İçeriğe geç

KARAMELA

Bölüm 10 · 48 dk okuma

KARAMELA

Bölüm 10

8. BÖLÜM

‘’Anne yeter! İmkansız öyle bir şey. Allah aşkına ben sana ayrıldık diyorum. İnanmıyor musun bana?’’

Gözlerini kapatıp boştaki eliyle kaşlarının üzerini sertçe ovmaya başlayan Kerem, bir taraftan da sakinleşmeye çalışıyordu.

‘’Bırak sen onları, ne söylerlerse söylesinler. Geri dönüşü yok!’’

Şöminenin önündeki berjere kendini bıraktı.

‘’Aynen öyle anneciğim. Sen sinirlenip kendini yıpratma. Tansiyonun yükselmesin. Ben ilgileneceğim onlarla, sen duymamazlıktan gel.’’

Başını arkaya yasladı. ‘’Tamam, anladım ben. Halledeceğim merak etme. Sen üzülme, benim için önemli olan senin sağlığın.’’ Yağız’ın uzattığı kahve kupasını alarak bir yudum içti.

‘’Dağ evindeyim. Anne bak rica ediyorum kimseye söyleme.’’

Kupayı sehpaya bıraktı. ‘’Hayır, yollar karlı. Zaten pazartesi günü orada olacağım ben.’’ Elini saçlarının arasından geçirdi. ‘’Yalnız değilim anne ve kimseyi de çekecek halim yok şu an. Lütfen anla beni. Tamam görüşürüz, öptüm bende dikkat et kendine.’’ Telefonu kapatıp fırlatırcasına oflayarak sehpaya bıraktı.

‘’Ne oldu diye sormak istemiyorum. Ama neler olduğunu merak eden tarafım ağır basıyor. Ne olmuş?’’

Sinirli bir şekilde gülen Kerem, ‘’Gökçe.. Başka ne olabilir ki! Hayır anlamıyorum.. Gerçekten anlamıyorum.. Bu kadın hep böyle miydi de ben göremedim?’’

Yağız, kahvesinden bir yudum alırken omuzlarını bilmem dercesine silkti.

‘’Annesi annemi aramış, ‘bizimkiler barışmış gözümüz aydın dünürcüm, önümüzdeki ay nikah kıyacaklarmış. Böyle acele ettiklerine göre hazır olalım torun haberinin eli kulağında galiba’ demiş.’’

Yağız duyduğu şeyle ağzındaki kahveyi olduğu gibi Kerem’in yüzüne püskürttü. Boğazına kaçan kahveyle bir taraftan öksürürken bir taraftan kendisini boğacakmış gibi bakan Kerem’den özür diliyordu.

‘’Kusura bakma bir an tutamadım.’’

‘’Oğlum mahvettin üstümü başımı! Ben temizleneyim sende buraları batırdığın gibi temizliyorsun!’’

‘’Yağız köle zaten. Yağız kim ki?’’ Yağız söylene söylene ayağa kalktı.

‘’Yağız!’’ Kerem merdivenlerden çıkarken bağırdı. Odasına girince duş almaya karar vererek banyoya yöneldi.

Yağız, elindeki bezle koltuğun üzerindeki lekeyi de çıkarttıktan sonra, ‘’maşallah bana be, az hamarat değilim..’’ diye kendi kendine konuşuyordu. Tam kendisini koltuğa bırakacaktı ki çalan kapı ile elindeki bezi omzuna atıp kapıyı açtı.

‘’Yanlış zamanda mı geldim?’’

‘’Hayır, hayır. Gel.’’ Sağa doğru adımlayıp genç kadının içeri girmesine müsaade etti.

‘’Ela nerede? Onun için bir şeyler getirdim.’’

‘’Uyuyor yukarıda.’’

‘’Tamam o zaman. Ben poşeti bırakayım, sen uyandığında verir misin?’’

Poşeti Yağız’ın alması için uzattı. Ancak genç adam, sağ eliyle ensesini ovarken dilini damağına şaklatarak cık dedi. Ayşıl, hafif çatılmış kaşlarıyla neden dercesine karşısındaki genç adama bakıyordu.

‘’Gel hadi, yeni çay demlemiştim. Uyandığında kendin verirsin.’’

‘’Rahatsız etmeyeyim, babam geldiğinde onunla da uğrarım.’’

Ayşıl, arkasını dönüp kapıyı açarken, Yağız sıkıntıyla nefesini bıraktı.

‘’Ayşıl.. Konuşalım lütfen..’’

Omzunun üzerinden Yağız’a bakan Ayşıl, ‘’Ela ile ilgili mi?’’ diye sordu.

‘’Hayır, bizimle ilgili.’’

Hafif bir tebessümle genç adama dönen Ayşıl, ‘’konuşacak bir şey yok ki..’’ dedi.

Yağız bir adım atarak genç kadına yaklaştı.

‘’Ayşıl lütfen. Böyle soğuk bakman bile beni bitiriyor. Kendimden çok utanıyorum. En azından bir seferlik konuşalım, sende içinde tuttuğun ne varsa söyle.’’

Ayşıl, tuttuğu nefesi verirken başını sağa sola salladı. Dostane bir şekilde Yağız’ın koluna uzandı ve hafifçe sıktı.

‘’Şimdi değil Yağız. Kerem’e de söyledim, önce Ela’nın durumu netleşsin. Ondan sonra konuşacağız. Ama şu an sadece Ela’yı düşünmek istiyorum.’’

Yağız, kolunun üzerinde olan genç kadının elini tuttu. ‘’Anladım, haklısın aslında. Böyle birkaç dakikada konuşulacak bir şey değil.’’

‘’Ben de öyle düşünüyorum. Merak etmeyin, Ela’nın güvenliği ve rahatı sağlansın, sonra içimde ne varsa hepsini söyleyeceğim.’’

‘’Korkmalı mıyız?’’

Derin bir nefes alan Ayşıl montunun fermuarını açarken, ‘’bilmem, korkulacak bir şeyiniz var mı?’’ diyerek salona doğru adımladı.

‘’Ben çayları getireyim.’’ Yağız hızla mutfağa giderken, Ayşıl montunu çıkarıp koltuğun kenarına bırakarak oturdu. Ellerini saçlarından geçirip gergince arkasına yaslandı.

Bardakları orta sehpaya bırakan Yağız, genç kadına yakın olabilmek için, Kerem’in parçalamayı başaramadığı tekli berjeri koltuğa doğru çekip oturdu.

Yaklaşık bir dakika süren sessizliği, ‘’Doktora’ya başvuracak mısın?’’ sorusuyla Ayşıl bozdu.

Yağız elindeki bardaktan bir yudum alıp sehpaya bırakırken başını olumsuzca salladı.

‘’Aslında düşünmüyor değilim. Ama akademisyen olmak istemiyorum. Kerem beni bekliyor malum.’’

Son sözleri alayla söylediği için ikiside gülmüştü.

‘’Sahi yüksek lisans için Kıbrıs’ta olmana nasıl bir şey demedi?’’

Keskin bir ıslık çalıp, alt dudağını ısırarak gülümseyen Yağız, sağ elini ohoo dercesine sallıyordu.

‘’Burnumdan getirdi. Burnumdan..’’

‘’Hadi canım?’’

Ayşıl bedenini de Yağız’a doğru çevirmiş, bir taraftan çayını içerken bir taraftan da genç adamı dinliyordu.

‘’Sen ne diyorsun ya.. Geçen yıl hele kabus gibiydi. Karabasan gibi çöktü üzerime. Ders programını ele geçirmiş, Perşembe öğlene bileti alıyordu, Pazartesi geceye dönüyordum. Şirkette alakalı alakasız ne varsa hepsini zorla yaptırıyordu. Bir sene böyle geçti. Zaten ilk bir ay tavır aldı bana, hukuk okuduğuma bir ara bayağı pişman etti sağ olsun.’’

‘’Şimdi alıştı o zaman?’’

‘’Nerdeee.. Tez dönemine girince daha rahat olduğu için çoğunlukla İstanbul’dayım o yüzden bir şey söylemiyor. Birde doktora yapacağım desem, süründürür.’’

‘’Süründürürüm tabii!’’

Kaşları çatık bir şekilde karşısındaki ikiliye bakan Kerem, Ayşıl’ın yanındaki boşluğa oturdu.

‘’Sakin ol champ.. Yapmıyorum doktora falan.’’

‘’Birde yapsaydın!’’

Yağız ne kadar alaylı konuşsa da, Kerem’in tavrı sertti. Yağız onun eli ayağıydı. Şirkette en güvendiği insandı ve yanında olmaması onu bazen çok zorluyordu. Bu yüzden onun Kıbrıs’ta Yüksek Lisans yapmasına çok karşı çıkmıştı.

‘’Annem yemeğe davet ediyor sizi. Ama Ela’nın durumundan dolayı tabii zorlayamayacağını da söyledi. Eğer bu akşam gelemezseniz önümüzdeki hafta içi mutlaka bekliyormuş.’’

‘’Sağ olsun Işıl teyze. Ela grip olmasa gelirdik ama onu yormak istemiyorum. Sen ne dersin Yağız?’’

‘’Bu teklif kaçmazdı, Işıl Sultanı özledim. Bir taraftan da Ela ilaçların etkisiyle de sürekli uyuyor. Kerem’in dediği gibi yormayalım kızı. En iyisi başka zaman olsun.’’

Ayşıl anlayışla başını salladı ve annesine mesajla durumu bildirdi.

‘’Yemek demişken acıkmaya başladım ben.’’

Yağız karnını ovarken Kerem, ‘’sen ne zaman doydun ki?’’ diye söylendi. Yağız, ayıplarcasına baktı kuzenine ama Kerem oralı bile olmadı.

‘’Betül teyzelerden mi söyleyelim yoksa dolaptaki malzemelerle bir şeyler mi yapalım?’’

‘’Yapalım derken? İnşallah sen yemek yapmayı öğrenmişsindir canım kuzenim çünkü ben bilmiyorum da.’’

Ayşıl, Yağız’ın tepkisine gülmemek için alt dudağının içini ısırdı.

‘’Ben de bilmiyorum, deneriz bir şeyler.’’

‘’Haa, sen deneme yanılma yöntemiyle zehirlenelim istiyorsun.’’

Genç kadın bu sefer dayanamamış kahkaha atmıştı. Kerem, bir an Ayşıl’ın kahkahasına takılıp kaldı. Sonra hemen kendine gelip boğazını temizleyerek konuştu.

‘’Yok sadece seni zehirlesem yeter.’’

Sağ eliyle ağzını kapatıp başını yana doğru eğen Yağız, gözlerini kısarak kuzenine baktı.

‘’İsterseniz yardım edebilirim.’’

İkisi de aynı anda Ayşıl’a baktı. Ayşıl ise o sırada dilini ısırmakla meşguldü. Hayır ona neydi de yine çenesini tutamamıştı. Hep içindeki o iyi niyet yüzünden oluyordu bunlar. Çaktırmadan derin ve sıkıntılı bir nefes alıp verdi.

‘’Sana zahmet olmasın, ya kahvaltı yapalım ya da en iyisi Betül teyzeyi arayayım.’’

Cebinden telefonu çıkartırken, kapı çaldı. Yağız kapıyı açmak için salondan çıktı. Ayşıl’da boşalan bardakları eline alıp mutfağa götürmek için hareketlendi.

‘’Karımdan uzak dur!’’

Ali Bey, Yağız’a kızarak elinde tencere ile içeri girdi. Arkasından gülen eşine dönüp, ‘’hayatım yüz vermesene’’ diye sitemde bulundu.

‘’Anne, baba..’’ Ayşıl karşısında annesi ve babasını görünce ufak bir şaşkınlık yaşadı.

Kerem’de ayaklanmış hemen Işıl teyzesinin elindeki tepsiyi almıştı.

‘’Hoş geldiniz.’’

‘’Hoş bulduk Keremcim, biraz davetsiz geldim ama umarım sorun olmaz. Ali ilaç vereceğim deyince bende gelmek istedim.’’

Elindeki tepsiyi Yağız’a uzatan Kerem, güneş gibi parlayan kadına yaklaşıp elini öptü. ‘’Olur mu Işıl teyzeciğim, sizin de eviniz burası. Ama zahmet etmişsiniz yemekler için.’’

Koltuklara yönelip oturdular.

‘’Ne zahmeti canım. Zaten yemeğe almak istiyordum ama Ali, Ela’nın üşüttüğünü söyleyince ısrar edemedim. Sahi nerede Ela çok merak ediyorum onu.’’

‘’Uyuyor yukarıda. Birazdan uyandırırız.’’

‘’Nasıl oldu? Ateşi bir daha çıkmadı değil mi?’’

‘’Biraz daha iyi Ali amca. Ama sürekli uyku halinde. Normal mi?’’

