İçeriğe geç

Karanlığın Fısıltısı

Bölüm 3 · 13 dk okuma

Karanlığın Fısıltısı

Bölüm 3

Bölüm 3

ATEŞ ARVEN-Dün GeceKaranlık. Her yer ve her şey, sadece karanlık. Ve… bir ses. Benim küçük tatlı civcivim. Bir şarkı mırıldanıyor. Yumuşak, masum.Nefesini duyabiliyordum. Ve hatta kalp atışını. Gittikçe yaklaşıyordu. Sanki zaten dibimdeymiş ama daha da yaklaşıyormuş gibi. Yaklaştıkça ritmi artmış gibi. Nefesi hızlanmış gibi.Heyecanlıydı. Fazlasıyla. Sonra ağlayışını duydum. Birkaç kez hıçkırmasını. Civcivim ağlıyordu. Heyecanlı değildi. Ağlıyordu.Nefesi daha da hızlandı. Korkuyor muydu? Bir şeyler mırıldandı hıçkırıkları arasından. Anlayamıyordum. Belli belirsizdi. “Dokunma lütfen.” Dedi bu kez yüksek sesle.Korkuyordu. Çok korkuyordu.Etrafa bakındım. Yoktu. Onu göremiyordum. Karanlığın içinde bir yerdeydi. Haykırışlarını duydum. Çırpınışlarını. Yardım istiyordu. Karanlıktı ama belki sesinden onu bulabilirdim. Gitmek istedim.Adım atmaya çalıştım ama olmuyordu! Ona seslenmek istedim. Ağzımı açamıyordum!Bir anda sesi kesildi. Kalp atışı, nefesi, sesi, çırpınışı. Hepsi kesildi. Sesinin kesilmesiyle bir anda etraf aydınlanmaya başladı. Mahalledeydim. Hızlıca etrafa bakındım. İlerde çantası duruyordu. Adım atmak istedim. Bu sefer atabilmiştim. Yürümeye başladım. Hatta koşuyordum. Sokak köşesindeki çantasına ulaşıp elime aldım ve sokağa baktım.Gördüklerim beni dumura uğrattı. Çanta elimden kaydı. Ordaydı. Yerde. Civciv sarısı saçları kana bulanmıştı. Karnında, karnında bir bıçak vardı. Kafası yana düşmüştü. Her yeri kandı. Koştum. Yanına oturdum. Başı yana düşmüştü, gözleri açık ve ifadesizdi. Nefesimin kesildiğini hissettim.Seslendim. Bakmadı bile. Anladığım gerçeğe inanmak istemiyordum. Olamazdı. Olamazdı. Hayır.“Civciv,”“Civciv bana bak. Hadi. Ben denizi görmek istiyorum. Ben küçükken denize gitmek istediğimde gözlerime bak derdin. Hadi sen de bana bak. Gözlerini bana çevir ki ona ulaşabileyim. Alis. Lütfen.” Dedim küçük bir çocuk gibi. Bakmıyordu. Beni gözlerinden mahrum ediyordu. Bakmıyordu. Kahretsin. Yüzünü avuçladım. Dizlerime koydum. Okşadım. Gözleri hareketsizdi hala. Hareket etmiyordu.Eline uzandım. Yana düştü. Yutkundum. Tekrar gözlerine baktım. Cansızdı. Çok. Cansızdı.Ölmüştü.Gitmişti.Nefes almıyordu.Kalbi atmıyordu.Gülmüyordu.O. gerçekten. Ölmüştü.Benim civcivim… ölemezdi.Bir anda tekrar karardı her yer. Sonra civcivimin varlığı yok oldu. Gitti. Başı kucağımda değildi. O yok olmuştu.Sıçrayarak uyandım. Derin derin nefesler alıyordum. Gözlerimi tekrar tekrar kapatıp açtım. Kâbus. Sadece kâbus. Zamanla görüntüler netleşti. Yavaşça kalkıp odamın camına yürüdüm. Pencereyi açtım, kafamı uzattım. Ellerimi pencerenin kenarına dayadım. Nefeslerim düzene girmişti.Onun benden gitmesi imkanlar dahilinde değildi. Gidemezdi. Ölemezdi. Fikri bile delirtiyordu beni. Ona kavuşmamıştım bile. Bana abi demesi yeterince yakmazmış gibi bide uzaklaşması, benden gitmesine dayanmazdım. Dibimdeydi, dokunamıyordum