İçeriğe geç

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 9 · 5 dk okuma

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 9

9.Geçmişin Gölgesi,Yeni Bela

Güneş, deponun o soğuk ve rutubetli karanlığından çıkarılıp konağın en sıcak odasına taşındığında, doktorun müdahalesiyle parmaklarındaki yaralar yeniden sarılmış, kaybettiği direnci serumlarla toparlanmaya çalışılmıştı. Mirza, genç kız uyanana kadar odanın köşesindeki koltuktan bir an bile kalkmamış, o gri ve fırtınalı gözlerini karısının solgun yüzünden ayırmamıştı. Konağın içinde esen o sert lider rüzgarı, bu odanın eşiğinde tamamen duruluyordu.

Ancak Cebecioğlu konağında fırtınalar asla tek bir yönden esmezdi. Mirza’nın kendi ailesine çektiği bu kesin rest, Asiye Hanım’ın gururunu ve planlarını altüst etmişti. Çünkü bu konakta, Güneş’ten çok daha önce yeri hazırlanmış, bu topraklara ait, hırçın ve tehlikeli bir gölge daha vardı.

BOZULAN SÖZ, BİLENEN ÖFKE

Ertesi sabah, konağın avlusunda sert fren sesleri yankılandı. Lüks, kırmızı bir cip kapının önünde durdu ve içinden, Karadeniz’in o sarp kayalıkları kadar dikbaşlı, gözü kara ve iddialı bir genç kadın indi: Narin Dereci (23).

Dereci ailesi, Trabzon’un silah ve lojistik ağında Cebecioğulları’nın en büyük ortağı ve köklü müttefikiydi. Asiye Hanım, iki ailenin bağlarını mutlak kılmak için aylardır Narin ile Mirza’yı evlendirmenin planlarını yapıyordu. Narin, çocukluğundan beri Mirza Aras’a takıntılı bir hayranlık besliyor, kendisini bu heybetli konağın müstakbel Hanım ağası olarak görüyordu. Ancak İzmir’den gelen o "dilsiz esir" yüzünden, bir gecede tüm hayalleri ve gururu yerle bir edilmişti.

Narin, topuklu çizmelerini taş zemine vura vura salona girdi. Salonda onu karşılayan Asiye Hanım ve Esma, genç kızın yüzündeki o intikam ateşini hemen fark etmişti.

"Asiye Hala!" dedi Narin, sesi salonda bir kırbaç gibi şaklayarak. "Nedir bu duyduklarım? Benimle söz kesilecek derken, Mirza gitmiş İzmirli bir dilsizi bu konağa karı diye getirmiş! Dereci ailesinin şerefini, benim gururumu ayaklar altına almaya ne hakkınız var?"

Asiye Hanım derin bir nefes alarak ayağa kalktı, Narin’in yanına gidip elini tuttu. "Güzel kızım, bilesin ki bu iş benim rızamla olmadı. Mirza, el alemin lafını kesmek, o Arkas pisliğinin hesabını görmek için yangından mal kaçırır gibi kıydı o nikahı. Benim gözümde bu konağın asıl gelini de, Hanım ağası da sensin."

"Bana unvan vermeyi bırak Asiye Hala!" Narin elini hızla geri çekti, gözleri öfkeden çakmak çakmak parlıyordu. "O dilsiz kız bu çatının altındayken, ben el alemin yüzüne nasıl bakacağım? Bana verilen söz tutulacak. Mirza o kızı ya bu konaktan atacak ya da ben bu Karadeniz’i hem size hem de o İzmirli sosyeteye dar edeceğim!"

Esma, Narin’in yanına yaklaşarak sinsi bir tebessümle fısıldadı: "Narin abla, abim o kıza fena tutuldu. Dün gece onu depodan çıkarırken hepimizi kurşuna dizecekti neredeyse. O kız burada olduğu sürece senin yüzüne bakmaz."

Narin, duyduklarıyla daha da bilendi. Dişlerini sıktı, başını yukarı doğru kaldırdı. "Demek abini büyüledi o dilsiz ceylan... Göreceğiz bakalım, sesi çıkmayanın canı nasıl yanarmış."

YÜZLEŞME

Narin, Asiye Hanım ve Esma’yı arkasında bırakarak hızla üst kata, Güneş’in kaldığı odaya doğru yöneldi. Kapının önündeki korumalar Mirza’nın emri yüzünden duraksasa da, Narin "Çekilin önümden, ağzınızı aratmayın bana!" diye kükreyince geri adım atmak zorunda kaldılar.