Ali Bey sıkıntıyla başını salladı.

‘’Hem çok ağır üşütmüş, hem verdiğim ilaçların etkisi hem de aşırı bir vitamin eksikliği çıktı. Onların etkisiyle çok normal. Ve maalesef gördüğü şiddetin etkisiyle de oluşan vücut yorgunluğu var.’’

‘’Başka bir problem yok değil mi?’’

‘’Hayır. Kan testi temiz çıktı. Ama pazartesi günü birde MR taraması yapalım. İçimiz rahat etsin.’’

Kerem başını sallayarak başını yere eğerken, Yağız da sıkıntılı bir nefes almıştı. Yarın ekibinde olan dedektifle görüşmesi vardı ve kayda değer bir şeyler bulabilmesini umuyordu.

Kerem, Yağız ve Ali Bey işle ilgili konuşmaya başlarken, Ayşıl ve Işıl Hanım da netten alışveriş yapıyorlardı. Işıl Hanım gördüğü birkaç kıyafeti, ‘’Ela’ya olur mu bu?’’ diye sorup, onay aldıktan sonra sepete ekliyordu.

Ortamı birden bire bozan çığlık sesi ile hepsi ayaklanmıştı. Kerem önde Yağız ve Ayşıl hemen arkasında adeta uçarcasına Ela’nın odasına paldır küldür daldılar. Ela gördüğü rüya ile çığlık atmaya devam ediyordu. Terlemişti, ellerini sıkıca yumruk yapmıştı ve dişlerini sıktığı çok belli oluyordu. Kerem hızla yanındaki boşluğa otururken uyanması için ‘’Ela’’ diye adını söylüyordu.

Bir eliyle elini tutarken diğeriyle saçını okşamaya başladı. ‘’Ela uyan.. Ela, Ela abicim lütfen aç gözlerini..’’ yaklaşık iki dakika boyunca durmadan uyandırmaya çalışırken Ela, olanca gücüyle çığlık attı ve sıçrayarak uyandı. Kerem onu hemen kollarının arasına alarak sıkıca sarıldı.

Ela, rüyanın etkisinden çıkamamıştı ve birden hıçkırarak ağlamaya başladı. Kerem, kulağına doğru, ‘’geçti ufaklık. Kötü bir rüyaydı sadece.. Geçti, sakin ol..’’ konuşarak onu rahatlatmaya çalışıyordu. Yağız, hemen su alıp gelmişti ve yatağa yaklaşarak Ela’nın başını öptü.

‘’Karamel Kız, sudan iç biraz.’’

Ela burnunu çekerek, titreyen eliyle bardağı almaya çalıştı. Ancak eli o kadar titriyordu ki bardağı tutsa bile içindekini içemeden dökecek gibi duruyordu. Onun yerine bardağı Kerem alıp, yarısına kadar küçük yudumlarla içirdi.

Ayşıl’da akan gözyaşlarını silip Ela’nın önüne gelmiş ve dizlerinin üzerinde durarak oturmuştu. Ellerini tutarak, ‘’Ela’cım iyi misin?’’ diye sordu. Ela dudakları büzülmüş şekilde başını yavaşça yukarı aşağı salladı.

‘’Özür dilerim.. Rahatsız ettim sizi de..’’ Üçü birden aynı anda kaşlarını çatıp konuştu.

‘’Saçmalama Ela!’’

‘’Saçmalama Ufaklık!’’

‘’Saçmalama Karamel Kız!’’

Ela gözlerini ovarken üçüne de çekinerek baktı. Kirpiklerini kıvrıştırarak başını öne eğdi ve halının desenlerine bakmaya başladı. Ayşıl şefkatle

yanağını okşayarak tekrar, ‘’iyi misin?’’ diye sordu.

Ela, gözlerini silerken ‘’iyiyim..’’ dedi.

‘’Kalabalık yapmayalım diye gelmedik ama orada her şey yolunda mı?’’

Işıl Hanım merdivenlerin başından yukarı doğru seslendi. Ayşıl annesine cevap vermek için odadan çıkarken Ela, rüyanında etkisiyle duyduğu yabancı sesle tedirgin olmuştu.

‘’Korkma Karamel Kız, Ayşıl’ın annesi Işıl teyze ve Ali amca var.’’ Yağız, Ela’nın başına bir öpücük kondurup devam etti. ‘’İyiysen inelim mi aşağı?’’

Ela dizlerini büküp kendine doğru çekerek başını olumsuzca salladı. Kerem ve Yağız’ın kaşları çatılırken, Ela alnını dizlerine yaslayarak ağlamaya devam etti.

‘’Ufaklık?’’ Kerem eliyle başını kaldırmaya çalışmıştı ama Ela olumsuzca başını olduğu yerde oynatarak ona bakmamayı tercih etti.

‘’Gelmiyor musunuz?’’

Ayşıl, aşağı inmedikleri için tekrar yukarı çıkmıştı. Ağlayan kıza yaklaşarak,

‘’Ela’cım kötü bir rüyaydı. Bak geçti artık, lütfen ağlama artık..’’ dedi.

‘’Ufaklık gördüğün rüyayı anlatmak ister misin?’’

‘’Hayır!’’

‘’Tamam anlatma. O zaman hadi yüzünü yıkayalım ve aşağı inip Işıl teyzenin yemeklerinden yiyelim. Hem senin ilaçlarının da zamanı geliyor.’’

Ela’yı kucaklanmaya niyetlenmişti Kerem ancak, Ela başını kaldırıp kulağına doğru titrek sesiyle, ‘’gelmek istemiyorum ben..’’ diye fısıldamıştı.

Kerem kaşları çatık bir şekilde başını sağ tarafına doğru eğerek Ela’nın yüzünü görmeye çalışıyordu. En sonunda güçte olsa Ela’nın ona bakmasını sağlayabilmişti. Kulağına doğru, ‘’neden?’’ diye sordu. Ela gözleri ile Yağız ve Ayşıl’ın olduğu tarafı gösterince, onlara bakıp dışarı çıkmalarını işaret etti. ‘’Biz az sonra geliyoruz..’’ dedi ve onları odadan gönderdi.

‘’Anlat bakalım ufaklık, rüyanda ne gördün?’’

‘’Beni bul-bulmuşlardı. Zorla yine eve götürüyorlardı.’’

‘’Şşşt.. Geçti güzelim, ağlama artık. Seni bulsalar bile bir yere götüremeyecekler merak etme. Seni kimseye vermeyeceğim.’’ Kendine çekip sıkıca sarıldı. ’’Ela bırakmayacağım seni!’’ Ela’da kollarını sıkıca sarmış, başı genç adamın göğsünde ağlamaya devam ediyordu.

‘’Bunun için mi aşağı gelmek istemiyorsun?’’

Ela başını sağa sola salladı.

‘’Neden peki?’’

Burnunu çeken Ela, söyleyip söylememe arasında kararsız kalırken Kerem, çenesinden hafifçe tutup kendisine bakmasını sağladı.

‘’Ufaklık?’’

‘’Söylemesem olmaz mı?’’

Dudakları büzülmüş şekilde masumca sorduğu soruya Kerem dilini damağına şaklatarak ‘’olmaz..’’ dedi.

Derin nefes alan Ela, aldığı nefesi oflayarak verdi.

‘’Ama bir şey saklamak yoktu?’’

Ela, genç adamın sözleri karşısında başını aşağı yukarı sallayarak öne eğdi ve konuşmaya başladı.

‘’Ayşıl öğretmenimin annesi ve babası buradaymış…’’

‘’Eee?’’ Kerem anlamaya çalışıyordu.

‘’Ayşıl öğretmenim benim yüzümden okuldan ayrıldı. Eğer bana yardım etmeye çalışmasaydı…’’

Kerem elini Ela’nın dudağının üzerine koyup susmasını sağladı.

‘’Ufaklık ne dediğinin farkında mısın sen?’’

Gözünden yaşlar akarken başını evet anlamında salladı.

‘’Benim yüzümden..’’

‘’Ela..’’

Kerem’in seslenişini duymamıştı. Yatağın üzerindeki bir noktaya gözleri takılı kalmış ve kendi kendine konuştuğunu düşündü. İçinden geçenleri ağlayarak söylemeye başladı.

‘’Annesi ve babası çok üzülmüştür, çok kızmışlardır bana. Birde ben karşılarına çıktım. Görmek istemezler ki beni.. Benim yüzümden öğretmenim de çok üzüldü. Keşke benimle hiç konuşmasaydı.’’

Genç adam, Ela’nın dalgın haline iç geçirdi ve odadan çıkıp aşağı indi. Yağız, Işıl Teyze ve Ayşıl’ın masayı hazırladıklarını görünce onların yanına gitti.

‘’Kerem, geliyor mu Ela?’’

Işıl Hanım yüzündeki güzel gülümsemeyle Kerem’e bakıyordu. Başını sağa sola sallayarak, ‘’sizden çekiniyor Işıl teyze, bende onun için geldim.’’

Kadının gülümsemesi donmuş ve kaşları hafifçe çatılmıştı. Ayşıl’da dikkatle Kerem’e bakarken, ‘’neden?’’ diye sordu.

‘’Ona yardım ettiğin için başına gelenlerin sorumlusu olarak kendisini görüyor. Devamlı ‘benim yüzümden’ dedi durdu.’’ Işıl Hanım’a dönüp devam etti. ‘’Sizinde, ona Ayşıl’ın başına gelenlerden dolayı kızacağınızı düşünüyor anladığım kadarıyla..’’

‘’Nasıl düşünür böyle bir şeyi?’’

‘’Ah kıyamam canım benim. Hiç ona kızılır mı? Beni yanına götürür müsünüz?’’

Ayşıl ve Işıl Hanım aynı anda konuşmuştu. Kerem hiç konuşmadan, Işıl teyzesine önünden geçmesini işaret etmişti ve üçü yukarı çıkmaya başladı.

Kerem önden kapıyı açarak içeri girdiğinde Ela’nın başını dizlerine koyarak ağladığını gördü. Hızla yanına gidip saçlarını geriye topladı ve kulağına, ‘’ağlama ufaklık. Düşündüğün gibi değil hiçbir şey. Işıl teyze ve Ayşıl kapıda..’’ konuşuyordu ki Ela hızla başını kaldırıp sağa sola salladı.

‘’Şşşt..’’ Kerem elleriyle Ela’nın başını tutup onu sakinleştirmeye çalıştı.

‘’Ela, abicim bak senin hiçbir suçun yok. Boşuna üzüyorsun güzelim kendini.’’ Parmaklarıyla Ela’nın gözyaşlarını silerken, alnına küçük bir öpücük kondurdu.

‘’Gelebilirsiniz.’’

Işıl Hanım ve Ayşıl içeri girdiler. Işıl Hanım yüzüne sıcacık bir gülümseme yerleştirdi ve onlara doğru yürümeye başladı. Ela tedirgin bir şekilde önüne bakarken, farkında olmadan Kerem’in kolunu sıktı.

‘’Sakin ol ufaklık.’’ Ela’nın kulağına fısıldayan genç adam, yavaşça kolunu çekerek doğruldu. ‘’Ben sizi biraz yalnız bırakıp, Yağız ve Ali amcaya bakayım.’’

Ela gitme dercesine bakarken, Kerem’de ona güven verircesine bakıp göz kırptı ve odadan çıktı. Ayşıl yanına yaklaşarak gülümseyerek, ‘’annem Işıl, Ela’cım. Seni çok merak ediyordu. Anne bu tatlı kız da sana bahsettiğim öğrencim Ela.’’

Işıl Hanım sevecen bir tavırla Ela’nın elini tuttu. ‘’Memnun oldum Ela’cım. Sabahtan gelecektim ama habersiz misafir geldi, o yüzden gelemedim. Sahi iyisin değil mi?’’ Bir taraftan sağ elini alnına koyup ateşine baktı.

Ela ise karşısındaki kadının bu kadar sevecen bir şekilde kendisine yaklaşmasını beklemiyordu. Ona bağırıp kızması gerekmiyor muydu? Şaşkınlıkla ve dolu gözleriyle sadece ona bakıyor konuşamıyordu. Galiba Kerem abisi doğru söylemişti. Boşuna kendi kendine yanlış düşünüp korkmuştu. Gözünü kırptığında akan yaşa engel olamadı.

‘’Ağlama güzel kızım. Geçti artık yaşadığın kötü günler. Bizde senin ailen sayılırız. Lütfen başka bir şey düşünme.’’ Işıl Hanım, karşısındaki güzel küçüğün ağlayan haline çok üzüldü. Konuşurken belli etmemeye çalışsada sesi titrek çıkmıştı.

