İçeriğe geç

KARAMELA

Bölüm 9 · 44 dk okuma

KARAMELA

Bölüm 9

7. BÖLÜM

‘’Kerem beklesene!’’ Genç kadın, koşturarak Kerem’e sesleniyordu ama genç adam oralı bile olmadan hızla yürüyordu.

‘’Kerem! Sana söylüyorum!’’

Kerem arkasına dönüp adımlarını durdurdu. Arayı kapatan Ayşıl, avuçlarını dizlerine koyarak eğildi ve derin bir nefes aldı. Allah aşkına bu adamın bir adımı kendisinin kaç adımı ediyordu acaba? Soluk soluğa kalmış bir şekilde nefesini düzeltmek için derin bir nefes aldı.

‘’Ayşıl, eğer söyleyeceğin şey Ela ile ilgili değilse dinliyorum ama eğer konu yine Ela’yı götürmekse hiç boşuna yorulma fikrimi söyledim zaten!’’

‘’Dinlemiyorsun ki!’’ Ellerini yanlarına doğru açmış sinirle konuşmuştu genç kadın.

Kerem, elini ona doğru hafifçe sallayarak ‘’konuş, dinliyorum!’’ dedi ve kollarını birbirine bağladı.

‘’Bak Ela’ya yardımcı olduğun için teşekkür ederim. Gerçekten karşılaşmanız Allah’tan çok iyi olmuş. Ama bundan sonrasını ben halledebilirim.’’

‘’Ayşıl, bak güzelim, sakin sakin dinleyeyim diyorum ama gerçekten sabrımı zorluyorsun!

‘’Sinirlenme..’’ Kerem’in sert sesine nazaran yumuşak bir şekilde konuşarak ufak adımlarla genç adama yaklaştı.

‘’Sinirlendirme!’’ Kerem saçlarını karıştırarak devam etti. ‘’Bak zaten yaşadığın hiçbir olaydan haberim olmadı! Zamanında eğer ihmal etmeseydim o kız şimdiye kadar rahat yaşamaya başlamıştı. O vücudunda olan izlerde benimde payım var! Gözümün önünden gitmiyor o izler.’’ Yanındaki ağaca yumruğunu geçirdi. ‘’Lanet olsun, hiçbir boktan haberim olmadı.’’

‘’Kerem..’’ Ayşıl panikle Kerem’in ağaca sertçe vurduğu elini tuttu. ‘’Kerem sakinleş lütfen, yapma..’’ Avuçlarındaki yumruğu açmaya çalışıyordu ki Kerem birden genç kadını kendine çekip sıkıca sarıldı. Ayşıl, ani gelen bu hareketle ne yapacağını bilememiş, sadece parmaklarıyla Kerem’in dirseklerine dokunuyordu.

‘’Özür dilerim..’’ Kerem, genç kadının saçlarından derin bir nefes çekti içerisine ve öptü. ‘’Özür dilerim Aykız, çok özür dilerim.’’

Ayşıl donup kalmıştı. Kerem’in sımsıkı sarılması, pişmanlıkla dolu olan sesi, özür dilemesi, uzun zamandır ondan duymadığı Aykız söylemi... Hiçbir tepki veremiyordu, sadece sessizce duruyordu.

Kerem, dudaklarını şakağından sürterek genç kadının kulağına yaklaştırdı.

‘’Özür dilerim. Sen her zaman yanımdayken ben senin yanında değildim. Berbat bir insanım ben, biliyorum. Çok özür dilerim.’’

Fısıltısı Ayşıl’ın nefesini kesmişti. Zoraki nefes aldı ve hafif geri çekilerek ‘’önemli değil..’’ dedi.

Kerem başını sağa sola salladı ve genç kadının gözlerine baktı. Elleriyle yanaklarını kavradı ve baş parmaklarıyla elmacık kemiklerini okşayarak konuştu.

‘’Önemli, önemli olmasa bana böyle bakmazsın.’’

‘’Nasıl bakıyorum ki?’’

‘’Kırgın, ifadesiz, en kötüsü soğuk.. Affetme beni, ne yapsan yeri ama böyle de bakma.’’ Alnını genç kadının alnına yasladı. Ayşıl kendisini geri çekmek istedi ama Kerem belinden hızla çekerek kendine yaklaştırdı. Birden öne çekilmesiyle yüzleri iyice birbirine yaklaşmış, dudakları arasında milim açıklık kalmıştı.

‘’Ben bana yine ışıl ışıl bakan Ayşıl’ı görmek istiyorum.’’

Nefesleri birbirinin yüzünü yalarken birde Kerem’in konuşmasıyla dudakları birbirine sürtmüştü. Bu yakınlaşmayla Ayşıl paniklemeye başladı. Kerem ise sadece genç kadının dudaklarına odaklanmıştı. İkisi de nasıl olduklarını anlamadıkları bir biçimde yakınlaşmış ve nefes nefese kalmışlardı.

Ayşıl güçlükle kendisini biraz geriye attı ve rahat bir nefes aldı. Sesini düz tutmaya çalışarak, ‘’Kerem, yalan söylemeyeceğim. Evet çok kırgınım ama geçti. Benim için artık bir önemi yok. Konumuz Ela. O yüzden lütfen sadece onu konuşalım.’’

Anın etkisinden çıkarak boğazını temizleyen genç adam, başını salladı.

‘’Haklısın konumuz Ela. Ve Ela ile ben ilgileniyorum, bir yere gitmiyor.’’

Ayşıl oflayarak gözlerini devirdi.

‘’Eğer vicdanını rahatlatmak iç..’’

‘’Hayır! Vicdanımla alakası yok Ayşıl. Bunu Yağız’a da söyledim, o kadar yardım ettiğim kişi var ama Ela.. Ahh..’’ Başını geriye yatırıp derin nefes aldı ve Ayşıl’ın gözlerinin içine bakarak konuşmaya devam etti.

‘’Ela farklı.. Nedenini sorma bende bilmiyorum ama o çok farklı.. Onu ilk gördüğümde gözlerinde gördüğüm o yardım çığlığı, o acı ifade kalbimi sızlattı benim. Sana saçma gelebilir, yadırgayabilirsin de… Ela sanki olmayan kardeşim gibi benim. Yemin ederim ağladığını gördükçe içim acıyor. O izleri yapanları öldürmemek için zor duruyorum. Keşke.. Keşke zamanı geri alabilsem! Yine yolumuz kesişti ama, keşke daha erken olmasını sağlayabilseydim. Tek pişmanlığım, vicdanımı sızlatan konu bu. Bok vardı çünkü tatilde!’’ Önündeki taşa tekme attı. ‘’Anlıyorsun değil mi?’’

Ayşıl başını salladı. Kerem, genç kadının kolunun üzerine düşen yaprağı aldı.

‘’Yani anlamaya çalışıyorum elbette. Kerem, Ela’yı tanımıyorsun. O çok içine kapanık ve hiç kolay şeyler yaşamadı. Şimdi birden yurtta kalması nasıl olur bilmiyorum. En azından bir süre benimle kalması daha iyi.’’

‘’Yurtta kalacağını kim söyledi ki?’’

Genç kadın kaşlarını çattı. ‘’Ne?’’

‘’Ela’yı tabii ki öylece yurtta bırakmayacağım. Senin anlattıkların bir yana Reyhan Hanım’ın anlattıkları da var. Kadın dün resmen bana yalvardı, ‘ne olur onu vermeyin onun hayatta kalmak için son şansı olabilir’ diye. Sonra senin başına gelenler.. Demek ki karşımızda normal birileri yok. Ben bu kızın hayatını güvence altına almadan bırakmam.’’

Ayşıl, Kerem’in bu kadar detaylı düşünmesini içinden takdir etti. Reyhan’la konuşmayı da aklına not ederek yeniden karşısındaki genç adamın söylediklerine odaklandı.

‘’İstediğin zaman gelip sende kalabilirsin yanında, zaten pazartesi günü detaylı bir muayene edilmesini sağlayacağım. Olmadı o hafta rapor alırız, yeni okul ayarlayacağım zaten. Bizim ikizlerin gittiği okul güvenli. Ailesini de araştırmaya başladık bir taraftan, Yağız sağ olsun dün gece ekibiyle konuşmuş. Pazartesi günü birde Reyhan Hanım gelirse onunla görüşecektim, sende gelirsen onunla görüştüğüm zaman çok sevinirim.’’

‘’Sen bunları ne ara düşündün?’’

Kerem, Ayşıl’ın şaşkınca sorduğu soruya buruk bir şekilde gülümseyerek cevap verdi.

‘’Bana kendisini anlatmaya başladığı ilk an.’’

‘’Çok garip..’’ Ayşıl aslında kendi kendine düşünerek mırıldanmıştı ama Kerem tek kaşını kaldırarak merakla sordu.

‘’Garip olan ne?’’

Genç kadın hafif şekilde başını sallayarak kendine geldi ve Kerem’e baktı.

‘’Ela.. Ela çok içine kapanıktır. Kimseyle kolay kolay konuşmaz. Yeni tanıştıklarına mesafelidir. Çok şaşkınım aslında, seninle konuşması, onunla iletişimin, senin yanında gayet rahat oluşu, ona dokunmana izin vermesi..’’ Kerem’in çatık kaşlarını görünce yanlış anlaşıldığını düşünerek panikle genç adamın kolunu tuttu. ‘’ Yanlış anlama sakın. Teması fazla sevmiyor. Genelde kendisini geriye çeker. Bana, Reyhan’a ve Mert’e çok zor alıştı. Mert’e hâlâ daha alışmış sayılmaz.’’

‘’Mert’de mi tanıyor?’’ Genç adam yüzünü memnuniyetsizce buruşturdu. Ayşıl onun yüz ifadesine göz devirdi.

‘’Birkaç defa beraber gittik yanına.’’

Kerem, sessizce birkaç küfür mırıldandı. Hiç sevmiyordu o yavşak Mert’i. Ela’nın da onunla tanıştığı düşüncesini hiç sevmemişti. Ne gerek vardı onu da yanında götürmesine.

‘’Yani demem o ki,’’ diyerek devam etti Ayşıl konuşmasına. ‘’Bize bile çok zor alışmışken seninle böyle hemen iletişim kurması beni çok şaşırttı. Ben ağzından laf alabilmek için neler çektim ya.. Bu durumu galiba biraz,’’ baş parmağı ile işaret parmağının ucunu gösterip ‘’birazcık kıskanmış olabilirim.’’

Kerem gür bir kahkaha attı. ‘’Gururum okşandı. Ela benden ne dilerse dileyebilir.’’ Muzipçe göz kırptı.

İflah olmazsın sen dercesine başını sallayan genç kadın, ‘’ama biz yine kendisine soralım mı? Seninle kalmak isteyip istemediğine kendisi karar verse olur mu?’’

Kerem’in sertleşen bakışlarından sinirlenmeye başladığı belli oluyordu. Ayşıl, o daha ağzını açmadan yumuşak bir ses tonu ile devam etti konuşmasına. ‘’Bu zamana kadar hep baskılandı. Şimdi yine zorlamayalım diye söylüyorum. Kendisini zorunlu hissetmesin, rahat olsun.’’

Genç kadının konuşması ile bakışları yumuşayan Kerem, başını olumlu sallayarak konuştu. ‘’Tamam haklısın, onun adına karar vermiş gibi olmayalım. Nasılsa ikna ederim ben onu.’’

‘’Canan Teyze?’’ Ayşıl’ın ne demek istediğini anlamayan Kerem başını hafif yan yatırarak devam etmesini istercesine baktı.

‘’Yani sen Ela’yı eve götüreceksin anladığım kadarıyla. Canan teyze bu duruma bir şey söyler mi?’’

