İçeriğe geç

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 10 · 4 dk okuma

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 10

10.Zehirli Sarmaşık

Narin’in odadan ayrılırken bıraktığı o zehirli vaat, deponun soğuk duvarlarından sonra konakta taze bir korku dalgası yaratmıştı. Mirza, yatağın kenarında derin bir sessizlikle otururken gözlerini karısının sargılı ellerinden ayırmıyordu. Güneş ise sırtını yatak başlığına iyice yaslamış, kalbinin göğüs kafesini zorlayan atışlarını dindirmeye çalışıyordu.

Karşısındaki bu adam, onu buraya tutsak eden canavarla kendisini koruyan bir kalkan arasında gidip geliyordu. Güneş, bu tezatlığın içinde yönünü bulamıyordu. Konuşamamak, hissettiği bu devasa karmaşayı dışarı fırlatamamak içindeki fırtınayı daha da büyütüyordu.

Mirza, hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Ceketinin yakasını düzeltti ve kapıya doğru yürürken arkasını dönmeden konuştu:

"Kapıda dört adam bekleyecek. Narin ya da bir başkası... Kimse bu odaya adımını atmayacak. Dinlen, Arkas’ın kızı."

Kapı kapandığında Güneş, odadaki zifiri yalnızlığıyla baş başa kaldı. Narin Dereci, bu topraklara ait hırçın bir fırtınaydı ve onun gözlerindeki o saf nefreti görmüştü. Bu konak, altındaki dinamitlerin fitili ateşlenmiş bir barut fıçısından farksızdı artık.

SİNSİ PLAN

Aynı saatlerde, Sürmene sahiline vuran deli dalgaların uğultusu eşliğinde, Dereci ailesinin kalelerinden biri olan deniz kenarındaki ahşap ofiste Narin, öfkeden deliye dönmüş bir halde odada volta atıyordu. Elindeki viski kadehini duvara fırlatıp parça parça etti. Mirza’nın onu o dilsiz kız için konaktan kovması, gururuna vurulmuş en ağır darbeydi.

Kapı açıldı ve içeriye sinsi adımlarla, yüzünde her zamanki hırçın ifadesiyle Yaman Cebecioğlu girdi. Yaman, abisinin kendisini masaya fırlatıp boğazını sıkmasını, tüm ailenin önünde silah doğrultmasını unutmamıştı. İçindeki isyan ateşi, Narin’in öfkesiyle birleşmeye hazırdı.

"Gördün mü abimi, Narin?" dedi Yaman, masanın kenarına ilişerek. "Gözü hiçbirimizi görmüyor artık. O dilsiz sosyete yüzünden hem bizi harcıyor hem de sizin gibi köklü bir ortaklığı hiçe sayıyor."

Narin, kızıl saçlarını geriye doğru savurarak Yaman’ın tam önünde durdu. Gözleri hırsla kararmıştı. "Mirza o kıza kör kütük bağlanmış, Yaman. Eğer o kız o konakta kalmaya devam ederse, ne senin o masada bir hükmün kalır ne de benim bu topraklarda şerefim. O dilsizin ortadan kalkması şart."

Yaman alçak sesle güldü. "Abimin gazabını bilirsin. Eğer kıza bir şey olursa hepimizi diri diri gömer. Doğrudan ona dokunamayız."

"Doğrudan dokunmayacağız zaten," dedi Narin, dudaklarının kenarında sinsi, şeytani bir tebessüm belirirken. "Abin o kızı babasının gazabından koruduğunu sanıyor. Peki ya o dilsiz kız, bu konaktan kendi isteğiyle kaçmaya çalışırsa? Ve o kaçış sırasında başına... ufak bir kaza gelirse?"

Yaman’ın gözleri parladı. "Ne düşünüyorsun?"

