıyan ışıkla sıkıca geri kapadım. Ucunun göğüslerimin altında kaldığını hissettiğim battaniyeyi yukarı çekiştirip kafamı kapattım. Bu sırada pencereye sırtımı dönmüştüm. Ne kadar rahatsız bir yer en son ben çok rahattım. Oraya dönmek istiyorum. Neredeydim ki?
Ateş abinin kucağında!
‘Hadi Alis. Atla yakışıklı abinin kucağına. Koş’ diye dalga geçti Ariel. Bir dakika ben gerçekten kucağında uyumuştum. Şimdide onun kucağına geri dönmek istediğini mi söylemiştim?.. Söylememiştim ama düşünmüştüm. Gözlerimi dehşetle sonuna kadar açtım ve üzerimdeki battaniyeyi fırlattım. Olduğum yerde aniden dikleştim ve ani bir şekilde doğrulduğum için başım döndü. ‘Abartılacak bir şey yok sakin ol Alis ya’
Hemen oturduğum yerden çantama bakındım. Yatağımın yanındaki komidindeydi. Uzanıp aldım ve telefonumu çıkardım. Ekranı açıp saate baktım. Ekrandaki yazıya baktım bir süre. Hayır, yanlış görmüyordum. Saat 15:48’di. Kaç saattir uyuyordum ben? Telefonu ve az önce kucağıma bıraktığım çantayı yatağa bırakıp yavaşça kalktım.
Odamdaki ebeveyn banyosuna yöneldim. Kapıyı açıp, içeri girdim ve bakmaya korktuğum aynaya döndüm yavaşça. Oh… çok kötü değildim. Saçım başım dağılmıştı, biraz gözlerimin altı morarmıştı, gözümdeki maskara göz çizgimde yayılarak sürmeye dönüşmüştü. Ben bir canavar beklediğim için bu çok değildi. Gözlerimin altı beklediğimden kat be kat iyiydi. Hatta çok iyiydi. E buda işime gelirdi. Saçlarımı en son Ateş abi toplamıştı. Şimdi saçlarım açık ve kabarıktı.
Duşa girmem gerekiyordu. Banyo kapısını kapayıp kilitledim. Evde muhtemelen kimse yoktu ama yine de içim böyle rahat ediyordu. Teker teker üzerimdekileri sıyırmaya başladım. Üzerimdeki her şeyi çıkardığımda saçlarım sırtıma deyip beni gıdıklıyordu. Duşa ilerleyip suyu açtım. Su ılık bir forma geldiğinde içeri girdim.
°°°
Sweatimi düzeltip tekrar aynaya baktım. Mükemmeldi. Ev için müthiş bir kombindi. Abimin sweati ve altına gri bir eşofman. Sımsıcak, dev bir yuva gibi. Sweatin kolları uzunluğu yüzündün ellerimi içine hapsetmişti. Ellerimi kısa bir çabalama üzerine sweatin içinden kurtardım.
Giyinme odamın kapısını açıp koridora çıktım ve merdivenden inmeye başladım. İnince direk mutfağa yöneldim. Mutfağın kapısının eşiğinde gördüğümle durakladım. Çığlık atıp bir iki adım geriledim. Siyah kapüşonlu bir adam evimde, mutfağımda dışarıyı izliyordu!
Çığlığımla birlikte adam telaşla arkasını döndü. Yüzü göründü. Birkaç saniye daha baktım emin olmak için. Yine Ateş abi.
Bana doğru yürüdü ve yüzüme eğilip konuştu. Nefesi artık yüzümü yalıyordu. “Alisa, özür dilerim. Korkuttum mu?”
“Hayır sadece seni görünce şey, başkası sandım.” Dedim rahatlamayla soluklanırken. “Üzgünüm haberin olmalıydı. Abin burada kalmamı istedi. Evde kimse olmadığı ve sen yorgun olduğun için, tabi bende kabul ettim. Sonunda uyanmışsın, tünaydın civciv.”
“Tünaydın abi.” Dedim kekeleyerek. Derince iç çektim. “Ben acıktım sanırım birkaç şey atıştıracağım.” Deyip yanından geçtim ve buzdolabına yöneldim. Buzdolabı neredeyse ağzına kadar doluydu. Alışveriş yapılmış olmalıydı. Herhâlde dün ben işteyken gitmişlerdi.
Her şey vardı ama canım hiçbirini istemiyordu. Yanaklarımı şişirdim ve sonra yavaşça ağzımdaki havayı üfledim. Buzluğu açtım bu sefer nedensizce. Bilin bakalım ne vardı?
Dondurma!
Kocaman gülümsedim ve dondurma kutusunu aldım, buzdolabını kapaklarını kapatıp arkamı döndüm. Kutuyu masaya bıraktım ve çekmeceye gittim. Bu sırada Ateş abinin üzerimdeki bakışlarını hissediyordum. Çekmeceden kaşık aldım ve tekrar masaya döndüm. Dudağımı ısırarak kapağı açtım. En sevdiğimden! Limonlu, çilekli, kakaolu.
Kaşığı çilekliye daldırdım ve ağzıma attım. Hissettiğim lezzetin verdiği hazla gözlerimi kapattım. “Hım.” Diye mırıldandım.