‘’Annemi bilmiyor musun Ayşıl? Emin ol şu an burada olsa, benden önce kendisi eve götürürdü.’’

Gülümseyerek konuşan genç adama, o da gülümseyerek ‘’haklısın’’ dedi ve yürümeye devam ettiler.

Biraz yürüdükten sonra Kerem, Ayşıl’ın kolundan hafifçe çekerek adımlarına yön verdi.

‘’Gel hadi hazır buraya kadar gelmişken, bir şeyler içip ısınalım.’’

Betül Teyzelerin yerine geldiklerini fark eden Ayşıl, ‘’olur’’ diyerek başını salladı. Çok üşümüştü ikisi de biraz ısınmaları fena olmazdı. İçeriye adım attıklarında onları, yanan sobadan çıkan çatırdı sesleri ve üzerinde pişen kestanelerin kokusu karşılamıştı.

Kerem etrafa bir bakındı ama kimseyi göremeyince her zaman yaptığı yaramazlığı yapmaya koyuldu. Ayşıl onun ne yapacağını anladığı için gülerek üzerindeki montu çıkarttı ve sobaya yakın olan köşe masalardan birine yöneldi.

Kerem, pişen kestaneleri elinin yanmasına aldırmadan hızlıca alarak montun ceplerine doldurdu. Ardından Ayşıl’ın yanına giderek cebindeki kestaneleri masanın üzerine boşalttı ve sandalyeye oturdu. Kestaneleri açmaya başladığında Ayşıl, ‘’şimdi yandın sen’’ diyerek içeri girmek üzere olan Betül teyzeyi gösterdi.

Kerem, sırıtarak omuzlarını silkti ve ayıkladığı kestaneyi Ayşıl’ın avucuna bıraktı.

‘’Hiii, bak sen şu oğlana!’’

Ellerini havaya teslim oluyorum dercesine kaldıran Kerem, masum masum bakıp, ‘’Betül teyzem, beni Ayşıl azmettirdi. Tehdit etti beni, bende korkumdan aldım ayıkladım. Masumum ben, hem bak o yiyor..’’ diyerek genç kadının elindeki ayıklanmış kestaneyi gösterdi.

Ayşıl, ‘’sana söyleyecek bir şey bulamıyorum ben, pes..’’ dedikten sonra elindeki kestaneyi ısırdı.

Kerem bilmiş bilmiş Betül teyzeye genç kadını göstererek, ‘’bak gördün mü, doğru söylüyorum ben..’’ dedi.

‘’Hiç iftira atma benim kızıma! Ben senide onuda çok iyi biliyorum.’’

Betül teyze sahte bir kızgınlıkla konuştuktan sonra gülümseyerek Ayşıl’a sarıldı.

Kerem alınmış gibi yaparak, ‘’ben dış kapının dış mandalıyım zaten..’’ dedi ve karşısındaki iki kadının da kahkaha atmasına sebep oldu. Betül teyze, Ayşıl’ın kulağına doğru ama Kerem’inde duyabileceği şekilde, ‘’kıskandı’’ dedi.

Kerem’in yanına adımlayıp omzuna şefkatle dokundu. ‘’Sende oğlumsun ama bu kestaneleri senin aldığın gerçeğini değiştirmez.’’ Dedikten sonra,

‘’kızlar baktı mı size?’’ diye sordu.

‘’Kimseyi görmedik.’’

‘’Aldığın kestanelerden belli oluyor, kim bilir nereye kayboldular.’’ Yalancı sitemle konuşan kadına, ayıkladığı başka kestaneyi uzatan Kerem, ‘’aaa bak ben sana ayıklamada yardım etmek için aldım onları, iyilikte yaramıyor arkadaş..’’ dedi.

Betül teyze gülerek kestaneyi aldı. ‘’Oğlum sen Yağız’la fazla takılma gitgide ona benziyorsun.’’ Kadının sözlerine Ayşıl ve Kerem kıkırdayarak gülmüştü.

‘’Ne getireyim size?’’

Ayşıl, ‘’Türk Kahvesi alayım Betül teyze. Sade olsun.’’

‘’Tamam kuzum.’’

‘’Bende aynısından alayım Betül teyze.’’

‘’Tamam oğlum.’’

Betül teyze gülümseyerek yanlarından ayrıldı. Kerem kestaneleri ayıklamaya devam ediyordu ki telefonu çalmaya başladı. Elini silip telefonu çıkarttı ve sert bir ses tonu ile, ‘’ben birazdan geliyorum’’ deyip telefonla konuşmak için dışarı çıktı.

Ayşıl, gergin bir şekilde sırtını sandalyenin arkasına yasladı. Birden bozulan ortam canını sıkmıştı. Masanın üzerinde bulunan ıslak mendil paketine uzandı ve ellerini temizledi.

Yaklaşık on dakika sonra kahveleri getiren Betül teyze ile dalgınca baktığı kar manzarasından gözlerini ayırdı ve gülümseyerek kahvesini önüne aldı.

‘’Teşekkürler Betül teyzecim, ellerine sağlık.’’

‘’Afiyet olsun güzel kızım. Eee kestane hırsızı nereye gitti?’’

Etrafına bakan kadına kıkırdayıp, ‘’dışarıda telefonla konuşuyordu’’ dedi.

‘’Dur çağırayım da kahvesi soğumasın.’’ Diyerek bahçeye çıkan kadın, sinirle konuşup küfür ederek telefonu kapatan genç adama seslendi.

‘’Kerem, oğlum kahveleriniz soğumasın.’’

Genç adam, ‘’geliyorum Betül teyze’’ dedikten sonra hızla adımlayarak içeri girdi.

Montunu çıkarıp, sesli bir nefes vererek sandalyesini çekti. Ayşıl elindeki fincanı yavaşça bıraktı ve sıkıntıyla oturan genç adama baktı.

‘’Her şey yolunda mı?’’

Kerem başını olumsuzca salladı. Kahvesinden bir yudum alarak konuştu. ‘’Gökçe..’’ Sinirle gülümsedi ve telefonunu çıkarıp ekranı Ayşıl’a çevirdi.

‘BEKLENEN DÜĞÜN ÇOK YAKINDA’ Sosyetenin gözde bekarlarından genç iş insanı Kerem Karaçınar’ın uzatmalı sevgilisi fenomen Gökçe Kaya ile yakın zamanda nikah masasına oturacağı öğrenildi. Haberi Gökçe Kaya, instagram sayfasında gelinlik dergilerini paylaştığı hikayenin üzerine ‘çok yakında Mrs.Karaçınar’ yazması ile duyurdu.

Ayşıl, kaşlarını yukarı kaldırarak Kerem’e baktı. Sesini normal tutmaya çalışarak zoraki bir şekilde gülümsedi. ‘’Zaten uzun zamandır beklenen haber değil miydi?’’

‘’Yapma Ayşıl! Bari sen yapma!’’

‘’Bir şey yapmıyorum ki. Olan bu değil mi zaten? Herkes yıllardır sizden bu haberi bekliyordu.’’

Kerem gözlerini devirdi ve fincanda kalan kahveyi tek dikişte bitirip fincanı sertçe bıraktı.

‘’Annem, sen ve yengem o herkesin içerisinde misiniz?’’

Ayşıl masumca omuzlarını silkti. ‘’Sen bize niye bakıyorsun ki?’’

‘’Karşı değil miydiniz Gökçe ile ilişkime?’’

Genç kadın başını yavaşça sağa sola sallayarak gülümsedi.

‘’Ben karşı değildim. Ben Gökçe’yi sevemedim, samimi gelmedi. Hoş zaten o da beni hiç sevmedi. Canan teyze ve Yeliz teyzenin karşı olması da engel olmadı ayrıca ilişkinize. Hem sen şimdi neden böyle konuşuyorsun ki?’’

‘’Ayrıldık, bitti.’’

Ayşıl gözlerini dışarıya çevirerek alayla konuştu.

‘’Her zamanki siz.. Barışırsınız nasılsa, bu kadar sinirlenmene gerek yok.’’

‘’Bu sefer tamamen bitti!’’ Kerem’in net çıkan sözleri ve sert sesi ile gözlerini ona doğru çevirdi.

‘’Anlatmak istersen dinlerim.’’ Der demez hemen dilini ısırdı. Ahh Ayşıl akıllanmayacaksın sen! İçinden kendine söylenirken yüz ifadesini normal tutmaya çalışıyordu.

Kerem başını onaylarcasına salladı ve, ‘’Betül teyze çay alabilir miyiz?’’ diyerek arkasını dönüp mutfağa doğru bağırdı.

‘’Tek başına galiba, işi varsa engel olmayalım. Ben alıp getireyim.’’ Ayşıl ayağa kalkmış, masanın üzerinde bulunan kahve fincanları ve su bardaklarını da alarak mutfağa gitmişti.

‘’Adı gibi güzel kızım, niye zahmet ettin? Ben geliyordum şimdi.’’ Çorba karıştıran kadın mahcup şekilde konuşmuştu. Ayşıl hemen yanına gidip kadının yanaklarını öptü.

‘’Aşk olsun Betül teyzem yabancı mıyım ben. Hem sen işini yap rahatça, yardım edebilirim eğer başka işin varsa.’’

Sağ eliyle genç kadının sırtına şefkatle vuran Betül teyze, gülümseyerek konuştu. ‘’Sağ ol kızım. Ela’nın çorbasını pişiriyorum. Pişsinde götüreyim şifa olsun yavruya.’’

Ayşıl, Ela’nın adını duyunca burukça gülümsedi ve ‘’olsun tabii, ellerine sağlık’’ diyerek az önce getirdiği bulaşıkları yıkamaya başladı. Her ne kadar Betül teyze bırakmasını söylese de genç kadın ‘elime mi yapışacak’ diyerek bulaşıkları toparlamıştı.

Bu genç kadını ayrı seviyordu Betül teyze. Hiç kimseye benzemiyordu. Allah var annesi ve babası da çok iyi insanlardı, harika bir çocuk yetiştirmişlerdi. En zengin ailelerden biri olmalarına rağmen asla şımarık olmamıştı. Kerem ve Yağız’ın takıldığı kızlar gibi değildi. Yüzünü memnuniyetsiz bir şekilde buruşturdu. Hele o oğlu gibi sevdiği Kerem.. Allah var ne buluyordu o ukala kızda aklı almıyordu.

‘’Betül teyzeciğim ben geçiyorum içeriye, sende işin bittiğinde gel.’’

Ayşıl’ın sesi ile düşüncelerinden sıyrılan kadın gülümseyerek ‘’size afiyet olsun kuzum, dur geçmeden şunları da vereyim..’’ diyerek ada tezgahın altındaki dolabı açtı. İçerisinden iki porsiyon vişneli turta çıkarttı. Gözleri Ayşıl’a kayınca, dudaklarını yalayarak turtalara baktığını gördü ve kahkaha attı.

‘’Seversiniz siz. Hatta en çok sen seversin.’’ Elindeki tabakları tepsiye koydu.

‘’Ayy şunun için Kerem’i dövebilirim.’’

Gözünü turtadan çekmeyen genç kadına gülmeye devam ederken, ‘’var gerisi kızım, merak etme..’’ göz kırptı.

Ayşıl elindeki tepsiyle içeri geçtiğinde Kerem’in yine telefonla konuştuğunu gördü. Masaya yaklaştıkça Yağız ile konuştuğunu anladı. Tepsiyi bir kenara koyup Kerem’in bardağı ve tabağını önüne koyup ardından kendi tabak ve bardağını yerleştirip, yerine oturdu. Kerem, telefonu kapattığında, ‘’Yağız mıydı?’’ diye sordu.

‘’Evet.’’

‘’Ela’ya bir şey mi olmuş?’’