"O kızın tek zaafı babası, İzmir’deki o hayatı. Ona bir kaçış yolu sunacağız, Yaman. Konaktaki adamlarından birini ayarlayacaksın. Kıza babasından gelmiş gibi bir haber uçuracağız. Limanda bir teknenin onu beklediğini, onu bu cehennemden kaçıracağını söyleyeceğiz. Kız o tütün deposundan sonra buraya ait olmadığını çok iyi biliyor; arkasına bakmadan koşacaktır."

Narin, Yaman’ın omzuna elini koydu, parmaklarını bastırdı. "O kız konaktan çıktığı an, benim adamlarım onu limana varmadan yolda paket edecek. Karadeniz’in derin suları, sesi çıkmayan bir kızı yutmakta hiç zorlanmaz. Mirza da karısının onu terk edip babasına kaçarken yolda kaybolduğunu sanacak. Herkes amacına ulaşacak."

Yaman, abisine olan öfkesinin gözünü kör etmesine izin vererek başını salladı. "Bu işi bu gece bitirelim. Abim bu akşam lojistik ağındaki tırların krizi için Rize’ye geçecek. Konak bize kalır."

TUZAK

Gece yarısı, Karadeniz’in sisi konağın bahçesini bir kefen gibi örttüğünde, Güneş yatağında huzursuz bir uykunun kollarındaydı. Rüyasında yine on iki yıl önceki o kanlı geceyi, silah seslerini ve boğazından çıkmayan çığlıkları görüyordu.

Aniden odanın penceresine küçük bir taşın çarpma sesiyle irkilerek uyandı. Tık, tık.

Güneş, sargılı ellerini göğsüne bastırarak yataktan kalktı. Parmakları hala sızlıyordu ama içindeki huzursuzluk daha büyüktü. Pencereye yaklaşıp aşağıya baktığında, bahçedeki sisin içinde siyah pelerinli, yüzü seçilmeyen bir adamın ona el salladığını gördü. Adam, elindeki küçük bir feneri üç kez yakıp söndürdü. Bu, eski bir Arkas gizli haberleşme şifresiydi; babasının korumalarının çocukken ona öğrettiği bir oyun gibiydi.

Güneş’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Pencereyi yavaşça, ses çıkarmadan araladı. Aşağıdaki adam, elindeki küçük bir kağıt parçasını yukarı doğru salladı ve ardından bahçedeki taşların üzerine bırakıp hızla sisin içinde kayboldu.

Genç kız, odanın kapısındaki korumaları düşündü. Kapıdan çıkamazdı ama odanın körfeze bakan yan tarafında, sarmaşıkların sardığı eski bir yangın merdiveni vardı. İzmir’in aydınlık kızı, özgürlüğüne giden o ince sızıntıyı gördüğü an tereddüt etmedi. Üzerindeki hırkayı sıkıca sarındı, sargılı ellerinin acısını hiçe sayarak pencereden dışarı süzüldü ve demir basamaklardan aşağıya, sisin kalbine doğru indi.

Yere bastığında, adamın bıraktığı kağıdı buldu. Üzerinde titrek bir yazıyla şu yazıyordu:

"Güneş’im... Limanda 'Meltem' adlı tekne seni bekliyor. Korumalar ayarlandı. Bu gece bu cehennemden kurtuluyorsun. Baban seni bekliyor."

Güneş’in gözlerinden sevinç gözyaşları boşaldı. Babası hayattaydı ve onu kurtarmak için buraya kadar uzanmıştı. Arkasına bakmadı. Mirza’nın o sert gri gözlerini, deponun kapısını açtığındaki o sarsılmış halini bir anlığına düşündü ama bu konaktaki canavarların arasında kalmaktansa ölmeyi yeğlerdi.

Sisin ve sağanak yağmurun altında, konağın arka bahçe kapısından dışarı sızdı. Dik yamaçtan aşağıya, Sürmene limanına doğru koşan patika yola saparken, arkasındaki ladin ağaçlarının arasından onu izleyen iki çift nefret dolu gözün varlığından tamamen habersizdi.

Narin’in tuzağı tıkır tıkır işliyordu. Sessizliğin kızı, kendi ayaklarıyla ölüme doğru yürüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.