bile. Ona kavuşamadan gitmesine izin veremezdim. Kavuşsak dahi vermeyecektim.Farkına varmadan gözlerimi kapatmış, kafamı eğmiştim. Gözlerimi açtım ve kafamı kaldırdım. Sokağın başında bir kız vardı. Caddeye doğru yürüyordu. Gözlerimi kısıp baktım. Civcivim, ordaydı.Anında kaşlarım çatıldı. Ne işi vardı bu saatte dışarıda? Hem de hava soğuktu. Gitmeliydim. Tam arkamı dönecektim ki, vazgeçtim. Belki de caddeye çıkana kadar onu izlemeliydim. Onu takip edersem hissederdi. Korkardı. Evimin önlerine gelmişti. Diğer yönden gelen üç adam ona bakarak konuşuyordu. Sırıtarak. Dişlerimi sıktım.Yaklaştıklarında içlerinden biri civcivime yaklaşıp bir şeyler dedi. Kızım geri çekildi ve cevap verdi. Duyamıyordum. Birkaç saniye içinde çıktım odadan. Evden çıktım. Kapüşonumu kapattım, çıktım apartmandan ve Kapıda durdum. İzlemeye başladım. Duyamıyordum, diğer adam kızıma sırıtarak bir şeyler söylüyordu. Kızımın eli çantasındaydı. Korkuyordu. Muhtemelen çantasında kendini koruyabileceği bir şey vardı. Cevap verip yoluna döndü. Adam arkasından seslendi. Bu sefer bağırarak. “Az takılsaydık be, güzelim.” Güzelim. Ha.Koştum. Düşünmeden savurdum yumruğumu. Tekrar. Yere yapıştı. Diğeri bana davrandı. Ona da geçirdim yumruğumu. Üçüncüsüyle karşılaşamadan kaçtı. Diğerine bir şey dahi yapmamıştım o da kaçtı. Biri hala yerdeydi.Korkuyla adama bakan civcivime döndü gözlerim. İnceledim yüzünü. Derin derin nefesler alıyordu. Pembe dudakları aralanmıştı. Şuan o kadar etkileyici göründüğünü anlatamazdım. Nefes nefese, dudakları aralık, saçları rüzgarda hafifçe hareketlenen civcivim... Zaten hızlı nefesimin daha da sıklaştığını ve kalbimin hızlandığını hissettim.Kendine gel Ateş. Dur Ateş. Korkutma onu.Gözleri gözlerimden kayıp arkama baktığında bende baktım. Adam kaçıyordu. Daha işim bitmemişti o şerefsizle. Adımımı atmamla engellenmem aynı anda olmuştu. Kolumu tutan ele baktım önce. Sahibine baktım. Korkarak bana bakıyordu.Benden korkuyor muydu?Neden korku doluydu gözleri? Baktım uzunca. Yavaşça korku silindiğinde rahatça bir nefes aldım. Benden korkmuyordu. Öyle olsa geçmezdi korkusu değil mi?Eli hala kolumdaydı. Korkmuyordu, rahattı. Ama ben değildim. Ne işi vardı bu soğukta? Gece gece. Bilmiyor muydu gece mahallemizin ayyaş durağı olduğunu?Üşüyordu civcivim.Şimdi sarıp sarmalasam, sıkıca sarılsam ısıtsam onu. Ben onun bedenini ısıtırken o benim kalbimi ısıtsa… yapamazdım. Abisi yerine koyuyordu beni. Ancak azarlar ya da başını okşamalıydım onun ama öz abisi değildim ki. Abisini arkadaşıydım. Yanlış anlar şüphelenirdi benden. Yeterince şüphelendirmemiş miydi o arkadaşları?Tek seçeneğim azarlamak, tedirginliğimi sinire vurmaktı. “Ne işin var senin bu saatte sokakta? Kızım deli misin sen? Gece gece başını belaya sokmaya niyetin mi var?” diye sessizce bağırdım. Fark etmeden üzerine doğru eğilmiştim. Kokusu burnuma doluyordu. Bu durumda nasıl sinirli kalabilirdim ki?