İçeriğe geç

Karanlığa Çökmüş Bir Kalp

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Karanlığa Çökmüş Bir Kalp

Bölüm 3

Hayat oyunu

Keyifli okumalar.

Oylamayı ve yorum yapmağı unutmayın.

Yağmur yağıyor, damlaların yere düşerken çıktığı ses sanki kalbime dokunuyordu.

Aslında her bir yağmur tanesi bir umut parçası gibidir, ona benziyordur. İnsan evladı umutla yaşar.Umutun olmadığı yerde yaşam yoktur.Yağmur tanesinin olmadığı yerde bitkinin yetişemediği gibi.İnsanın kalbinde bir umut yetişir, zaman keçdikçe büyür.Sonra hiç beklemediği anda her şey altüst olur.Umutun yerine hayal kırıklığı alır.Ama yine de kalbin de bir umut kırıntısı vardır değilmi?

Yağmur taneleride öyledir. Önce var olurlar, sonra havada özgürce uçuşuyorlar.Belkide en çok sevdikleri şey özgürce uçmaktır. Ama hayat hep yaptığı gibi onlara da bunu çok görüyordur.Ve hiç beklemediği anda yere çakılırlar. Etrafa dağılıp param-parça olurlar.İşte her şey bu kadardır.İnsanların öleceğini bilerek yaşaması gibi onlar da eryada geç yere çakılacağını bilerek havada uçuşuyorlar.

Otobüs durağında ki bankta oturmuş yağmurun yağışını izliyordum. Bir damlanın yere düşüp bir inci gibi yere saçılmasını sonra ise bir yol çizib diğer damla kırıntılarına karışmasına baktım.

Otobüsün geldiğini görüp banktan kalktım. Kapalı yerde olsam da rüzgar yağmur tanelerini yüzüme çarpıyordu.Saçlarım uçuşurken gülümsedim.Otobüs durakda durduğunda otobüse bindim.Cam kenarında boş bir yere oturup camdan dışarı baktım.Hava kararmıştı,annem canımı okuyacaktı resmen.

Iniceğim yere geldiğimde otobüsden indim.

Yağmur biraz dinmişti.Yağmurda gezmeyi sevsemde karanlık çökdüyünden yürüşümü hızlandırdım.

Annem ve ikizim benim için edişilenmiş olmalıydılar.Babam evde değildi.O yüzden babam sorun değildi.Ikizimle çift yumurta ikizi olduğumuzdan diğer ikizlere göre bir-birimize çok benziyoruz.Hatta annem ve babam bile bizi ayırt etmekde zorlanıyorlar.Ve bizi ayırt etmekçin annem tasarımcı olduğundan bizim için kendisi bir yüzük tasarlamıştı.

Yüzük de annemin adlandırmasıyla bir tane yağmur çiçeği vardı.Aslında çiçeğin ismi yağmur çiçeği değil, yağmur yağdığı zaman çok güzel ve narin göründüğü için annem ona yağmur çiçeği ismini vermişti.Bende şeffaf beyaz renkte ve ikizimde ise açık mavi ve yeşilimsi karışımı renkteydi.Renkleri bir-birine benzer olmasada uzaktan çok benziyorlar.Ama yakından baktığın zaman ise insan ayırt etmekde zorlanmıyordu.Bu sanki uzaktan baktığımızda insanların birbirine benzediğini ve farkı olmadığını düşünülse de ama aslında o insanlarla vakit geçirdikçe onların her birinin nasılda farklı bir varlıklar olduğunu anlaşılması gibiydi her şey.

(Annesinin tasarımı sadece yüzük)

Kapıyı çalıp annemin açmasını bekledim.Evet çoğu zaman kapıyı annem açardı bazen de Erda.Ben ise hayatta kapı açmam.

Bu 15 yaşım varken o olayın tıranvalarından en küçüğüydü belkide.

O olaya ait çoğu şeyi unutsam bile üzerimde bazı tıranva ve alışkanlıkları kalmıştı.

Tabi çoğu kişi neden böyle yaptığımı bilmediklerinden bunu şımarıklık veya kendini beğenmişlik gibi görüyorlar.

Ama kendimi onlara anlatacak değilim onların düşünceleri kimin umrunda.

Annem kapıyı açıp azarlamaya başladı.