‘’Ela’cım, tatlım kendini lütfen suçlamayı bırak. Aramızdaki en masum olan kişi sensin canım benim. Daha fazla kendini de bizi de üzme. Bak şimdi her şey yoluna girecek, biz seni çok seviyoruz ve hep yanında olacağız.’’ Ayşıl sıkıca sarılarak sırtını şefkatle okşayıp ve yanağından öptü.

Işıl Hanım gözünden akan yaşı hızlıca sildi ve sıcacık gülümsemesiyle Ela’nın ellerini tutup hafifçe sıktı.

‘’Seni Ayşıl o kadar çok anlatıyor ki, hiç görmememize rağmen ailemizden bir parça oldun. Biz seni hiç suçlamadık. Ayşıl’a, bir kere bile ‘neden yardım ettin?’ demedik. Aksine senin için hep endişelendik. Nasıl seni oradan alabiliriz diye düşündük. Bu söyleyeceğimden Ayşıl’ın da haberi yok.’’ Kızına bakıp hafifçe tebessüm etti ve tekrar Ela’nın gözlerine baktı. ‘’Ali amcan, biliyorsundur eşim. O gizlice araştırmaya devam ediyordu. Seni hiç görmemiştik ama akrabaların hakkında bazı bilgilere ve şahitlere ulaştık. Önümüzdeki duruşmada sunacaklardı. Avukatımız araştırmaya devam ediyor hatta. Ama Allah’tan olacak çok şükür Kerem’ciğimle yolunuz kesişmiş. Dün gece Ali anlatınca nasıl sevindim anlatamam. Bizi daha tanımıyorsun, gözlerindeki tedirginliği görebiliyorum. Fakat sen de bizim kızımız sayılırsın. Bundan sonra her zaman yanındayız. Bunu bil tamam mı?’’

Ela, karşısındaki kadının konuşmasını dikkatle dinledi. Hiç tanımamalarına rağmen onun için uğraşmaları çok başkaydı. Titreyen dudaklarını durdurmak için alt dudağını ısırarak başını yukarı aşağı salladı.

‘’B-ben teşekkür ederim..’’ Burnunu çekip devam etti. ‘’Ayşıl Öğretmenim her zaman benim hep yanımda oldu. Bana yardım etmek için işinden ayrılmak zorunda kaldı. Ama siz.. Beni suçlamıyorsunuz, yardım ediyorsunuz. Siz çok iyisiniz, teşekkür ederim bana kızmadığınız için.’’

Sonlara doğru boğuklaşan sesi ile akan gözyaşlarını silen Ela’yı Ayşıl sağ omzundan tutup kendine doğru çekti ve saçlarını okşamaya başladı. Demek ki babası bu işin peşini bırakmamıştı. İçten içe çok sevindi. Eve gittiğinde tüm detayları öğrenmeliydi. Annesi böyle konuştuğuna göre, buldukları bilgi ve şahitler çok önemli olmalıydı. Şu an sormamak için sabırsızlanıyordu ancak Ela’nın yanında olmazdı. Daha fazla üzülmesini istemediği için dilinin ucuna gelen kelimeleri geri gönderdi.

‘’Ahh güzel kızım, sana neden kızalım ki. Sen daha benim gözümde küçücüksün.’’

‘’Sende çok iyisin Ela’cım. O kadar ince düşünüyorsun ki, bazen kalbinin mükemmelliğine çok özeniyorum.’’

‘’Bu kadar gözyaşı yeter kızlar. Hadi beyleri daha fazla bekletmeyelim. Hem sizde acıkmışsınızdır.’’

Duygusallaşan ortamdan Işıl Hanımın sözleri ile çıktılar. Hepsi de gözlerindeki yaşları silerken birbirlerine tebessümle bakıyorlardı. Işıl Hanım, Ayşıl’ın koluna girerek Ela’ya sarıldı ve yürümeye başladılar.

Salona doğru geldiklerinde duyulan seslere karşı Işıl Hanım, ‘’iflah olmaz bunlar..’’ diye söylendi.

‘’Çek patilerini! Benim güzel karım ne kadar uğraştı onlarla biliyor musun?’’

‘’Ama Ali amca, Işıl Sultanımın sarmaları beni çağırıyor. Ye beni Yağız diye bağırıyor baksana.’’

‘’Vah vah.. Senin kulaklarda gitmiş bu genç yaşında. Uzak dur bizden diye bağırıyorlar. İyi dinle!’’

Kerem, kahkaha atmamak için kendini sıkabildiği kadar sıkıyordu. Ali Amcası ve Yağız nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde laf dalaşına başlamış ancak durum git gide komik bir hâl almıştı.

‘’Neyi paylaşamıyorsunuz yine?’’ Işıl Hanımın sesiyle üçüde başını salon kapısına çevirdi.

‘’Sarmanı!’’

‘’Işıl Sultanım, kocan bana bir sarmayı çok görüyor.’’

Işıl Hanım başını sallayarak ikisinin yanına yürürken, Kerem, Ela ve Ayşıl’ın yanına geldi. Ela’nın yüzüne gelen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp başını öptü.

‘’Her şey yolunda mı?’’

Ela başını yukarı aşağı sallayarak, ‘’evet’’ dedi ve gülümsedi. Kerem’de ona içten bir gülümsemeyle cevap verdi. Başını kaldırıp, yüzündeki gülümsemeyle Ela’yı hayranlıkla izleyen Ayşıl’a baktı.

Genç kadın başını çevirmesiyle Kerem ile göz göze geldi. Ona göz kırpmasıyla utandı. Kerem’e utandığını çaktırmamaya çalışarak gülümsedi ve annesinin yanına yürüdü.

Hep birlikte en sonunda sofraya oturabilmişlerdi. Kerem, Ela’yı yanından ayırmazken onun yanına Yağız oturmuştu. Ayşıl’ın çorbaları servis etmesiyle başlanan yemek, bir süre sonra beylerin iş konuşmasıyla sessizliğini kaybetti.

‘’Yeter artık..’’ Ela, Kerem’in kolunu hafifçe çekiştirerek tabağını almaya çalışıyordu ama genç adam, duymamazlığa gelerek tabağı doldurmaya devam ediyordu.

‘’Mızmızlanma boşuna.’’

Kerem’in verdiği cevapla oflayarak kollarını birbirine bağlayan Ela, dudaklarını büzerek önüne döndü. Kendisi hariç herkes bu durumu gülerek izliyordu. Yağız omzuyla hafifçe Ela’nın omzuna vurdu. ‘’Karamel Kız, sarmaları bana doğru koyarsan sana yardım ederim.’’

Ela hemen başını salladı ancak Ali Amca ve Kerem aynı anda bağırdılar.

‘’Aklından bile geçirme ufaklık!’’

‘’Yok sana sarma!’’

Işıl Hanım ve Ayşıl kahkaha attı. Işıl Hanım sarma tabağını Yağız’a uzattı ancak eşi Ali elindeki çatalı bırakıp tabağı aldı.

‘’Sen yeme!’’

‘’Aaa ama Ali, saçmalıyorsun şu an!’’

‘’Hayır, beni kızdırdığı için yok ona sarma. Hem sen Ela için sarmadın mı bunları? Yemeyecek o yüzden. Onun dışında herkes yiyebilir.’’

‘’Ali amca kırdın bak minnoş kalbimi.’’ Yağız, elini kalbine koyup, üzgün taklidi yaparak boynunu büktü.

‘’Tabağı uzat çocuğuma Ali!’’

Ali Bey oralı bile olmadan yemeğine devam ederken Yağız avına odaklanan aslan misali tabağı alma planları kuruyordu.

‘’Eğer tabağı hemen uzatmazsan Galatasaray’ın, hiçbir deplasmanına gidemezsin.’’

Ağzındaki lokma boğazına kaçan Ali Bey öksürmeye başladı. Hemen önündeki bardağa uzanıp biraz su içti ve ardından karısına gözlerini olabildiğince açmış bir şekilde baktı.

‘’Üzülme Ali amca ben gider sana anlatırım. Hatta görüntülü bile ararım.’’

Kaşlarını çatıp önündeki peçeteyi elinde sıktı ve kendisine sırıtarak bakan Yağız’a fırlattı.

‘’Sen sus zevzek! Ne geliyorsa başıma senin yüzünden geliyor.’’

‘’Sarma mı? Maç mı? Tarafını seç Ali amca.’’

Ali Bey gözleri ile yukarı doğru baktı. Dudaklarını aşağı doğru büküp başını sağa sola sallayarak düşünmeye başladı. Hastanede kalacağım dese hayatta inandıramazdı. Çünkü maç günleri işinden bile çok önemliydi. Bunu çevresindeki herkes biliyordu.

‘’Kaçarım bende!’’ dedi ama güzeller güzeli eşinden hiç beklemediği cevap geldi. Işıl Hanım gayet sakin bir şekilde eşine döndü. Gülümseyerek ona baktı. Sağ elini yanağına koyarak hafifçe okşadı ve konuştu.

‘’Kaçabilirsin tabii ki de, ama bir daha geri gelemezsin onu unutma tamam mı?’’

‘’Ama hayatım..’’

‘’Ben söyledim söyleyeceğimi Ali’cim. İzninle yemeğime devam etmek

istiyorum.’’

‘’Bir Yağız uğruna kaç yıllık kocanı harcıyorsun. Hayır sevimlide değil ki. Üstelik yiyeceğini yiyor zaten bunu da yemesin canım!’’ Kendi kendine söylenerek tabağı uzattı. Yağız tüm dişlerini gösterircesine sırıtarak, ‘’teşekkür ederim Işıl Sultanım. Sen gönlümün kraliçesi, bir tanesisin. Büstünü yaptıracağım.’’ Öpücük attı.

‘’Höst!’’ Eşine dönüp, ‘’hayatım verdim bak tabağı, afiyetle zık.. yesin’’ dedi ve masadaki herkes tuttuğu kahkahayı bıraktı.

‘’Aşk neler yaptırıyor gördün mü karamel kız?’’ Sarmasını yerken Ela’ya eğilmiş kulağına fısıldamıştı.

‘’Çok güzeller ama.’’ Ela karşısındaki çifte hayranlıkla bakıyordu.

‘’Öyleler, aşka inanmayan bana bile evlenmeyi istetebiliyorlar bazen ama sonra geçiyor. Bak geçti bile. Allah korusun!’’ Eliyle kulağını çekip masaya vurdu. Ela kıkırdayarak onun bu haline gülerken Kerem usulca konuştu.

‘’Ufaklık tabağın olduğu gibi duruyor. Yağız’la laklak ederken bir taraftan da yemeğini bitir..’’

‘’Tamam’’ deyip yemeğini yemeye başladı.

Güzel geçen yemeğin ardından Ayşıl, annesi ve babası ile evlerine gitmiş, diğerleri de etrafı toplamışlardı. Ela kendisini daha iyi hissettiği için ödevini salondaki masada yaparken Kerem mutfakta bitki çayı ve kahve yapıyordu.

Duş alıp gelen Yağız, Ela’nın arkasından ne çalıştığına bakmaya başladı.

‘’Karamel Kız ne çalışıyorsun?’’ Ela oflayarak başını arkaya doğru eğdi ve tersten Yağız’a baktı.

‘’Matematik çalışmaya çalışıyorum.’’

Ela’nın bıkkınlıkla söylediği cümle karşısında kahkaha atan Yağız, yanındaki sandalyeyi çekip oturdu. Kitabı önüne alarak ‘’nerede takıldın?’’ diye sordu. Ela soruyu elindeki kalemin ucu ile gösterdikten sonra Yağız kalemi eline aldı. Birkaç saniye inceledikten sonra sorunu buldu.

‘’Denklemin formülünde hata var.’’

‘’Nasıl?’’ Ela birden önüne eğilerek formüle tekrar baktı. Yanlış yazması mümkün değildi.

‘’Bak şimdi bu formülü her denklem için kullanamazsın. Yanlış sonuç aldırır. Kim yazdırdı bunu?’’

‘’Öğretmenimiz..’’

‘’Anlatmadı mı bunun hepsinde geçerli olmadığını.’’

Başını sağa sola sallayarak ‘’hayır..’’ dedi.

‘’Nasıl öğretmen bu?’’ Yağız söylenerek Ela’nın defterinin arkasını açtı.

‘’Bunu ben kullanayım sana defter borcum olsun Karamel Kız.’’

Gülümsedikten sonra hemen kitaptan soruyu yazmaya başladı.

Kerem elindeki kahve ve bitki çayını önlerine bıraktı. Bir süre oturduğu koltuktan Ela’nın Yağız’ı merakla dinlemesini izledi. Ardından işlerin durumuna bakmak için dizüstü bilgisayarını açıp birkaç gündür ihmal ettiği maillerine göz gezdirmeye başladı.

‘’Karamel Kız, yeter bugünlük. Uyu ve dinlen sonra devam ederiz.’’

‘’Ama anlatıyordun..’’