“Orhan Bey çağırdı da. Acilmiş. Bu yüzden gitmek zorundaydım.” Diye takılarak konuştu. Şu Orhan’ın belasını sikecektim bir ara. Sürekli çağırıp duruyordu zaten. Doğru düzgün tatil bile yapamıyordu civcivim. Dinlenemiyordu. Bir gece yarısı çağırmadığı kalmıştı, şimdi o da olmuştu. En yakın zamanda sikecektim belasını…“Ne diye haber vermiyorsun o zaman? Abinin haberi var mı, peki?” cevap vermedi. Sustu. Abisine de haber vermemiş. Verse abisi izin vermeyecekti gitmesine. Ben konuşsam iyi olacaktı şu patronuyla. “Bravo abinin de haberin yok. Ver telefonunu ben konuşayım senin şu patronunla bakalım.”Hemen sitem etti. “Ya Ateş abi! Gideceğim işte hem zaten iki adımlık yol.” Keşke öyle olsaydı. Kartaldaki şirkete iki adımlık yol demişti ya. “Ya baya iki adımlık yerde. Kartalda Alisa şirket.” Alayla başlayıp sinirle sonlandırdım cümlelerimi.Sitemi bırakıp üzgünce konuştu. “Ama Ateş abi gitmem lazım. Acilmiş. Kovulmak ya da maaşımdan kesilmesini istemiyorum.” Doğrulduğumda başını kaldırdı. Böyle minik bir kız çocuğuna benziyordu. Benim kızım.“Bari söyleseydin abin ya da ben götürseydim seni. Ben götüreyim seni, hem şu patronunla da bir konuşalım. Bir daha mesai saatleri dışında çağırmasın seni.”“Tamam birlikte gidelim. Ama lütfen sakin ol.” Hala korkuyordu. Korkmaması gerekirdi ama o sinirimden korkuyordu. “Hadi Alis gidelim.” Dedim sakince ve yolu gösterdim. Sorgulamadan yürümeye başladı.Artık gergin değildi. İçinden bir his güvende hissettiğini fısıldıyordu. Güvende hissetmek hakkında sorunları vardı ve bu canımı sıkıyordu. Son üç yıldır arkasına bakmadan yürüdüğünü bile görmemiştim.Bunun sebebi biraz bendim.Odasında ki ses kayıt cihazları ve ona doğum gününde aldığım ayıcığın içinde ki kameralar sayesinde onun odasında ne yaptığını bilebiliyordum. Kameradan onu izlemenin bilmese bile onu rahatsız edeceğini bildiğimden sadece dinliyordum. Ağladığını duyduğumda ya da uyurken mırıldandığını, nefes nefese kaldığını duyduğumda kameradan kontrol ediyordum. Ağladığında gidip onu mutlu edeceğine emin olduğum birkaç hediye veriyordum. Kâbus gördüğünde ise abisini herhangi bahaneyle arayıp Alisa’ya da kontrol ettiriyordum, bu sayede uyanıyordu.Bu hep böyleydi ve onu şüphelendirende buydu. Kendi emin olamadığında arkadaşların sormuştu. Bu olaydan sonra odasının her bir köşesini döküp boşaltıp detaylıca aramışlardı. Hiçbir şey bulamasalar da şüpheleri dinmemişti. Benim güzel kızımı kışkırtıyorlardı.Beni sevme ihtimalini de yok ediyorlardı. Belki bir ümit severdi ama onlar yüzünden o da olmuyordu. Ona da el atacaktım ama riske atamazdım. İçinden biri dahi kızıma söylerse aramız bozulurdu. Alis onlara inanmayabilirdi ama bu riske atacağım son durum bile değildi.Bir gün beni sevecekti. Ben sabredecektim. Zamanı geldiğinde, o da bana ait olmanın ne demek olduğunu anlayacaktı.