Kapıyı hızla açıp içeri daldığında, Güneş yatağında yeni doğrulmuş, sargılı elleriyle komodinin üzerindeki su bardağına uzanmaya çalışıyordu. Kapının gürültüsüyle irkilerek kehribar gözlerini kapıya çevirdi. Karşısında; tamamen siyah giyinmiş, kızıl dalgalı saçları ve nefret dolu bakışlarıyla duran bu yabancı kadını görünce donakaldı.

Narin, yatağa doğru sert adımlarla yürüdü. Güneş’in uzanmaya çalıştığı su bardağını tek bir hamlede elinden kapıp yere fırlattı. Cam bardağın parke üzerinde tuzla buz olmasıyla, Güneş korkuyla geriledi, sırtını yatak başlığına yasladı.

"Demek benim yerime göz diken o dilsiz sensin," dedi Narin, Güneş’in üzerine doğru eğilerek. Sesi zehir zemberekti. "Güzel yüzüne, o masum bakışlarına güvenip Mirza’yı parmağında oynatacağını mı sandın? Sen bu konakta sadece bir esirsin, bir hiçsin!"

Güneş, karşısındaki kadının bu haksız öfkesine anlam veremiyordu. Konuşmak, “Ben buraya kendi isteğimle gelmedim, senin yerinde gözüm yok” diye haykırmak istedi ama boğazındaki o düğüm yine izin vermedi. Sadece çenesini dikleştirip, kehribar gözleriyle Narin’in gözlerinin içine baktı. Bu sessiz meydan okuma, Narin’i daha da çileden çıkardı.

Narin, sargılı ellerine acımasızca bakarak Güneş’in çenesini sıkıca kavradı. "Bana bak dilsiz! Bu konak da, Mirza da bana ait. Sen babanın günahı yüzünden buradasın. Eğer gitmezsen, bu sessizliğini senin mezarın yaparım. Anladın mı beni?!"

"Bırak karımı!"

Odanın kapısında yankılanan o buz gibi, tok sesle birlikte Narin’in eli havada asılı kaldı. Mirza, kapının eşiğinde, adeta bir ölüm meleği gibi dikiliyordu. Gri gözlerinden saçılan o vahşi öfke, odadaki oksijeni bir anda tüketti.

Mirza, büyük adımlarla içeri girip Narin’in bileğini kavradı ve onu Güneş’in yanından sertçe fırlatır gibi uzaklaştırdı. Güneş’in önüne bir duvar gibi dikilerek Narin’e baktı.

"Narin! Senin benim odamda, benim karımın karşısında ne işin var?!" diye kükredi Mirza.

Narin, bileğini ovalayarak Mirza’ya baktı; gözlerinde hem aşk hem de kırgın bir nefret vardı. "Mirza! Bana söz vermiştiniz! Bu konak benim hakkımdı! Bu dilsiz için beni, ailemi karşına mı alacaksın?"

Mirza, ceketinin önünü iliklerken sesini daha da alçalttı ama bu alçak ses, kükremesinden daha tehlikeliydi:

"Sözü anam verdi, ben değil. Benim niyetim de, nikahım da bellidir. Narin, şimdi bu konaktan çık git. Dereci ailesiyle olan ortaklığımı bozmak istemem, ama eğer bir kez daha karımın etrafında dolaşırsan, babanın tırlarını bu topraklardan sürerim. Duydun mu beni?"

Narin, Mirza’nın bu kesin ve korumacı tavrı karşısında yutkundu. Bakışları Mirza’nın arkasından ona bakan Güneş’e kaydı. Yüzünde karanlık, geri dönüşü olmayan bir yemin belirdi.

"Bu burada bitmedi, Mirza Aras," dedi Narin, kapıya doğru yürürken. "O dilsiz kız, bu dağların kurşununa da, fırtınasına da dayanamayacak. Kendi ellerinle gömeceksin onu bu toprağa!"

Narin odadan fırtına gibi çıkıp giderken, arkasında Cebecioğulları için yepyeni, kanlı ve sinsi bir belanın fitilini ateşlemişti. Mirza arkasını dönüp yatakta titreyen Güneş’e baktı. Genç kızın ellerindeki sargılara kaydı gözleri. Yavaşça yatağın kenarına oturdu, ama bu kez ne bir şey söyledi ne de dokundu. Karadeniz’in dalgaları artık sadece Arkaslarla değil, kendi içlerindeki eski dostlarla da çarpışacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.