Bölüm 20: Anne Kokusu, Yara Gibi
Elif sabah erkenden kalktı. Yüreğinde bir titreme vardı. Yıllardır görmediği annesini görmek istiyordu artık. Artık kaçmak değil, yüzleşmek istiyordu. Mehmet Asya’yı okula götürdü, Elif eski mahallesine gitti.
Sokağa girerken ayakları titredi. Evin önüne geldiğinde elini kapıya uzatırken bir an durdu. Sonra kapı açıldı… karşısında annesi vardı. Elif’in gözleri doldu. Ama annesinin yüzünde ne sıcaklık ne de tebessüm vardı.
– Ne istiyorsun? dedi annesi, sert bir sesle.
Elif yutkundu.
– Ben seni görmek istedim anne.
– Yıllar sonra mı? Başını örtüp beni utandırdığında neredeydin?
O an Elif’in içi yandı. Ama bu kez sessiz kalmadı.
– Anne… ben utanılacak bir şey yapmadım. Sen sadece toplumdan korktun. Ben Allah’tan korktum.
Annesi başını çevirdi. Gözleri dolmuştu ama gururu engeldi.
– Ben seni korumak istedim… zannettim ki... böyle daha kolay yaşarsın.
Elif bir adım attı. Gözleri annesinin gözlerinde:
– Ben kolay değil, doğru olanı seçtim. Senin kızını evlendirmek isteyen babamı terk ettim. Sen sustun. Ama ben susturulmayı kabul etmedim.
Sessizlik… sonra annesinin dudakları titredi.
– Ben... ben o zaman da gece yatağımda ağladım. Ama sustum... korktum... Ve şimdi seni kaybettim sanıyorum.
Elif annesinin ellerini tuttu. Titreyen ellerde yılların suskunluğu vardı.
– Kaybetmedin. Ben hâlâ buradayım… ama artık güçlü bir kadınım. Annesine bile boyun eğmeyen ama hâlâ onu seven bir kadın.
Annesi Elif’e sarıldı. İlk defa yıllar sonra.
– Kokun aynı... küçükken de böyle kokardın. dedi annesi.
Elif gözlerini kapattı, sarıldıkları anı kalbine mühürledi.
"Belki geçmiş değişmezdi… ama artık yaralar sarılabilirdi."