Önümde usul usul yürüyordu hala. Boynuna çapraz şekilde taktığı çantasına tutunuyordu. Daha doğrusu stresini atmak istercesine sıkıyordu. Ellerini yumruk yapıp avuçlarını kanatmasından iyiydi. Stresine son vermek ona kavuştuğumda ilk yapacağım şey olacaktı.Sahilde yürüyorduk ve rüzgâr yüzünden açık sarı saçları yüzüne geliyordu. O da sürekli ittiriyordu. Bağlamazsa olacağı buydu. Adımlarımı hızlandırıp yanına vardım. Saçlarını tekrar ittirecekti ki izin vermeden ben yaptım. Adımları durdu. Resmen donakaldı.Kulağına yaklaşıp konuştum. “Sakin ol, benim.”Saçlarını elimde toplayıp canını acıtmamaya çalışarak yukarda sabitledim. Toka gerekiyordu. Geçenlerde onlara gittiğimde salonda bulduğum tokası geldi aklıma. Sweatimin cebinde olmalıydı.Elimi cebime atıp tokayı çıkardım ve saçına doladım. Sanırım başarmıştım. “Bağladım, önüne gelmez artık.” Hemen cevapladı. “Teşekkür ederim abi.”Yine abi yine abi. “Sikeyim abini.” Diye mırıldandım sinirle. “Bir şey mi dedin abi?” duyduğum sesle yüzüne döndüm. Yine abi demişti. Delirecektim resmen. Gözlerinde kaldım bir süre. Oda bana baktı. Bu gözlerin bana bakması için nelerimi vermezdim. Hep bana baksa derin derin. Benden ayırmasa şu ela gözleri. Öl dese ölürdüm. Fırtına gibiydi gözleri. Hatta bir hortumdu. İçine çekiyor rüzgarında boğuyordu, farkında değildi. Rüzgarlarının şiddeti söndürmüyordu ateşimi. Kendi ateşiyle harlıyordu ateşimi. Benim istediğim gibi derin bakmıyordu. Anlamaya çalışır gibi bakıyordu. Çok uzun bakmıştım. Çekti gözlerini gözlerimden gözlerini.Yadırgamadan cevapladım. “Bir şey demedim abiciğim. Ricaederim, hadi devam et ben arkandayım.” Sözlerimle hemen önüne döndü ve yürümeye başladı.Bir saat sonraGelmiştik şerefsizin şirketine. Bu pisliğin bu saatte boş bir şirkete çağırması hiç hayra alamet değildi. Alisa kapıda durakladı ve omzunun üzerinden bana baktı. “Birlikte çıkalım Alis ben bu adama hiç güvenmiyorum. Bu saatte çağırmış birde…” deyip mırıldanarak homurdandım.Önüne dönmeden önce uyardı. “Tamam ama lütfen orda olay çıkartma. İşimi seviyorum.”Şu şerefsizin olduğu ortamı sevmesi bile garibime gidiyordu. Sakin ol ateş o işini seviyor onu ya da burayı değil.Yürüyüp otomatik kapıdan geçti. Arkasından ilerlediğim sırada bir kart çıkarttı. Turnikelere ulaştığında kartını basıp geçti. Ben nasıl geçecektim şimdi? Ben hiç şirkete kartla girmemiştim. Benim bildiğim, bu tür giriş kartları iki kez basıldığında alarm çalardı. Ben girmezsem yalnız kalacaklardı. Fikri dahi sinirime dokunuyordu. “Ben nasıl geçeceğim Alis?” dedim sinirimi bastırma çabasıyla.Bana dönüp cevapladı. “Seni yan taraftan alacağım.” Deyip yan tarafa doğru ilerledi turnikelerden birine kartı okuttu. Ben geçerken izledi. Turnikede misafir turnikesi yazıyordu.Arkasını dönüp asansöre gitti. Hiçbir şey demeden. İfadesiz bir suratla. Trip mi yiyordum ben? Eğer öyleyse bu çok hoşuma gitmişti. Çok tatlı geliyordu gözüme şu an. Hiç tatlı denilecek bir tarafı yoktu şu an ama bana öyle geliyordu. O tatlı kırmızı dudaklarını dudaklarımın arasına hapsetmek istiyordum. O dudaklarını yiyip bitirmek. Saatlerce dudaklarına soğukluk