‘’Dur dur panikleme, uyuyormuş Ela.’’ Panikle ayağa kalkan Ayşıl rahatlayarak yerine oturdu. ‘’Pelin saçma sapan bir şeyler söylemiş, onu anlatıyordu.’’

Turtasından bir çatal alan genç kadın, anladım dercesine başını salladı.

‘’Sen.. Neden ayrıldığınızı bilmiyorum ve merak etmiyorum, beni ilgilendirmez. Sadece.. Yani sen, sen nasıl bu kadar rahatsın? Benim tanıdığım Kerem, Gökçe ne yaparsa yapsın hep yanında olurdu. İntihara kalkışmış ama sen buradasın ve umursamıyorsun..’’ Git gide sesi kısılan Ayşıl’a bakan Kerem’in yüzünde buruk bir gülümseme oluştu.

‘’Benim tanıdığım Ayşıl’da böyle ifadesiz bakmazdı. Gözleri adı gibi ışıl ışıl parlardı. Derdini bana anlatabilirsin dinlerim derken, dil ucundan ayıp olmasın dercesine sormaz, o samimiyetini hissettirirdi.’’

Bu sefer burukça gülümseme genç kadının yüzünde oluşmuştu. İnkar etmekle uğraşamayacaktı. Çok yorulmuştu artık yıllardır iyiymiş gibi taklit yapmaktan. Başına gelen olayla kendisini tamamen değiştirmişti. Artık kırılmayacak, gerektiği yerde kıracaktı. Kendini o kadar hırpalamıştı ki son bir senede ruhsal anlamda ciddi bir çöküş yaşamıştı. Hakettiğine hakettiği değeri verecekti.

‘’Beni tanımıyorsun ve bence yine de samimiyim. Yoksa şu an seninle burada oturup konuşmazdım. Ayrıca sizin özeliniz sonuçta. Ben de dahil kimseyi ilgilendirmez. Eğer bir sıkıntın varsa, konuşmak istersen seve seve dinlerim tabii ki.’’

Kerem elleriyle yüzünü sıvazladı ve oflayarak nefes aldı. Gözlerini önce etrafta dolaştırdı ardından genç kadının okyanus mavilerine çevirdi.

‘’Orhan’la aldattı beni.’’

Kerem’in pat diye aniden kurduğu cümleyle Ayşıl elindeki çatalı tabağa düşürdü. Şaşkınlıktan ağzı açık bir şekilde genç adama bakakaldı. Orhan’la mı aldattı dedi o? Yok canım kesin yanlış anlamıştır, o kadar aşağılık olamazlar değil mi? Güçlükle yutkundu.

‘’Sen ciddi misin?’’

Genç adam sadece başını salladı ve genç kadının tabaktan masanın üzerine düşen çatalını düzeltti.

‘’İyi ama Orhan senin can dostundu..’’ Kendi kendine fısıldamıştı Ayşıl.

‘’Evet, can dostumdu!’’ Dişlerinin arasından tısladı Kerem. Ela gözleri kararmış ve tehlikeli parlaklıkla kaplanmıştı. Ayşıl ilk defa bu gözlerden ürktü. Bir şeyler söylemek istiyor ama Orhan’ın yaptığı alçaklığa karşı dili tutulmuşçasına konuşamıyordu.

‘’Sen emin misin? Nasıl öğrendin?’’

‘’Gözlerimle gördüm.’’

Ayşıl şaşkınlıktan kaşlarını yukarı kaldırmıştı. Çay bardağına uzandı ve bir yudum çay içti. Orhan’a bir türlü inanamıyordu.

‘’Ben ne söyleyeceğimi bilmiyorum Kerem. Çok şaşkınım şu an. Böyle bir durumda da ne söylenir bilmiyorum. Çok üzüldüm, özellikle Orhan’ın böyle bir şey yapabilmesine hem de sana..’’ Derin bir nefes alıp, elini çekti.

‘’Peki sen nasıl sakinsin?’’ Ayşıl yeni fark ettiği detayla şaşkınlığını gizleyemedi. Kerem’e ne olmuştu böyle? Hadi ihanet etti diye Gökçe’yi umursamıyordu ama ihanete nasıl sessiz kalıyordu. Kerem’di bu, en ufak bir şeyde öfkeden deliren adama ne oldu? Ayşıl görüşmedikleri bu bir senede sadece kendisinin değişmediğini anladı.

Genç adam, önündeki çaya bakarken aklına Ela’nın gelmesiyle gülümseyerek konuştu. Bir taraftan o geceyi hatırlarken bir taraftan da karşısındaki genç kadına, girdiği öfke krizinden Ela’nın varlığıyla çıktığını ve Ela ile o gece karşılaşmasının ikisi içinde güzel bir karşılaşma olduğunu anlatıyordu.

***

Yağız, dışarıda sigarasını içip, Pelin’in söylediklerini aynen Kerem’e anlatmış ve içeriye girmişti. İçeri girer girmez duyduğu mırıltılarla hızlıca Ela’nın yanına gitti.

Kızın, su dökülmüşçesine terlediğini ve titrediğini gördü. Elini alnına götürüp ateşine baktı. Yüksek değildi ama çok terlemişti.

‘’Ela… Ela…’’ Hafif omzuna dürterek uyandırmaya çalıştı. Cebinden telefonu çıkarttı ve Kerem’i aradı.

‘’Kerem, hemen eve gelmeniz lazım.’’

Yağız, hemen dereceyi getirip birde derece ile ateşini ölçmüştü. Ateşi normaldi. Tekrar telefonu eline aldı.

‘’Ali amca merhaba, müsait misin?’’

‘’Müsaitim oğlum, Ela’nın ateşi mi yükseldi?’’

‘’36.9 ateşi ama çok terlemiş ve titriyor.’’

‘’Tamam sakin olun, sabah içtiği ilacın etkisi o. Ayşıl orada mı?’’

‘’Burada, yani dışarıdalardı geliyorlar.’’

‘’Ilık duş aldırın, üzerini de çok kalın olmayacak şekilde giydirin.

Üşütmemeye dikkat edin. Uzaktalarsa ben Işıl’ı arayayım, terli kıyafetler üzerinde kalmasın.’’

Yağız camın önüne gidip etrafa baktı. Sitenin girişinde koşarak gelen ikiliyi görünce, ‘’geliyorlar Ali amca, çok teşekkür ederim. Söylediklerini yapacağım.’’ Deyip telefonu kapattı ve salondan çıkıp dış kapıyı açtı.

Ne olduğunu anlamadan hızla koşarak eve gelen Ayşıl ve Kerem soluk soluğa kalmışlardı. Kerem daha kapıya gitmeden açan Yağız’a, ‘’ne oldu?’’ diye bağırdı.

Hızla kapıya gelip ayakkabılarını çıkarttılar. Ellerinde tuttukları montları girişteki pufun üzerine fırlatıp salona koştular.

‘’Çok terledi ve titriyor. Ali amcayı aradım, ılık duş aldırın, üşütmeyin ve üzerini çok kalın giydirmeyin dedi.’’

Kerem hızla Ela’yı kucaklamış yukarıdaki banyoya götürürken Yağız ve Ayşıl’da peşlerinden gidiyordu. Yağız’a dönüp, ‘’Neden böyle oldu ki?’’ diye sordu.

‘’İlacın etkisiymiş.’’

Kerem, Ela’yı kucağından bırakmadan Yağız’a suyu ayarlamasını, Ayşıl’a da Ela’nın kıyafetlerini getirmesini söyledi. Suyu ayarlayan Yağız, ‘’ben iniyorum aşağı, bir şey isterseniz seslenin..’’ konuşarak banyodan çıktı.

Kerem, gözünü açmakta zorlanan ama bir şey mırıldanan Ela’ya bakıp, ‘’sakin ol ufaklık, iyileşeceksin..’’ dedi.

Ayşıl, Ela’nın kıyafetlerini almaya kaldığı odaya girmişti ama olmayan kıyafetlerini görünce içi acıdı. ‘Şimdi ağlamanın sırası değil Ayşıl, kendine gel..’ diyerek kendi kendine konuştu ve sadece iç çamaşırları ile bir çift çorap aldı. Onları bir kenara bırakıp hızlıca aşağıya Yağız’ın yanına gitti.

‘’Yağız..’’

‘’Efendim’’ Mutfak kapısından kafasını uzatarak Ayşıl’a baktı.

‘’Ela’nın kıyafetleri çok uygun değil. Ben gidersem, bekleyip üşüyecek yine. Rica etsem annemden alır gelir misin? Ben şimdi ararım onu.’’

‘’Tabii ki de getiririm.’’

Yağız hızla dış kapıya giderken, Ayşıl’da annesini aramış, iki kapüşon, bir pijama altı ve bir tane de taytı poşete koyup Yağız’a vermesini istemişti.

Tekrar yukarıya çıktı. Az önce bıraktığı çamaşırları alarak banyoya girdi. Kerem, Ela’yı yavaşça küvete bıraktı. Kızın baygın olmasıyla derin bir nefes aldı ve Ayşıl’a bakarak, ‘’halledebilir misin tek başına? Betül teyzeyi de çağırsa mıydık?’’ sordu.

‘’Hallederim, merak etme. Sen çıkarken havluları sepetin üzerine bırakır mısın?’’

Kerem başını salladı ve bornoz ile havluyu dolaptan çıkarıp sepetin üzerine bıraktıktan sonra banyodan çıktı.

Ayşıl, Ela’nın ıslanan kıyafetlerini çabuk hareketlerle çıkarttı ve bir köşeye koydu. Hızlı hareketlerle kızı yıkamaya başladı. Ela arada bir çırpınıyor sonra sakinleşiyordu. Birkaç dakikanın ardından işini bitiren genç kadın, zafer kazanmışçasına gülümsedi ve Ela’yı biraz zorlanarak ayağa kaldırmaya çalıştı. Birkaç dakikalık uğraşın ardından ayağa kaldırmayı başaran Ayşıl, düşmemesi için küvetin duvarla bütünleşen köşesine kızı oturttu ve uzanıp bornozu alıp giydirdi. Saçlarını da güzelce sardıktan sonra rahat bir nefes aldı. Bir gözü Ela’da olacak şekilde getirdiği çamaşırları hızlıca alan Ayşıl, bornozu çıkartmadan onları da giydirdi ve bornozun önünü sıkıca bağladı.

‘’Kereeem!’’

Ayşıl’ın kendisini çağırdığını duyan Kerem kapıyı açmadan konuştu.

‘’Efendim?’’

‘’Gelebilirsin.’’

İçeri giren Kerem, düşmemesi için Ela’yı tutan Ayşıl’ın yanına gitti. Ela’yı kucağına almasıyla gözleri genç kadının vücuduna takıldı. Yutkunarak gözlerini güçlükle başka yöne çevirdi. Ardından kapıya doğru yürüdü. Arkasına hiç bakmadan boğazını temizleyerek konuştu.

‘’Yağız istediklerini getirmiş, içeride yatağın üzerinde.’’ Genç kadının konuşmasını beklemeden içeri geçip, Ela’yı da yatağın üzerine yavaşça bıraktı ve hızlı adımlarla odadan çıktı. Az önce ne olmuştu öyle? ‘Kendine gel oğlum, Ayşıl o.. Kendine gel..’ Hem yanaklarına hafifçe vurarak hem de kendi kendine söylenerek aşağı indi.

Ayşıl ise Kerem’in az önceki haline bir anlam veremeden arkasından bakakalmıştı. Banyo biraz mahvolmuştu ama önce Ela’yı giydirmeliydi. Odaya girip kıyafetleri çıkarttı. Taytı ve kapüşonlu sweatshirtü giydirdi. Yastığını düzeltip üzerini örttü. Bornozu, berjerin üzerine açarak serdi ve ardından banyoya gitti.