Yağız gülümseyerek eliyle gözlerini gösterdi.

‘’Gözlerin kapanmak için direniyor. Anlatsam da anlayamazsın.’’ Kolundaki saate baktı. ‘’Ooo, on ikiyi geçmiş. Uykunu güzelce al, söz devam edeceğiz.’’ Saçlarını karıştırıp göz kırptı. Ela saçlarını düzeltirken başını salladı.

‘’Teşekkür ederim. İyi geceler.’’

‘’Ne demek Karamel Kız. İyi geceler.’’ Ela’nın şakağını öptü. Ela eşyalarıyla yukarı çıkarken Yağız’da kollarını gererek Kerem’in yanındaki koltuğa kendini bıraktı.

‘’Bitirdiniz mi?’’

Yağız başını koltuğun başına yaslayarak, ‘’şimdilik evet, saatin bile farkına varmamışız.’’ dedi.

‘’Nasıl peki matematikle arası?’’

‘’Aslında çok iyi. Hemen kavrıyor ama çok eksiği var. Matematik Hocası kimse resmen eksik öğretmiş. Uğraşmamak için yüzeysel bir iki formülle anlatıp geçmiş benim anladığım kadarıyla. Ama güzel bir planlama ile açığı kapatılır.’’

Elindeki bilgisayarı sehpaya bırakan Kerem, tek kaşını kaldırarak Yağız’ı dinlemişti.

‘’Sabah ödev yapıyordu. Eğer bunu teslim etmezsek sınavı 85 puan üzerinden hesaplayacak demişti. Sıkıntılı bir tip demek ki..’’

‘’Yok artık! Verdiği ödevi de gördüm ayrıca, lise iki daha bunlar. Bir sürü ileri seviye saçma sapan soru vermiş.’’

‘’Olmazsa ikizlerin özel ders hocasıyla konuşalım. Eğer o olmazsa, Ayşıl’a da sorar iyi birisini buluruz.’’

‘’Ben çoğunlukla buradayım. Matematiğimde iyidir biliyorsun, ben de çalıştırabilirim. İyi birini bulana kadar.’’

‘’Aslında çok iyi olur Yağız. Bugün arada kaynadı ama yarın düzgünce konuşacağım. Şu bizde kalma işini netleştirelim artık. Bu arada Reyhan Hanım aradı.’’

Yağız kaşlarını çatarak kim olduğunu hatırlamaya çalıştı.

‘’Ela’nın Rehberlik Öğretmeni mi?’’

‘’Evet.. Ela’nın akrabaları evine polis göndermiş.’’

‘’NE?’’

Yağız yerinde dikleşerek kaşlarını mümkün olabildiğince çattı ve devam etti.

‘’Neden polis göndermişler?’’

Kerem sinirli bir kahkaha atmıştı ama gözlerinde öfke parıltıları belli oluyordu.

‘’Ela’yı kaçırdı diye şikayette bulunmuşlar. Tabii kadın burada olmadığı için İzmir Emniyeti de devreye girmiş. Kaldığı otelden alıp ifade için şubeye götürmüşler, odası aranmış. İstanbul’daki evine de hemen avukat arkadaşı gitmiş. Orada da arama yapmışlar.’’

‘’İyide bunlar kovmadı mı bu kızı? Şimdi ne bok yemeye şikayet ediyorlar!’’ Yağız çok sinirlenmiş, burnundan soluyordu.

‘’Bende onu merak ediyorum. Kızı istemiyorlar ama nedense geri almak için arıyorlar. Bu da aklıma tek bir şey getiriyor..’’

‘’Para!’’

Kerem başını sallayarak Yağız’ı onayladı.

‘’Muhtemelen Ela bir yerden para alıyor. Ayşıl’ın söylediğine göre, kızın tüm parasına ve verilen kıyafettir, hediyedir ne varsa el koyuyorlarmış. Üstelik zorla da çalıştırıyorlar. Ama bu güçleri nereden geliyor onu bulamadım. Durumları iyi onu biliyoruz, ama üstlerdeki kişilerle ilişkileri.. İşte orası kafa karıştırıyor.’’

‘’Ben Cüneyt’i sabah tekrar arayayım. Derinleştirebildikleri kadar derinleştirsinler. Ela’nın da eğer bir yerden para alıyorsa, nereden aldığını bulsunlar.’’

Dilini damağına vurarak cıklayan Kerem, ‘’Ela söyler onu. Sabah öğreniriz. Yalnız Cüneyt’i uyar, çabuk olacağız diye gözden bir şey kaçırmasınlar.’’

Yağız başını yukarı aşağı sallayarak, ‘’Söylerim, zaten hata yaparlarsa elimden bu sefer kurtulamazlar. Peki Reyhan Hanım emniyette mi? Seni ne ara aradı?’’

‘’Yemekten önce siz Ali amcayla hastanenin sözleşmesini konuşurken eşi aradı. Beni arayıp anlatmasını istemiş. Hafta sonunu bahane edip emniyette tutacaklardı ama hallettim. Çıktıktan sonra eşinin numarası üzerinden konuştuk tekrar. Ela’yı bir yere çıkarmayın lütfen dedi.’’

Yağız hayretle bakıyor, duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Ne manyak bir aileydi bunlar. Bu kızın bir daha oraya dönmemesi için ne gerekiyorsa yapacaklardı.

‘’Peki aranıyorsa okul işini nasıl yapacağız. Okula gittiği gibi alınır ve biz kurtarana kadar… Düşünmek bile istemiyorum. Düşünmeyeceğim..’’ Yağız ayağa kalkıp volta atmaya başladı. Ela’nın vücudundaki morluklar aklına gelmeye başladı. Bir taraftan elleriyle yüzünü kapatıp, ‘’düşünmeyeceğim.. düşünmeyeceğim.. düşünmeyeceğim..’’ diye tekrarlıyordu.

‘’Bu hafta okula göndermeyelim diye düşünüyorum ben. Zaten ikizlerin okuluna aldırmayı planlıyordum. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanını aradım. Pazartesi sabahtan görüşeceğiz. Yargıtay Avukatlarından Duygu Hanımla da konuştum. O da orada olacak. Bakalım neler yapabileceğiz..’’

‘’En doğrusu ne yapmamız gerektiğini onlar söyler. Peki Ela’ya ne söylemeyi planlıyorsun? Okula gitme desen ne olduğunu merak edecek. Üstelik bizimle kalmaya ikna olmadı.’’

Kerem sağ işaret parmağını Yağız’a doğru sallayarak konuştu.

‘’Bak bu etkili olur işte. Eğer üstü kapalı anlatırsak bizimle yaşamaya ikna olabilir. Aslında anlatmak istemiyorum. Çünkü kendisini suçlayacak, bize yük olduğunu düşünecek. Ama öbür türlü anlatmazsam yurtta kalacağım diyecek ve tehlikenin farkında değil.’’

‘’Haklısın, en iyisi anlatarak ikna etmek.’’ Yağız derin bir nefes alıp tekrar koltuğa oturdu. ‘’Dikkatimden kaçmadı, sen nasıl sakin kalabildin?’’

Kerem’in yüzünde öyle bir şeytani gülüş belirdi ki Yağız, tedirginlikle dikleşti.

Gözlerindeki tehlikeli parıltılar ve o gülüş onu bile ürkütmüştü.

‘’Öfkemi onlarla tamamen uğraşmaya başladığımda kullanacağım. Daha oyun başlamadı.’’

İkisi bir süre daha hem Ela hem de işler ile ilgili konuşmaya devam ettiler ve sonra Kerem odasına çıkarken, Yağız’da salondaki koltuğu hazırlayıp uyudu.

Güne erken başlayan Ela olmuştu. Dinç bir şekilde uyanan genç kız, boğazının ağrımadığını fark etti. Sesini kontrol etti. Düne nazaran biraz daha iyiydi ama hâlâ kısık sayılırdı. Pencereyi açarak odayı havalandırırken, banyoya gidip ihtiyaçlarını gördü. Odaya geri dönüp yatağı düzeltti ve pencereyi kapatıp aşağı indi.

Hiç ses olmadığı için daha uyanmadıklarını anlayarak olabildiğince sessiz adımlar atıyordu. Salona girdiğinde koltukta uyuyan Yağız’ı gördü. Onu yatağından etmişti ve bu durum kendisini acayip rahatsız etti. Hiç düşünememişti Ela, Yağız’ın koltukta uyuyacağını. Daha doğrusu aklına gelmemişti. Keşke sorsaydı, en azından adam rahatça yerinde yatardı. Sonuçta kendisi alışıktı koltuklarda uyumaya. Ama koltuğa sığmayan Yağız için durum aynı değildi. Sessizce hareket edip açılan üzerini yavaşça örttü.

Şöminedeki ateşin azaldığını görünce, sepette kalan odunları dikkatlice yerleştirdi. Soba yakmayı bildiği için ateşi kolayca canlandırdı. Ayağa kalkıp, ne yapacağını bilemez bir şekilde sağa sola baktı. Sehpanın üzerindeki telefonun kilit tuşuna bastı ve saatin daha yediye gelmediğini gördü.

Mutfağa girip kapıyı sessizce kapattı. Önce dün Yağız’ın alıp geldiği çayı çıkarttı ve çaydanlığı ocağa koydu. Daha sonra buzdolabından kahvaltılıkları çıkarttı. Ne yapabilirim diye düşünürken canı patatesli yumurta çektiği için onu yapmaya karar verdi. Acaba severler mi diye düşünürken, birde domatesli biber kavurması yapmaya karar verdi.

Masaya son olarak patatesli yumurtayı bırakırken açılan kapıyla sıçradı.

‘’Karamel Kız?’’

Ela kendisine şaşkınca bakan Yağız’a mahcup bir şekilde, ‘’günaydın. Ben mi uyandırdım? Dikkat ettim ama çok mu ses yaptım? Öyleyse özür dilerim.’’ dedi.

Yağız yanına doğru geldi. Bazı temaslarında ürktüğünü hissettiği için direkt olarak dokunmamıştı. Aralarında bir adımlık mesafe kala durdu ve gülümseyerek konuşmaya başladı.

‘’Günaydın. Sen uyandırmadın, hem sana saha serbest, istediğin kadar gürültü yapabilirsin. Ama sadece sana!’’ İşaret parmağını ona doğru kaldırmıştı. Sağ gözünü kırptı ve gözü masaya takıldığında beğeni dolu keskin bir ıslık çaldı.

‘’Karamel Kız ne yaptın sen? Off patatesli yumurta mı o?’’ Yağız resmen ağzının suyu akarak bakıyordu.

‘’Evet.. Sever misiniz?’’

Yağız avuç içlerini birbirine sürterek cevap verdi. ‘’Bayılırım.’’

‘’Ben bilemediğim için birde menemen yaptım. Aslında biber kavuracaktım ama Kerem abinin iki gündür menemen yediğini görünce onu yaptım.’’

‘’Onu da çok severiz.’’ Düşünür gibi yapıp devam etti. ‘’Gerçi ben her şeyi severim, yeter ki yemek olsun.. Soğanlı mı?’’

Ela hep soğanlı yaptığı için hiç aklına soğansız gelmemişti. Umarım soğanlı seviyorlardır diye içinden geçirdi ve mırıldanırcasına, ‘’soğanlı’’ dedi.

Yağız kendisini tutamamış, Ela’nın burnunu işaret ve orta parmağına kıstırarak başını hafifçe sağa sola oynatmıştı. ‘’Sen bir tanesin.’’ Ela, burnunun kurtulmasıyla rahat bir nefes aldı.

‘’Ben özür dilerim.’’

Yağız, Ela’nın cümlesiyle tek kaşını kaldırarak, ‘’neden?’’ diye sordu.

‘’Ben galiba senin odanda kaldım bilmeden. Benim yüzümden koltu..’’

Yağız ne diyeceğini anlamış elini dudaklarının üzerine koyarak susturmuştu.

‘’Karamel Kııız.. Çok ince düşünüyorsun ve yanlış düşünüyorsun. Emin ol ben her yerde uyuyabilme özelliğine de sahibim. Ayrıca alt katta ve senin odanın çaprazında da boş oda var. İstersem onlarda kalırım zaten. Bunu kafana takmana hiç gerek yok. Lütfen utanıp kendini mahcup hissetme. Beni düşünmen ne kadar hoşuma gittiyse, kendini bizden soyutlanman o kadar üzer. O yüzden, bir daha bu güzel gözler dolmasın. Tamam mı?’’

Ela başını sallayarak ‘’tamam’’ dedi.

‘’Kerem nerede?’’

‘’Uyanmadı galiba.’’ Yağız sandalyeyi çekerken şaşırmış bir şekilde bakmıştı.

‘’Şömineyi de ben yaktım deme.’’

Ela ellerini bilmem dercesine kaldırarak, ‘’olur demem’’ dedi.