hissettirmeden ısıtmak istiyordum.Ben onun tatlılığına dalmışken biz çoktan asansöre binmiştik hatta şimdi iniyorduk. Alisa önden ilerlemeye başladığında takip ettim. Pisliğin odasına geldiğimizde kapıyı tıklattı ve onay bekledi. Şu uydurma patrondan onay bekledikçe daha da sinirim bozuluyordu.Beklediği onay geldiğinde içeri girdi. Yavaşça arkasından ben de girdim. Levent şerefsizi beni görünce yüzü bozulsa da o hınzır ifadesini yakalamıştım. Alis o sırada omzunun üstünden bana bakıp dönmüştü.Kim bilir yavşağın aklından neler geçiyordu? O hınzır ifade ben olmasaydım burada neler olacağının kanıtıydı. Çenemin kasıldığını hissettim. Bu aralar bunu çok tekrar ediyordum ama ben bu adamın belasını sikeceğim.“Merhaba Levent Bey.” İlerleyip Alisa’nın arkasında durdum.“Merhaba Alisa, beyefendi kimdi?” onun cevaplamasına izin vermeden konuştum. “Ateş ben Alisa’nın abisiyim.”“Memnun oldum Ateş Bey.” Dedi ve tekrar Alis’e döndü. “Alisacım abinin adı Aras’tı diye hatırlıyorum ben ama…” merakını si…“Öyle zaten Levent Bey. Ateş abim abimin yakın arkadaşı, aynı zamanda benim çocukluk arkadaşım.”“Anladım. Buyurun oturun.” deyip koltukları gösterdi. Civciv koltuklardan birine oturunca karşısına geçtim. “Beni ne için çağırmıştınız Levent Bey?” Harbiden bahanesi neydi.“Yazılımda sızma var. Tam noktasını bilmiyorum ama bir açık bırakmışız. Ben saatlerdir açığı bulmaya çalışıyorum ama bulamıyorum. Senide yardıma çağırdım. Yazılımda şirketteki çoğu kişiden daha iyisin, başkasına güvenemezdim.” güvenmezmiş biz de inandık.“Teşekkürler, hemen başlayalım o zaman.” diye konuştuğunda araya girdim. Önce şu herifle anlaşmamız lazımdı. “Ondan önce Alisa Levent Bey’le bize biraz müsaade eder misin?”“Bir sorun mu var Ateş Bey?” diye sorguya atıldı beyefendi.“Alis, abim sen biraz dışarda bekler misin?” dedim sert bir tonla. Çıkmadan önce beni onayladı. “Tamam abi.”Kapı kapandığında Levent’e döndüm. “Bir sorun var. Evet. Alisa hakkında.” Gıcık bir gülümsemeyle baktı bana. “Tabi konuşalım fakat Alisa yetişkin biri, sorunlarını kendisi benimle konuşabilir. Siz neden konuşmak istediniz merak ettim açıkçası.”“Alisa’nın ne konuşacağımdan haberi yok. Elbette Alisa yetişkin bir kadın, sizi gelip bana ya da abisine şikâyet edecek çocuk değil. Ben sizden şikayetçiyim ama.”Kaşları çatıldı. “Nasıl yani?”“Şöyle. Şunu fark ettim. Alisa’yı mesai dışında çağırıyorsunuz ve bunu ilk kez yapmıyorsunuz. Ama bu sefer gece yarısı çağırmanız bardağı taşıran son damla oldu. Şirketinizde eminim Alisa’dan daha tecrübeli çalışanlarınız vardır, yine de Alisa’yı çağırmanız can sıkıcı.”“Alisa bundan rahatsızsa benimle konuşabilir ve aramızda halledebiliriz.” Bu böyle olmayacak. Elimi cebime götürüp kartımı çıkardım ve masada sürükleyerek ona yaklaştırdım. Kaşları daha da çatıldı ve kartı aldı. Karttaki isimi görmesiyle yutkundu.