İçeriğe geç

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 11 · 5 dk okuma

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 11

11.Kara Sularda Kan Çiçekler

Süretle koşan ayakları, sarp patikanın keskin taşlarına her çarptığında Güneş’in parmaklarındaki yaralar sızım sızım sızlıyordu. Karadeniz’in o meşhur, göz gözü görmeyen beyaz sisi, genç kızın boya lekeli eteklerine tutunuyor; onu yutmak ister gibi etrafını sarıyordu. Nefes nefeseydi. Boğazındaki o dilsiz düğüm, ciğerlerine giren buz gibi havayla daha da katılaşmıştı. Ama içindeki özgürlük umudu, o hırçın yamaçtan aşağı bir nehir gibi akmasını sağlıyordu.

Babama gidiyorum, diye fısıldıyordu zihni. Bu cehennemden, o kurttan kurtuluyorum.

Sürmene’nin ıssız, karanlık limanına ulaştığında sağanak yağmur şiddetini iyice artırmıştı. Dalgalar beton iskeleyi dövüyor, siyah sular adeta bir canavar gibi çalkalanıyordu. Güneş, sisin arasından seçilen eski ahşap iskeleye doğru adımlarını hızlandırdı. Gerçekten de orada, fırtınada beşik gibi sallanan küçük bir balıkçı teknesi vardı. Üzerinde silik harflerle "Meltem" yazısını gördüğü an, gözlerinden akan yaşlar yağmur suyuna karıştı.

Tekneye doğru bir adım attı. Ama tam o sırada, arkasındaki ladinliklerin içinden yükselen o tekinsiz kahkaha, limanın tüm rüzgarını bıçak gibi kesti.

"Gerçekten bu kadar saf olabileceğini düşünmemiştim, Arkas’ın kızı."

Güneş hızla arkasına döndü. Sisin içinden, elinde parıldayan çeliğiyle Narin Dereci ve arkasında uzun namlulu silahlarıyla duran üç iri yarı adam belirdi. Narin’in kızıl saçları yüzüne yapışmış, gözlerindeki o şeytani nefret zifiri karanlıkta bile parlıyordu.

Güneş korkuyla bir adım geri gitti, sırtı teknenin ıslak tahtalarına yaslandı. Kaçacak yeri yoktu. Tuzağa düşmüştü. Konuşmak, “Neden?” diye haykırmak istedi ama boğazından sadece hırıltılı, çaresiz bir nefes çıkabildi.

Narin, topuklu çizmeleriyle iskelede yürüyerek Güneş’in tam karşısında durdu. Silahını yavaşça genç kızın göğsüne doğru doğrulttu. "Baban seni bekliyor, öyle mi?" dedi alayla. "O mektubu ben yazdırdım dilsiz sosyete. Mirza seni koruyabileceğini sandı. Ama bu dağların, bu denizlerin asıl sahibinin kim olduğunu unuttu. Sen bu gece bu teknede babana değil, Karadeniz’in dibine gideceksin. Mirza da senin onu aldatıp kaçarken denizde boğulduğunu sanacak."

Narin arkasındaki adamlara işaret etti. "Tutun şunu, bağlayın ayaklarına o ağırlığı. Sesi çıkmayanın cesedi de su yüzüne çıkmaz."

İki adam Güneş’in üzerine doğru yürürken, genç kız hayatının en büyük hayatta kalma dürtüsüyle ileri fırladı. Sargılı elleriyle adamlardan birinin yüzünü tırmaladı, tekmeler savurdu. Çırpınışı o kadar hırçın, o kadar dilsiz bir öfkeyle doluydu ki, adamlar bir an bocaladı. Narin öfkeyle kükredi: "Beceriksizler! Çekilin önümden!"

Narin, silahın kabzasını Güneş’in şakağına sertçe indirdi.

ÇAT!

Güneş, başındaki o yırtıcı acıyla birlikte iskelenin üzerine kapaklandı. Bilinci saniyeler içinde bulanıklaşırken, kehribar gözlerinin gördüğü son şey, Narin’in namluyu yeniden onun göğsüne doğrulttuğu an oldu. Her şey bitti, diye düşündü Güneş. Aydınlığım bu kara sularda sönüyor.

FIRTINANIN GAZABI

Tam o salisede, limanın girişinde zifiri karanlığı yaran, gök gürültüsünü bile bastıran acı bir fren sesi yankılandı. Siyah bir arazi aracı, iskelenin demir bariyerlerini parçalayarak doğrudan içeri daldı. Araba daha tam durmadan, sürücü koltuğunun kapısı menteşelerinden sökülecekmiş gibi açıldı.

Mirza Aras Cebecioğulları, elinde simsiyah namlusuyla arabadan indi.