Yerdeki ıslak çamaşırları aldı ve çamaşır makinasına attı. Doğrulunca aynada gördüğü görüntüyle ağzı açık kaldı. Üzeri ıslanınca üzerindeki beyaz bluz resmen içini olduğu gibi belli etmişti. Üstelik bu gördüğü biraz kuru haliydi. Kerem’in neden öyle baktığını şimdi anlıyordu. Çünkü dantelli sütyeni gayet belliydi. Utançtan kıpkırmızı olmuştu. Nasıl farketmemişti ki? Tekrar Ela’nın odasına girdi ve onun için getirttiği diğer üstü giydi. Kendi bluzunu poşete koydu.

Aşağı inmeden merdiven boşluğundan Kerem’e seslendi.

‘’Kerem, saç kurutma makinası var mı?’’

‘’Vardı bir yerlerde bulup getireyim.’’

Ayşıl odaya geri girdiğinde Ela’nın gözlerini açtığını gördü.

‘’Ela, korkuttun canım bizi.’’

Kendini çok yorgun hisseden Ela, doğrulmaya çalışmış ama başaramayınca yeniden başını yastığa koymuştu.

‘’Zorlama kendini. Ağrın falan var mı?’’

Başını olumsuz salladı ve zorla öksürerek konuştu. ‘’Ne oldu bana?’’

‘’İlacın etkisiyle terlemişsin canım, ılık duş aldırdım. Hatta üzerini daha yeni giydirdim.’’

Bir an Ela’nın aklına vücudundaki izleri gördükleri geldi. Panikle vücuduna bakmaya çalıştı. Gözlerinden yine yaşlar akmaya başlamıştı. Çok utanıyordu, bu yüzden gözleriyle öğretmeni hariç her yere bakıyordu.

‘’Ela ne oldu?’’ Korkuyla etrafa bakan kızın elini tutan Ayşıl, onun doğrulmasını sağlayarak sarıldı ve sakinleştirmeye çalıştı. Ela’nın ağlaması panikletmişti genç kadını. ‘’Korkutuyorsun beni Ela, ağlama lütfen canım. Ne olduğunu söyle bana..’’

Ela iç çekerek ağlamaya devam ederken, Kerem saç kurutma makinasıyla içeri girmişti. Ayşıl’a sarılarak ağlayan Ela’yı görünce kaşlarını çattı.

‘’Ufaklık iyi misin?’’

Ela başını evet anlamında salladı ve gözlerinin altını ellerinin tersiyle sildi. Kerem’de yatağın boş yerine oturdu. ‘’Neden ağlıyorsun ufaklık?’’

Omuzlarını silkip, ‘’rüya gördüm..’’ diye yalan söyledi. Ayşıl rahat bir nefes alırken, Kerem şüpheyle bakıyordu. Çünkü yalan söylediğini anlamıştı.

‘’Saçlarını kurutalım hadi, iyileşemeyeceksin yoksa.’’

Kerem’in elindeki makinaya uzanan Ayşıl, genç adamın elini tutmasıyla ona bakmıştı.

‘’Eğer senin için sorun olmayacaksa ben kurutmak istiyorum.’’ Ela’ya döndü, ‘’tabii sende izin verirsen ufaklık..’’ diye sordu.

Ayşıl gülümseyerek, ‘’benim için sorun olmaz..’’ derken Ela’da başını sallayarak onaylamıştı.

‘’Ben banyoyu temizlemeye gidiyorum.’’

‘’Ayşıl, zahmet etme. Çağıracağım zaten şirketten, onlar halleder.’’

Dilini damağına şaklatarak cıklayan genç kadın, ‘’hallederim ben..’’ deyip odadan çıktı.

‘’Aksi keçi işte..’’ Ela’ya kafasıyla giden genç kadını işaret etmişti. Ela genç adamın komik bir ifadeyle söylediği bu cümleye tepki ermeden bakıyordu.

‘’Evet, kurutalım bakalım saçlarını.’’ Kerem prize kurutma makinasının fişini taktıktan sonra, kızın başındaki havluyu açtı. Önce havluyla saçındaki nemi aldırdı. Yanında getirdiği tarakla saçlarını taramaya başladı.

‘’Ben yapayım mı?’’

‘’Ben yaparım, sen sadece canın acırsa söyle olur mu?’’

Ela’nın göz bebeklerinin titrediğini görünce, ‘’ağlamak yok’’ diye uyardı.

‘’Bak ağlarsan bozuşuruz ufaklık!’’ Ela’nın burnunun ucuna sağ elinin işaret parmağıyla hafifçe vurdu. Sanki çok ciddi bir iş yapıyormuşçasına dikkatle Ela’nın saçlarını taradı ve kurutmaya başladı. Dakikalardır açık olan makine Ela’nın başını ağrıtmıştı.

‘’Kurudu artık.’’ Bıkkınca mırıldandı. Kerem makinayı kapatıp saçlarının arasına elini daldırdı ve iyice kuruduklarından emin oldu. Prizden fişi çıkartıp makinayı komodinin üzerine bıraktı.

‘’Nasılsın ufaklık? Ağrın, bulantın veya başka bir şikayetin var mı?’’ Ela başını olumsuzca sallayarak, ‘’yok iyiyim..’’ dedi.

‘’Uyumak ister misin?’’ Sorusuna da sadece olumsuzca başını sallayarak cevap verdi.

‘’O zaman anlat bakalım ufaklık, neden ağlıyordun?’’

Ela gözlerini şaşkınca açmış, kirpiklerini kırpıştırarak genç adama bakıyordu.

‘’Rüya gö..’’

‘’Rüya görmedin, doğruyu söyle.’’

Kerem tek kaşını ve sağ elinin işaret parmağını kaldırarak numaradan kızıyormuş gibi konuşmuştu. Ela, şaşırmıştı. İyi ama nasıl anlamıştı ki..

‘’Nasıl anladın ki?’’

Masumca sorduğu soru üzerine gülümseyen Kerem, elini uzatıp önüne gelen saçı kulağının arkasına sıkıştırırken Ela’yı cevapladı.

‘’Bunu sana söyleyemem ufaklık. Ama şunu bil, bana asla yalan söyleme. Çünkü kesinlikle anlarım.’’

Ela’nın gözlerindeki merak bariz belli oluyordu. ‘’Nasıl?’’

İşaret parmağıyla burnunun ucuna vururken, ‘’anlarım ben!’’ dedi. Ela hoşnutsuzca homurdanıp kollarını birbirine bağladı ve yüzünü astı.

‘’Hiç konuyu değiştirmeye çalışma küçük hanım! Neden ağladığını söyle.’’

‘’Sende nasıl yalan söylediğimi anladığını söyle!’’

Kerem kaşlarını kaldırmış öyle mi dercesine bakıyordu. Gözleri muzipçe parladı ve göz kırparak konuştu. ‘’Bence benimle pazarlık yapma ufaklık.’’

‘’Ağlayasım gelmiş olamaz mı?’’

‘’Olamaz! Doğruyu söyle.. Bak ihtimal vermiyorum, seni çok sevdiğini de biliyorum ama Ayşıl mı bir şey söyledi?’’

‘’Hayııır!’’ Ela sesinin çıktığı kadar bağırmıştı. Ama sesi kısık olduğu için yine boğazının acısıyla kalmıştı. Başını olumsuzca salladı.

‘’Hayır, Ayşıl öğretmenim bir şey söylemedi. Oda anlamadı neden ağladığımı.’’

‘’Neden ağladın peki?’’

Ela mahzunca baktı genç adama, sonra başını önüne eğdi ve ellerini kucağına koydu.

‘’Bana banyo yaptırdığını söyledi de..’’

‘’Evet sen çok terlemiştin ve duş alman gerekiyordu. İlacın etkisiyle derin uyuduğun için sağ olsun Ayşıl yardım etti. Ne var ki bunda? Eğer yine yük oldum, benimle uğraştınız falan diyeceksen yok öyle bir şey. Tartışmayalım bak yine.’’

‘’O da var tabii, ama..’’

‘’Ama?’’

Kerem kaşlarını çatmış, başını hafif yana yatırarak kendisine bir türlü bakmadan elleriyle oynayan Ela’ya dikkatle bakıyordu.

‘’Şey..’’ Ela sıkıntılı bir nefes verdi.

‘’Ney? Ela, Allah aşkına abicim düzgün anlat şunu.’’

Alt dudağını ısıran Ela’ya yaklaşan Kerem eliyle yanağına dokundu ve kendisine bakmasını sağladı. Gözleri yine dolu görünce kaşları istemsizce tekrar çatıldı.

‘’Ağlama, söyle hadi ne oldu?’’

Ela tekrar gözlerini kaçırdı. ‘’Ben utandım. O yüzden..’’

Kerem ilk başta neden utandığını anlamamıştı. Ablan gibi senin, ondan utanmana gerek yok diyecekti ki, asıl meselenin vücudundaki izler olduğunu anladı. Ela’yı koltuk altlarından tutarak kendisine çekti ve bir eli ile belinden tutarak sarıldı. Ela, sarılmaya karşılık vermişti ama başını önüne eğmiş genç adama bakmıyordu.

Az önce dolan gözleri yaşları serbest bırakırken, Kerem boşta olan eliyle Ela’nın saçlarını okşayarak konuşuyordu.

‘’Senin utanmanı gerektirecek hiçbir şey yok ufaklık. Sakın ağlama bu yüzden. Bir daha kimse sana zarar veremeyecek. Elimden ne gelirse yapacağım. Senin tek üzüleceğin şey bundan sonra sadece kötü notların olacak.’’ Başını hafif eğen Kerem, Ela’nın kendisine bakması sağladıktan sonra, akan yaşlarını sildi.

‘’Sana bir soru daha soracağım. Ama ağlamak yok.’’

Başını sallayarak cevap veren Ela ile Kerem derin bir nefes aldı.

‘’O, taciz olayını Ayşıl biliyor mu?’’

Ela, nefesinin kesildiğini hissetti. Başını sağa sola sallarken, ağlayarak olumsuz mırıltılar çıkarttı.

‘’Ufaklık ağlama, seni üzmek için sormuyorum. Ama bilmem lazım. Reyhan Öğretmenin biliyor mu peki?’’

‘’Hayır. Bir tek sen biliyorsun.’’ Kafasını genç adamın omzuna yatırdı ve kulağına doğru acı çekercesine, masumca konuştu. ‘’Lütfen sende kimseye söyleme olur mu?’’

Kerem kendisi küçük kıza ağlama diyordu ama, yaşadığı o iğrenç olay onunda gözlerinden yaşları akıtmaya başlamıştı. Uzun bir nefes aldı ve başını hafif geri çekerek Ela’nın başının üzerini öptü.

‘’Söylemem, ne söylersen, ne anlatırsan bende kalacak. Ama sende bana söz ver. Ne olursa olsun benden bir şey saklama tamam mı?’’

‘’Söz.’’ O kadar masum bir şekilde bakıyordu ki Kerem’in içi gitti. Şu an Ela yanında olmasa bağıra bağıra ağlayabilirdi. Onun moralinin yerine gelmesi için gülümseyerek konuştu.

‘’Ne yapmak istersin? Söyle bakalım.’’

Ela, omuzlarını silkerek, ‘’bilmem, yapacak bir şeyim yok ki..’’ dedi.

‘’Aslında hasta olmasan Merkez’e iner, hem biraz gezer hem de alışveriş yapardık. Siteyi gezdireyim diyeceğim ama Ali amca bugün dışarı çıkmasın dedi. Senin aklına gelen bir şey var mı?’’

Ela dudaklarını büzerek başını sağa sola salladı.

‘’Kitap okurum.’’

‘’Film veya dizi bulalım sana göre. Kitabı istediğin zaman yine okursun. Olur mu?’’