“Lütfen tehdit olarak algılamayın ama bir daha Alisa’yı mesai saatleri dışında çağırırsanız siz ve şirketiniz için iyi şeyler olmaz.” Nutku tutulmuş halde karttaki gözlerini bana çevirdi. “Siz Ateş Arven misiniz?” dedi ve cevap ister gibi bekledi.“Ta kendisiyim.”“Benden ne istiyorsunuz?”“İş dünyasında nasıl bir yerim olduğunu bilirsin levent. Ve bu yer bana her şeyi sağlıyor. Kısmen. Senden istediğim şu, Alisa’nın evden çalışmasını sağlayacaksın. Şehir dışı yok. Önemli bir şey olmadıkça mesai saatleri dışında çağırmak yok. Mesai saatleri dışında mail haricinde iletişim yok. Sadece şirket mailiyle haberleşeceksiniz. Tabi gerekirse… bence çok şey istemiyorum, değil mi levent?” derin bir nefes alıp bana baktı. Kartı masada sürüyerek bana uzattı. Elimle gerek olmadığını bildiren bir hareket yaptım. Kartı olduğu yerde bırakıp yaslandı. Sıkıntılı bir ifadeyle gözlerini oda da gezdiriyordu.Sıkıntılı bir soluk aldı. “Peki. İstediğin olacak. Ama karşılığında bir miktar istiyorum. O olmadığında başkası olacak ve bu benim zararıma.” Bu adamın kafasına sıkmalıydım. Alis’im üzerinden para almaya çalışıyordu pezevenk. Sakin, sakin…“Kabul. Her ay yeterli miktarda para alacaksın. Son bir şey var… Alisa’nın haberi olmayacak.”“Alisa’nın neyisin? Arkadaşı değilsin, abisi değilsin, akrabası değilsin. Nesin? Onun hakkında karar alacak yakınlıkta mısın sen?”Sözlerini umursamadan “kabul ettiğini düşünüyorum. Ve Alisa’yı çağırıyorum.” Cebimden telefonu çıkarıp civcivime kısaca ‘Gelebilirsin.’ Yazdım. İyice yaslanıp bekledim. Sözlerime karşılık vermemesi kabul ettiğini gösteriyordu. Artık onu görmek için her gün yeniden kameraları hacklememe veya bu lanet yere gelmeye ihtiyacım yoktu. Dibimde olacaktı.Hem belki artık ağlamazdı. Her sabah her gün işe gelmekten bıktığını söylüyordu. Artık gitmeyecekti. Güzelim istediği gibi çalışacaktı.Bir süre sonra civcivim elinde tepsiyle içeri girdi. Kahveleri önümüze bırakıp oturdu.ALİSA ARDEN -ŞimdiBir süredir bilgisayarımın ekranına donmuş bir şekilde bakıyordum. Daha doğrusu Levent beyin attığı maille.Mailde bir daha şirkete gelmememi ve evden çalışmamı söylüyordu. Ayrıca belgelerle ilgili bir durum olduğunda belgeleri bana ulaştıracağını, iletişime geçmek istediğimde mail yazmamı söylüyordu.Oldukça resmi bir dil kullanmıştı. Samimiyete tek bir kelimede yer vermemişti. Ki dün oldukça samimiydi. Genelde mailleri bile samimi olurdu. Yine de hiçbir zaman bu kadar resmi ve düz olmamıştı. Ben mi bir şey yapmıştım? Hiçbir şey hatırlamıyordum. Her zaman saygılı davranmıştım. Neden böyle olmuştu ki sanki?Şirkette istediğimde her şeyi hemen soruyordum. bir şey olduğunda hemen müdahale edip haber verebiliyordum. Şimdiyse bunu yapamayacaktım. Belki de hatalarım artardı. Zaten Levent Bey her şeye takan bir adamdı. İlk hatamda beni kovardı.Kovulur muydum? Kovulurdum. Neden şimdi evden çalışmamı istiyordu ki? Kovulmak istemiyordum.Gözlerimin dolduğunu hissettim. Ve sonra yanaklarımın ıslanmaya başladığını.Kovulabilirdim. İşimi kaybedebilirdim. Kahretsin. Sessizce süzülen yaşlarımın arasına birkaç hıçkırık eşlik etti. Bununla birlikte ağlamam sesli bir hal aldı.