On iki yıl önceki o kanlı gecenin sırrı ortalığa döküldüğünde, Güneş için odadaki hava bile değişmişti. Sessizliğinin, boğazındaki o çözülmez kör düğümün asıl sebebi çocuk zihninin arkasına saklandığı o iğrenç saldırı girişimiydi. Gerçeği bilmek içindeki nefreti biraz olsun dindirmiş, Mirza’nın o fırtınalı gözlerindeki yükü hafifletmişti; ancak bu konakta geçmişin hayaletleri asla rahat uyumazdı.
Asıl kıyamet, ertesi sabah konağın avlusuna yanaşan simsiyah iki aracın kapılarının sertçe kapanmasıyla koptu. Vurulan amcanın intikam yeminiyle büyümüş ailesi, kan davasının fitilini yeniden ateşlemek üzere yuvaya dönmüştü.
CELLADIN MİRASÇILARI
Amcanın dul eşi Zerrin (48), siyah yas kıyafetleri, keskin yüz hatları ve gözlerindeki sönmeyen nefret ateşiyle arabadan ilk inen oldu. Hemen arkasında ise o gecenin hesabı kafalarına kazınarak büyütülmüş iki oğlu duruyordu:
Sarp (27): Sinsi, tekinsiz, gücünü gizli arkalardan alan ve Mirza’nın tahtında gözü olan büyük oğul.
Devran (25): Vahşi, patlamaya hazır bir bomba gibi yaşayan, amcasının ölümünün faturasını gördüğü her Arkas’a kesmek isteyen küçük oğul.
Zerrin Hanım, topuklarını taş zemine vura vura salona girdiğinde Asiye Hanım onu ayakta karşıladı. İki kadının bakışlarındaki o eski, ortak acı odayı anında buz kesti.
"Geldik Asiye," dedi Zerrin, sesindeki zehri saklamaya gerek duymadan. "Duymayan kalmadı. Kocamın katilinin, o iffetsiz Melek’in dölünü bu konağa gelin etmişsiniz. Mirza kendi amcasının kanını hiçe sayıp düşman kızını koynuna almış!"
"Zerrin, lafını bil!" diye uyardı Asiye Hanım. "Mirza o nikahı o herifin hesabını tamamen kesmek için kıydı."
"Hesap böyle kesilmez!" diye kükredi arkadan gelen Devran, elini belindeki silaha götürerek. "O dilsiz bu konaktaysa, babamızın kanı yerdedir demektir. Ona bu hayatı dar etmeyen Dereci olsun!"
KAFESTEKİ CEYLAN
Güneş, ellerindeki yeni sargılarla mutfakta kendine küçük bir bardak su almaya indiğinde, salondan yükselen bu yabancı sesleri duymuştu. Tam kapının eşiğinden dönecekken, Sarp ve Devran mutfağın girişini birer duvar gibi kapattı.
Güneş, karşısındaki bu iki iri yarı adamı gördüğü an kalbi tekledi. Sarp’ın bakışlarındaki o iğrenç, sinsi süzüş... Tıpkı zihninin derinliklerindeki o amcaya benziydi. Genç kız korkuyla geri adım atarken sırtı mutfak tezgahına çarptı.
"Bak sen şu işe," dedi Sarp, adım adım Güneş’in üzerine yürüyerek. "Babamın ölümüne sebep olan o küçük dilsiz kız büyümüş de endamlı bir kadın olmuş. Mirza seni odasında saklayınca güvende olacağını mı sandın?"
Devran, tezgahın üzerindeki ağır ahşap ekmek tahtasını alıp Güneş’in hemen yanına sertçe fırlattı. ÇAT! Güneş irkilerek gözlerini kapattı, sargılı elleriyle göğsünü siper etti.
"Sesin çıkmıyor değil mi?" dedi Devran, Güneş’in çenesini hışımla kavrayıp yüzünü kendine doğru çekerek. Parmaklarını genç kızın yeni dikiş atılmış şakağına bilerek bastırdı. "Annen babamı vurduğunda da böyle susuyordun. Şimdi o dökülen kanın bedelini her gün, her saniye bize hizmet ederek, bu konakta bir köpekten farksız yaşayarak ödeyeceksin."
Güneş’in şakağındaki dikişler sızlarken, gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Ama bu kez korkudan değil, içindeki o bükülmez Arkas gururundan dolayı dişlerini sıktı. Konuşamıyordu ama kehribar gözlerini Devran’ın gözlerine öyle bir dikti ki, "Beni öldürseniz de size diz çökmeyeceğim," diyordu bakışları.
O sırada mutfağa giren Zerrin Hanım, elindeki kirli çamaşır sepetini Güneş’in ayaklarının dibine fırlattı. İçindeki çamaşırlar etrafa saçıldı.
"Yıka bunları!" diye bağırdı Zerrin, yüzündeki nefretle. "Sargılı ellerin umrumda değil. O eller kopana kadar çalışacaksın bu konakta. Eğer Mirza’ya tek bir kelime işaret etmeye, şikayet etmeye kalkarsan... Abilerinin İzmir’deki o tek bir tırını bile sağlam bırakmayız. Babanın canını o depodan daha karanlık bir yere gömeriz."
Güneş, babasının ve abilerinin ismini duyduğu an donakaldı. Mirza onu koruyabilirdi belki, ama Mirza her saniye yanında olamazdı. Bu sinsi akrepler, arkasını döndüğü an ailesini paramparça ederdi.
Çaresizce yere doğru eğildi. Sargılı, sızlayan parmaklarıyla yerdeki kirli çamaşırları tek tek toplamaya başladı. Gözyaşları beyaz kumaşların üzerine düşerken, mutfağın kapısında duran Sarp ve Devran’ın alaycı gülüşleri taş duvarlarda yankılanıyordu.
Mirza’nın konaktan şirkete geçmesini fırsat bilen amca ailesi, Güneş için cehennemin kapılarını sonuna kadar aralamıştı. Ve sessizliğin kızı, ailesinin canı için bu işkenceye göğüs germek zorundaydı.