Arkamdan gelen sesle gözlerimi açtım. “Bu kadar güzelse bende alabilir miyim civciv?” refleksle arkamı döndüm. Dibimdeydi. Eğilmiş, gülümseyerek bana bakıyordu. Az daha yaklaşsa burunlarımız birbirine değecekti. Tehlikeli bir yakınlığın içindeydik. Elimde kaşıkla şaşkınlıkla ona baktım. Ağzımdaki dondurmayı tamamen yutmamıştım bile. Ağzım donmuştu. Yuttum. Şimdide boğazım donmuştu. Ama sanırım hissetmiyordum. Hissetmekle hissetmemenin arasındaydım. O bana gülümseyerek bakıyordu, bense şaşkındım. Sonra “Eee şey tabi.” Dedim zorla. Gidip ona da kaşık aldım. Geri dönüp ona verdim.
“Gel bari oturup öyle yiyelim.” Dedi. Cevabımı beklemedi, bir sandalye çekti. Kafasıyla işaret etti. Gidip oturdum. Kendi de bir sandalye çekip oturdu. İkimiz birlikte dondurmayı kaşıklamaya başladık.
“Dünden beri bir şey yemediğini biliyorum, açsın. Dondurma yemen çok sağlıklı değil.” sözlerine karşın sadece omuz silktim. Yemeye devam ettim. Dondurma kutusuna kendimi odaklamışken iştahla dondurmamı yiyordum. Bir anda kutu önümden çekildi. Dehşetle masanın yüzeyine baktım sonrada dondurmayı çeken ellerin sahibine baktım. Kaşlarım hızla çatıldı. “Ver dondurmamı!” dedim olabildiğince sert bir sesle.
“Yemek yemeden olmaz. Yemeğini ye sonra vereceğim.” Dedi ciddi bir tavırla. İtiraz etmek için ağzımı açtığımda çoktan kalkıp arkasını dönmüştü. Bu, kararından vazgeçmeyeceğinin tesciliydi. Zaten dondurma kutusunun kapağını kapatmış dolaba gidiyordu. Umutsuzca nefes verdim. Az önce o da yiyordu. Niye şimdi önümden almıştı ki?
Oturup ağlayabilirdim sanırım. “Ben yemek istemiyorum, dondurma istiyorum.” Dedim ağlamaklı bir sesle.
Bana döndü ama büzülen dudaklarımı görür görmez gözlerini kaçırdı. Bu her zaman işe yarardı. “Alisa yapma şunu, ayrıca yemek yemen lazım zaten ve abin de tembihledi. Bana bir şey olmazda senin için aynı şeyi söyleyemem. Abin dün haber vermeden çıktığın için sinirli sana zaten ye yemeğini daha da sinirlenmesin.”
“Abim bana hiçbir şey yapamaz ki. Hem sen abimin bana kızmasına bile izin vermiyorsun ki. Ayrıca ben çocuk muyum? Önce yemek ye ondan sonra dondurma tamam mı?” son cümlemi onu taklit ederek söyledim. Kıkırdayıp tezgâha gitti. Bir tabak aldı ve masaya bıraktı. Tabağın üstünde peçeteler vardı. Muhtemelen sıcak bir hamur işiydi. Buharlaşınca nemini emsin diye konmuştu.
Ateş abi buzdolabına gitti. Birkaç şey bakındıktan sonra elinde reçeller ve peynirlerle gelmişti. Bir kez daha buzdolabına gitti ve sürme çikolata aldı. Bende onu merakla izliyordum. Bana kahvaltı mı hazırlıyordu o?
Ateş abi kendi kahvaltısını bile hazırlamazdı. Hizmetçi bir abla tutmuştu. Abla her sabah gelip evi temizler kahvaltıyı yapar giderdi. Hizmetçi tutabilecek parayı nasıl kazanıyor bilmiyordum. Katıldığı yarışlardan para almadığını duymuştum. Haram para sevmediğini bilirdim. Annesinin öyle emekli maaşı dışında geliri de yoktu. Para kaynağı o olamazdı.
Ateş abinin müstakil, dev gibi bir evi vardı. Arada kafa dinlemeye gittiği ilişmişti kulağıma. Yani o ev de kiraya verilmemişti. O da değildi. Annesinin emekli maaşıyla hem mahalledeki dairesini hem annesinin mahalledeki dairesini hem de müstakil evini geçindiremezdi. Bir de üstüne araba ve motosiklet alamazdı. Bu konu da oldukça düşünmüştüm. Ama Ateş abinin adının geçtiği konular gibi sonu bilinmezliğin ta kendisiydi.
Önüme birkaç şey daha koydu ve ekmek sepetinde ki dilimlenmiş ekmeği uzattı. Sepeti aldım, kenara koydum. “Hadi, civciv. Bol bol ye toparlan. Şimdi halsizsin ve eğer toparlanmazsan bu hastalığa dönüşecek, her zamanki gibi. Hastalanmadan toparlan.” Dedi ve yerine oturdu. Çok ciddiydi. Ve haklıydı da.
Gerçekten her şeyden hasta olabilirdim ve bunların en kötüsü uykusuzluktandı. Çok hasta oluyordum, itiraf ediyorum ki çok çekilmez oluyordum. Evet, ben çekilmez oluyordum ama onların anlattığı kadar değildi. Çokta çekilmez değildim bence… sanırım öyleydim.
Ve yine sanıyorum ki Ateş abi çekilmez halime tanıklık etmek istemiyordu. Haklıydı, bu yüzden yemeğimi yemeye başladım.

Beğendiysen bir kalp bırakmayı, düşüncelerini paylaşmayı unutma🌙. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.