"Neredesin Erva? Bir kitap alıcam deyip evden çıktın, gelip çıkmadın.Hem kitabın nerede senin?Sen beni delirtmekmi istiyorsun? Bu haline bir bak sırıl-sıklam olmuşsun.Geç içeri hasta olacaksın."

Annem içeri geçmem için geri çekildiğinde içeri geçtim.Ayakablarımı çıkarıp sakince anneme döndüm.

"Kütüphanede olduğumda yağmur yağmaya başlamıştı bu yüzden kitap alamadım.Yağmur yüzünden de otobüs geç geldi. Ne yapayım?" Kitapı almadım çünki yürüme yolumda vardı ve benim şemsiyem ve çantam yanımda değildi.Bu zaman da kitap yağmurdan ıslanıp zarar görecekti.Benim de en nefret ettiğim şey benim olan şeylere zarar gelmesi,bunu göze alamazdım.

"Tamam hadi üzerini deyiş gel yemek hazır."

Onu onaylayıp odama doğru çıktım.

Kapımı açıp odamdan içeri girdim.Odamda hiç kimse yoktu.Kapıyı kapatıp dolabıma doğru yönelecektimki penceremin açık olduğunu fark ettim.Oraya doğru yürüyüp pencereyi kapatıp perdeyi örtüm.Yeniden dolabıma doğru yönelip bir kaç kiyafet aldım ve üzerimdekileri değişip onları giydim.Sade ve bol siyah eşerfman takımı giymiştim.Rahat giyinmeği seviyorum.Banyoya gidip el yüzümü yıkadım ve havlumu alıp nem saçlarımı birazda olsa kurutum.Yeniden odama girip etrafa baktım odam hep olduğu gibi düzenliyidi.Genel olarak dağınık biri değilim ama düzen hastasıda değilim.Yatağımın yanındaki komedinin üzerinde bir kağıt parçası dikkatimi çekti.Oraya doğru yürüyüp ne olduğuna baktım.Küçük not kağıdını elime alıp yazılanları okumaya başladım.

"Seni bulduk küçük sıçan.Nereye kadar saklana bileceğini sanıyordun?

Seni bulamayacağmızımı zanetin?Unutma sıçanlar ne kadar o deliğinden çıkmayıp saklansalarda en sonunda celatına yem olurlar.

Not:Sende bize ait bir şey var ve biz onu geri almadan durmayacağız.Görüşeceğimiz anı bekle küçüğüm...

Oyun başlasın "

Evet tam olarak kağıtta böyle yazıyordu.

Kimdi bunlar?Ve benden ne istiyorlar?Ne oyunu delirmişler bunlar.Hem benzete-benzete o küçük hayvanamı benzetiler ya.Ah deliriceğim.

Kafam sorular ile doluyken.Annemin bağırışıyla kendime geldim.Kafamı iki yana sallayıp derin düşüncelerimi bir kenara attım.Kağıttı buruşturup komidinin çekmesine koydum.

Odadan çıkıp mutfağa taraf yürüdüm. İçeri girdiğimde annem ve Erda yemek masasında oturmuş beni bekliyorlardı.Yanlarına gidip bende masaya oturdum.Yemeklerimizi yemeğe başladık.Kafamdakı düşüncelerden yemeğimi yiyemiyordum.Genel olarak zaten iştahlı biri değilimdir ama şimdi olan iştahımda kaçmıştı.Annem hep az yediğim için beni azarlayacağını bildiğimden kendimi yemeğe biraz daha zorladım.Erda benim aksime tam bir obur olsada şu yiyen ama kilo almayan tiplerdendi.Sanki hiç yimemiş gibi benimle aynı zayıflıkta oluyordu.Buda yine görünüşce farkımızın olmamasına sebep oluyordu.

Sessiz bir yerde durup tüm bu olanları düşünmek istiyordum.Sessizlik bana çok iyi geliyordu.

Yemek yedikten sonra çay faslına geçmiştik.

Annem dalğınlığımı yakalamış olmalı ki

" Neyin var Erda?İyimisin?" diye sordu merakla.

Annemin sesini eşittiğimde yerimiden sıçramıştım bu yüzden de elimdeki bardaktan çayın bir kısmı elime taşmıştı.İnleyip sandalyeden hemen kalktım. Elimi musluka tutup acının geçmesini bekledim.Annem ve Erva ikiside aynı anda endişeyle " iyimisin? "diye sorarken elimin acısı birazda olsa geçmişti.Neyseki çok taşmamıştı.Sadece küçük bir kızarıklık vardı.İyi olduğumu söyleyip yeniden yerime oturdum.

