İçeriğe geç

KARAMELA

Bölüm 11 · 43 dk okuma

KARAMELA

Bölüm 11

9. BÖLÜM

Duyduğu tek kelimeyle kaşlarını çatan Ayşıl telefonu kapattı. Sabahlığını üzerine geçirip sessizce ve hızla aşağı indi. Kapıyı açar açmaz karşısında bitkin bir Kerem görmeyi beklemiyordu.

‘’Ben.. Bu saatte rahatsız ettim özür dilerim. Ela’yı alayım.’’

‘’Ela uyuyor, Kerem. Sabah uyandığı zaman getiririm. Sen iyi misin?’’ Kerem’i inceliyordu ve arkasında tutmaya çalıştığı elini gördü. İstemsizce kaşları çatıldı ve Kerem’in eline uzandı.

‘’Ayşıl!’’

‘’Kerem, bir bakayım kanıyor.’’

‘’İyiyim ben, geçen günden çizik vardı o açılmıştır. Kötü bir şey yok. Ela’yı götüreyim.’’

Ayşıl, Kerem’in alkollü olduğunu ve sinirli olduğunu anladığı için alttan alacaktı. Derin bir nefes aldı ve sakince tane tane konuşmaya başladı.

‘’Kerem, gel hadi içeri, eline pansuman yapalım. Ela’da uyusun, şimdi uyanıp bu soğukta yer değiştirmesin. Rahatsız etmeyelim. Sabah uyanır uyanmaz getiririm ben onu.’’

Kerem, dudaklarını birbirine bastırıp başını olumlu salladı.

‘’Haklısın.. Üşür şimdi, üşümesin.’’ Başını kaldırıp gökyüzüne bakarak derin bir nefes aldı. ‘’Gideyim ben.. Uyandırdım seni de..’’ Genç kadına yaklaşarak sol eliyle saçını okşadı ve alnından öptü. ‘’Özür dilerim, üşüdün sen de gir içeri. Özür dilerim güzelim. Çok özür dilerim..’’ deyip arkasını döndü ve yürümeye başladı.

Kapıyı kapatan Ayşıl, Kerem’in bu haline çok üzülmüştü. O özürler geçmiş içindi anlamıştı. Ela gözlerinden geçen acıyı tam kabinde hissetti. Nefret ediyordu bu durumdan. Gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle sildi. Kapıya yaslanıp gözünü kapattı ve iç sesiyle derin bir tartışmaya girdi.

En sonunda iç sesini bastıran genç kadın, anahtarlarını alıp botlarını ayağına geçirdi ve koşarcasına Kerem’lere gitmeye başladı. Zile basmasına rağmen açılmayan kapıyla, içindeki sıkıntı büyümeye başladı. Kapıyı art arda yumruklamaya başladı. Yaklaşık bir dakikanın ardından Kerem’in kapıyı açmasıyla hızla ona sarılan Ayşıl, yaşadığı panikle ağlamaya başladı. Kollarını anında ona saran genç adam, aldığı portakal çiçeği kokusuyla gözlerini kapattı ve rahatladığını hissetti.

Kapının orada ne kadar öyle kaldıklarının farkında olmayan ikiliden Ayşıl, sakinleşince başını geriye çekerek genç adama baktı. Ellerini yanaklarına koydu ve, ‘’iyi misin?’’ diye fısıldadı.

Kerem’de sol eliyle genç kadının önüne gelen saçlarını geriye doğru iterken, ‘’şimdi çok daha iyiyim..’’ dedi ve tekrar kollarıyla genç kadına sımsıkı sarıldı. Ayşıl başını Kerem’in sol omzuna yasladı. İkiside birbirlerinin kokusunu alabilmek için derin nefes alıyordu. Birden havalanan genç kadın şaşkınlıkla onu taşıyan Kerem’e baktı.

‘’Kerem, ben yürürdüm. Hem elin..’’

‘’Elim çok iyi ve ben götürürüm seni.’’ Şöminenin yanındaki minderin üzerine yavaşça bıraktı. Sol eliyle Ayşıl’ın yanağını tutan Kerem, baş parmağıyla dudağının yanını okşarken, genç kadının gözlerine bakıyordu.

Ayşıl, Kerem’in anbean koyulaşan gözlerine bakarken heyecanla ağzından nefes almaya başlamıştı. Kerem’in biraz daha yaklaşmasını fark etmesiyle ürperdi. İçinden sakin olması gerektiğini hatırlatarak konuşmaya başladı. ‘’Yağız nerede?’’

Kerem, genç kadının sorusuyla ondan uzaklaşmamış, sadece elini yanağından çekip saçlarını kulağının arkasına sıkıştırmıştı. Ardından elini, saçlarından beline kadar okşayarak götürmüş ve bel boşluğunu sıkıca tutarak kendisine iyice çekmişti.

‘’Kerem..’’ Ayşıl sadece adını fısıldayabilmişti. Panikle genç adamın kollarını tutup sıkmıştı. Kendisini her zaman kontrol edebilen genç kadın, iki gündür kendisine ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Kuruyan dudaklarını yalayan genç kadın birden ağzından çıkan küçük çığlıkla kendisini Kerem’in kucağında buldu.

‘’Yapma bunu!’’ Kerem alnını genç kadının alnına yaslayarak, genç kadını uyardı. Genç adamın nefesi yüzüne çarptıkça Ayşıl ne yapacağını şaşırmıştı. Gözünü birkaç saniye kapatıp içinden, ‘sakin ol Ayşıl, alkolün etkisinde’ diyerek bir an önce kendisini sımsıkı saran kollardan kurtulmanın yolunu arıyordu. Kerem, burnunu genç kadının şakağına sürterek küçük küçük öpücükler kondurarak kulağına yaklaştı.

Ayşıl nefesini tutmuş bir şekilde hareketsiz kalmıştı. Kerem’in kulağına söylediği şeyle kendine gelen genç kadın, başını geriye atarak gözleri mümkünmüşçesine açılmış bir şekilde Kerem’e baktı.

‘’Sana zarar vermelerine izin vermeyeceğim. Bir daha benim yüzümden ağlamayacaksın.’’

‘’Kerem ne oluyor?’’

Gözlerini kaçırıp başını sağa sola sallayan genç adamın yanaklarına ellerini koyup, kendisine bakmasını sağladı. Az önce anbean kararan gözler, şimdi dolmuş bir şekilde kendisine bakıyordu.

