İçeriğe geç

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 6 · 4 dk okuma

KARANLIĞA GÖMÜLMÜŞ AYDINLIK

Bölüm 6

6.Sessiz Yemin

Konağın koridorlarına çöken gece, mutfaktaki o gerilimli sessizliği daha da koyulaştırmıştı. Güneş, sızlayan ellerini elbisesinin eteklerine gizleyerek hızla üst kattaki odasına doğru tırmandı. Her bir basamakta, arkasında dikilen Mirza’nın keskin ve ağırlığı sarsıcı bakışlarını sırtında hissediyordu. Kapısını kapatıp arkasından kilitlemek istedi ama burası onun evi değildi; kilit vurmaya hakkı yoktu.

Odanın köşesindeki sedire sığındı, dizlerini yine göğsüne çekti. İzmir’deki mermer pervazını düşündü; oradayken de sessizdi ama özgürdü. Burada ise sessizliği bir zayıflık, bir avlanma sebebi olarak görülüyordu.

Kapı yavaşça açıldı. İçeri giren, elinde küçük bir tıbbi kutuyla Mirza’ydı.

Mirza, odanın ağır havasını dağıtmak istemez gibi sessiz adımlarla yürüdü ve Güneş’in tam karşısına, ahşap tabureye oturdu. Kutuyu açtı, içinden yanık kremini ve sargı bezini çıkardı. Güneş’e doğru elini uzattığında, genç kız irkilerek ellerini arkasına sakladı. Kehribar gözlerinde dalga dalga yayılan bir güvensizlik vardı.

"Ver ellerini," dedi Mirza. Sesi o kadar boğuk ve derinden geliyordu ki, az önce avluda kükreyen adamdan eser kalmamıştı.

Güneş inatla başını iki yana salladı. Dokunma bana diyordu bakışları. Gündüz göz yorup, gece merhem olamazsın.

Mirza, onun bu bükülmez direncine karşı daha fazla zorlamadı ama geri de çekilmedi. Uzandı, Güneş’in bileklerini incitmeden ama kaçmasına da izin vermeyecek bir kararlılıkla yakaladı. Genç kızın ellerini öne doğru çektiğinde, parmaklarındaki su toplamış, kızarmış ve yer yer kanamış yaraları gördü. Mirza’nın çenesi kasıldı, gri gözlerinden hırçın bir şimşek geçti.

"Sana bu konakta benden başka kimse el kaldıramaz, iş buyuramaz demiştim," diye fısıldadı, kelimeleri dişlerinin arasından dökülüyordu. "Benim sözümü çiğnediler."

Kremden bir parça alıp Güneş’in parmaklarına dokundurduğunda, genç kız acıyla dişlerini sıktı, gözlerini kapattı. Mirza’nın o her şeyi yakıp yıkan sert elleri, şimdi bir cerrah titizliğiyle, inanılmaz bir yumuşaklıkla yaralarına dokunuyordu. Bu tezatlık, Güneş’in zihnini allak bullak etmeye yetmişti.

Mirza, sargı bezini sararken sordu: "Neden ses çıkarmadın? Yaman o kovaya vurduğunda, Esma o bardağı fırlattığında neden bir şeyler fırlatıp dünyayı başlarına yıkmadın? Dilin yoksa, öfken de mi yok, Arkas’ın kızı?"

Güneş gözlerini açtı, doğrudan Mirza’nın gözlerinin içine baktı. Ardından sağlam olan sol elini yavaşça kaldırdı. Parmaklarını havada bir fırça tutar gibi oynattı, sonra kalbinin üzerine koydu ve başını sertçe iki yana salladı.

Benim öfkem de cümlelerim de burada, diyordu. Ama sizin gibi vahşilere harcayacak tek bir damla sesim yok.

Mirza, onun ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Sargıyı bitirip düğümü attı. "Güzel," dedi ayağa kalkarak. "Bu inatçı sessizliğin seni burada korur mu sanıyorsun? Burası Karadeniz. Burada bağırmayanı, hakkını aramayanı diri diri toprağa gömerler."

SABAHIN SOĞUK GERÇEĞİ

Ertesi sabah konak, beklenmedik bir gürültüyle uyandı. Avludan yükselen bağrışmalar ve araba kapılarının sertçe kapanma sesleri, yeni bir krizin habercisiydi.