‘’Olur.’’

‘’Burada mı kalmak istersin aşağı indireyim mi? Neyse sıkılma burada tek başına, gel bakalım.’’ Kucağına alırken kendi sorusuna kendi cevap vermesi Ela’yı güldürmüştü.

‘’Ufaklık bana mı gülüyorsun sen?’’

‘’Hı hıı..’’

Sahte bir sitemle, ‘’nedir komik olan küçük hanım?’’ diye sordu.

‘’Hem burada mı kalmak istersin diye soruyorsun hem kendin cevaplıyorsun.’’

Başını çevirip sırıtarak Ela’ya bakan Kerem, ‘’aslında burada rahat olursun diye düşündüm. Ama sonra tek başına sıkılma diye aşağı indirmeye karar verdim. Tabii sen nasıl istersen onu söyle..’’ adımlarını durdurarak gelecek cevabı bekledi.

‘’İşiniz varsa burada kalırım ben. Engel olmayayım.’’

‘’Var.’’ Gayet keskin bir tonla hızla cevapladı.

‘’Tamam kalırım burada.’’ Kerem’in bırakması için hareket etti ancak genç adam daha sıkı tutup, cıkcıklayarak kapıya yürüdü.

‘’Seninle çok işim var. Ben onu anladım. Birde ciddi ciddi tamam diyor, hey Allah’ım. Aç bakalım kapıyı.’’

Ela uzanıp kapıyı açtı. ‘’Ama işiniz olabilir, özel bir şey de konuşabilirsiniz.. Ne var ki bunda?’’

‘’Çok biliyorsun sen.’’ Kerem’in memnuniyetsiz yüz ifadesi yine Ela’yı kıkırdatmıştı. Hafif çatılan kaşlarıyla, ‘’sende hem kızdırıyor hem gülüyorsun ufaklık..’’ dedi.

Merdivenleri çıkan Ayşıl, ellerini beline yerleştirerek gözlerini kıstı ve karşısındaki ikiliye baktı. ‘’Aşk olsun Ela, hiç bizimle bu kadar çabuk kaynaşmamıştın.’’

Genç kadının sitemi üzerine Ela dudağını ısırarak bakışlarını kaçırırken, Kerem gür bir kahkaha atmıştı.

‘’Beni daha çok sevdiyse demek ki..’’ Kerem biraz Ayşıl’ı kızdırmak istemişti. Kadının çatılan kaşları ve gözlerini iyice kısması başarılı olduğunu gösteriyordu.

‘’Öyle bir şey yok öğretmenim. Sizi de çok seviyorum ben.’’

‘’Kucağımdasın ufaklık, bence dikkat et sözlerine.’’ Kerem hafif kollarını serbest bırakıyormuş gibi yaptı. ‘’Hii’’ nidasıyla kollarını sıkıca adamın boynuna dolayan Ela, ‘’ikinizi de seviyorum ben..’’ kıkırdadı.

‘’Tehdit etme kızı!’’ Kızgın bir bakışla Kerem’e bakarken, Ela’ya dönüp gülümseyen genç kadın merakla, ‘’en çok beni seviyorsun ama değil mi?’’ diye sordu.

‘’Öyle mi ufaklık?’’ Kerem’de tek kaşını kaldırmış bir şekilde Ela’ya bakıyordu. Ela, ikisinin de bu saçma haline gülmek istiyor ama kendisini zorla tutuyordu. Başını bir genç kadına bir genç adama çevirdi. İkisi de merakla bekliyordu.

‘’Hadi ufaklık, zor bir soru değil bu?’’ Kucağında yine serbest bırakır gibi yapıp sıkıca tuttu.

Ela boş bulunup kısık sesiyle çığlık attı.

‘’Kerem, kızı korkutmasana! Elacım..’’ gülümseyip öpücük attı.

‘’Gelemediniz bir türlü. Neredesiniz abi siz, güya Ayşıl çağırmaya geldi. Betül teyze çorba getirdi Ela’ya..’’ Merdivenden söylene söylene çıkan Yağız, Ela’nın kurtarıcısı oldu.

‘’Ne yapıyorsunuz siz burada?’’ Dikkatle karşısındaki üçlüye göz gezdirdi.

‘’Aşağı geliyorduk.’’ Kerem tekrar adım atmaya başlarken, ‘’iyi kurtuldun ufaklık..’’ Ela’nın kulağına fısıldadı.

Ela gülümseyerek öğretmenine baktı. Oda gülümseyerek sağ gözünü kırptı. Aşağı indiklerinde Betül teyze elinde tepsi ile mutfaktan çıktı.

Kerem koltuğa kızı yavaşça bıraktı. ‘’Tencere ocağın üzerinde, sizde isterseniz alın oradan. Bol bol yaptım.’’

‘’Valla mis gibi koktu ben alırım.’’ Yağız diliyle dudaklarını yalayarak mutfağa koşar adım gitti.

Betül teyze elindeki tepsiyi sehpaya koyarken Kerem ve Ayşıl’a, ‘’sizde gidin için hadi sıcakken..’’ dedi.

‘’Önce ufaklığa yedirelim yemeğini.’’ Kerem bir adım atmıştı ki, Betül teyze, ‘’ben yediririm oğlum. Siz de soğutmayın..’’ dedi.

‘’İşin varsa alıkoymayalım biz seni Betül teyze.’’

‘’Yok kızım, zaten Begüm’le Bergüzar orada. Bir şey olursa ararlar.’’

‘’Zahmet olmasın sana Betül teyze.’’

‘’Aşk olsun oğlum, ne zahmeti. Aaa ama rahatsız ediyorsam kusura bakmayın. Onu düşünemedim.’’

Yerinden doğrulan kadının hızla omzundan şefkatle tuttu Kerem. ‘’Olur mu hiç Betül teyzem. Ev senin de evin. Sana zahmet olmasın diye söyledim ben. Zaten tüm gün yoruluyorsun, birde bizle uğraşıyorsun.’’

Kerem’in omzundaki elini hafifçe sıkan kadın, ‘’sizle ilgilenmeyeceğimde kiminle ilgileneceğim oğlum. Hepinizde evladım gibisiniz. Zahmet falan olmaz. Hem gidin yiyin yemeğinizi şimdi Yağız’dan size bir şey kalmayacak yoksa.’’

Bu sözlere Ela hariç hepsi de gülmüştü. O ise buruk bir şekilde önüne dönmüş, elleriyle battaniyenin kenarını oynuyordu.

Ayşıl ve Kerem mutfağa geçerken Betül teyzede Ela’nın yanına gülümseyerek oturmuş, tepsiyi kucağına alıp çorbanın içerisine ekmekten küçük parçalar koparım atmaya başlamıştı.

Kerem aklına gelen şeyle geri döndü. ‘’Betül teyze doydum derse sakın inanma. Eğer yemeyecek olursa bana seslen.’’

Ela kaşlarını çatmış, ters ters baktı.

‘’Merak etme oğlum, yediririm ben hepsini.’’

Ela’nın burnunu işaret ve orta parmakları arasına kıstıran Kerem, hafifçe sıkarak başını salladı. ‘’Hiç bakma öyle ufaklık, o tabaktakiler bitecek!’’ Ardından kızın burnunu serbest bırakıp, gülümseyerek göz kırptı ve mutfağa geri döndü.

Ela burnunu ovaladıktan sonra, kadının eline aldığı kaşığa uzanarak, ‘’ben yiyebilirim..’’ dedi.

‘’Ben yediririm kızım. Halin yok zaten, bıraksam uyuyacaksın. Aç bakalım ağzını.’’ Diyerek çorbadan içirmeye başladı. Kasenin yarısına gelince Ela yemekte zorlanmaya başlamıştı. Bunu fark eden Betül teyze, ‘’hadi bak az kaldı zaten’’ diyerek ardı ardına kızın ağzına kaşıkları götürmüş çorbasını bitirtmişti.

Ela derin bir nefes aldı ve ağzını peçete ile sildikten sonra karşısındaki kadına teşekkür edip koltuğa uzandı.

‘’Rica ederim kızım, afiyet şifa olsun.’’ Betül teyze elindeki tepsiyle mutfağa girdi ve birbiriyle tartışan üçlüye dikkatle baktı.

‘’Neyi paylaşamıyorsunuz?’’

Kadını fark etmeleriyle hemen toparlandılar ve Yağız, ‘’yemeği çok yiyorlar bana kalmıyor..’’ diye atıldı. Betül teyze, Ayşıl’ın dolan gözlerinden ve Kerem’in dişlerini sıkmış bir şekilde oturmasından durumun farklı olduğunu anlamıştı ama bozuntuya vermeden, ‘’eehh deli oğlan, senden onlara kalmıyordur asıl..’’ Yağız’ı cevaplamıştı. Ardından biraz önce getirdiği ve ocakta ısıttığı bitki çayının altını kapattı.

‘’Kerem, bardakların nerede oğlum?’’

Kerem, ‘’vereyim Betül teyze..’’ ayağa kalkıp dolaptan bir kupa çıkarttı ve uzattı.

Fincana bitki çayını döken kadın, bir tatlı kaşığı da bal ekleyip karıştırdı ve mutfaktan çıktı. Ela’nın yanına gelip az önceki yerine oturdu.

‘’Bunu da iç kızım. Hem rahat uyumanı sağlar hem öksürüğünü keser.’’

Ela zorlanarak yerinde doğruldu ve kupaya uzandı. Bir yudum aldıktan sonra yüzü aldığı tatla buruştu. Betül teyze gülümseyerek, ‘’biraz ekşidir ama çabucak iyileştirir..’’ dedi.

‘’Ne var ki bunun içinde?’’ Ela kaşlarını çatmış bir şekilde çaya bakıyordu. Zencefil, portakal ve bal tadını alabilmişti ama sanki daha başka şeylerde vardı.

‘’Portakal, bal, tarçın, zencefil ve bol limonlu özel çayımdır benim.’’

Ela başını hafifçe sallayıp içmeye devam etmişti ama çok ekşi olduğu için yutmakta bayağı zorlanıyordu. Mutfaktan sinirle çıkan Ayşıl, Betül teyze ile göz göze gelince gülümseyerek yürümeye başladı.

Ela’da adım seslerine başını çevirdi ve öğretmenini görünce gülümsedi. Genç kadın, eliyle Ela’nın saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı.

‘’Doydun değil mi canım? İstediğin bir şey var mı?’’

‘’Doydum öğretmenim. Teşekkür ederim.’’ Biten kupayı Betül teyze, Ela’nın elinden almış ve tepsiye koymuştu.

‘’Ben bunları götüreyim. Bir şey isterseniz arayın Ayşıl kızım.’’

‘’Olur Betül teyzecim. Çok teşekkür ederiz, ellerine sağlık.’’

‘’Afiyet olsun.’’ Gülümseyerek Ela’ya döndü. ‘’Ela, kuzum senin istediğin bir şey var mı? Çekinme sakın, tatlı, tuzlu, yemek ne istersen söyle kızım.’’

Ela, karşısındaki kadının samimiyetiyle duygulanmıştı. Başını yavaşça sağa sola salladı. ‘’Teşekkür ederim.’’

Betül teyze anlayışla gülümseyerek Ela’nın elini tutup hafifçe sıktı.

‘’Olursa söyle tamam mı kızım.’’

Ela gülümseyip, ‘’tamam söylerim..’’ dedi.

Betül teyze mutfağa giderken, Ayşıl da Ela’nın uzanmasına yardımcı olmuş, üzerini örtüp karşısındaki koltuğa oturmuştu. Sessizce geçen birkaç dakikanın ardından boğazını temizledi ve Ela’nın gözlerine bakarak konuştu. ‘’Ela’cım rahat mısın? İstediğin bir şey var mı canım?’’