‘’Seni kimse üzemeyecek. Bana güven olur mu?’’

Ayşıl ne olduğunu çok merak etmişti. Kerem’in olanı anlatmak yerine böyle konuşması daha da merakını arttırmış bir taraftan da kötü bir şeyler olacağını hissettirmişti. Az önce heyecandan hızla nefes alırken, şimdi korkudan hızlı bir şekilde derin nefes alıp veriyordu.

‘’Kerem..’’ Genç adamın adını öyle bir söylemişti ki, Kerem anında başını sallayarak, sert bir ses tonuyla ‘’korkma, titremesin sesin. Söz veriyorum hiçbir şey yapamayacaklar. Bende Kerem Karaçınar’sam burunlarından fitil fitil getirip, doğduklarına pişman edeceğim..’’ dedi ve genç kadına sarılıp yanağından öptü.

Kerem bir eliyle genç kadının saçını okşarken, Ayşıl’da bir eliyle genç adamın yanağını okşuyordu.

‘’Ne olduğunu söyleyecek misin artık?’’

Sıkıntılı bir şekilde sesli nefes alan Kerem konuşmaya başladı.

‘’Eğer kendisiyle barışmazsam, seninle benim aramda yasak aşk iftirası atacakmış. Kendisini mağdur gösterip, beni ve seni rezil edecekmiş!’’

Ayşıl, duyduklarıyla kaskatı kesilmişti. Gökçe’nin iğrenç düşünceleri midesini bulandırmıştı. Birden gelen cesaretle kendisini toparlayıp, genç adamın bakışlarına aldırmadan kucağından ayağa kalktı.

‘’Ayşıl..’’ Kerem’de ayağa kalkmış tutmak için genç kadının koluna uzanmıştı ancak Ayşıl, bir iki adım geriye giderek dokunmasının önüne geçmişti.

‘’Benden uzak durun!’’ Ona doğru yaklaşan genç adamı elini kaldırarak durdurdu. ‘’Ben ne yapıyorum size?’’ Ellerini yana doğru açıp daha sonra sağ eliyle göğüs boşluğuna vurdu. ‘’Neden sizin ilişkinizde hep günah keçisi ben ilan ediliyorum!’’

Ayşıl sinirle bağırırken, göz yaşlarına hakim olamıyordu. Bir buçuk senedir doğru düzgün muhatap bile olmadığı insanlar yine hayatını alt üst ediyorlardı. Kerem hızla arkasından sarılarak, kollarını önünden tuttu.

‘’Sakin ol, Ayşıl bir şey yapamayacak ba..’’

‘’SUUUS!’’ Genç kadın, çığlık atarcasına avazı çıktığı kadar bağırdı. Kerem ne yapacağını bilemez şekilde hâlâ genç kadının kollarını tutmaya devam ediyordu ancak Ayşıl, çırpınarak kurtulmaya çalışıyordu.

‘’Beni dinle! Ay-‘’

‘’SUS DEDİM SANA! BIRAK BENİ!’’

Kerem ya bırakacaktı, ya da zorla konuşacaktı. Bıraksa Ayşıl kesinlikle dinlemez, hemen evden giderdi. İstemesede zorla konuşmaya karar verdi.

‘’Bırak beni!’’ diye bağıran genç kadını sertçe kendisine doğru çevirirken, dengesini sağlayamadı ve birlikte yere düştüler. Ayşıl, sinirle düştüğü Kerem’in üzerinden kalkmaya çalışırken, bileğini sımsıkı tutan adama öfkeyle bakıyordu. ‘’Bırak!’’ dişlerinin arasından tısladı. Kerem birden yerlerini değiştirdi ve genç kadının üzerine çıkıp bileklerini başının üzerinde sabitledi.

‘’Kalk üzerimden!’’

Başını sağa sola yavaşça sallayan Kerem, cıkladı.

‘’Konuşacağız!’’

‘’Konuşacak bir şey yok! Çıkın hayatımdan artık yeter!’’ Ayşıl tam dizini hafifçe kırıp Kerem’in kasığına vuracakken, genç adam gelecek hamleyi fark etti. Genç kadının bileklerini tek eliyle tutarken, öbür eli ile hızla genç kadının sağ dizini tutup bacaklarını araladı. Bacaklarının arasına yerleşip muzipçe, ‘’ama bu yaptığın adil ve hoş olmaz güzelim..’’ dedi ve genç kadının daha çok sinirlenmesine sebep oldu.

‘’BIRAK BENİ! BEN SENİN GÜZELİN FALAN DEĞİLİM! BIRAA-‘’

Genç kadın yumruk yaptığı elleriyle Kerem’in göğsüne vurup bağırırken, birden Kerem’in dudaklarına yapışmasıyla kısa süreli bir şok geçirmişti. Hemen kendine gelip başını oynatmaya ve üzerindeki genç adamı itmeye çalıştı. Genç adam hızla Ayşıl’ın ellerini kavrayıp etkisiz hale getirdi. Ancak bırak kurtulmayı, bir milim bile Kerem’i kıpırdatamadı. Boğukça bırakması için garip sesler çıkarıp, çırpınan Ayşıl yorulduğunu hissetti.

Kerem, iki gündür aklından çıkmayan şeyi yapmış, genç kadının bağırması bahanesi olmuştu. Karşılık alabilmek için genç kadının dudaklarını ısırdı. Beklediği karşılığı alamayınca sertliğini genç kadına bastırmış, dudaklarını dudaklarından çekmeden ‘’karşılık ver!’’ diyerek tekrar kapanmıştı.

Hissettiği sertlik ve Kerem’in ısrarcı tavrıyla gözlerinden akmaya başlayan yaşlara engel olamayan genç kadın, Kerem’in kendisini tekrar bastırmasıyla pes etmiş dudaklarını aralamıştı. Ayşıl’ın beceriksizce verdiği karşılık ve aldığı tat, genç adamı mutlu etmiş, tamamen öpüşmeyi kontrolü altına alıp derinleştirmişti. Genç kadının bileğindeki ellerini kaydırarak parmaklarını birbirine kenetledi. Kerem’in dilini emmesiyle bastırdığı inlemeyi tutamayan Ayşıl nefesinin kesildiğini hissetti. Uzun süren tutkulu öpücüğün ardından Kerem sakin ve yavaş bir şekilde öpmeye devam etmişti. Genç kadının alt dudağını hafifçe ısırarak çekti.