Şu an ağlamamın nedeninin saçma olduğunu biliyordum ama hep öyle oluyordu. Duygusal birikmişlik ve içime attıklarım yüzünden her ağlamam saçma bir sebeple başlayıp saçma sapan farklı bir nedenle sonlanıyordu. Hep böyle olmasa da böyleydi. Aslında reglim yaklaşıyordu ve bunun beni daha çok tetiklediğini düşünüyordum.Ağlamamın daha da şiddetlendiğini fark edince odamın içindeki lavaboya doğru ilerledim. Duşa girecektim. Orada beni ateş abi duyamazdı.Kapıya ilerlerken bir anda kapım açıldı. Ve sonra şaşkın bir ses kulaklarımı doldurdu. “Alis sen ağlıyor musun?”Hızlıca gözyaşlarımı sildim ve yavaşça ona döndüm. Zaten görmüştü. Dudaklarımı büzmemek için zor duruyordum. Derin nefesler alarak gözyaşlarımı durdurmaya çalışıyordum ama nafile, bir iki damla yanaklarıma ulaşmıştı bile.Endişeli gözlerine baktım. Hızlıca yanıma yaklaşıp yüzümü avuçları arasına aldı. Bu sırada bana doğru eğilmişti. “Ne oldu neden ağlıyorsun sen? Biri mi üzdü, ha?” endişeli yüzüne karşın sadece yaşlı gözlerimle bakıyordum. Baş parmakları göz altlarımdaki yaşları siliyordu.Boğuk bir sesle cevapladım. “Levent Bey evden çalışmamı söylemiş. Evden çalışırken oradakilere istediğimde soru soramayacağım. Belgeler elime hemen ulaşmayacak, ben hata yapacağım. Levent Bey hata yaparsam beni kovar. İşimi kaybederim. Ateş abi bana demiş ki arama demiş Mail at demiş, acil bir şey olduğunda Mailimi görmezse peki. Ne olacak?” konuşurken şiddetle ağlamaya başlamış, sürekli burnumu çekiyordum. Bu yüzden konuşmalarım kesik kesikti.Ben konuşurken endişeli ifadesi yoğunlaşmıştı. “Alis, sorun değil. Kovulmazsın. Merak etme işini kaybetmezsin. Hem öyle bir şey olursa sana çok daha güzel bir iş buluruz. Sen zaten yorulmuyor muydun her gün şirkete giderken, artık yorulmazsın… ağlama, lütfen.” Çok çaresiz bakıyordu. Kaşları çatılmış, birkaç saç tutamı önüne düşüyordu. Kısa bir an duraksadıktan sonra beni kendine çekti. Sarıldı. Kollarını sıkıca doladı belime.Sonra konuştu sessizce. “Alis, abiciğim. Ağlanacak bir şey yok. Üzülme, sen üzülünce bende üzülüyorum abiciğim. Lütfen, ağlama o it yüzünden.” Göğsündeki başımı çekip yüzüne baktım ve hızlıca göz yaşlarımı sildim. Koskocaman gülümsedim. Ellerim omuzlarındaydı ve kolları belimdeydi.O da gülümsedi. Burnumu çekip tekrar göğsüne gömdüm başımı.Garip bir anın içindeydik. Sanırım ilk kez bu kadar uzun sarılmıştık. Elleri sırtımda geziniyordu. Sıvazlıyordu. Üzülsün istememiştim. Bu yüzden gülümsemiştim. Sahteydi. Gerçeğine ulaşılamıyordu şu an. Yine de çocukça bir düşünceyle üzülmemesi için gülümsemiştim.O sırada eni bu düşüncelerden alan bir şey oldu. Bir ses. Bağıran bir ses. “Ne oluyor lan burada!?”

Sizce gelen kimdi? yorumlarda buluşalım.Beğendiysen bir kalp bırakmayı, düşüncelerini paylaşmayı unutma.🌙

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

4. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.