‘’Ama senin için çok tehlikeli. Ya bir şey olsaydı. Neden beni uyandırmadın?’’

‘’Alışkınım ben. Şömine değil ama benzer sobalar var, onlardan yakıyordum çalıştığım yerde.’’

Yağız her ne kadar duygularını dışarıya çok belli etmesede içten içe sarsılıyordu. Bu yaşta neler yaşamıştı bu küçük. Üstelik Ela sadece denk geldikleriydi. Dışarıda kim bilir kaç Ela daha vardı. Keşke dedi içinden..

‘Keşke hepsine yardım etme şansımız olsa..’ Boğazını temizledi.

‘’Olsun, sen bana ya da Kerem’e söyle. Ateş bu sonuçta. Biz bile korkuyoruz bazen. Bu seferlik maruz görüyorum. Bak ne kadar iyi biriyim.’’ Son cümleyi alayla söyleyip, göz kırptı.

Ela alt dudağının iç kısmını ısırarak tamam anlamında başını salladı. Yağız önündeki tabaklara iştahla bakarken, ‘’Karamel Kız, Kerem abini uyandırma görevine seçildin tebrik ederim.’’

Ela kıkırdayarak, cıklamıştı. ‘’Ben gidince, bütün tabakları yiyecekmiş gibi bakıyorsun. O yüzden hayır.’’

Yağız, öyle mi dercesine tek kaşını kaldırmış ve yüzüne çarpık bir gülümseme yerleştirmişti.

‘’Sende mi Brütüs? Vay be bir sen kalmıştın.. Ahh ahh koynumuzda karamel hain besliyormuşuz. Yetişin komşulaaar..’’

Omuzlarını silken Ela, Yağız’ın dizlerine vurarak alayla söylediği cümlelere kıkırdıyordu.

‘’Sabah sabah neşeniz bol olsun. Günaydın.’’

Kerem, salonun girişinde Ela’nın kıkırtılarını duyunca gülümseyerek mutfağa girmişti.

‘’Günaydın.’’

‘’Günaydın, günaydın efendim. Uyanmasaydınız biraz daha, açlıktan bayılacaktım şurada.’’

Yağız’a gözlerini deviren Kerem, eğilerek Ela’nın başını öptükten sonra yanındaki sandalyeye oturdu.

‘’Ufaklık bugün daha iyi görünüyorsun. Boğazın nasıl, ağrıyor mu?’’

‘’İyiyim, ağrısı geçti. Sadece biraz öksürük ve sesimin kısıklığı var.’’

Kerem, elinin tersiyle alnını kontrol ederek, ‘’onlarda normal. Birkaç güne düzelir. Ateşin de iyi..’’ dedi. Masaya göz gezdirdiğinde, sahte bir kızgınlıkla,

‘’Ela, senin dinlenmen gerekmiyor muydu? Neden yordun kendini?’’ dedi.

Ela gözlerini şaşkınlıkla kırparak Kerem’e baktı. ‘’Ama benim yaptığımı nasıl anladın ki?’’

Ela’nın masum ve şaşkınca sorduğu soruyla Yağız’ı eliyle gösteren Kerem, ‘’bunda hiç böyle beceriye sahip bir tip var mı? Anca yemeyi sever.’’ Yağız elini ağzına kapatarak ayıplarcasına baktı, ama Kerem umursamadan devam etti. ‘’Bende uykumda yapamayacağıma göre.. Betül teyze getirse hepsi aynı tabak olurdu. Bunlar bizim buradaki tabaklar..’’ Eliyle birkaç tabağı gösterdi ve işaret parmağıyla Ela’nın burnunun ucuna hafifçe vurdu.

‘’Yakalandın, Kerem Holmes olayı çözdü Karamel Kız.’’ Yağız gülerek sağ gözünü kırptı ve çayları koymaya başladı.

‘’Şimdi söyle bakalım, neden kendini yoruyorsun ufaklık?’’

Omuzlarını silken Ela, ‘’erken uyanmıştım ve kendimi iyi hissettiğim için hazırlamak istedim..’’ dedi.

Kerem, ‘’sen yine yorma kendini..’’ diyerek tabağına kahvaltılıklardan almaya başlamıştı. Ancak bir gözü Ela’nın tabağındaydı.

‘’Off bu ne!’’ Yağız, ağzına attığı lokmayı yutmuş, gözünü birkaç saniye kapatmıştı. ‘’Karamel Kız, bu yaşta bu lezzetli yemekleri yapmayı nereden öğrendin sen?’’ Ardından tabağındaki yiyeceklere yeniden odaklanmıştı.

Ela onun bu haline kıkırdarken, Kerem’de beğeni dolu gözlerle kendisine bakmıştı. ‘’Ufaklık, hayatımda yediğim en lezzetli menemenlerden. Gerçekten yaşına rağmen elinin güzel bir lezzeti var. Ellerine sağlık.’’

‘’Afiyet olsun. Beğenmenize sevindim.’’ Gülümseyerek cevap vermişti ve beğendikleri için çok mutlu olmuştu.

‘’Beğenmek az kalır Karamel Kız. Çok güzel olmuş.’’ Yağız ağzı dolu dolu konuştuğu için sesi boğuk çıkmış ve Kerem’den azarı yemişti.

‘’Ağzındakini yut, öyle konuş!’’

Sakin bir şekilde kahvaltılarını yaptıktan sonra, mutfağı hep beraber toplamışlar ve salona geçmişlerdi. Kerem, Ela ile konuşmasına nereden başlayacağını düşünüyordu. Sıkıntıyla çenesini kaşırken, salondan çıkmak üzere olan Ela’yı durdurdu.

‘’Ela, abicim biraz konuşalım mı?’’

Ela arkasını döndüğünde, Kerem’in yüzündeki ifade onu huzursuz etmişti. Başını sallayarak genç adama doğru yürüdü ve karşısındaki koltuğa oturdu. Ancak Kerem yanındaki boşluğa eliyle vurarak, ‘’böyle gel..’’ dedi.

Ela iyice tedirgin oldu. Derin bir nefes aldı ve Kerem’in yanına oturdu. Az önceki kalktığı yere Yağız’ın oturduğunu gördü ve gözleri ikisinin üzerinde dolaşmaya başladı.

‘’Bir şey mi oldu?’’ Titrek çıkan sesiyle konuşmuştu.

‘’Önce beni güzelce dinleyeceksin tamam mı?’’

Ela başını sallamıştı ama gözleri de anında dolmuştu.

‘’Karamel Kız, ağlarsan konuşamayız.’’ Yağız öne doğru eğilerek yumuşak bir ses tonu ile konuştu. Ancak Ela tekrar sadece başını salladı. İçini bir korku kaplamıştı. Dudağının iç kısmını farkında olmadan ısırmaya başladı. Kerem’in ellerini tutmasıyla, ona baktı.

‘’Dün Reyhan Hanım aradı. Babaannenler seni arıyorlarmış..’’

‘’Hayır..’’ İnlercesine çıkan sesiyle, Ela gözlerini korkuyla açmış ve istemsizce geriye doğru bedenini kaydırmıştı.

‘’Korkma güzelim, korkma.’’ Kerem, yumuşak bir şekilde Ela’yı kendine doğru çekti ve sakin kalması için saçlarını şefkatle okşamaya başladı.

‘’Ela, Kerem sana her şeyi anlatsın. Ama lafı bitene kadar sabret oldu mu?’’

‘’Tamam..’’ demişti ve Kerem’in sözleri bitene kadar sessizce göz yaşlarını akıtarak dinlemişti. Daha sonra Yağız konuşmaya başlamış, neler yapacaklarını ve bundan sonra onlarla kalmasının daha iyi olacağını anlatmıştı. Ela’nın kafası çok karışmış ve bu duruma çok üzülmüştü. Daha yeni tanıdığı bu insanlar kendisi için uğraşıyorlardı. Sıkıntıyla nefesini bıraktı ve gözlerini ellerine sabitleyerek konuştu.

‘’Ama sizinle kalırsam, sizinle de uğraşırlar ki..’’

Yağız dayanamamış yerinden kalkıp Kerem ve Ela’nın oturduğu koltuğa geçmiş Ela’ya sarılmıştı.

‘’Bizimle uğraşamazlar ufaklık. Sen orasını hiç düşünme.’’

‘’Ayşıl Öğretmenim de öyle söylemişti. Ama benim yüzümden iş bile bulamadı. İftira attılar..’’ Burnunu çekip önce Yağız’a sonra Kerem’e baktı.

‘’Sizi de rahat bırakmazlar. Biliyorum ben.’’

‘’Bilmiyorsun sen!’’ Yağız sinirle nefesini bıraktı ama siniri Ela’ya değil, onu böyle korkutarak yaşatan akrabalarınaydı. Ama bunu üzerine alınan Ela korkuyla Kerem’e doğru geriledi.

Kerem, çenesinden hafifçe tutup kendisine bakmasını sağladı.

‘’Ayşıl duymasın bunu ufaklık. Ali amcada önemli ve gücü olan birisidir. Asla hafife alınmaz. Ama biz biraz daha fazlasıyız. Hoş, Ayşıl Hanım’a söyledim sürgünü durdurayım diye, fakat inadı sağ olsun kabul etmedi. O yüzden sen, bize bir şeyler yaparlar düşüncesini sil aklından. Tamam mı?’’

Ela, Kerem ve Yağız’ın böyle emin konuşmasıyla biraz daha rahatlamıştı. İçinden gelen güven hissiyle, ‘’tamam’’ dedi.

‘’Şunu da söyleyelim. Başlarda belki karşımıza zorluklar çıkabilir, Kerem, Pazartesi günü Ankara’da detaylıca neler yapılabileceğini konuşacak. Olurda işler istediğimiz gibi gitmezse..’’ Derin bir nefes alarak devam etti.

‘’Seni saklamak zorunda kalabiliriz, biraz kısıtlayabiliriz. Geçici bir süre için tabii ki bunlar. Bunun için biraz sabırlı olmamız lazım. Özellikle sen..’’ Elini yanağına koyarak akan yaşı baş parmağıyla sildi. ‘’Pes etmek yok! Bize sorun olduğunu düşünmek yok! Üzülmek yok! Anlaştık mı?’’

Başını sallayarak, ‘’anlaştık..’’ dedi ve Kerem’in ‘’söz mü?’’ diye sormasıyla ona da söz verdi.

Kerem ve Yağız oturdukları yerde rahatlamışlardı. Ela’nın bu hafta okula gidemeyeceğini öğrendiğindeki bozulan yüz ifadesini hatırlayan Kerem’in yüzünde çarpık bir gülümseme oldu. Daha sonra aklına gelen şeyle Yağız konuştu.

‘’Karamel Kız, sen okul bursu alıyor musun?’’

‘’Hayır, ne oldu ki?’’

‘’Herhangi bir burs alıyor musun peki?’’

‘’Hayır burs almıyorum.’’

Kerem, Yağız’ın sorma çabasını bölerek, direkt sormuştu.

‘’Ela, açık olacağız sana karşı. Babaannenlerin seni böyle geri aramalarının altında para olduğunu düşündük ama yanlış düşünmüşüz demek ki.’’

Ela duyduğu sözlerle dalgınca bakmış ve aklına gelen şeyle fısıldamıştı.

‘’Dedem..’’

Yağız ve Kerem kaşlarını çatmış anlamaya çalışıyorlardı. Ela birden ayağa fırlayarak hızla salondan çıktı.

‘’Ufaklık nereye?’’

‘’Geliyorum hemen..’’

Hızlıca yukarı çıkıp geri gelmişti. Soluk soluğa elindeki banka cüzdanını Kerem’e verdi. Kerem içinde yazan tutarı görünce inanamadı. ‘’Bu nasıl..?’’ Cüzdanı Yağız’a uzattı ve o da şaşırmış bir şekilde Ela’ya baktı.

‘’Karamel Kız?’’

‘’Ufaklık bize nasıl milyoner olduğunu anlatmak ister misin?’’

Kendisine şaşkınca bakan Kerem ve Yağız’ın haline gülümseyen Ela, ‘’dedem Vedat Erbağ, yani annemin babası. Geçen yıl bulmuştu beni. Babaannemlerle arası iyi değildi. Zaten biz görüştüğümüzde kendisi hastaydı ve tedavi görüyordu. Sonraki görüşmemizde dayım da geldi. Onunla tanıştım. Bunu da bir görüşmemizde gizlice verdiler ve kimsenin bilmemesini istedi. Ben anlamadım ama hisselerim varmış benim, avukatları söylemişti. İmza attırdılar bana. Oradan gelen para buraya yatıyormuş. Ben istemedim ama hakkım olduğunu söyleyip zorla verdiler. Parayı on sekiz yaşıma girince çekebilecekmişim. Birde dükkan vardı, kirada. Onu da okulum ve ihtiyaçlarım için kullanabileceğimi söylediler. Oradan gelen parayı benim imzamla babaannemler alıyordu..’’