Ayşıl bu olana inanamıyordu. Nasıl kendisini bu denli kaptırmıştı. Hızla atan kalbi ve aldığı hızlı soluklarla utanarak gözlerini kaçırdı. Buradan hemen gitmeliydi, yoksa kendisini daha fazla tutamayacak hüngür hüngür ağlayacaktı.

Genç kadının kızaran yüzüne ve öpüşmenin etkisiyle kızarıp şişen dudaklarına hayranlıkla bakan Kerem, ellerini çekerek serbest bıraktı ancak gözlerinin altına birer öpücük kondurarak, fısıldadı.

‘’Ağlama, sakın ağlama ve utanma.’’ Alnını öptü. ‘’Konuşacağız Ay kızım.’’ Kendisi dizlerinin üzerinde durarak, genç kadını koltuk altlarından tutup kalkmasını sağladı. Ayşıl daha kendisine gelememişti ve Kerem’de bunun farkındaydı.

Pişman mıydı? Asla. Hatta aldığı haz o kadar yoğundu ki, bir zamanlar aşık olduğunu sandığı Gökçe’de bile böyle bir his hiçbir zaman olmamıştı. Ayşıl’a karşı hiç böyle bir ilgisi olmamıştı. Birkaç gündür genç kadının kokusunu hissetmesiyle kalbinin delicesine atması onu şaşırtmıştı. O kokunun verdiği ayrı bir huzur vardı. İlk defa dün onu delicesine öpmek istemişti ve kendisini zor tutmuştu. Ancak şimdi hem alkolün etkisi, hem genç kadının kokusu iradesini yok etmişti. Merakla vereceği tepkiyi bekliyordu. Tokat bile atsa gıkı çıkmazdı. Birden doğrulan Ayşıl’la düşüncelerinden uzaklaştı. Genç kadın gözlerini hiç kendisine çevirmemiş, titreyen sesi ile kekeleyerek ‘’b-ben gitsem.. iyi o-olacak..’’ demiş ve adım atmaya başlamıştı.

Kerem hızla önüne geçmişti. Ayşıl, gözlerine hiç bakmadan sağa kaymış ancak genç adamın yine önüne geçmesiyle ilerleyememişti.

‘’Konuşalım Ayşıl.’’

‘’Hayır..’’ Ayşıl başını sağa sola sallamış, titrek bir şekilde fısıldamıştı. Kerem’in elini kendisine uzattığını fark etmesiyle, ‘’Kerem lütfen.. Lütfen konuşacak bir şey yok. Lütfen izin ver..’’ dedi yalvarırcasına.

Genç adam bir adım daha yaklaştı ve ellerini Ayşıl’ın yanaklarına yerleştirdi. ‘’Veremem güzelim. Konuşmadan gitmene izin veremem.’’

‘’Neden yapıyorsunuz bana bunu?’’ daha fazla dayanamamış ve ağlamaya başlamıştı. Dizlerinin bükülmesiyle ayakta kalamayan genç kadını, Kerem kucağına alarak koltuğa oturdu. Başını sağ omzuna doğru yatırdı ve ağlamasına müsaade etti. Kolunu kıpırdatacak hali yoktu ama Kerem, her ihtimale karşı sağ kolunu beline sımsıkı sardı. Burnunu saçlarının arasına daldırıp kokusunu solurken, bir yandan da küçük öpücükler konduruyordu.

‘’Kerem yapma..’’ ağlayarak titrek sesi ile zoraki konuşan Ayşıl, güçsüz bir şekilde Kerem’in kollarını sıkmaya çalışmıştı.

Şakağına doğru burnunu sürterek, yeniden öpen Kerem, dudaklarını genç kadının saçlarından çekmeden konuştu. ‘’Tamam yapmıyorum bir şey.’’ Eliyle gözlerinden akan yaşı sildi ve çenesinden hafifçe tutarak kendisine bakmasını sağladı. ‘’Ağlama artık. Gözlerin kıpkırmızı oldu, ağlama.’’

‘’Bırakır mısın, gitmek istiyorum.’’

Kerem olumsuzca başını salladı. ‘’Konuşmadan olmaz.’’

‘’Tamam yine de bırak, bu şekilde konuşmayalım.’’

Kucağından kayarak kurtulmaya çalışan genç kadını sıkıca tutarak yeniden kendisine doğru yaklaştıran Kerem, ‘’bıraktığım an kaçacaksın! Bilmiyor muyum ben seni. Böyle konuşalım..’’ dedi.

Gözlerini deviren Ayşıl, ‘’tamam, buna da tamam!’’ dedi ve sesini kontrol ederek devam etti. ‘’Bundan sonra mümkünse birbirimizle muhatap olmayalım!’’ Kerem kaşlarını çatarak, ‘’ne demek o?’’ diye sert bir şekilde sordu.

‘’Ben artık yoruldum ve sıkıldım Kerem. Gökçe ile arandaki ilişki beni ilgilendirmiyor. İster ayrılın ister barışın, ama benden uzak durun. Benim yaşadığım her şey bana yetiyor, daha mahkemem sürüyor. Düşünmem gereken yeteri kadar konum var. Birde bununla uğraşmak istemiyorum!’’

‘’Ayşıl, hiçbir şey yapamayacak merak etme. Bana güven.’’

Genç kadın buruk bir şekilde gülümsedi.

‘’Güvenmek istiyorum. Lütfen bana ilk ve son defa bir iyilik yap, Gökçe’yi benden uzak tut. Bıktım artık..’’

‘’Saçmalıyorsun! İlk ve son ne? Ayşıl!’’

Kerem her ne kadar öfkelenmeyeceğine dair içinden kendisini uyarsa da, Ayşıl’ın onu umursamaz konuşmaları karşısında sinirlenmeden duramıyordu. Oflayarak gözlerini deviren genç kadın, ‘’ne duyduysan o!’’ diyerek adeta yanan ateşe benzin dökmüştü. Kerem, kucağında Ayşıl ile birlikte ayağa kalktı, genç kadını resmen koltuğa fırlatırcasına bırakıp, kollarını koltuğun sırt kısmına yaslayarak oraya hapsetti.