Güneş, sargılı elleriyle kapıyı aralayıp aşağıya baktığında, salonda büyük bir kavganın koptuğunu gördü. Yaman, elinde bir tabancayla ortalıkta dönüyor, Korkut onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Asiye Hanım ise sedirde dik oturmuş, elindeki tesbihi adeta koparacakmış gibi hızla çekiyordu.

"Ne oluyor burada?!" Mirza merdivenlerden hızla inerek salona girdi.

"Ne olacak abi!" diye bağırdı Yaman, öfkeden gözü dönmüştü. "İzmir’deki o şerefsiz... Asaf Arkas! Limandaki sevkiyatımıza çökertti polisleri. İhbar etmiş bizi! Biz onun kızını burada baş tacı edip nikahımıza alalım, o herif bizim ekmeğimize kan doğrasın!"

Güneş, babasının ismini duyduğu an merdiven basamaklarında donakaldı. Kalbi boğazında atmaya başladı. Babası pes etmemişti, onun için savaşıyordu.

"Demedim mi ben size!" diye çığlık attı Esma, mutfaktan çıkarak. "Bu dilsiz ajanlık yapıyor diye! Kesin bir yolunu bulup haber uçurdu babasına. Yoksa polis bizim gizli sevkiyatı nereden bilecek?"

Bütün bakışlar bir anda merdivenlerin tepesinde dikilen Güneş’e döndü. Yaman, elindeki silahı emniyetini açarak merdivenlere doğru doğrulttu. "Senin de, o babanın da..."

"Yaman! İndir o silahı!" Mirza, tek bir hamlede kardeşinin üzerine yürüyüp silahı tutan elini aşağı doğru büktü. Yaman acıyla inlerken, Mirza silahı elinden alıp beline taktı. "Bu konakta ben varken kimse silah çekmeyecek!"

"Abi, hala koruyor musun bu kızı?" dedi Korkut, her zamanki soğukkanlılığını bozarak. "Babası malımıza, şanımıza göz dikti. Bu açıkça bir savaş ilanıdır."

Asiye Hanım yavaşça ayağa kalktı. Yüzündeki ifade, dün akşamki sessizliğinden çok daha tehlikeliydi. "Mirza," dedi, sesi buz gibi netti. "Asaf Arkas haddini aşmıştır. Madem o bizim ekmeğimize göz dikti, biz de onun canını yakacağız. Madem bu kızı bu konağa gelin ettin, o zaman Arkas ailesi bu bedeli ödeyecek. Yaman, Korkut, hazırlanın. İzmir’e gidiyoruz."

Güneş, merdivenlerden aşağıya doğru birkaç basamak koştu. Elleri sargılıydı, boğazı yanıyordu. Başını hızla iki yana sallayarak Asiye Hanım’ın önüne geçmek istedi. Yapmayın, babama dokunmayın! diye haykırmak istiyordu ama kelimeler yine ona ihanet etti.

Yaman, Güneş’i sertçe iterek kenara fırlattı. "Çekil önümüzden dilsiz!"

Güneş dengesini kaybedip taş zemine düşecekken, bir kez daha Mirza’nın güçlü eli kolunu kavradı ve onu düşmekten kurtardı. Mirza, Güneş’i arkasına alarak ailesinin karşısına dikildi. Omuzları her zamankinden daha dik, bakışları her zamankinden daha karanlıktı.

"Kimse bir yere gitmiyor," dedi Mirza, sesi son sözü söyleyen bir liderin kesinliğiyle tınladı. "İzmir’e ben gideceğim. Hesap sormaya da, savaşı bitirmeye de ben gideceğim."

Arkasını döndü, arkasında titreyen, gözlerinden yaşlar süzülen Güneş’e baktı. Eğildi ve kulağına sadece onun duyabileceği o soğuk fısıltıyı bıraktı:

"Baban kendi ölüm fermanını imzaladı, Arkas’ın kızı. Şimdi dua et ki, oraya vardığımda öfkem senin bu sessizliğinden daha merhametli olsun. Çünkü bu sefer, arkamda hiçbir şey bırakmayacağım."

Mirza, ceketini düzelterek konağın büyük kapısından çıkarken, Güneş arkasından bakakaldı. Kurtlar sofrası artık konaktan çıkmış, babasının üzerine doğru yürüyordu ve sessizliğin kızı, bu savaşı durdurmak için tamamen çaresizdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.