‘’Rahatım öğretmenim, bir şey istemiyorum teşekkür ederim.’’

‘’Peki yanlış anlamazsan bir şey soracağım?’’ Genç kadın tek kaşını kaldırarak merakla bekleyen Ela’nın yanına gitti. Kenardaki boşluğa oturarak ellerini tuttu. ‘’Keremlerin yanında rahat mısın peki? Sen normalde bize bile zor alıştın biliyorsun.’’ Ela başını yavaşça yukarı aşağı sallamıştı.

‘’Kerem’in de, Yağız’ında seni benimsediklerini görüyorum. Aynı şekilde sende onların yanında rahat görünüyorsun. Özellikle Kerem’le sanki yıllardır tanışıyor gibisiniz. Normalde en ufak bir sert konuşmada susup sessiz kalır, ve ne yapılırsa yapılsın konuşmaktan kaçınırdın. Ama Kerem’in otoriter konuşmasında onu yapmadığını gördüm. Açıkçası kıskanmadım da değil.’’

‘’Duydun mu ufaklık ilişkimizi kıskanıyormuş.’’ Kerem mutfaktan çıkmış kollarını göğsünde bağlayarak duvara yaslamış, gülümseyerek Ayşıl ve Ela’ya bakıyordu.

‘’Birazcık kıskandım, çok az.’’ Ayşıl baş parmağıyla işaret parmağının ucunu gösterdi. Genç kadının bu tepkisine Ela kıkırdarken, Kerem tek kaşını kaldırmış çarpık bir gülümsemeyle, ‘’biraz mı?’’ diye sorarak yanlarına yürümeye başlamıştı.

Ayşıl omuzlarını silkerek kaşlarını çatmış ve ona gülerek bakan Ela ve Kerem’e ‘’gülmeyin!’’ dedi.

Kerem, Ela’nın saçını okşayarak, gözünü kırptı. ‘’Şaka bir tarafa ama bana güvendiğin için teşekkür ederim ufaklık.’’ Alnına bir öpücük kondurduktan sonra yandaki berjere oturdu.

‘’Bana yardım ettiğin için ben teşekkür ederim.’’ Yine mahcup bir ifadeye bürünen Ela gözlerini kaçırıp elleriyle oynamaya başlamıştı.

‘’Bıktım ya.. Vallahi de billahi de bıktım!’’ Yağız sitem dolu bir şekilde salona girdi. Yüzündeki ifade gerçekten bıkkınlığını belli ediyordu.

Kerem başını hafif sağa doğru yatırıp, ‘’ne oldu yine?’’ diye sordu. Yağız oflayarak kendisini Ayşıl’ın oturduğu koltuğun boş yerine bıraktı.

‘’Hazır mısın duymaya?’’

Kerem sağ eliyle çenesini sıvazladı. ‘’Söyle.’’

‘’Eğer Gökçe’nin yanına gitmezsen..’’ Yağız sağ eliyle ensesini kaşıdı.

‘’Gitmezsem?’’

‘’Basına bebek beklediğinize dair açıklama yapacakmış.’’

‘’Ne!’’ Kerem ayağa fırlamış bir sağa bir sola gidip gelmişti. Yağız’ın önünde durup duyduğu şeyin doğru olduğuna inanmak istemezcesine elini salladı.

‘’Ne yapacakmış dedin? Yanlış duydum herhalde bir daha söyle!’’

Yağız, Kerem’in tıslarcasına konuşmasına sadece başını olumsuzca başını sallayarak, ‘’doğru duydun’’ diyebildi.

‘’Ulan..’’ Salonda sinirle volta atmaya başlayan Kerem’in yüzü kızarmış, botun ve kol damarları yerinden çıkacakmışçasına belli olmuştu.

Ayşıl ve Yağız yaklaşan öfke krizinin kokusunu almışlardı. Birbirleriyle saliselik göz teması kurdular. Ardından ikiside dikkatle volta atan adama bakmaya başladılar.

Kerem cep telefonunu eline aldı ve kulağına dayadı. Daha ilk çalışta açılan telefonla karşısındakine fırsat vermeden, ‘’gidin nereye ne açıklama yapıyorsanız yapın! Zerre umrumda değil! Ha ama illa ki in bizim seviyemize Kerem diyorsanız, seve seve onu da yaparım. O rezilliğin görüntüsünü medyaya vermekle kalmam, birde üzerine olmayan bebek yalanını mahkemeye verir sizi rezil ederim!’’ söyleyeceğini söylemiş ve telefonu kapatmıştı. Ardından gelen bildirim sesi ile gözü gelen mesaja takıldı.

05********: Bizi bu kadar çabuk bitiremezsin sevgilim.

Gördüğü mesajla kan beynine sıçramıştı genç adamın. Yanındaki berjeri tuttuğu gibi terasa açılan büyük sürgülü cama fırlattı. Aniden inen camla Ela ve Ayşıl çığlık atmış, Yağız ayağa fırlamıştı.

‘’Hâlâ daha utanmadan bizi bitiremezsin sevgilim diyor!’’

‘’Yağız, Ela’yı yukarıya çıkarır mısın?’’ Ayşıl’da ayağa kalkmış Kerem’e doğru adım atmaya başlamıştı.

Yağız, ‘’tamam ama bence sende çık Ayşıl. Baksana kızgın boğa gibi tıslamaya da başladı. Ben yine bir iki yumrukla kurtulabilirim.’’ Ayşıl, Yağız’ın sözüne neredeyse gülecekti ama son anda kendisini tutmayı başarabilmişti.

‘’Merak etme, ne kadar öfkeli olursa olsun kadına el kaldırmaz. En fazla kırıcı sözler söyler ama artık onun sözlerine kırılacak kalp de kalmadı. O yüzden sorun yok, ben konuşmaya çalışırım.’’

Yağız, genç kadının sözlerine duraksadı. Eli ile kolunu hafifçe tutup ‘’Ayşıl..’’ diye konuşacakken genç kadın buruk bir gülümsemeyle ‘’sonra’’ dedi.

‘’Ben şimdi Ela’yı yukarıya çıkarıyorum. Müsait bir zamanda da seninle konuşuyoruz. Tamam mı?’’

‘’Tamam tamam. Sen Ela’yı götür. Canım nasıl korktu.’’

Yağız, koltuğa eğildi. Ela’nın battaniyesini açıp titreyen kızı kucağına aldı ve hızla yukarıya çıktı. Salondan çıktıktan sonra korkuyla bakan kıza, ‘’korkma karamel kız, Kerem abin biraz çabuk öfkelenir. Bu öfkesiyle de sever bir şeyleri kırmayı ve bir yerleri dağıtmayı. Ama zarar vermez kimseye.’’

Yavaşça Ela’yı yatağa bıraktı. Yorganı üzerine örttükten sonra yanına oturdu.

‘’Neden bu kadar sinirlendi ki?’’ Masumca bakan Ela’nın saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra, ‘’Kerem abin, zor ve karışık birkaç gün geçiriyor. Bir süre daha da böyle gideceğe benziyor. Ama korkmanı gerektirecek bir şey yok. Sadece öfkeli görürsen alanı yavaşça terk et. Bir süre sonra normale döner.’’ Son cümleleri biraz eğlenceli şekilde söyleyip göz kırptı.

Ela ise onun aksine dudaklarını büzmüştü. ‘’Zor günler geçiriyorsa bana neden yardım ediyor ki? Birde ben problem oluyorum, bilmiyordum.’’

Yağız hafifçe kaşlarını çattı. ‘’Şşşt! Karamel kız, böyle düşünmen bizi üzer. Sen problem olmuyorsun. Aslında Kerem’in öfkesiyle yanlış bir şey yapmasını engelledin.’’

Ela şaşkınlıkla gözlerini açmış ve kirpiklerini kıvırarak, ‘’Na-nasıl?’’ diye sordu.

Yağız içten bir gülümsemeyle, sağ işaret parmağını kaldırdı ve sallayarak, ‘’anlatırım ama şartım var..’’ dedi.

Ela başını hafif sağa yatırdı. ‘’Ne şartı?’’

Yağız yerinde dikleşti ve şartları saymaya başladı. ‘’Bize sorun olduğunu düşünmeyeceksin. Bizim yanımızda rahat olacaksın, çekinmeyeceksin.’’

‘’Tamam.’’

‘’Söz mü?’’

‘’Sööööz..’’ Ela oflayarak arkasına yaslandı. Yağız sağ eliyle Ela’nın saçlarını karıştırarak, ‘’oflama oflama’’ diyerek konuşmaya başladı.

‘’Kerem, öfke krizine girdiğinde kendisini kaybediyor. Yılbaşı günü bir olay yaşadı. Seninle denk gelmeseymiş geri dönüp birileri ile kavga edecekmiş. Eğer geri dönseydi yaşadığı olay ve öfkesinin etkisiyle çok yanlış şeyler yapar, kendisinin de imajına zarar verirdi. Yani senin anlayacağın şekilde, biz çok büyük ve köklü bir aileyiz. Yapacağımız en ufak bir hata işlerimizin de kötü gitmesine de sebep olabiliyor. Dostumuz olduğu kadar tökezlememizi bekleyen düşmanımızda çok tabii. Kısacası Karamel Kız, Kerem’in o gece seninle karşılaşıp buraya gelmesi, onun yanlış bir şey yapmasının da önüne geçti çok şükür.’’

Ela dikkatle konuşan genç adamı dinlemişti. Gerçekten o gece onun yanlış bir şey mi yapmasını önlemişti.

‘’A-ama o gece de bir şeyler kırdı ve elini kesti.’’

Yağız başını yukarı aşağı salladı ve dalgınca baktı. ‘’Söyledi. Ama birde ne dedi biliyor musun? İyi ki karşıma Ela çıktı, yoksa o gece daha kötü şeyler olabilirdi dedi. O yüzden sana ayrıca teşekkür ederim Ela, içten söylüyorum. İyi ki o gece karşılaşmışsınız. Kerem benim için abiden bile çok öte. Onun yeri bende çok farklı ve ona bir şey olursa dayanamam. ’’ Gözleri dolmuş ve sesi son cümlelerde boğuk çıkmıştı. Ela’yı hafifçe kendine çekip sarıldı. Ela karşısındaki adamın birden duygusallaşmasıyla ne yapacağını bilemedi ve kollarını kaldırıp sarılmasına karşılık verdi. Onunda gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Eliyle hemen göz altlarını sildi.

‘’Ben bir şey yapmadım ki..’’

Yağız, çabucak kendisini toparladı. Ela’nın dağılan saçlarını düzeltirken sağ gözünü kırparak, ‘’varlığın yeter Karamel Kız’’ dedi.

‘’Benim adım Ela!’’ Ellerini bıkkınlıkla yanlara doğru açtı ve vurguyla ‘’Ela!’’ dedi.

Yağız nedense bu kızı kızdırmayı da çok sevmişti. Çatık kaşlarıyla küçük yüzü sevimli bir ifadeye bürünüyordu. İkiz kardeşlerini de kızdırmayı uğraşmayı çok severdi zaten.

‘’Tamam anladım ve biliyorum. Ben kısaca Karamel Kız diyeceğim.’’

Ela hayretle baktı. ‘’Kısaca mı? Ela daha kısa değil mi?’’

Yağız dilini damağına şaklatarak cıkladı. ‘’Karamel Kız daha kısa.’’

Ela gözlerini devirip başını olumsuzca salladı. Sonra aklına öğretmeni ve Kerem gelince panikle, ‘’aşağıda kavga etmezler değil mi?’’

Yağız başını hafifçe arkaya atarak, ‘’merak etme Kerem sakinleşmiştir. Ama ben yine bir inip bakayım sen iyiysen?’’ diye sordu.