Şaşkınlıktan ağzı açılan Ayşıl, savrulmanın etkisiyle eliyle yüzüne gelen saçlarını geriye doğru iteledi. ‘’Sen ne yaptığını sanıyorsun!’’ Öfkeyle dişlerinin arasından konuştu. Elleriyle genç adamın göğsüne vurup doğrulmaya çalıştı ancak Kerem’in ona doğru eğilmesiyle, olduğu yerde kalmak zorunda kaldı. Yüzleri birbirine iyice yakınlaşan Kerem ve Ayşıl, öfkeli bir şekilde alıp verdikleri solukları birbirlerinin yüzlerinde hissederken, gözlerinin kararmasına da anbean şahit oluyorlardı.

‘’Ne yapıyormuşum ben?’’ Tehlikeli bir tonda sorduğu bu soru genç kadını biraz ürkütmüştü ama belli etmemeye çalışarak, sinirle konuştu.

‘’Zorbalık yapıyorsun! Daha ne yapacaksın!’’

‘’Sen zorbalık görmemişsin!’’

Ayşıl’ın ağzından alayla ‘’hah’’ nidası çıktı. ‘’Sayende gördüm sağ ol!’’

Kerem dişlerini sıkarak, damarları belirginleşmiş boynunu sağa sola hareket ettirerek kütletti. Sağ dizini kıvırarak, genç kadının bacaklarının arasına yerleştirdi ve yüzünü iyice yaklaştırdı. Sağ elini yanağına yerleştirerek, hafif bir baskı uyguladı ve dişlerinin arasından konuştu.

‘’Bak, şurada sakin kalayım, öfkelenmeyeyim, bir sinirle kalbini kırmayayım diye uğraşıyorum. Bana yardımcı olacağına, aksine nasıl delirtebilirim diye mi düşünüyorsun?’’ Dudaklarını kulağına yaklaştırıp, tehlikeli bir tonda ‘’hı güzelim?’’ dedi. Ayşıl ürperirken, Kerem’in dudağının kenarı yukarı doğru kıvrılmıştı.

Elleriyle genç adamın kollarını çekmeye çalışan genç kadın, bir süre kurtulma adına savaş vermiş ancak başarılı olamamıştı. Yorgunluktan ağzından sık nefes alıp vermeye başlamış ve içinden Kerem’in kolunun demirden mi yapıldığını sorguluyordu. Kerem onun bu haline gülerken, Ayşıl iyice sinirlenmişti. Ellerini yumruk yaparak rastgele genç adama vurmaya başladı.

Kerem için bu yumrukların gücü, dokunmayla eş değerdi. Az sonra nasılsa yorulup pes edecekti. Yüzündeki alaylı gülümsemeyle çırpınan kadını izlemeye devam etti.

Ayşıl, kendisine alayla bakan bu adamı şu an parçalamak istiyordu. Sinirden yüzü kıpkırmızı olmuştu. Madem yumruklar bir işe yaramıyordu o da aklına gelen diğer şeyi yapardı.

‘’Ahhh siktir!’’ Boynunda hissettiği dişlerle Kerem adeta böğürmüştü. ‘’Ayşıl! Siktir! Kızım ne yaptığını bilmiyorsun. Siktir! Ahhh! Ayşıl!’’

Ayşıl, kurtulmak umuduyla Kerem’in boynunu olanca gücüyle ısırmış ve hâlâ daha ısırmaya devam ediyordu. O kendince intikam alıyordu ancak genç adam için durum çok farklıydı.

Birden genç kadını tutup kucağına alarak ayağa kalktı. Ayşıl, ısırmayı bırakmış Kerem’in kendisini bırakması için çırpınıyordu. Kerem, genç kadının sırtını yandaki duvara yaslayıp, sertliğini bastırdı. Ayşıl, karnında hissettiği sertlikle utançla gözlerini kaçırdı ve yutkundu.

‘’Bir rahat dur be kızım. Ne hale getirdin beni.’’

Kerem soluk soluğa konuşmuş, kollarının arasında sessiz ve hareketsiz şekilde kalan genç kadına bakıyordu.

‘’Kerem, lütfen bırakır mısın beni?’’

Dilini damağına şaklatan genç adam, ‘’bence böyle çok iyi..’’

‘’Kerem!’’

‘’Tamam, tamam. Bıraktım.’’ Dikkatli bir şekilde genç kadını bıraktı.

‘’Ben gidiyorum.’’ Ayşıl, Kerem’e bakmamaya devam ediyordu. Genç adam, onun bu utangaç haline gülümsedi ve alt dudağını ısırarak başını hafifçe salladı.

‘’Bak şu an sağlıklı konuşamıyoruz, ama bu az önce saçmaladığın şeyleri konuşacağız!’’ İşaret parmağını sallayarak konuştu.

‘’Hiçbiri saçmalık değildi.’’

‘’Bana göre saçmalık!’’

Ayşıl olumsuzca başını salladı. Oflayarak parmaklarını saçlarına geçirip geriye doğru attı.

‘’Bence en iyisi şöyle yapalım.’’ Genç adamın gözlerine baktı. ‘’Gökçe ile ilişkin başladığı zamandan itibaren bana olan davranışlarını gözden geçir. Tabii muhtemelen farkında değilsindir ve sana göre hiçbir şey yoktur. Ama sen yine bir düşün. Ardından konuşalım. Olur mu?’’

Kaşları çatık bir şekilde genç kadının sözlerini dikkatle dinleyen Kerem, ‘’laf sokmadan direkt söylesen olmuyor mu?’’ diye sordu.

‘’Laf sokmuyorum, gerçekten laf sokmadım. Seni iyi tanıyorum Kerem. Sana göre hiçbir şey yok, biliyorum. Ben çok yoruldum, sıkıldım, bunaldım..’’ Derin nefes alarak devam etti. ‘’Bir buçuk senedir görüşmedik, konuşmadık. Sadece, ailece zorunlu bulunduğumuz ortamlarda merhabalaştık.. Yine öyle devam edelim.’’

Genç adamın bir şey söylememesi üzerine salonun çıkışına doğru yürüdü.

‘’Az önceki anlarında mı bir etkisi yok?’’

Başını olumsuzca salladı ancak arkasını dönmedi. Adım seslerinden Kerem’in ona doğru geldiğini anladı ancak bacaklarını bir türlü hareket ettiremedi. Ensesinde genç adamın nefesini hissetmesiyle ürperdi.

‘’Emin misin bir etkisi olmadığına?’’

