Merhaba.
Birinci bölümü yayımladım herkese iyi okumalar.
Oy ve yorumlarınızı bekliyor olacağım (:
Not:Bölüm atmadan önce her bölümün alıntılarını paylaşacağım.
Karanlıktı heryer.
Tıpkı hayatım gibi...
Kalbim gibi..
Hayallerim gibi...
Geleceğim gibi...
İntikamım gibi...
Karanlık bürümüştü her yeri.Bir batağlığı andırıyordu sanki.Kimi bu batağlığdan çıkmak için çabalarken kimi ise bunu benimsemiş ve yahut alışmış ona uyum sağlıyordu.Benmi?Ben işte onların hiç biri değilim. Ne alışmış nede bu batağliğdan çıkmak için bir çaba sarfediyordum.Ben alışmağa mecbur bırakılmış, ruhum hala küçük bir kız çocuğuyum. Artık kurtulmağa bile çabalamıyorum.Çünki umudumu tüketmiştiler. Hayatımı,hayelerimi ve yaşama sevincimi almıştılar benden.Ben günden güne ölürken onlar bunu bilmiyordu ve ya umursamıyorlardı.
Tabi onlar zaten benim öldüğümü sanıyorlar değilmi?
Ah unutmuşum ya nasılda unutkan biriyim ben.
Ama hayat yalnız kendi bildiğini okur,hiç bir kesin düşüncesi umrunda bile değil!
Onlar bu hayatta nasıl yaşamak ve ya kimle yaşamak ister diye sormaz bize...
Beni bir defaya öldürmek varken, o acı çektire çektire kendimi bitirmemi istiyordu belkide...
Bende işte onun istediğini yapıyorum kendimi azar-azar tüketiyor ve öldürüyorum.
"Erva"
Duyduğum acı dolu sesle düşüncelerimden çıktım.
Her yer karanlık olduğundan dikkatli bir şekilde sesin olduğu tarafa yürürmeye başladım.
Yeniden ismimi seslendiğinde "Nerdesin?" diye sordum.
"Ben senin hep kalbindeyim" dedi
Nerden geliyordu bu ses?
Yoksa artık delirmeyemi başlıyordum.
"Benmi? ben değilimdir o.
Benim kalbim boş iş yapan organdan farksız. Karanlığın esiri olmuşken içinde biri bile tutsak olamaz."
"Senden başka " dedi iç sesim.Evet doğru söylüyordu"benden başka..."
"Evet sen." dediğinde ayağım kaymış ve yere kapaklanmıştım.Ağzımdan çıkan çığlığı durduramamıştım.
Neden kaydığıma bakmak için elimi yere değdirdiğimde elime bulaşan sıvıyla ne olduğunu anlamaya çalıştım.Karanlıktan dolayı ne olduğu anlaşılmıyordu.Yapış-yapış olmuş elimi burnuma götürdüğümde ne olduğunu anlamıştım artık.
Benden iyi kim tanıya bilirdi ki bu kokuyu?
Elimde "kan" vardı.Yere baktığımda ise kanın üzerine düştüğümü gördüm.
"Kimin kanıydı bu?"
Soğukkanlı bir şekilde ayağa kalktım.
Hayat bana soğukkanlı olmağı nasıl olsada çok iyi öğretmişti.
Acı bir tebessüm kuruldu dudaklarımda.
Zar-zor olsada ayağa kalkıp karşıma baktım.Yedi metre uzağımda gördüğüm kızla ona taraf yürümeğe başladım.Kız ayakta durmuş arkasında ise uçrum vardı.Ama yüzünü seçemiyordum.
Ona yaklaştığımda gördüğüm yüzle donmuş bir şekilde adım atmağı kestim.
Dudaklarımdan ise o güzel isim döküldü.
"Erda"
Yüzü kan içinde olsa bile sanki hiç bir şey olmamış gibi bana küçük bir tebessüm gönderip gözlerime özlemle baktı.