Ela hızla başını yukarı aşağı sallayarak, ‘’iyiyim ben..’’ dedi.

‘’Tamam ben bir bakayım onlara. Bir şey olursa seslen olur mu? Senide götürürüm ama sevgili kuzenim kocaman camı komple indirdiği için aşağısı soğuktur. Ve sen zaten hastasın, burada kalman daha iyi yanlış düşünme olur mu?’’

Ela başını sallayarak onay verdikten sonra Yağız odadan çıkmıştı. Ela zaten yanlış bir şey düşünmemişti ama bunu da tahmin etmemişti. Yağız’ın açıklaması ve onu düşünmesi çok mutlu etmişti. Az önce aşağıda neredeyse uyuyacaktı ama şimdi o bitkin halinden eser yoktu. Burada da yapacak bir şey yoktu. Aklına birden Salı günü vermesi gereken matematik ödevi gelince yavaşça ayağa kalktı. Yerde duran çantasından defter ve kitabını çıkararak yatağın üzerine yüz üstü uzanarak çalışmaya başladı.

***

‘’Daha iyi misin?’’ Ayşıl sağ elini hızlı soluk alıp veren Kerem’in omzuna koymuş sakinleşmesini bekliyordu. Kerem olumsuzca başını salladı ve oturduğu yerden başını kaldırarak genç kadına baktı.

‘’Değilim! Ve Gökçe bu şekilde saçmaladıkça iyi olacağa benzemiyorum.’’ Başını koltuğun sırtına yaslayıp gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp açtı. Yerinde dikleşti ve Ayşıl’a doğru koltukta döndü.

‘’Ben anlamıyorum ya.. Vallahi de billahi de anlamıyorum! Yedi yıldır hayatımda olan bu kadını gerçekten tanıyamamışım ben.’’ Derin bir nefes aldı, elleriyle yüzünü sıvazlarken boğukça konuşmaya başladı. ‘’Allah kahretmesin! Bu nasıl utanmazlık!’’ Ellerini yumruk yaptı olanca gücüyle sıkıyordu.

Ayşıl konuşmak istiyor ama yanlış anlaşılmaktan ve yine olayın kendisinde patlamasından korktuğu için tereddüt ediyordu.

‘’Kerem’’ genç kadın, Kerem’in sımsıkı yumruk yaptığı ellerine uzandı. Parmakları bembeyaz olmuştu. ‘’Kerem ellerini serbest bırak!’’ Ayşıl telaşla parmaklarını açmaya çalışıyordu ama gücü yetersiz kalıyordu maalesef. Kerem ise başını sallayarak hâlâ daha kendi kendine söyleniyordu.

Ayşıl, elini Kerem’in gözünün önünde salladı. Bir tepki olmayınca eliyle gözlerini kapattı. Aniden sıçrayan Kerem, genç kadının ellerini tutup ters çevirdi.

‘’Kerem!’’ Ayşıl’ın çığlığı üzerine rahat bir nefes alan genç adam ellerini serbest bıraktı ve bileklerini hafifçe tutarak okşadı. ‘’Özür dilerim. Birden sen olduğunu düşünemedim Ayşıl. Canını çok acıttım mı?’’

‘’Biraz acıdı ama önemli değil. Korktum sadece.’’

Genç kadın ellerini yavaşça çekerken Kerem izin vermedi. Bileklerine birer öpücük kondurarak, ‘’özür dilerim’’ dedi. Kerem’in bu hareketiyle Ayşıl şok olmuştu. Kendisine çekip sarılmasıyla Ayşıl’ın gözleri mümkünmüşçesine yerinden çıkacakmış gibi açılmıştı. Bu adamın ruh hali nasıl böyle değişebiliyordu?

‘’Özür dilerim Aykız, canını acıttığım için, kalbini kırdığım için, iyi bir dost olamadığım için, yanında olamadığım için, Gökçe için seninle tartıştığım anlar için..’’ Elleriyle genç kadını boynundan ensesine doğru tutarak alnını alnına yasladı. Yavaş ve uzun bir nefes aldı. ‘’Hiçbir özür sana hissettirdiklerimizi düzeltemez biliyorum. Affetme de.. Ama böyle bakma!’’

Ayşıl kendisini geri çekerek, ‘’nasıl bakıyorum ki?’’ diye sordu.

‘’İfadesiz, yabancı..’’ Burukça gülümseyerek devam etti. ‘’Benim Aykız’ımın benimle konuşurken gözleri parlardı. Ama şimdi buz gibi bakıyor o maviler.’’

Genç kadın boğazını temizledi. ‘’Hayat işte insanları değiştiriyor. Hem seninde bir zamanlar söylediğin gibi; büyüdük artık. Eskisi gibi ne çok yakın olabiliriz ne de masum..’’

Cümlenin sonunda gülümsemişti genç kadın. Bu gülümseme içten değildi. Karşısındaki adamın gözlerindeki pişmanlığı açıkça görüyordu. Ama ne yazık ki o pişmanlık kendisi için artık bir anlam ifade etmiyordu. Ela’nın durumu netleşsin daha sonra konuşacak, yaşadıklarını ve hissettiklerini artık kendisine saklamayacak, içini olduğu gibi dökecek ve sözde arkadaşlarına veda edecekti. Ama şu an önceliği Ela’nın hayatıydı. O güzel bir başlangıç yaptığı an kendisi de yeni bir başlangıç yapacaktı. Söz vermişti kendisine. Tabii hayattı bu, her güne yeni sürprizler olabilir, her şey planlandığı gibi gitmeyebilirdi. Genç kadın kafasında her şeyi planlamıştı ama hayat sürprizlerle doluydu..

Konuyu değiştirmek için, ‘’sen az önce başka bir şeye öfkeliyken nasıl farklı bir konuya geçip sakinleşebiliyorsun?’’ diye sordu.

Kerem gülümsedi. İşaret parmağını sağ şakağına iki defa vurdu.

‘’Burayı bir görsen ağlaya ağlaya kahkaha atarsın.’’

Ayşıl başını sallayarak tebessüm etti. ‘’İlginç ve incelenmesi gereken bir vakasın. Kesinlikle bir psikoloğa gitmelisin. Çok iyi tanıdıklarım var, seve seve öneririm.’’

Kerem kısa bir kahkaha attı. Ardından ciddileşerek konuşmaya başladı. ‘’Şu an üçe bölünmüş durumdayım resmen. Gökçe ile yaşadığım olay aklıma geldikçe ve onun bu yaptığı saçmalıklar resmen delirmeme sebep olacak kadar sinirlendiriyor. Sonra Ela var. Yaşadığı her şeyi ona nasıl unutturabileceğimi, eğitimini, nasıl yanımıza alabileceğimi, ailesinin nasıl ceza alabileceğini düşünüyorum. Onun masumluğu ve yaşadığı şeyler canımı yakmakla kalmıyor, nefesimi kesiyor. Sonra sen.. Sana kendimi affettirmem gereken konular var. Her baktığımda içimi pişmanlık dolduruyor.’’ Oflayarak sıkıntılı bir şekilde nefesini verdi.

‘’Öncelikle beni düşünmene gerek yok.’’ Kerem tam lafa girecekti ki, Ayşıl eliyle onu durdurarak devam etti. ‘’Benim için öncelik Ela. Ela güzel bir başlangıç yaptıktan sonra bizde konuşur ve sonuca bağlarız. Zaten bende artık susmak yerine konuşmak istiyorum ama rahat bir zamanda.’’

Kerem duyduğu sözlerle alt dudağının kenarını ısırarak başını yukarı aşağı salladı. ‘’Haklısın. Ama mutlaka konuşacağız.’’ İşaret parmağını genç kadına doğru uyarırcasına kaldırmıştı.

‘’Konuşacağız.’’ Diyerek Ayşıl onu onayladıktan sonra az önce duyduğu şeyi unutmadan sordu. ‘’Velayetini almaktan bahsettin. Ela’yı evlat mı edinmeyi düşünüyorsun?’’

Sağ elinin baş ve işaret parmakları ile çenesini kaşıyordu. ‘’Var öyle bir düşüncem. Şu an akrabalarını araştırtıyorum. Yağız da sağ olsun gerekli tüm bilgileri toparlıyor. Biraz zor ve karışık görünüyor. Direkt velayeti alamasak bile koruyucu aile kesin olabiliyormuşuz. Tabii önceliğim velayet olacak. Tam detaylı öğrenelim ona göre hareket edeceğiz.’’

Genç kadın bunu da hiç beklemiyordu. ‘’Gerçekten mi?’’ diye şaşkınca sordu.

‘’Evet, ben onu bırakmam derken şaka yapmıyordum Ayşıl Hanım.’’

Alayla konuşan Kerem’e gözlerini devirdi. ‘’Yani ben bırakmayacağını anladım ama bunu gerçekten tahmin etmiyordum.’’ Burnu sızlamış, gözleri dolmuştu. Ayağa kalkan adamın ardından kendisi de ayağa kalktı ve hızla ona sarıldı. Kerem, saniyelik bir şaşkınlığın ardından aynı hızla kendisine karşılık verdi. ‘’Sen çok iyisin Kerem. Mükemmel bir kalbin var.’’

Genç kadını bir adım kadar kendinden uzaklaştıran Kerem, bir eliyle belinden tutmaya devam ederken, diğer eliyle de yüzüne dağılmış saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. Ardından elini sol yanağına koyarak baş parmağıyla Ayşıl’ın elmacık kemiğinin üzerini okşadı.

‘’Mükemmel kalbi olan sensin. Ve bu kadar çok mutlu olacağını bilsem daha önce söylerdim bunu.’’ Dedi. İkisi de bu sözler üzerine gülerken Kerem, Ayşıl’ın kulağına doğru eğildi. Kulağının altından derin nefes alırken küçük bir öpücük bıraktı. Ayşıl ürperdi ve ellerini Kerem’in kollarına koyarak istemsizce sıktı. Bu ürpermeyi Kerem’in hissetmemesini umdu. Ona çaktırmadan yavaşça tuttuğu nefesi bıraktı.

Genç adam da durum farklı değildi. Yavaşça Ayşıl’dan uzaklaştı. Neden öpmüştü ki? Hem de koklayarak! Hadi öptü, etkilenmek neyin nesiydi? Allah kahretmesin ne oluyordu böyle. Ayşıl’dı o, bebekliğinden beri yanında olan manevi kardeşi, çocukluk arkadaşı, sırdaşı.. Boğazını temizleyerek kendisine geldi ve ondan biraz daha uzaklaşan genç kadına baktı. Gözlerini kendisi hariç her yerde dolaştırıyordu ve yanakları hafif kızarmıştı. Alt dudağını ısırıyordu. Kerem’in dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Genç kadının utanması hoşuna gitmişti ama biraz daha bakarsa kendisi de saçmalayacaktı.

‘’Ben bir Ela’ya bakayım, kızı da korkutup duruyorum.’’ Dişlerinin arasından tıslarcasına nefesini bıraktı.

Ayşıl, hızla başını salladı. ‘’İyi olur, bende eve gitsem iyi olacak.’’ Kolundaki saate baktı. ‘’Saat 17.30’da bir görüşmem var. Ona hazırlanmam lazım.’’

‘’Tamam, akşam gelir misin?’’

‘’Bilmiyorum. Ne oldu?’’

Kerem sağ eliyle ensesini kaşıyarak, ‘’gelirken Ela’ya bu gecelik pijama için giyebileceği bir şeyler varsa getirir misin? Eğer toparlarsa kendisini yarın merkeze götüreceğim zaten.’’

Ahh evet Ayşıl nasıl unutmuştu kızın kıyafet ihtiyacını. Ona getirdiği yedek kıyafeti de üzeri ıslanınca kendisi giymişti. ‘’Getiririm tabii ki.’’