‘’Eminim!’’

‘’Hmm.. Neden panikliyorsun?’’

‘’Pa-paniklemiyorum ki..’’

Kerem, kollarını genç kadının karnına dolamış ve kendisine çekmişti. Ayşıl’ın, bu ani hareketle gözleri büyümüş ve şaşkınlıkla yutkunmuştu. Birkaç saniye sonra kendisine gelerek hızla karnındaki elleri tuttu ve açmaya çalıştı. İçindeki direnme gücü artık son anlarındaydı. Kendisini bırakmadan buradan çıkmalıydı. Kalbi zaten yeteri kadar parçalanmıştı ve daha fazlasını kaldıracak gücü yoktu. Kerem’e hissettiği duyguların üzerini kapatalı çok olmuştu ama genç adamın bu davranışları yine boşa heyecanlanmasına sebep oluyordu. Gözünden akan yaşları sildi ve sesinin titremesini umursamadan genç adamın kendisini bırakması için yalvarırcasına adını söyledi.

‘’Kerem..’’

Kerem, Ayşıl’ın ses tonu karşısında kaşlarını çatıp yavaşça kolları arasında kendisine döndürdü. Genç kadının gözlerindeki kırgınlığı görmesiyle içinden kendisine küfür etti ve alnını Ayşıl’ın alnına yaslayarak fısıldadı.

‘’Sadece konuşalım düzgünce olur mu?’’ Cevap vermek için ağzını açan Ayşıl’ın itiraz etmesine fırsat vermeden devam etti. ‘’İki gündür bende bana ne olduğunu bilmiyorum. Tek bildiğim senin varlığının bana iyi geldiği.’’ Gözlerini sıkıca kapatıp birkaç saniye sonra açtı. ‘’Ayşıl lütfen konuşalım, buna ihtiyacımız var.’’

Kendisine umutla bakan ela gözlerden zorlukla bakışını kaçıran Ayşıl, alt dudağını ısırarak başını salladı ve burnunu çekerek konuşmaya başladı.

‘’Tamam, konuşalım. Ama şimdi değil. Hem ben şu an düzgün düşünemiyorum hem de sen sarhoş olmasanda alkollü ve sinirlisin. Bak zaten konuşmak istediğimi söylemiştim. Ela’nın durumu benim için daha önemli. Şu karışıklık bitsin, sonra sakince konuşalım. Olur mu?’’

Sağ eliyle genç kadının yanağını okşayan Kerem, istemeyerek de olsa genç kadının isteğini başını sallayarak onayladı.

‘’Olmaz demek istesemde haklısın. Şu birkaç günü bir atlatalım, sonra rahatça konuşalım.’’

İkisi de artık sakinleşmişti. Ayşıl başını mutfak tarafına çevirince gördüğü görüntüyle Kerem’e baktı. Eliyle o tarafı göstererek, ‘’ne oldu burada?’’ diye sordu.

Kerem suçlu bir çocuk gibi bakışlarını kaçırdı. Sağ eliyle ensesini ovaladı ve mırıldanarak ağzında bir şeyler geveledi.

‘’Ne diyorsun? Hiçbir şey anlamıyorum.’’ Ayşıl, genç adamın mırıldanmasıyla hiçbir şey anlamamıştı.

‘’Önemli değil. Tabak koyarken oldu. Üretim hatası, çok adi bir ürünmüş.’’

Gözleri şaşkınlıktan mümkünmüşçesine açılan genç kadın, ciddi olamazsın dercesine karşısındaki adama bakıyordu.

‘’O masa meşeden yapılmaydı. Bir tabak koymayla nasıl kırıldı bu?’’

‘’Ayşıl, kurcalama güzelim. Hadi kahve içelim boşver orayı.’’

Başını olumsuzca sallayan genç kadın, ‘’senin gerçekten bir psikoloğa görünüp tedavi görmen lazım farkındasın değil mi?’’ dedi ama Kerem sadece başını sallayarak, ‘’hı hı..’’ diyerek genç kadını geçiştirdi.

‘’Dalga geçme! Ben çok ciddiyim, bir dakikan bir dakikanı tutmuyor. Ruh halindeki değişim ışık hızıyla eş değer..’’ Elleriyle saçlarını geriye iterek isyan edercesine konuşmaya devam etti. ‘’Her şey normalmiş gibi kahve içelim diyorsun. Pes! Vallahi pes.. Neyse gidiyorum ben. Sen iç kahveni rahatça.’’ Genç adamın bir şey demesini beklemeden önünden geçerek salonun kapısına doğru yürüdü.

‘’Bekle ben götüreyim seni.’’ Hızla genç kadının yanına ulaşmış ve montunu eline almıştı. Verandaya çıkan Ayşıl, ‘’saçmalama Kerem! Şuradan şurası zaten..’’ eliyle kendi evlerini işaret etmişti.

‘’Olsun, bu saatte ne olur ne olmaz. Hem Ela’yı da alayım.’’

‘’Ayy, Allah’ım sabır ver!’’ sinirle Kerem’e baktı. ‘’Saklarım belki Ela’yı, al hemen!’’

Kerem’in dudağı alayla yukarı doğru kıvrıldı. Sağ gözünü kırparak, ‘’saklarsın belki belli mi olur?’’ diye alayla konuştu.

‘’Kız uyusun işte. Sabah getiririm, ne diye huzurunu bozuyorsun ki? Üşür şimdi, şu ayaza bak.’’

Elindeki montu genç kadının omzuna bırakarak kapıyı kapattı. Ayşıl tam üzerinden montu alacaktı ki, ‘’bırak kalsın!’’ diyen genç adamın sesi ile ellerini monttan çekti.

‘’Dönecek misiniz bugün?’’

Sıkıntıyla nefes alan Kerem, ‘’planım o yöndeydi ancak Ela’nın aranması elimi kolumu bağladı. Durumu takip ediyoruz ama daha detaylar da gelmediği için ne olduğunu tam bilmiyoruz. Ben yarın sabahtan Ankara’ya gideceğim, Yağız’da hem kendi ekibi ile hem de Reyhan Hanımlarla temasta. Onlarla da yarın akşam görüşeceğim.’’

‘’Ela?’’

‘’Onu şu an buradan götürmemek en doğrusu. Yağız buradan ayrılmayacak. Eğer teyzemler bir yerlere giderse annem de gelir.’’