Ela’nın gözleri yine dolmuştu. Çünkü ayın beşinde yani pazartesi günü kira yatacaktı. ‘’Pazartesi günü kira yatacak..’’ diye mırıldandı.

Kerem ve Yağız şimdi anlıyorlardı. Düşündükleri gibi para için arıyorlardı Ela’yı.

‘’Ne kadar bu kira?’’

‘’On sekiz bin.’’

‘’Ulan..’’

Kerem sinirle ayağa kalkmış, sağ elini yumruk yaparak ısırmıştı.

‘’Bu zamana kadar kirayı onlar mı aldı?’’

Yağız’ın sorusuna dudağını ısırarak başını salladı.

‘’Peki paradan sana veriyorlar mıydı?’’

‘’Hayır..’’ Gözleri dolu bir şekilde yutkundu ve başını eğdi.

‘’Ufaklık, dedenle nasıl görüşüyorsun? Telefon numarası var mı?’’

‘’Vefat etti. Ama dayımla görüşüyoruz arada. Yani telefonum olmadığı için ayda bir, iki defa Aynur abladan arıyordum.’’

‘’İstanbul’dalar mı yoksa başka şehirdeler mi?’’

Ela cıklayarak, ‘’Çin’de yaşıyorlar..’’ dedi.

‘’Çin mi?’’ Kerem ve Yağız aynı anda aynı şaşkınlıkla konuştular.

‘’Evet.’’

‘’Karamel Kız, Dallas bile böyle karmaşık değil.’’

Ela anlamamış şekilde bakarken Kerem, ‘’eski bir diziden bahsediyor. Bakma sen ona..’’ diye dişlerinin arasından konuşarak Yağız’a kaşlarını çattı.

‘’Ne yalan mı abi? Film gibi hayatı var resmen. Valla senarist olsam kaçırmazdım..’’

‘’Yağız!’’

Yağız ağzına fermuar çeker gibi yapıp kollarını birbirine bağladı.

‘’Sen bakma Yağız abine.. Dayın gelmiyor mu Türkiye’ye?’’

‘’Yazın gelmişti.’’

‘’Anladım.’’ Yağız’a dönüp, ‘’Parayı alabilir miyiz?’’ diye sordu.

Yağız sağ elinin işaret ve baş parmağıyla dudaklarını oynuyordu. Kollarını bacaklarına koyarak öne doğru eğildi.

‘’Dayısıyla konuşmamız lazım.. Eğer Ela’nın hakkı olan parayı aldıklarını ispatlayabileceğimiz bir şeyler bulabilirsek kolay olur. Ama diğer türlü maalesef aldıklarıyla kalırlar.’’

Kerem sıkıntıyla nefes alarak, elleriyle yüzünü sıvazladı. O parayı onların yanına bırakmamalıydı. Gerek adil şekilde, gerekse adil olmayan şekilde o parayı almalıydı. Gözünün ucuyla Yağız’la konuşan Ela’ya baktı. Eski kıyafetlerini, küçük yaşta zorla çalıştırılması.. Nasıl bilebilirdi bu kızın milyoner olduğunu. Şahsen gözü ile banka cüzdanını görmese hayatta inanmazdı.

Dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve inanamazcasına başını sağa sola salladı. Zil sesini duymasıyla Ayşıl’ın gelmiş olabileceğini düşündü ve kapıyı açmaya gitti.

‘’Begüm hoş geldin.’’

‘’Hoş buldum Kerem abi. Nasılsın?’’

‘’İyiyim güzelim, sen nasılsın?’’

‘’İyiyim abi bende. Ela nasıl oldu daha iyi mi? Eğer hastaysa ben sonrada gelirim.’’

‘’Kızım bir yavaş konuş, arada nefes al.’’ Kahkaha atıp, Begüm’e geçmesi için yol verdi.

‘’Bugün daha iyi. Betül teyzenin gizli çayı ve Ali amcanın ilaçlar yaradı.’’

Begüm aklına gelen şeyle panikle Kerem’e döndü.

‘’Ayy annem demişken.. Ela’yı bekliyor dükkanda. Kendisi sipariş hazırlıyordu. Eğer iyiyse mutlaka bekliyorum dedi. Sobada kestane pişirecekmiş.’’

‘’Beni davet etmiyor mu?’’

Begüm kıkırdayarak, ‘’abi senden kimseye kestane kalmaz..’’ dedi.

‘’Yürü hadi serseri.’’

İkisi de gülerek içeri geçtiler. Ela kendisine gülümseyerek bakan kızı, nereden hatırladığını düşünüyordu ki, Betül teyzenin kızı olduğu aklına geldi.

‘’Merhaba Ela, beni hatırladın mı?’’ Begüm cıvıl cıvıl konuşarak gülümsedi.

‘’Merhaba Begüm, hatırladım tabii ki.’’

‘’Ufaklık, Begüm seni almaya gelmiş. Kendini nasıl hissediyorsun?’’

Ela tedirginlikle Kerem’e baktı. ‘’İyiyim, ama nereye gideceğiz ki?’’

Kolunun altına alıp, başına bir öpücük konduran Kerem, ‘’sana hem etrafı gezdirecek hem de Betül teyze dükkanda sobanın üzerinde kestane pişirecekmiş. Sana özel..’’ gözünü kırpıp devam etti. ’’Sıkıldın evde, değişiklik olur.’’

Ela başını sallayarak, ‘’tamam’’ dedikten sonra girişe doğru yürüdüler. Ela, montunu giyerken Kerem, ‘’kendini kötü hissedersen hemen gel. Hatta gelme, arayın beni.’’ diye uyarırken, Begüm’e de, ‘’bir şey olursa hemen ara ve fazla dolaşmayın. Daha tam iyileşemedi..’’ diyordu. Kızlar en sonunda isyan ederek evden çıkabilmişlerdi. Begüm dükkanın yolunu biraz uzatarak, Ela’ya etrafı gezdirmeye başladı. Begüm’ün candan, samimi tavırları Ela’yı çok rahatlatmıştı. İkisi güzel bir sohbeti başlatmakla kalmamış, aynı zamanda güzel bir dostluğunda temelini atmışlardı.

Yaklaşık iki saat geçmişti ve Kerem, Begüm’ü çıldırtma noktasına gelmişti. Her on dakikada bir mesaj atması yetmiyormuş gibi, yirmi dakikada birde arıyordu.

‘’Salep’ini bitirsin getireceğim Kerem abi!’’ diye cırlayıp telefonu genç adamın suratına kapatıp, kollarını bağlayarak arkasına yaslandı.

‘’Kusura bakma, benim yüzümden seni rahatsız ediyor. Ben gideyim en iyisi.’’ Ayağa kalkan Ela’yı durduran Begüm, kahkaha atarak ‘’otur canım sen. Rahat ol. Bakma böyle söylendiğime, alışkındır Kerem abi benim huyuma.’’ dedi.

‘’Ama..’’

‘’Ayy aması falan yok Eloş, otur işte. Hem daha salepin duruyor ve ne güzel sohbet ediyoruz.’’

İkisi sohbeti bayağı ilerletmişti. Ara ara Betül teyzenin de katıldığı muhabbette, Begüm, Ela’ya Kerem abinin ve ailesinin ne kadar iyi insanlar olduğunu anlatarak, güvenini arttırmıştı. Sürekli Kerem’den kahramanım o benim diye bahseden Begüm, başına gelen olayı da anlatmayı ihmal etmemişti.

‘’Begüm, kızım bir beş dakika gelir misin?’’

‘’Geliyorum..’’ diye bağırıp Ela’ya döndü. ‘’Eloş, ben hemen geliyorum.’’

‘’Tamam, eğer yardım isterseniz bende geleyim.’’

‘’Olursa söylerim canım da eli hamurdu, muhtemelen fırını kapattıracak.’’ Göz kırpıp mutfağa giden Begüm’ün arkasından salepini yudumlaya devam etti.

Ela yeni bir arkadaş edindiği için çok mutlu olmuştu. Begüm’e o kadar çabuk ısınması kendisini bile şaşırtmıştı. Hoş Kerem’de de aynısı olmuştu. Sanki genç adamı yıllardır tanıyormuş gibi, Begüm’ü de uzun zamandır tanıyormuş gibi hissediyordu.

Birden arkasındaki masadan gelen incecik cırlama sesiyle yüzünü buruşturdu.

‘’Açmıyor!’’

‘’Ayy Gökçe, zaten senin aklına uyup geldik. Umarım planın yolunda gider.’’

‘’Tabii ki de gidecek Pelin! O Kerem benden başkasıyla olamaz! Tıpış tıpış gelecek bana.’’

Ela, mutfağa gitmeyi düşünüyordu ki, arkasındaki kadının, cırtlak sesi ile söylediği isimler dikkatini çekti. Bu Kerem abisi ve ayrıldığı sevgilisi olabilir miydi? Birde Yağız’ın ‘’Pelin arıyor..’’ demesini hatırladı ve olduğu yerde kulaklarını açarak oturmaya devam etti.

Yaptığı çok ayıptı biliyordu ama ‘tıpış tıpış gelecek bana’ demesini hiç sevmemişti. Yüzünü memnuniyetsiz bir ifade ile buruşturdu.

‘’Şimdi ilk olarak Orhan beni, senin işlerini batırmakla tehdit etti, bende kabul etmeyince bana uyuşturucu vermiş diyeceğim. Raporu da göstereceğim.’’

Uyuşturucu mu vermişti birisi ona.. Ela’nın yüzü düşmüş, kadına üzülmüştü.

‘’Ya sahte olduğunu anlarsa?’’

‘’Asla anlamaz, adama iki yüz bin lira saydım. Orijinal mühür kullandı.’’

Ela’nın Allah’tan sırtı onlara dönüktü. Çünkü ağzı ve gözleri şaşkınlıktan mümkün olabildiği kadar açılmıştı. Az önce bu kadına mı üzülmüştü birde? Çok kötüydü bu kadın, aynı babaannesi, halası ve kızı gibi.. Aklına onların gelmesiyle ağzını kapatıp burnunu kıvırdı, ardından dinlemeye devam etti.

‘’Kabul etmezse de, beni aldattığını yaymakla tehdit ederim onu. Ayşıl ve ikisinin, yeni olmasada samimi fotoğrafları var. Basına verdiğim an, ‘yasak aşk’ patlar gider.’’

‘’Ne demek samimi?’’

‘’Ayy Pelin, kaç defa anlatacağım. Bunlar yakın arkadaştı ya bir süre önce, işte o zamanlardan kalma sarılırken, gülerken dans falan ederken..’’

‘’Eee ona Kerem inanmaz?’’

‘’Off, onun inanması önemli değil. Düşün şimdi. Öyle bir haber çıksa ne olur? Cemiyette isimleri karalanır, Canan hanım dışlanır, Kerem’in iş anlaşmaları bile bozulur, hisseleri etkilenir. Üstelik kıymetlisi Ayşıl sürtüğünün böyle anılmasını istemez. Sence Kerem bunu göze alır mı? Elbette hayır!’’

Duyduğu çok çirkin kahkahanın ardından midesinin bulandığını hissetti Ela. Bu nasıl bir kötülüktü böyle. Hem Ayşıl Öğretmeni hem de Kerem abisi bunu hak etmiyordu. Hemen montunu alıp yerinden kalktı ve mutfağa gidip, kendisini kötü hissettiğini ve gitmek istediğini söyledi.

Betül teyze hazırladığı paketi ellerine verdi ve Begüm’le mutfaktan bahçeye çıkarak eve gitmeye başladılar. Tam eve yaklaştıklarında çalan telefonla Begüm, oflamış ve aramayı ‘’kudur Kerem reis’’ diyerek reddetmişti. Ela, buna sadece gülümseyerek başını salladı ve zile bastı. Kapıyı hışımla açan Kerem, saatine baktı.

‘’Neredesiniz siz ve o telefon niye açılmıyor?’’

‘’Bak buradayız ve evin önünde olduğumuz için açılmamış olabilir mi?’’

Kerem, yüzünü buruşturup Begüm’e baştan aşağı bakarak, ‘’her şeye bir cevap maşallah.. Geçin bakalım..’’ dedi ve geçmeleri için kenara çekildi.

‘’Ben girmeyeyim Kerem abi, markete gideceğim. Ela’da zaten kendisini kötü hissetti, dinlensin..’’

Begüm konuşurken Kerem hızla başını Ela’ya çevirip bakmış ve alnını öperek ateşini kontrol etmişti.

‘’Ufaklık, iyi misin?’’

Ela, başını sallayarak, ‘’iyiyim..’’ dedi ve zoraki bir şekilde gülümsedi.