Yıkılmıştım resmen.Kendimi görmesem bile böyle göründüğümü biliyordum.
Yaralımıydı acaba? Ne olmuştu benim masum çocukluğuma?
Evet o bu dünyada olarken masum kalmış tek tük insanlardan biriydi belkide.
Hayat onu kirletmeden kurtula bilmişti bu acımasız hayatın kurallarından.
"Senin aksine"diyen içsesime bir şey diyemedim.Haklıydı ne diye bilerimki?
Ona doğru adım atıp yeniden durdum.Ayaklarım beni taşıyamıyordu sanki.
Bir şey diyeceken onun sesiyle yer sanki ayaklarımın altından kaymağa başladı.
"Hoşçakal Erva.Gitmem gerek..." deyip arkasındaki uçrumdan atladı.
Ona doğru atılıp "Hayırrrr" diye bağırdım.
Bana yeniden ölümünü yaşatmamıştı değilmi?
Bu kadar acımasız olamazdı.
Lütfen öyle olmasın Allah'ım.
Gözümden akan göz yaşlarımı durduramıyordum,boğluyordum sanki.
Gözlerimi açtığımda nerde olduğumu kavramaya çalıştım.Bedenim titrerken, gözlerimden hala yaş akıyordu.Titrek elerimle yaşlı gözlerimi silip,doğruldum.
Boğluyordum, sanki duvarlar üzerime-üzerime geliyordu.
Battaniyeyi üzerimden atıp ayağa kalktım daha doğrusu kalkmaya çalıştım.Çünki ayaklarım bile beni yarı yolda bırakmış gibi yere düştüm. Elim ise düşerken komideye çok sert çarpmış olmalıki dudaklarımdan bir inleme dökülmüştü.
"Erda"
Çağılın seslenişiyle kendimi toparlamağa çalıştım.
Sahte ismimle seslenmişti bana.Bunu zaten ben istememişmiydim?
Yalnız olduğumuzda bile bana böyle seslenmesini.
Sahteydi her şey.
Hayatımın olduğu gibi ismim bile sahteydi.
Kıkırdadığımda gerçekten delirdiğimi düşündüm.
Çağılın sesi kapının arkasından geldi.
"İyimisin Erda?"
İyimiydim peki?
Öyle olmaya mecburdum...
"Bana cevap ver?" demiş ve kapıyı açmağa çalışmıştı.
Açamamıştı tabi çünki kapıyı kilitlemiştim.
Bir küfür savurup.Kapıyı zorlamağa başladı.
"Sana kaç kere bu kapıyı kilitleme dedim ben?" sesi endişelendiğinden yüksek çıkmıştı.
Boğazmı temizleyip konuşmaya çalıştım.
"İyiyim Çağıl.Git lütfen. Ben bir kaç dakiyaya yanına geleceğim." sesim istemesemde boğuk çıkmıştı.
İçeri girmesini istemiyordum. Beni hep güçlü görmüşken böyle yıkılmış vaziyette görmesini istemiyordum.
Sessizlik olurken kara vermeye çalıştığını anladım.
"Sakın içeri gireyim deme" diye bağırdım çünki çok uzun düşündüğü sürece hep benim dediğimin aksini yapıyordu.
"Tabiki senin dediğini yapmıyacağım güzelim" demiş ve kapıyı kırmıştı.
Homurdanıp ayağa kalktım.Ellerim ve ayaklarım hala titriyordu.Ve göz yaşlarım yüzümde kurumuştu.
Hep olduğu gibi silen olmamıştı...
Yeniden yatağa oturup komidinin çekmecesini açtım. İçindeki hapları almak istediğimde bir el benden önce aldı.
Alan kişiye baktığımda Çağıl olduğunu gördüm.Ne ara bu kadar yakınıma gelmişti?
Çok dikkatsiz olmuştum. Hemen kurtulamam gerekiyordu bu ruh halinden.