Ayşıl ve Kerem salondan çıkmış kapıya doğru yönelmişken, Yağız merdivenlerden iniyordu.

‘’Gidiyor musun Ayşıl?’’

‘’Evet, bir görüşmem var. Ela nasıl?’’

‘’İyi..’’ Kerem’e yandan bir bakış attı. ‘’Biraz korktu tabii ama geçti, şimdi daha iyi.’’ Kerem’e dönüp, ‘’sende mi gidiyorsun?’’ diye sordu.

‘’Ela’nın yanına çıkacağım.’’

Montunu ve botlarını giydikten sonra kapıyı açan Ayşıl, ‘’başka bir şey lazım olur veya isterseniz haber verin. Görüşürüz.’’ Dedi.

‘’Görüşürüz.’’

‘’Tamamdır haberleşiriz, Işıl teyzeye selam söyle.’’

‘’Olur söylerim.’’

Ayşıl evden çıkmıştı. Kerem’de kuzenine bakarak, ‘’ben bir ufaklığa bakayım. Yağız, Hasan amcayı arar mısın camcıyı getirsin..’’ dedi.

‘’Ararım ararım ama önce seni tebrik etmeliyim. O berjeri cama fırlatmak nasıl geldi o an aklına?’’ Alayla kurduğu cümleyle birlikte Kerem’in sertleşen yüz ifadesine gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

‘’Yağız!’’

Ellerini havaya teslim olurcasına kaldıran Yağız, ‘’tamam tamam demedim bir şey. Git hadi sen, Karamel kıza bir görün. Yeteri kadar korktu.’’ Konuştuktan sonra sağ elini Kerem’in sırtına dostça vurdu. Kerem başını yavaşça sallayıp üst kata çıkmaya başladı.

Odanın kapısına gelince yavaşça kulpu indirdi. Uyuma ihtimalini düşündüğü için sessizce içeri girdi ve yatakta oflayarak ders çalışan kıza baktı.

‘’Ufaklık, ders mi çalışıyorsun yoksa ders mi seni çalışıyor?’’ dedikten sonra bir aydınlanma gelmiş gibi kendi kendine konuşmaya devam etti. ‘’Benim gerçekten Yağız’dan bir süre ayrı takılmam gerekiyor.’’

Ela yatakta toparlanıp, bağdaş kurarken genç adamın bu sözlerine kıkırdadı. Kerem’de yanına gelip yatağın ucuna oturdu ve defteri önüne çekerek göz gezdirdi.

‘’Ders çalışayım dedim ama hasta halimle aklıma bir şey girmiyor.’’

Kerem dudaklarını üzgünce büzmüş kıza bakarak, ‘’ufaklık hasta halinle zor anlarsın. Bu çok normal. Üzme kendini, senin dinlenip iyileşmen lazım. İyileşince çalışırsın.’’

‘’Ama Salı gününe ödevim var benim. Eğer yapamazsam notum düşer.’’

Kerem, defter ve kitabı kapatıp, kalemleri de üzerlerine koyarak yataktan kalktı ve koltuğun üzerine bıraktı. Daha sonra tekrar Ela’nın yanına oturdu. Çenesini hafifçe tutup kendisine bakmasını sağladı.

‘’Yine dolmuş bu bal gözler. Bak oradan tek damla yaş akmasın, bozuşmayalım.’’ Ela’yı koltuk altlarından kendisine doğru çekti ve sarıldı. Saçını okşayarak, ‘’bunun için üzülmene gerek yok Ela. Ben eminim ki senin notların zaten çok iyidir..’’ dedi.

‘’Ama ödevi yapmazsak sınavda 85 puandan değerlendirecekmiş notumuzu.’’ O kadar masum bir şekilde omuzlarını silkerek söylemişti ki, Kerem gülümsemeden duramamıştı.

‘’İstersen gidip ben bir görüneyim.’’

Ela birden kafasını kaldırdı ve Kerem’in çenesine çarptı. Gözlerini büyüterek, ‘’hiii olmaz ki..’’ dedi.

Kerem gür bir kahkaha patlattı. ‘’Ufaklık, şaka yapıyorum sakin ol. Acıdı mı kafan?’’ Vurduğu yeri okşayıp öptü. ‘’Niye ani hareketler yaparsın ki?’’

‘’Acımadı, o kadar sert vurmadım.’’ Eliyle kendisi de vurduğu yeri yokladı. Ama gerçekten çok sert çarpmamıştı.

‘’Şimdi seninle bir şeyler konuşacağım. Ama öncesinde, az önce yine korkuttum seni o yüzden özür dilerim. Maalesef öfkelenince kimseyi görmeme gibi berbat bir huyum var. Benden korkmanı istemem.’’

‘’İyi misin şimdi?’’

Tereddütle kendisine bakan Ela’ya gülümsedi.

‘’İyiyim ufaklık, çok iyiyim. Birde seninle konuştuktan sonra inşallah daha iyi olacağım.’’

Ela kaşlarını hafif çatmış, dikkatle genç adama bakıyordu.

‘’Ela, bana güveniyor musun?’’

‘’E-evet..’’

Ela yutkundu. Genç adamın ne söyleyeceğini merakla bekliyordu. Açıkçası neden böyle bir soru sorduğunu anlamamıştı. Birden aklına gelen şeyle gözlerini mümkün olabildiğince açtı.

‘’Yoksa beni onlara geri mi vereceksin?’’ Sol gözünden bir damla gözyaşı düştü. Ağlamamak için kendisini sıkıyordu. Az önceki meraklı bekleyiş yerini korkuya bıraktı.

‘’Şşşt.. Seni kimseye vermeyeceğim ufaklık. Sakin ol, korkmanı gerektirecek bir şey yok.’’ Eliyle Ela’nın saçlarını okşarken, onu biraz daha kendisine çekti ve başını göğsüne koydu. Saçlarına küçük bir öpücük bırakırken, ‘’sakinleştin mi?’’ diye sordu. Ela başını yukarı aşağı oynattı ve burnunu çekti.

‘’Şimdi gelelim konumuza.. Ufaklık, sana açık olacağım. Öncelikle anlattığın kadarıyla ve biraz da Ayşıl’dan bilgi almış olabilirim. Ondan da öğrendiklerim ile akrabalarının çok iyi olmadığının farkındayım. Biliyorsun birde halanın damadı konusunda da sana sözüm var.’’

Ela’nın başını geriye doğru çekerek kendisine bakmasını sağladı. ‘’Senin güvenliğin ve rahat olman bizim önceliğimiz. Ben, senin artık korkarak yaşamanı ve ağlamanı istemiyorum. Bu yüzden de, bundan sonra benimle kalmanı istiyorum.’’

İşte Ela bunu beklemiyordu. Kaşlarını yukarı kaldırdı.

‘’Nasıl yani? Ama yurt?..’’

‘’Seni yurda bırakmak istemiyorum Ela. Ben kendime bir söz verdim. Huzurlu ve mutlu yaşaman için ne gerekirse yapacağım. Evet bunu yurtta da sağlayabilirim ancak bunu istemiyorum. Yağız abin senin velayetini nasıl alabiliriz onu araştırıyor. Tabii ki seni zorlayamam. Ama ben bizimle yaşamanı istiyorum. Eğer alışamazsan, zorlanırsan veya istemezsen söz veriyorum sen ne istersen o şekilde yeniden ayarlarız. Olur mu?’’

Kerem, Ela’nın yüzüne tedirginlikle bakıyordu. Küçük kızın reddetmemesini diliyordu içinden. Hoş reddetsede, ikna etmek için her yolu deneyecekti.

Ela ise yine bal gözleri dolmuş bir şekilde genç adama bakıyordu. Kerem’i gerçekten çok sevmişti ama onu yanına almak isteyeceği hiç aklına gelmemişti. Demek ki genç adam da kendisini sevmişti. Bir tarafı bu duruma çok mutlu olurken, diğer tarafı ise buruktu. Sanki bu duruma sevinse yine hevesi kursağında kalacaktı. Bu küçük yaşında yaşadıkları onu çok yormuştu. Bir daha o eve dönmek onun için felaket olurdu. Başını önüne eğdi ve elleriyle oynamaya başladı.

Kerem, Ela’nın halinden tedirgin ve korktuğunu anladı. Biraz başını sağa doğru eğerek kıza yaklaştı ve ‘’Ela?’’ diye seslendi. Ela’dan hiçbir tepki alamaması üzerine elini kızın ellerinin üzerine koydu.

‘’Ufaklık bana ne düşündüğünü söyler misin?’’

Gözlerinden akmaya başlayan yaşları sol elinin tersiyle silen Ela, burnunu çekip zorda olsa konuşmaya başladı.

‘’Ben.. Çok teşekkür ederim. Beni tanımamana rağmen güvenip evine aldın.’’ Derin bir nefes aldı. ‘’Bana acıyarak bakmadın hiç, oysa herkes öyle bakıyor..’’ Titreyen dudaklarını birbirine bastırdı. Gözünden yaşlar hızla akarken boğazından kaçan hıçkırıkla sarsılarak ağlamaya başladı. Kerem hızla Ela’yı yeniden kendine çekerek sarıldı ve saçlarını okşayarak şakaklarına küçük öpücükler kondurmaya başladı.

‘’Şşşt, ağlama güzelim. Bence sen onları yanlış anlamışsındır.’’

Ela başını olumsuzca salladı. ‘’Küçüğüm ama insanların bana nasıl baktığını ve neler düşündüğünü anlayabiliyorum.’’ Başını kaldırıp Kerem’e baktı. ‘’Ben seninle tanıştığım için çok şanslıyım ve mutluyum. Ama daha fazlasını isteyemem, teşekkür ederim.’’

Kerem tek kaşını kaldırarak, ‘’yani?’’ diye sordu.

Ela aldığı nefesi sesli bir şekilde ağzından bıkkınca verirken konuştu.

‘’Yurtta kalırım ben. Herkes için bence en iyisi orada kalmam.’’ Son cümleyi aslında kendi kendine söylemişti. Dışından söylediğinin farkında bile değildi.

‘’Ne demek o?’’ Kerem sertçe sorduğu soruya cevap beklerken Yağız kapıyı tıklatıp kafasını kapıdan uzattı.

‘’Kerem, yengem aradı. Ulaşamamış sana beni hemen arasın dedi.’’

‘’Bir şey mi olmuş?’’

Yağız bir adım atarak içeri girdi. ‘’Söylemedi ama sinirliydi. Zaten hemen kapattı telefonu.’’

Kerem başını sallayarak, ‘’arayalım bakalım.. Camcı geldi mi?’’

‘’Geldiler, işleri bitmek üzere.’’

Ela’nın başını kendisine çeviren genç adam, işaret parmağı ile hafifçe burnuna vurdu. ‘’Daha bitmedi bu konuşma! Ben bir aşağı ineyim telefonum oradaydı. Birazdan gelirim. Tamam mı?’’

‘’Tamam.’’

Genç adamlar odadan çıktıktan sonra Ela oflayarak yatağa uzandı. Gözlerini kapatıp kendisini Keremlerle yaşarken hayal etmeye başladı. Bir süre kurduğu mutlu hayallerle gülümserken birden aklına babaannesinin gelmesiyle, o mutlu hayal yerle bir oldu.

Yapamazdı.. Kimseye kendisi yüzünden zarar gelmesini istemiyordu. O sadece artık mutlu olmak, ağlamamak istiyordu. ‘Allah’ım sen bana yardım et.’ Dua ettikten sonra birde yurtta kaldığını düşünmeye başladı.

Dudakları aşağı doğru üzgünce büzülmüş bir şekilde, gözleri kapalı hayal kurarken uyuyakaldı.

İNSTAGRAM: @yazanbiryengec

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.