‘’Kerem, bizle de kalabilir. Bak neden istemiyorsun bilmiyorum ama ben onu gerçekten çok seviyorum. Ona zarar gelmesini istemem ki.’’ Titreyen sesi ile daha fazla dayanamayarak sessizce ağlamaya başlayan Ayşıl, başını öne eğip alt dudağını ısırdı.

Kerem, genç kadının boğuk çıkan sesini duyunca başını hızla genç kadına çevirdi ve ağladığını görünce hemen elleriyle başını kavradı. Saçlarını geriye atarak, ‘’Ayşıl, güzelim.. Bak bana’’ sağ eliyle çenesini tutup hafifçe kaldırarak kendisine bakmasını sağladı.

Okyanus gözlerde gördüğü kırgınlıklar, Kerem’in canını sıkmıştı. Baş parmaklarıyla gözlerinden akan yaşı silip, genç kadını iyice kendisine yaklaştırdı. Ayşıl, burnunu çekip ‘’güvenmiyor musun bana?’’ dedi zoraki bir şekilde.

Genç kadını kolları arasına alan Kerem, şakağından öperek, ‘’saçmalama güzelim..’’ dedi.

‘’A-ama..’’

‘’Şşşt..’’ Ayşıl’ı susturan Kerem bir taraftan saçlarını okşarken bir taraftan da konuşmaya devam etti. ‘’Güzelim, sana nasıl güvenmem. Hem Ela’yı yakından tanıyorsun. O da seni çok seviyor, senin de onu nasıl sevdiğini görüyorum. Bunu nasıl düşünürsün?’’

‘’Neden benimle kalmasına izin vermiyorsun o zaman?’’

Kerem, Ayşıl’ı daha iyi görebilmek için, genç kadını geriye doğru çekti. Ancak bir eliyle belinden tutmaya devam ederken diğer elini yanağına koyarak, baş parmağıyla hafifçe okşamaya başladı. Sıkıntıyla derin bir nefes aldı.

‘’Ayşıl, güzelim bak panikletmek istemediğim için söylemeyecektim. Ama beni yanlış anlayıp kendini üzüyorsun..’’

Genç kadın dikkatle karşısında sıkıntıyla konuşmaya çalışan Kerem’e bakıyordu. Genç adamın gözlerini kaçırması ve başını sağ tarafa çevirip başka yere bakmasına dayanamadı. Sol elini yanağına koyarak istemsizce parmaklarını yeni çıkan sakallarında gezdirdi.

Yanağındaki dokunuşla başını genç kadına çeviren Kerem, hızla genç kadının elini tutup avuç içini öptü. Şu birkaç gündür hissettiği duygulara bir türlü kendisi de anlam veremiyordu. Okyanus gözlere baktığında, orada boğulmak istiyordu. Bir insan bu kadar güzel ve anlamlı nasıl bakabilirdi ki?

Aralarındaki sessizliği, ‘’ne saklıyorsun?’’ sorusuyla genç kadın bozdu. Kerem yine gözlerini kaçırmaya başlamıştı ki, ‘’Kerem, lütfen..’’ diyen ağlamaklı sesle yeniden genç kadına bakmaya başladı. Soğuk hava nedeniyle titreyen Ayşıl’a kaşlarını çatarak baktı.

‘’Gel burada konuşmayalım.’’ Genç kadının konuşmasına fırsat vermeden hızla elini tutup yeniden eve adımlamaya başladı. Ayşıl, ise daha ne olduğunu anlamadan kendisini yeniden Kerem’lerin evinde bulmuştu. Botlarını çıkarıp salona geçtiler. Şöminenin yanında bulunan tekli berjerleri gösteren Kerem, eliyle oturmasını işaret ettikten sonra kendisi de oturdu.

Ayşıl, sabırsızlıkla Kerem’in söyleyeceği şeyi bekliyordu. Ne oluyordu yine? Ela’nın onun yanında kalmasıyla alakalı ne olabilirdi? Kafasında kendi kendine bu sorular dönerken sağ bacağını hırsla sallamaya başladı.

‘’Kerem konuşacak mısın artık? Neler oluyor ve Ela’nın benimle kalmasıyla alakası ne?’’

Kerem biraz öne doğru eğilerek, dirseklerini dizlerine yaslayarak genç kadına bakmaya başladı. Sağ işaret parmağını ona doğru kaldırdı. ‘’Bak şimdi söyleyeceklerimden emin değiliz. O yüzden panikleme tamam mı?’’

Ayşıl hızla başını tamam dercesine salladı.

‘’Reyhan Hanımın emniyetten çıktığı andan itibaren takip edilmeye başlandığını tahmin ediyoruz. Onun peşindelerse, senin de peşinde olabilirler diye düşünüyoruz.’’

Genç kadın duyduklarıyla yutkundu. Kurtuluş yok muydu bu insanlardan? Daha ne kadar devam edecekti bu saçma sapan takip işleri?

‘’Emin misiniz peki takip edildiğine?’’ Bir umut yine sormuştu. Ancak genç adamın yüz ifadesinden bile cevabını almıştı.

‘’Emniyetten çıktıkları zaman gördükleri kişiyi, hem benzinlikte hem de otelde de görmüşler. Adamın kimliğini tespit etmeye çalışıyorlar.’’

‘’Be-beni de mi takip ediyorlar?’’

‘’Şşşt’’ Hızla genç kadının yanına gidip elleriyle başını kavradı ve tedirginlikle titreyen mavilere bakıp sakince konuştu. ‘’Hayır, kontrol ettirdik. Şimdilik tehlikeli bir şey yok. Ama biz yine ne olur ne olmaz diyerekten işimizi sağlama alıyoruz hepsi bu. Korkmanı ve üzülmeni gerektirecek bir durum yok. Hem peşinde birisi olursa anında haberimiz olacak. Bize güven olur mu?’’

Ayşıl’ın içi hiç rahat değildi ama yine de başını sallayarak onayladı ve içinden ‘Allah’ım ne olur bulamasınlar Ela’yı’ diye dua etti.

‘’Olmayacak ona bir şey! Alamayacaklar Ela’yı. Söz veriyorum elimden gelenin fazlasını yapacağım, Ela bir daha kötü günler yaşamayacak.’’