"Çağıl onları verirmisin?" sessim sert çıkmıştı.
"Hayır.Doktor artık bunları azaltman gerektiğini ve yoksa onlara bağımlı ola biliceğini söylemişti unutdunmu?Hiç olmasa daha az dozda olanından kulan dedim sana."
"Hayır unutmadım.O doktorun dedikleri kimin umrunda sence?ben zaten bağımlının tekiydim ne kaybederim?
Tek istediğim bu ruh halimden hemen kurtulmam."
Hayır onlar uyuşturucu değildi.Yüksek dozda sakinleştiricilerdi.Ama benim küçüken kanıma uyuşturucu karıştığından doktor çok kulanırsam yeniden bağımlı ola bilceğimi söylemişti.Hiç olmasa az dozda olanından ve biraz ara vererek kulanmamı istiyordu.
Zaten ben hep sinir kirizi geçirdiğimde kullanıyorum ama bir kaç yıldı kulandığımdan kanım ihtiyaç duya bilirmiş ve bağımlı ola bilirmişim.
Ah hepsi saçmalık.
"Benim umrumda anlıyormusun?Sana kalsa zaten hepsini içer ölürsün.Canının senin için bir önemi yok biliyorum ama hiç olmasa birazda bizi düşün "
Ölmek...
İyi fikirdi doğrusu ama ben intikamımı almadan bu şerefe ulaşamam ne yazık ki.
Benim çektiklerimi çekmeden hiç kimse ölemez,ben bile.
" Tamam.Daha az kullanıcağım söz.Ama şimdi onlara ihtiyacım var. Onları bana ver."
Onun her dediğini yaptığımdan değildi kabullenişim.
Evet ona değer veriyordum ama bu onun her dediğini yapacağım anlamına gelmiyordu.
Ben yalnız kendi doğrularımı yaparım.
Bağımlı olup işi dahada çıkmaza sokamazdım değilmi?
Bu yüzden onun dediğini kabulenmiştim.
"Tamam.Öyle olsun bakalım.Ama söz verdin unutma"
"Ama Çağıl biliyorsun ki ben çok unutkan biriyim" deyip kıkırdadım.
O ise "bilmezmiyim" diye homurdanıp hapları elime verdi.
Komidinin üzerindeki bardağa su doldurup bana verdi.Titremem birazda olsa dinse bile hala titriyordum.
Hapı yutup sakinleşmemi bekledim.Bu defa onunla konuştuğuma göre kafam dağılmış ve daha büyük bir sinir kirizi ile bitmemişti sonu.
"Yinemi kabus gördün?"
"Hayır buna kabus diyemem ki.
Onları kabuslarımda bile görmeye razıyken, buna kabus diye bilirmiyim?
Tek isteğim onları bir kez daha göre bilmem, nerede olursa olsun kabuslarımda bile."
Bana beni anladığını gösteren bakışlarla baktı.Sonra ise beni kendine çekip sarıldı.Başım omuzunda,ona daha çok sığındım.Ve bu ruh halimin değişmesini bekledim.
Ruh halim çok çabuk değişiyor ve bundan ben bile rahatsız olurken diğerlerini düşünemiyordum bile.
Bir kaç dakika sonra sakinleşdiğimde kollarının arasından çıktım. Bana bakıp iyi olup, olmadığımı anlamağa çalışıyordu.
Ne kadar iyi ola bilirsem tabi.
"Ben iyiyim" dedim.
İyi olduğumu kanaat getirmiş olmalı ki başını sallayıp "El yüzünü yıka ve kendine geldikten sonra aşağı gel.Konuşacaklarımız ve yapmamız gereken büyük bir iş var." dedi ve odadan çıktı.
Ha doğru ya bunu nasıl unuturum ben.
"Sen zaten her şeyi unutuyorsun Erva " diyen iç sesime "hiçte bile seni aptal" diye çıkıştım.