"İyiyim biraz dalmışımda" dedim suçlulukla.Onları endişelendirdiğimden dolayı suçluluk duyuyordum.

"Bu aralar hep böylesin. Konuşmuyor, yalnızca her şeyi sessizce izliyorsun ve çok dalgınsın.Bir şeymi oldu?Lütfen Erva bir şey olduğunda içine kapanmaktan vaz geç.Biz senin aileniz. Bize her şeyi anlata bilirsin."

"Bir şey olduğunu nerden çıkardın Erda ?" dedim

"Çünki sen hep kötü bir şey olduğunda böyle davranıyorsun."

"Nasıl davranıyorum?Ben hep aynı Ervayım" sesim istemesemde soğuk çıkmıştı.

"Hayır.İçine kapanır ve soğuk davranırsın.Sanki bizim seni çözmemizi ve ya neler olduğunu anlayacağımızı düşündüğünden bizi kendinden uzaklaştırıyorsun.Kısacası o lanet kabuğuna giriyosun yine." diye çıkıştı.

Ona boş boş baktım.Söyledikleri doğru ola bilirdi ama bu onu destekleyeceğim anlamına gelmiyordu.

Hem çok abartıyordu. Yalnız kalmak istememin ne gibi bir kötü yanı olabilirki?

Ben hep böyleyim bunu değiştirememki.

Her şey karma karışık olduğunda sessizlik istiyordum.Hiç bir kesin olmadığı yalnız ben ve düşüncelerimin olduğu bir yer...

Hepimiz faklı karekterlerde insanlarız.Kimi sonrunun üzerine gidip, başarılı olup ve ya başarısız olmasını umursamadan buna cesaret ederken,kimise kafasında sorunlarla uğraşırken sonunda cesaret etmez ve her şeyi akışına bırakır.

Ben ise hangi kategorigoya girdiğimi hala anlamış değilim.

Onların burda şikayetlenidiği şey ise, ben bu zamanlar onlara karşı çok soğuk ve umursamaz oluryorum.Ve sorun ortadan kalktığında yeniden eski Ervaya dönüyorum.Bu beni dengesiz biri yapa bilir ama kimin umrunda.Benim umrumda olmadığı kesin ama bu onları rahatsız ettiğini değiştiremez.

Ona cevap vermeyip sandalyeden kalktım.Artık bunu anlaması gerekiyordu. İstese bile bir insanın karekterini değiştiremez.

Önce ona sonrada anneme baktım.Annem sadece sessizce bizi izliyordu ama onunda Erda'ya hak verdiğini biliyordum.

Arkamı dönüp mutfağın kapısına doğru yürüdüm.Ona cevap verip kalbini kırmak istemiyordum bu yüzden sessiz olmağı tercih etmiştim.Son kez Erda'ya baktığımda bana üzgünce bakıyordu.Yeniden önüme dönüp dışarı çıktım.

Gözümün önüne gelen anıyla gözlerim doldu.Ama bu kadardı işte hep olduğu gibi ağlayamıyordum.Gözyaşlarımı içime akıtım.Benim öldüğüm gün son gözyaşlarıma kadar tüketmiştim hepsini.Bir tek uykudayken kabus gördüğümde akıyordu gözyaşlarım.Uyandığım zaman ise yeniden o boş gözler alıyordu yerini.

17 yaşım vardı ve başıma böyle bir şey geleceğini nereden bile bilirdimki?

Küçük kağıtta yazılanlar oyunun başladığının simgesiydi.O gün onlar beni oyuna dahil etmişlerdi.Aslında ama ben zaten oyunun merkezindeydim tek sorun bundan benim haberimin olmamasıydı.

Onlar kazandığını sanıyorlar ama yanılıyorlar. O gün hiç kimse kazanamamıştı.Doğrudur benden beni almış olsalar bile unutukları büyük bir şey var o gün yalnız bir taraf kozlarını kulanmıştı.Çünki diğer tarafın kuralardan bile haberi yoktu.

Şimdi ise ben bu hayat oyununu yeniden başlatıyorum.Benimle bu oyuna varmısınız?