İçinden geçen düşünceleri bir şey söylemeden anlayan Kerem’e üst dudağını ısırarak baktı. Kararlılıkla kendisine bakan ela gözlere bakarak başını salladı ve içten gülümseyerek ‘’teşekkür ederim’’ dedi. Genç adam sağ elinin baş parmağını Ayşıl’ın dudağının kenarında gezdirdi. Kokusunu içine çekerek şakağına doğru bir öpücük kondurup ayağa kalktı.

‘’Senden bir söz istiyorum Ayşıl.’’

‘’Ne sözü?’’

‘’Eğer seni arayan birisi olursa veya peşinde birisini hissedersen ya da herhangi şüpheni çeken ne olursa olsun bana söyleyeceksin.’’

‘’Ba-babama söylerim ki zaten.’’

Genç adam inanmamışçasına kaşlarını kaldırdı.

‘’Ay-şıl!’’ Genç kadının adını üzerine basarak heceledi ve devam etti. ‘’Güzelim senin bir şeyleri kendi başına halletme isteğini babanda dahil hepimiz biliyoruz. Üstelik babanla konuştuk, bu tehdit olaylarını falan çok sonradan söylemişsin.’’

Gözlerini kaçıran Ayşıl, içinden babasına kızıyordu. Ne vardı bunları Kerem’e anlatacak hem zaten ona söz vermişti bir daha bir şey saklamayacağına dair. Ne gerek vardı şimdi birde Kerem’e anlatacaktı. Hem Kerem’den uzak durmak istiyordu. Ondan kaçmaya çalıştıkça yine kendisini onun yanında buluyordu ve bu durum hiç hoşuna gitmiyordu. Ve kesinlikle Kerem’den uzak durmalıydı. Bunun için az muhabbet her zaman en iyisiydi.

‘’Duydun mu beni?’’

Kerem’in gözünün önünde parmağını şıklatmasıyla iç sesini susturup başını salladı.

‘’Babama söz verdim, ne olursa ona anlatacağım. Birde niye sana anlatayım?’’

‘’Çünkü artık ben devreye girdim. Ve benden bir şeyler saklanılmasını da istemiyorum.’’

‘’İyi o zaman babam da sana anlatır.’’ Ayşıl bir iki adım ilerlemişti ki Kerem tarafından sol kolu tutuldu. Oflayarak genç adama döndü ve konuşmasını bekledi.

Kerem sinirli bir şekilde gülerek başını sağa sola salladı. ‘’Yemin ederim sabrımı zorluyorsun. Gerçekten sabrımı çok zorluyorsun.’’ Kolunu nazikçe bırakıp sağ eliyle saçlarını karıştırarak, derin bir nefes aldı.

‘’Güzelim sen neye ve niye inat ediyorsun? Onu bir söylesene. Bileyim, hiç değilse ona göre davranayım.’’

‘’Bir şeye inat ettiğim yok benim! Babama söylediğim her şeyi ayrıca sana da anlatmak istemiyorum. Öğrenmek istiyorsan gider ona sorarsın.’’

‘’Hah..’’ Kerem’in nidasıyla gözlerine bakan Ayşıl, orada gördüğü tehlikeli ışıltılarla biraz ürktü ama bozuntuya vermeden ve gözlerini kaçırmadan, genç adamın elalarından ayırmadı.

Kerem ise kendisine bakan okyanus mavilerindeki tedirginliği net bir şekilde görebilmişti. İki elini ceplerine koydu ve omzunu silkerek gayet rahat bir şekilde konuştu.

‘’Ee sende bundan sonra Ali Amcaya anlatmak yerine sadece bana anlatırsın. Ben de önemli gördüklerimi Ali Amcaya anlatırım.’’ Ardından ellerini ceplerinden çıkarttı ve iki tarafa doğru açarak, ‘’bak işte sorun çözüldü gördün mü?’’ dedi.

Ayşıl, sinirlenmiş ve kaşlarını mümkünmüşçesine çatarak karşısında alay edercesine konuşan Kerem’e bakıyordu.

‘’Çok beklersin!’’

Salondan çıkmak üzere olan genç kadına, daha net duyabilmesi için bağırarak konuştu. ‘’Ali Amcaya, kızın bana bir şey anlatmayacakmış diye söyleyeceğim.’’ Beklediği gibi, salondan çıkan Ayşıl, bir hışımla geri döndü ve önünde durarak, ‘’çocuk musun sen be?’’ diye bağırdı.

‘’Yoo, baban bana bu konuda tam yetki verdi. Kendisi bana söyledi zaten, konuş onunla bir şey saklamasın senden diye. İnanmazsan sorabilirsin.’’

Geri adım atmayacaktı genç kadın. Kollarını bağladı ve kararlı bir şekilde, ‘’anlatmayacağım sana, git söyle..’’ dedi.

İkisi de birbirine gözlerini kısmış öfke ile bakıyorlardı. Her ne kadar sakin kalmaya çalışsada Kerem, yine sinirlenmiş ve genç kadının kolunu tutarak hırsla kendisine çekmişti.

Bir anda kendisini Kerem’in kolları arasında bulan Ayşıl, geri gitmeye çalışmıştı ancak genç adamın ahtapot misali kollarını kendisine sıkıca sarmasıyla bu girişimi başarısız sonuçlanmıştı.

‘’Bırak beni!’’

Kerem’in gözlerine bakıp bağırarak kendisini bırakmasını söyledi. Kerem’de sinirle başını salladı. Boyun damarları belirginleşmiş ve sert bir ses tonu ile konuşmaya devam etti. ‘’Bırakacağım, ama önce benimle sıkıntın ne onu söyleyeceksin!’’

‘’Yok bir sıkıntım, bırak!’’ Kollarından kurtulmaya çalıştıkça yorulduğunu hissetmişti genç kadın ancak pes etmeye niyetli değildi.

Kerem ise tabii ki inanmamıştı. Ona karşı olan tavırları, konuşması hatta bakışı bile çok değişikti şu günlerde. Daha sonra konuşacağız diye üzerini ikidir kapamışlardı ama artık ne olacaksa olsun istiyordu genç adam. Merak ediyordu neden kendisine bir şey söylemek istemediğini.