Rize yolundayken içindeki o tekinsiz hisse boyun eğip geri dönmüş, Umut’un konaktan verdiği haberle limana yetişmişti. Gri gözleri o an insani tüm duygulardan arınmış, saf bir katliam ateşine bürünmüştü.

"NARİN!" diye kükredi Mirza. O ses, Karadeniz’in en şiddetli fırtınasından daha yıkıcıydı.

Narin ve adamları şaşkınlıkla arkalarına döndüğü an, Mirza hiç tereddüt etmedi. İlk kurşun, Güneş’e dokunmaya cüret eden adamın tam göğsünün ortasında patladı. Adam, tek bir ses bile çıkaramadan siyah sulara gömüldü. İkinci kurşun, diğer adamın diz kapağını parçaladı. Liman bir anda silah sesleriyle, barut kokusuyla ve acı çığlıklarla sarsıldı.

Narin, dehşet içinde silahını Güneş’ten çekip Mirza’ya doğrultmak istedi ama Mirza saniyeler içinde aradaki mesafeyi eritmişti. Narin’in bileğini öyle bir kavradı ki, kemiğin kırılma sesi yağmurun sesine karıştı. Silah iskelenin betonuna düşüp denize yuvarlandı.

"Mirza! Yapma! O dilsiz seni aldatıyordu, kaçıyordu!" diye çığlık attı Narin acı içinde.

Mirza, Narin’i saçlarından kavrayıp dizlerinin üzerine çöktürdü. Yüzünü, Narin’in yüzüne yaklaştırdı. O her zaman mesafeli duran, duygusuz adam gitmiş; yerine karısının kanını gören vahşi bir klan lideri gelmişti.

"Sana..." dedi Mirza, sesi ölümün ta kendisiydi. "Benim mühürlediğim kadına dokunmayacaksın demiştim. Ortaklık da, Dereci ailesi de umrumda değil. Eğer o kızın gözünden akan tek bir damla yaşta senin parmağın varsa, babanın sülalesini bu topraklardan kazırım Narin!"

Narin’i iskelenin üzerine fırlatır gibi bıraktı. Arkasındaki korumalara döndü: "Bu kadını ve o yaralı iti alın. Babasının kapısına atın. Dereci ailesine söyleyin, bu gece itibariyle Cebecioğulları ile olan tüm bağları kanla kesilmiştir. Yarın sabaha kadar bu şehri terk etmezlerse, cenazelerini toplarlar!"

MERHAMETİN DOKUNUŞU

Mirza, arkasında bıraktığı enkazı hiç umursamadan hızla iskelenin ucuna, yerde hareketsiz yatan Güneş’in yanına koştu. Önünde diz çöktü. Silahını kemerine takarken elleri ilk kez titriyordu.

"Güneş..." dedi, dudaklarından genç kızın ismi ilk kez bu kadar yalın, bu kadar çaresizce dökülmüştü.

Uzandı, başını yavaşça dizlerinin üzerine koydu. Güneş’in şakağından sızan kan, sırılsıklam olmuş o boyalı beyaz elbiseyi kırmızıya boyuyordu. Mirza, narin bedenini kollarının arasına aldı, göğsüne bastırdı. Yağmur ikisinin de üzerine yağarken, Mirza genç kızın soğuk yüzünü avuçlarının arasına aldı.

Güneş, acıyla gözlerini hafifçe araladığında karşısında yine o gri fırtınayı gördü. Ama bu kez o gözlerde nefret yoktu; saf bir korku, kaybetme korkusu vardı. Güneş, sargıları açılmış, kanayan sol elini zorlukla kaldırıp Mirza’nın ıslak yanağına dokundurdu. Parmaklarındaki kan, Mirza’nın yüzüne bulaştı.

Konuşamadı. Ama bakışlarıyla sordu: Neden? Beni buraya esir eden sensin, şimdi neden benim için dünyayı yakıyorsun?

Mirza, yanağındaki o küçük, sıcak eli kendi büyük avucunun içine aldı, dudaklarına götürüp bastırdı. "Söz verdim," diye fısıldadı Mirza, gözlerinden süzülen damlalar yağmura karışırken. "Seni bu karanlığa ben gömdüm, Arkas’ın kızı. Ama bu karanlıktan seni çıkaracak olan da benim. Kimsenin senin sessizliğini feda etmesine izin vermeyeceğim. Bu deniz şahidim olsun."

Güneş’i tek bir hamlede kucağına alıp arabaya doğru yürürken, arkalarında çalkalanan Karadeniz, iki düşman ailenin değil; artık tüm şehri yakacak olan büyük bir aşkın ve intikamın kıyametini ilan ediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.