Kozlar gizliydi.İki tarafında bir birinden sakladığı gizli sırları vardı.Ben onların kim olduğunu ve benden ne istediğini bilmezken onlarda benim hala yaşadığımı bilmiyorlar.

Ve bu sefer oyunu ben başlatıyorum.Onların yaptığı gibi oyunun kurallarını da ben koyucam ve onların bana uyum sağlamaktan başka çareleri kalmayacak.

Benden ne istediklerini bilmiyorum ama bunu bulucam ve kullanmaktanda geri durmuyacağım.

Şimdi ise önceliğim onların kim olduğunu bulmak.

Bunun için bu gün ilk adımımı atıcam.

"Ervaaaaa"

Çağılın sesiyle kendime geldim.Ona dönüp sinirle baktım.

"Er-da Çağıl .Sana kaç kere bana öyle seslenme dedim?"

5 yıldı birlikteydik ve o yeni yeni alışıyordu Erda ismine.Ama artık buna mecburdu. Bana öyle seslendiğinde biri duya bilirdi ve bu benim için çok kötü bir durum oluşturacaktı.Çünki gerçek ismim saklıydı.

"Ben seni aşağıda bekliyorum ama sen hayalet gibi pencerenin önünde durmuşsun.İçeri girdiğim zaman seni öyle gördüğümde çok korktum."

Ne bu? şimdi bana hayalete benzediğmimi ima ediyor.Hem bu benim ismimi söylemesiyle alakası ne?

Kafamı sen uslanmazsın şekilde salayıp odadan çıktım. Arkama bakmadım çünki beni takip ettiğini biliyordum.

Salona girip tek kişilik koltukta oturdum. Oda diğer koltuklardan birinde rahatça oturup bana baktı.

Hemen konuya giriş yapmak istemiş olmalı ki konuşmağa başladı.

"Kaçta başlayacağız?"

"Eve kaçta döner?"

Kimden bahsetdiğimi biliyordu.

"Sanırım 02:00 de "

"Çoğu zaman dakik biridir"

Anladım anlamında başımı salayıp

"Peki işin kaç saate bitter?"

"Güvenlik sistemi güçlü olacaktır diye düşünüyorum.Tahminimce bir saate bitter"

"O zaman 00:00 da başlayalım"

Saate baktığımda 12 olmasına 2 saat kaldığını gördüm.

" O zaman hemen hazırlanalım "

"Tamam"

₺₺₺₺₺₺₺₺₺₺₺₺

Çağılla arabada oturmuş eve nasıl gireceğimizi kararlaştırıyorduk.İkimizde siyah kıyafetler giymiş ve yüzümüzede siyah maske takmıştık.Korumalar her tarafı koruyordu.Ve bu yüzden işimizi zorlaştırıyordu.

"Şimdi bak korumalar her 1 saatten bir değişiliyor.Bizim ise arka bahçenin duvarından diğer tarafa tırmanmamız için sadece 10 dakikamız var"

Nefeslenip yeniden konuşmasına devam etdi.

"Bir saat sonra yeniden burda olamalıyız ve yine 10 dakika içinde buranı terk etmeliyiz.Anladınmı?"

Kafamı salladım.

"O zaman hemen başlayalım"

Silahları pantolonlarımızın ceplerine koyup sessizce arabadan indik.

Arka tarafa doğru yürüyüp çalılıkların arkasına saklandık.

Korumanın uzaklaşmasını izleyip sessiz ve hızlı bir şekilde harekete geçtik.

Sessizce koşup duvara yaklaştık.Duvar çok büyüktü ve ben nasıl tırmanacağmı bilmiyordum.

"Çağıl bu duvar çok büyük.Ben nasıl tırmanacağım?"

"Erda buraya gel.Omzuma tırmanırsın olur biter."

"Tamam sen bilirsin.Ama sonra omzum çıktı diye kafamın etini yeme sakın."

Bana bakıp sinsice sırıttı.Bu demek oluyordu ki tamda bunu yapacaktı.

Hadi ama neden hep bunu yaşıyordum ki?

"Birazdan burdan gitmesek birine yakalanacağız söyleyeyim" dedi

Etrafa bakıp hızla onun omzuna çıktım ve duvara tırmandım.

Duvardan atlayıp onun gelmesini bekledim.Oda bir kaç saniye sonra yanıma gelmişti.