‘’Kerem abi, annem gönderdi. Akşam için söylediklerinizi hazırlıyor, çok selamı var.’’ Begüm’ün elinden onaylayarak paketi alan Kerem, bugün için ona teşekkür etti ve Ela ile birlikte içeri girdi.

Hızla elindekileri mutfağa bırakan Kerem, su ısıtıcısının da tuşuna basarak mutfaktan çıktı ve oturmak üzere olan Ela’yı şöminenin önüne getirdi. Cam kenarındaki yer minderini çekip oturmasını sağladı.

‘’Burnun kızarmış, biraz burada otur ufaklık. Ben şimdi geliyorum..’’ Ela gitmek üzere olan genç adamın kolunu tutarak, ‘’Kerem abi..’’ dedi.

‘’Geleceğim hemen..’’ diyen genç adam, başının tepesine bir öpücük bırakıp mutfağa geri döndü. Yüzü sararmıştı. Tam iyileşmeden dışarı çıkmasına izin verdiği için çok pişman olmuştu. Bitki çayını hazırlarken, kendisine söylenip duruyordu.

‘’Al bakalım ufaklık.’’ Elindeki kupayı Ela’ya uzattı ve yanına bağdaş kurarak oturdu.

‘’Ufaklık, yüzün sararmış. Gerçekten iyi misin?’’

‘’İyiyim, sadece biraz yoruldum.’’

Düşük ses tonundan ve gözlerini kaçırmasından ters giden bir şeylerin olduğunu tahmin eden Kerem yerinde dikleşerek, net bir ses tonu ile konuştu.

‘’Ela, abicim birisi bir şey mi söyledi? Ya da Begüm’le mi anlaşamadınız?’’

‘’Hayııır,’’ Ela, başını hafif sağa eğerek genç adama dönmüş, elindeki kupayı yere bırakmıştı. ‘’Kimse bir şey demedi ve Begüm’ü de çok sevdim. Umarım o da beni sevmiştir..’’ dedi iç çekerek. Kerem omzundan tutarak kendisine çekti ve şakağına küçük bir öpücük kondurdu.

‘’Sevdi o seni, şüphen olmasın.’’

Başını hafifçe yukarı kaldırarak Kerem’in gözlerine bakana Ela, ‘’nereden biliyorsun ki?’’ diye sordu.

Ela’nın masum yüz ifadesine bakan Kerem, gülümseyerek cevap verdi.

‘’O cadıya bakma sen. Eğer seni sevmese, bir saate gelin dediğimde anında getirirdi seni. Ayrıca mesajlarımdan birisine ‘her hafta getir lütfen’ diye özel bir ricada bulundu.’’

Duyduklarıyla kıkırdayan ve mutlu olan Ela, ‘’çok sevindim’’ dedi.

‘’Sevin tabii. Gelelim sana, anlat bakalım o bal gözler neden üzgün bakıyor?’’

Şaşkınlıkla ağzı açılmış, kirpiklerini kırpıştırarak bakıyordu. Kerem işaret parmağıyla çenesine hafifçe vurup, kapattı. ‘’Bu kadar şaşırma ufaklık. Tamam, şurada iki gündür tanışıyoruz ama senin gözlerinden ve hareketlerinden az çok nasıl olduğunu anlıyorum.’’ Göz kırptı ve ağzını açan Ela’ya, ‘’bir şey yok deme, bozuşuruz ufaklık!’’ diye sahte bir kızgınlıkla uyarı verdi.

Sıkıntılı bir şekilde nefes alıp veren Ela, başını yukarı aşağı salladı. Dudaklarını aşağı doğru büzüp, ‘’aslında bir şey var..’’ dedi ve ürkekçe kendisine kaşlarını çatarak bakan Kerem’e baktı.

‘’Ufaklık ne olduğunu söyler misin?’’

Ela yutkundu ve duyduğu her şeyi atlamadan anlatmaya başladı. Kerem, duyduğu her kelimede burnundan soluyordu. Bir kadın nasıl bu kadar alçalabilirdi! Ela sözlerini bitirdikten sonra üzgünce ona bakıyordu.

‘’Ben, isteyerek dinlemedim gerçekten. İsimlerinizi ve söylediklerini duyunca.. İspiyonlamak istemezdim ama sen ve Ayşıl Öğretmenim bunu hak etmiyorsunuz. O kadın çok kötü!’’

Sitemli bir şekilde üzgünce ve ağlayarak konuşan Ela’yı sol koluyla kucağına çeken Kerem, başını öperken konuştu.

‘’Kendini açıklamana gerek yok ufaklık. Yanlış bir şey yapmadın. Çok teşekkür ederim ayrıca bana söylediğin için.’’ Başını geriye atarak yavaş şekilde sesli nefes aldı. ‘’O kadın gerçekten çok kötüymüş ve ben bunu senelerce göremedim. Onun yüzünden annemi ve Ayşıl’ı çok kırdım. Hatta seni bulmakta geç kaldım. Özür dilerim ufaklık.’’

Ela, sesi boğuklaşan genç adama anlamayan gözlerle bakıyordu.

‘’Beni mi?’’ diyerek kendisini gösterdi ve gözleri dolan genç adamın, başını olumlu anlamda sallamasıyla daha da şaşırdı.

‘’Ayşıl, beni daha senin okulunda çalışırken aramıştı..’’

O zamanki konuşmalarını anlatan Kerem, sık sık özür dileyerek affetmesini istemiş ve sözlerini bitirdikten sonra, bir nebze rahatladığını hissetmişti. Ayşıl’ın sözlerinden sonra içi içini yemiş, Ela’ya her baktığında pişmanlıktan rahat nefes alamamıştı.

Dikkatle Kerem’i dinleyen Ela, genç adamın pişmanlığı ve üzüntüsünü hissetmişti. Özür dilerken titreyen sesi ve gözünden akan yaş onu daha da üzdü. Kollarını genç adamın boynuna sıkıca sararak, ‘’üzülme Kerem abi. Senin de bir suçun yok ki. Bilmiyormuşsun, bilsen de fark etmezdi gerçi. Yardım etmedin diye sana bir şey söylemem. Zorunda değilsin..’’

‘’Şşşt, ufaklık!’’

Bir süre sessizce sarılarak durdular.

‘’Ben sana söz verdim ama, bundan sonra çok mutlu olacaksın. Senin mutlu olman için elimden geleni, hatta daha fazlasını yapacağım ufaklık.’’

‘’Kerem abi..’’ gözünden akan yaşı hızlıca silen Ela, ‘’eğer önceden yardım edemediğin için yanınızda kalmamı istiyorsan, gerçekten gerek yok..’’ sözünü Kerem hızla kesti.

‘’Ela! Sana bizimle kalmanı, vicdanımı rahatlatmak veya zorunda hissettiğim için teklif etmedim. Üstelik sen kendini bana anlattığında düşündüm ben bunu. Sadece sana o zaman söylemedim. Yani Ayşıl’la tanıştığını bilmeden önce düşündüm. Bu konuyu kapatalım artık. Sen, bundan sonra bizimlesin, bu kadar!’’

Duyduğu sert ve net sesle başını sallayan Ela, ‘’sadece benim yüzümden başınızın derde girmesini istemiyorum..’’ dedi.

Ela’nın yanağını şefkatle okşayan Kerem, ‘’için çok rahat olsun ufaklık, bizim başımıza dert olamazlar, sen bunları düşünüp üzme kendini..’’ dedi.

‘’Kerem!’’

Yağız nefes nefese salona girerken Kerem’in adını sesleniyordu.

‘’Ne oldu?’’ Kerem ayağa kalkıp üzerini düzeltti.

‘’Abi, şimdi sakin ol..’’ Derin bir nefes alarak devam etti. ‘’Pelin ve Gökçe buradalar.. Hatta bu tarafa doğru geliyorlar.’’

Kerem her ne kadar sakin kalmaya çalışsada Gökçe’nin utanmazlığı karşısında kendisine hakim olamıyordu. Dişlerini olanca gücüyle sıkmıştı. Cebinden telefonu çıkartıp kulağına dayadı.

‘’Ayşıl, Ela biraz size gelse olur mu?’’

Ayşıl’ın olumlu cevabından sonra telefonu kapatıp, Ela’ya döndü.

‘’Abicim, Yağız abin seni Ayşıl’lara götürsün. Ben işim bittiğinde geleceğim seni almaya.’’

Ela korkuyla bakarak sadece başını salladı.

‘’Yağız, sen Ayşıl’lara bırakır mısın? Kapıya çıkacak zaten.’’

‘’Tamam. Gel bakalım Karamel Kız.’’ Ela montunu giyip dışarı çıktı. İki blok ötedeydi evleri zaten ama Ela bilmediği için ve yalnız gitmesini istemediği için Yağız’a söylemişti.

Bahçede şalına sarınarak onları bekleyen Ayşıl, Ela’yı görünce gülümsedi. Gözleri Yağız’a kaydığındaysa bir şeylerin yolunda olmadığını anladı. Sormamak için kendisini zor tuttu ve bunu başarınca iç sesi ile kendini tebrik etti.

Ela ile birlikte eve girerlerken, Yağız hızlı adımlarla geriye döndü.

Işıl Hanım mutfaktan önlüğüyle çıkıp, Ela’ya sıcacık bir gülümseme sundu.

‘’Ela’cım hoş geldin. Bende tam kurabiye yapıyordum. Siz içeri geçin, pişince getiririm.’’

Ela’da içten bir gülümseme ile ‘’Hoşbuldum. Kolay gelsin..’’ diyerek Ayşıl Öğretmenini takip etti. Masanın üzerindeki defter ve kitapları görünce kendisini rahatsız hisseden Ela, ‘’Öğretmenim çalışıyor muydunuz? Rahatsız ettim ama sessizce otururum ben. Siz çalışın.’’

‘’Ne rahatsızlığı güzelim. Ara vermiş olurum bende, iyi ki geldin. Aklım sendeydi ama çıkamadım evden.’’ Sitemle ve gözlerini devirerek konuşan Ayşıl, Ela’yı koltuklara yönlendirmiş ve karşılıklı oturmuşlardı.

‘’Sen nasılsın anlat bakalım? Nasıl geçti günün? Kerem’i nasıl olduğunu sormak için aradım, Begüm’le dolaşmaya çıktığını söyledi.’’

Ela gülümsedi ve bugün Begüm’ün kendisine siteyi gezdirdiğini ve onların dükkanına gidip birkaç saat beraber sohbet ettiklerini anlattı.

‘’Begüm’de çok tatlıdır. İyi anlaşmanıza ve arkadaş olmanıza çok sevindim canım. Çok iyi olmuştur senin için de.’’

‘’Evet öğretmenim, uyumaktan sıkılmıştım.’’ Dedi biraz utanarak. Ayşıl ona gülümsedi. ‘’Öğretmenim demene gerek yok, Ela’cım. Abla dersen daha memnun olurum.’’

‘’Tamam öğ-‘’ Genç kadının yukarı kalkan tek kaşını görünce hemen düzeltti. ‘’Ayşıl abla..’’

‘’Kesinlikle böyle daha iyi.’’ İkiside kıkırdamıştı.

‘’Evde her şey yolunda mı? Yanlış anlama sakın, Kerem’in sesi biraz gergindi, Yağız’ın da yüzü düşüktü.’’

Ela dudaklarını büzerek başını olumsuzca salladı. Ayşıl birden Ela’nın önüne gelip diz çöktü ve ellerini tuttu. Aklına Ela’nın ailesi ile ilgili bir durum olmuş olabileceği geldi. Özellikle sabah Reyhan’la konuştuktan sonra tüm gün içi sıkılmış bir şekilde keyifsizdi ve korkuyordu Ela için.

‘’Seninle ilgili mi?’’

Ela gözlerini kendisine merakla bakan genç kadına çevirdi. ‘’Hayır öğret- ayy Ayşıl abla. Kerem abinin ayrıldığı sevgilisi gelmiş ve eve geliyormuş. Kerem abi de beni senin yanına gönderdi.’’

Ayşıl şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırdı ve kekeleyerek konuştu.

‘’Gö-Gökçe bu-ra-da mı?’’

‘’Evet.’’

İşte bunu beklemiyordu genç kadın. Eğer Gökçe buraya geldiyse demek ki Kerem’le olan sorununda kendisini affettirmek üzereydi. İyi ki Kerem’e, bu konuyla ilgili düşüncelerini söylememişti. Yoksa barıştıklarında yine kendisi suçlu olacaktı. Şimdiki aklı keşke üç-dört sene önce de olsaydı. İçinin acıdığını hissetti genç kadın.