Eve doğru yürüyüp kapının önünde durduk.Karanlığdan dolayı çok bir şey göremiyordum ama güzel ve büyük bir ev olduğunu biliyordum.

Kapı işini Çağılla bırakıp biri gelir diye etrafa baktım.

İşini bitirmiş olmalı ki "Hadi gel" dedi.

Hızlı bir şekilde eve girdik. Küçük fenerlermizi açıp merdivenlerden çıktık.

Geçtiğimiz her kapıyı açıp neresi olduğuna bakıyorduk.

Karşıma çıkan odanın kapısını sessizce açıp neresi olduğuna baktım.Misafir odası olduğunu anlayıp diğer odalara taraf yürüdüm.Diğer odanın kapısını açıp baktığımda bir erkek odası olduğunu gördüm.Oda genel olarak siyah ve kahve renklerden oluşuyordu.Yüzümü buruşturdum.Evet bende siyah rengi severim ama her siyahın olduğu bir yerde onu canlı tuta bilecek bir renkte olmalı değilmi?

Ona zıt ama beraberken uyum sağlaya bilecek bir renk.Bu çoğu şeyde de böyleydi.Mesela:

Siyah ve Beyaz

Gece ve Gündüz

Toprak ve Su

Karanlık ve Aydınlık

gibi çoğu şey bir birine çok uzak ama bir o kadarda beklenmeyecek kadar uyumlulardı.

Ama oda'da olan kahve rengi siyahı biraz daha öldürüyordu sanki.

Odanın kapısını kapatıp diğer kapılara geçtim.

"Erda buldum.Buraya gel"

Ona taraf yürüyüp yanına gittim.

Kapıyı açmak istediğimde açamadım.

Ah hayır kapı tabiki kilitli olucaktı.

"Çağıl aça bilirmisin?"

Hayır O hırsız değildi.Sadece kapı kilitlerine karşı bir takıtılığı vardı ve her kilitli kapıyı açmaya çalıştığından bu yüzden çoğu kapı kilitlerini açmakta artık ustalaşmıştı.

"Tabiki bu benimçin çocuk oyuncağı"

Bir kaç dakika sonra kapıyı açmıştı.

İçeri girdiğimde aradığımız şey olduğunu gördüm.

Aradığımız oda çalışma odasıydı.

Çağıl hemen çalışma masasına yürüyüp bilgisayarı açtı.Bende ona doğru yürüyüp ne yaptığına baktım.

Bilgisayarın şifresini kırıp bir şeyler yapmaya başladı.Ne yaptığını anlayamıyordum.Çok iyi hacker değildi ama çoğu şeyi biliyordu.

Yanında durmaktan sıkılıp kapının önünde durdum.

50 dakika sonra.

"Çağıl hala bitmedimi?"

"5 dakika kaldı"

"Tamam"

Nihayet bitmiş olmalı ki "Hadi gidelim"

"Bitdimi?"

Elindeki bellek ki gösterip " bitdi" dedi.

Kapıyı bile kapatmadan hızla odadan çıktık.Biri görür diye fanerleri kapatmıştık.

Merdivenlerden inip hızla ve sessizce yürüdük.

Eşittiğimiz sesle ikimizde olduğumuz yerde dururken hemen duvarın arkasına saklandık.

Karanlığdan dolayı hiç bir şey görmüyordum.Çağıl sessizce elimi tutup beni bir odaya çekti.

Pencereyi açıp yüksekliğine baktık.Çok yüksek değildi.

"Önce sen atla.Ve arkana bile bakmadan kaç.Unutma bellek sende ve onu zorlukla almışken yakalanamazsın.Bende hemen arkandan geliyorum."

"Hayır kabul etmiyorum ilk sen in"

"Çağıl lütfen bir defada zorluk çıkarmadan dinle beni.Vaktimiz çok az."

Burdan kurtulmamız için 10 dakikamız vardı resmen.

İstemesede kabullenip pencereden atladı ve hızla koşmaya başladı.Ama biliyordum yine benim dediğimi umursamayıp duvarın önünde beni bekleyecekti ve geç gelirsem hiç bir şeyi umursamayıp yeniden geri dönecekti.

Düşüncelerime fazla dalmış olmalıyım ki ensemde hissettiğim nefesle yutkunamadım.

Ah hayır yakalanmıştım

Bölüm sonu

1 yorum