‘Ayşıl, Gökçe’yi kıskanmayı bırakmalısın! Ve lütfen bir daha ilişkimiz hakkında yorum yapma. Önerilerini kendine ve olmayan ilişkine sakla. Arkadaşlığımızı bozmak istemiyorum. Bana sakın seçim yaptırma!’ Zihninde yankılanan o sesle tırnaklarını avucuna batırdığının farkında bile değildi. O hiçbir zaman Gökçe’yi kıskanmamıştı ki! Tam tersi sürekli Gökçe, Ayşıl’ı kıskanmış ve durmadan genç kadınla uğraşmıştı. Ayrıca Kerem kendisi gelip düşüncesini sormuş, tavsiye vermesini istemişti. O da, arkadaşı olduğu için açık konuşmuş ve boyunun ölçüsünü almıştı. Gökçe, Kerem’i öyle bir doldurmuş ve yalan yanlış şeylere inandırmıştı ki, genç adam sözleri ile Ayşıl’ın kalbini parçalamakla kalmamış, yok etmişti..

‘’Öğretmenim?.. Ayşıl Öğretmenim?’’

Daldığı anılardan Ela’nın sesi ile kendisine gelen Ayşıl, ‘’efendim canım. Ayrıca ablaydı!’’ dedi.

‘’Alışamadım daha.. İyi misin Ayşıl abla? Yüzün kızardı.’’

‘’İyiyim canım, çok iyiyim hatta. Sadece aklıma yapmam gereken bir şey geldi. Ona canım sıkıldı.’’

‘’İşin varsa ilgilen sen. Ben, engel olmam burada otururum.’’

‘’Acil değil güzelim. Hem seninle konuşmak daha iyi hissettiriyor bana.’’

Ela, genç kadının samimiyeti karşısında içten bir şekilde gülümsedi.

‘’Bu arada Kerem seni ikna edebildi mi, kalman konusunda?’’

‘’Kerem abi, bırakmayacakmış beni ama korkuyorum..’’ Ela, başını eğip parmaklarıyla oynamaya başladı.

‘’Neden korkuyorsun canım?’’

Sıkıntıyla nefes alıp veren Ela, alt dudağını ısırarak genç kadına baktı.

‘’Sizin başınıza gelenler.. Yani benim yüzümden.. Benim yüzümden ya onlarında başına bir şey gelirse?’’

Ayşıl, ‘’ah hayır güzelim’’ diyerek, Ela’nın gözünden akan yaşı sildi ve ona sarılarak konuştu.

‘’Güzelim, korkmana hiç gerek yok. Ayrıca senin yüzünden değil Ela, lütfen kendini hırpalama. Hem kendini hem bizi üzüyorsun.’’ Ellerini yanaklarına koyarak Ela’nın gözlerine baktı ve devam etti. ‘’Kerem, seni gerçekten çok sevdi ve asla sana zarar gelmesini istemez. Elinden gelen her şeyi yapar bunun için. Ben aslında bizimle kalmanı istiyorum. Yalan söyleyemeyeceğim, ama beyefendi nuh diyor peygamber demiyor..’’

‘’Hani geçen yıl yardım istemişsiniz, unutmuş, etmemiş ya. Kendini sorumlu hissetmesini istemiyorum.’’

‘’Sen nereden biliyorsun bunu?’’

Genç kadının birden keskin çıkan sesi ile Ela yanlış bir şey yaptığını düşünerek yutkundu. Ardından mırıldanırcasına, ‘’kendisi anlattı ve özür diledi..’’ dedi. Kızı ürküttüğünü anlayan Ayşıl, sesine dikkat ederek yumuşak bir tonda konuşmaya başladı.

‘’Yanlış anlama Ela’cım. Kerem’in bunu sana söylemesini beklemiyordum.’’

‘’Sır mıydı?’’

‘’Hayır, hayır güzelim. Sır değildi tabii ki. Ben sadece sen üzülürsün diye düşündüm.’’ Ela’nın rahatlaması için gülümsedi ve samimiyetle devam etti.

‘’Ama merak etme. Pişmanlıkla bile olsa Kerem istemese asla böyle bir şey yapmaz. Sana yine yardım eder tabii orası ayrı. Fakat sadece pişmanlığı için evine almayı bırak, teklif etmeyi düşünmez bile. Sana gerçekten başka bakıyor. Sanki kardeşisin de yıllar sonra bulmuş gibi. Kerem, çok yardımseverdir, insanlara ve özellikle kadınlara çok değer verir. Kuzenleri ile ilişkisi bile çok başkadır. Abileri gibi değil, sanki babaları gibi her şeyleri ile ilgilenir. Kendinde yakından göreceksin zaten. Seni de çok çabuk benimsedi. Bu yüzden de içim rahat. Eğer tanımadığım, ya da senin için güvenemediğim birisi olsaydı emin ol sessiz kalmazdım. Hatta gece bile seni orada bırakmazdım.’’

Yüzüne gelen saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırırken devam etti. ‘’Sen rahat mısın? Aranız gördüğüm kadarıyla çok iyi ama görmediğim zamanda da iyi mi? Önemli olan senin düşüncelerin.’’ Şefkatle çenesini okşadı.

Ela’nın duyduklarıyla içi sıcacık olmuştu. Başını olumlu anlamda salladı.

‘’Rahatım, çok iyiler. Yani Yağız abi de çok iyi ama Kerem abiyi bende çok sevdim. Hiç yabancılık çekmedim öğretmenim. Sadece onlara yük olmak istemiyorum. Sonuçta ben onların ailesinden değilim, tanımıyorlar bile. Ben onlara inanmak istiyorum ama artık üzülmek istemiyorum. Eğer alışırsam ve sonra ayrılırsam çok üzülürüm. Benim yüzümden onların da başına bir şey gelirse daha çok üzülürüm..’’

Ayşıl, Ela’yı sağ kolunun altına alıp saçlarını okşayarak konuşmaya başladı.

‘’Ela’cım, sen hayatımda gördüğüm en nahif insanlardansın. Küçüklüğünü yaşayamadan büyümek zorunda kalmışsın. Ama bundan sonra artık senin için her şey çok daha güzel ve iyi olacak. Üzülmek yok, hem babaannenlerin gücü Kerem’lere yetmez. Üstelik onlar seni yük olarak görmezler. Üzme kendini güzelim. Neyi istiyorsan onu söylemen yeterli. Aması, fakatı, şöyle olurdu, böyle olurduyu hiç düşünme. Önemli olan senin ne istediğin. Emin ol, seni çok seviyoruz ve asla yabancı biri gibi görmüyoruz. Sen benim küçük kardeşimsin mesela, ben hep öyle görüyorum.’’

‘’Bizim de evladımızsın sen Ela..’’

Işıl Hanım elindeki tepsiyle girişte ikilinin konuşmasını gözleri dolarak dinlemişti. Elindeki tepsiyi ortada bulunan büyük sehpaya bıraktı ve Ela’nın yanına giderek elleriyle yanaklarını tutup öptü.

‘’Ela’cım hiç utanma, yabancılık çekme. İkinci kızımsın sen benim. Ayrıca bizimle kalman, bizi de çok mutlu eder. Kerem ne kadar ‘hayır bırakmam’ desede ikna ederiz onu..’’ gülümseyip sağ gözünü kırpan Işıl Hanım, Ela’nın saçlarını omuzlarından geriye doğru attı.

‘’Teşekkür ederim..’’ dedi ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Işıl Hanım anaç bir tavırla sarılıp sırtını okşarken, Ayşıl gözünden akan yaşı hızlıca silerek çalan kapıyı açmaya gitti.

‘’Sen yalnız değilsin, Ela’cım. Artık bizim de kızımızsın. Kötü şeyler düşünmek yok. Bak sonra bozuşuruz.’’ Sahte bir kızgınlıkla sol işaret parmağını Ela’ya doğru salladı. Ela başını sallarken, ikisi de kıkırdadı. Işıl Hanım yanaklarından tutup tekrar öptü.

‘’Ayy yeter artık bu kadar üzüntü. Şimdi biraz keyif yapalım.’’ Diyerek önündeki tepsiyi çekti ve Ela’ya sıcak kış çayını uzattı.

‘’Kurabiye seversin değil mi Ela’cım?’’

‘’Severim..’’

‘’Al bakalım. Bak şunlar elmalı, bunlarda çikolatalı.’’ Kurabiyeleri de yakın olacak şekilde yerleştirdi. Elmalı kurabiyeyi çok seven Ela, aldığı tatla çok mutlu oldu.

‘’Çok güzel olmuş. Ellerinize sağlık.’’

‘’Afiyet olsun tatlım. Beğendin mi?’’

‘’Evet çok beğendim.’’

Ayşıl elindeki börek tabağıyla salona geldi. Tabağı hafif kaldırarak annesine gösterdi.

‘’Yeni gelenler göndermiş. Adını bilmiyorum, soramadım da ama çok selamı var.’’

‘’Ayy yanlış hatırlamıyorsam Sevda olacaktı. Ayaküstü görüşünce birde onların taşınma telaşı derken aklımda kalmadı benim de. Neyse getir kızım.’’ Tabağı almış çatalıyla börekten alıp Ela’nın tabağına koymuştu.

‘’Ben istemiyorum Işıl teyze, kurabiye yeterli.’’ Kaşlarını yukarıya kaldıran Işıl Hanım, ‘’istemiyorum olmaz, bak bitecek onlar yoksa Kerem’e söylerim.’’ diye numaradan tehdit etmişti. Tabii dayanamayıp güldüğü için tehdidi çok etkili olmamıştı ama hep birlikte gülmüşlerdi.

Sohbet muhabbet derken saat epey ilerlemiş, Ali Bey eve gelmiş ve akşam yemeğini hazırlamaya başlamışlardı. Ela’nın aklı Kerem abisinde kalmış, neden gelmediğini, eve gidip gitmeyeceğini merak ediyordu.

Aynı şekilde Ayşıl’ın da aklı Kerem’deydi. İstemesede çok merak ediyordu, ne olmuştu acaba? Gökçe dönmüş müydü, barışmışlar mıydı? Bu saate kadar ses çıkmadığına göre demek ki hâlâ konuşuyorlardı. Düşünmemek için kafasını salladı ve tabakları yerleştirmeye başladı.

Ali Bey, Ela’nın rahat hissetmesi için hem çeşitli sorular soruyor hem de esprili şekilde konuşuyordu. Güzel geçen yemeğin ardından etrafı toplayıp salonda çay, kahve keyfi yapıyorlardı. Ali Bey işiyle ilgili dosyalara göz atarken, Işıl Hanım Ela’yı yanına oturtmuş ona internetten beğenip aldığı şeyleri gösteriyordu.

‘’Teşekkür ederim ama neden zahmet ettiniz ki?’’

Ela’nın üzgün ve mahcup bir ifade ile söylediği cümleyle yanağını okşayan Işıl Hanım, ‘’ne zahmeti Ela’cım. Hem biz, Ayşıl ablanla zevkle seçtik bunları. Denk gelmez veya beğenmezsen değiştirebiliriz. Hatta istediğin bir şey varsa söyle güzelim.’’

Dolu gözleriyle başını olumsuz sallayan Ela, ‘’istediğim bir şey yok. Teşekkür ederim. Bunlarda çok güzeller, çok beğendim..’’ dedi. Danışanıyla görüşmesini bitiren Ayşıl’da onlara katılmıştı.

Uykusu gelen Ela saate baktı. On ikiyi geçmişti ama Kerem ve Yağız abilerinden hâlâ bir ses yoktu. Işıl Hanım ve Ali Bey odalarına çekilirken, onlar salonda kalmış az önce başlayan filmi izlemeye devam ediyorlardı.

Işıl Hanım salona geri dönerek, ‘’Ela’cım, Ayşıl ablanın odasında da sana yatak hazırladım hadi sizde çok geç olmadan uyuyun. İyi geceler..’’ demiş ve yeniden odalarına dönmüştü.

‘’Yatalım Ela’cım, uykun geldi seninde.’’

Ela başını sallayarak ayağa kalktı ve Ayşıl’ı takip ederek odaya girdi. Lila tonlarının hakim olduğu oda çok güzeldi. Aynı öğretmeni gibi ışıl ışıl süsler ve mumlar ile aydınlatılıyordu. Odayı incelemeyi bırakıp, hazırlanan yatağa geçti. Banyodan gelen Ayşıl, ışıkları kapatıp kendi yatağına geçti ve Ela’ya rahat olup olmadığını sordu.

‘’Çok rahatım, Ayşıl abla. İyi geceler.’’

‘’İyi geceler Ela’cım.’’

***

Telefonunun titreşim sesiyle gözünü açan Ayşıl, saatin dörde geldiğini gördü. Telefonu eline alıp Kerem’in aradığını görünce hemen açıp sessizce konuşmaya başladı.

‘’Kerem, bir şey mi oldu?’’

‘’Kapıdayım.’’

İNSTAGRAM: @yazanbiryengec

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.