‘’Bırak artık!’’ diye tıslayan Ayşıl’ı olan gücüyle kendisine çekip dudaklarını dudaklarına kapattı. Genç kadının dudaklarını ısırarak aralamasını sağladıktan sonra kendini kaybedercesine öpmeye başladı. Kerem, aklını yitirdiğini hissediyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi kendisi bile anlamıyordu. Huzurdu bu kadın, sanki yıllardır bir parçası eksikti ve artık tamamlanmıştı. Belindeki elini yavaşça hareket ettirmeye başladı. Bel boşluğunda hissettiği hareketlenmeyle Ayşıl, sol eliyle tuttuğu Kerem’in ensesine tırnaklarını batırdı.

‘’Aklımı kaybettiriyorsun bana.’’ Kerem dudaklarını genç kadının boynuna doğru sürterek konuşuyordu. Ayşıl, kalbinin titrediğini hissetti. Kerem güçlükle başını genç kadının boynundan çekti. Eğer biraz daha devam ederse kendisini durduramayacaktı. Ayşıl dudaklarını aralamış, ağzından nefes alıp veriyordu. Genç kadının şişen ve kızaran dudaklarına kısa bir öpücük konduran Kerem, baş parmağıyla orayı okşarken alnını alnına yaslamıştı. İkisi de nefeslerinin sakinleşmesi için saniyelerce sessiz bir şekilde beklediler.

‘’Bir daha öpme beni!’’

Kerem, duymazdan gelerek başını geriye çekip Ayşıl’ın kendisine bakmasını sağladı.

‘’Bütün kırgınlığını geçirmeme izin ver.’’

‘’İstemiyorum..’’ Güçsüz bir ses tonu ile konuşan genç kadın, başını öne doğru eğip konuşmaya devam etti. ‘’Her şey yolundaymış gibi sizinle konuşmak istemiyorum. Olmuyor, kırgınlığım o kadar büyük ki.. Yok sayamıyorum..’’

Kerem, kolları arasında ağlayarak konuşan Ayşıl’ın söyledikleriyle kalakalmıştı. O, genç kadının hiç bu kadar kırıldığını düşünememişti. Hep Ayşıl’ın umursamadığını düşünmüştü ama yanıldığını gördü. Kollarını gevşetti ancak gitmesine fırsat vermeden, hafif bir şekilde başını boynundan kavramıştı.

‘’Ben ne kadar özür dilesem…’’

Genç adamın sözünün bitmesini beklemeden başını olumsuzca salladı. Hâlâ daha gözlerine bakmıyordu. Çünkü o gözlere bakarsa yumuşardı. Sonra pişman olacağını bile bile yine inanırdı saf kalbi ve bunu istemiyordu.

‘’Kerem lütfen..’’ yalvarırcasına söylediği iki kelime genç adamın gözlerini kapatmasını sağlamıştı. Sarılarak başını göğsüne yaslamış ve burnunu genç kadının saçları arasına gömerek nefes almıştı.

Ayşıl’ın elleri de titremeye başlamıştı. Titreyen eliyle Kerem’in sweatshirtü’nü belinden tutarak, ayakta kalma mücadelesi vermeye başlamıştı. Ona hissettiği duygudan nefret ediyordu. İçinden bir türlü atamadığı o sevgi onu mahvediyordu. Canı çok yanıyordu ama kimse onu görmüyordu..

Zoraki bir şekilde nefesini kontrol altına almayı başardı. ‘’Yine geçen yıl ki gibi mecburiyetten görüşelim. Sadece Ela için muhatap olalım. Yine görmeyelim birbirimizi, yok sayalım.’’

Her duyduğu cümleyle solukları hızlandı Kerem’in. Onu öperken hissettiği duygudan sonra nasıl bırakacaktı ki? ‘’I-ıı’’ diye olumsuzca mırıldandı. Dudaklarını saçlarında sürterek bir öpücük kondurdu ve Ayşıl’ın başını kaldırarak kendisine bakmasını sağladı.

‘’Hayır!’’

‘’Kerem..’’

‘’Hiç Kerem falan deme! İstediğin kadar bağır, çağır, kız.. Haklısın, sonuna kadar haklısın.. Ama sakın görüşmeyelim deme! O olmaz, yapamam. Onu isteme benden. Hele seni öpmüşken, öperken hissettiklerimden sonra olmaz. Anlıyor musun, olmaz!’’

Gözlerini kapatıp bıkkınlıkla nefes alan Ayşıl, başını olumsuzca salladı.

Yumruk yaptığı ellerini Kerem’in göğsüne vurdu ve yakarırcasına konuştu. ‘’Öpmen de benim canımı çok yakıyor. Sende bunu anla!’’ Birkaç saniyelik sessizliğin ardından konuşmaya devam etti.

‘’Ben kararımı verdim. Özellikle şu son bir sene tüm gerçekleri acı şekilde yüzüme vurdu. Artık hayatımda bana gerçekten değer vermeyen ve samimi olmayan kimseyi istemiyorum.’’

Derin bir nefes aldı ve kararlı gözlerle Kerem’in pişman ela gözlerine odaklanarak net bir şekilde son sözünü söyledi.

‘’Sen, Yağız, Özlem, Kenan, Yağmur, Burak ve diğerleri.. Artık sadece zorunlu denk gelmelerde görüşeceğim kişilersiniz. Benden artık bu kadar. Ela’nın durumu netleştikten sonra zaten hepinizle konuşacaktım.’’

‘’Ay-..’’

‘’Lütfen bölme.. Hazır başlamışken devam edeyim.’’ Burukça gülümsedi ve gözlerinin dolmasına engel olamadan devam etti.

‘’Ben hepinizi çok severken, sizde o sevginin yarısını bile hissedemedim. Çoğu zaman bulunduğum yerde kendimi fazla hissettim. Hep üzerini ‘sen yanlış anlıyorsun Ayşıl’ diyerek kapattım. Bir şey söyleyince, ‘aman Ayşıl buna mı takıldın? Özel gününde misin de böyle alınıyorsun? Eee Ayşıl biz bunu planlamıştık ama şimdi sen gelemiyorsun diye nasıl iptal edelim?’ dediniz hep. Sonra zaten habersizce planlar yapılmaya başlandı. Onunda kılıfı, ‘aaa biz seni nasıl unuttuk Ayşıl’ oldu. Tatile çıktınız, ‘çift olarak planlamıştık bu tatili o yüzden söylemedik, sen çalıştığın için izin alamazsın diye düşündük’ dediniz. Ki yanlış anlaşılma olmasın. Benim derdim tatil, gezmek, parti vs. değil.. Ben diğer arkadaşlarımla plan yaptığım zaman bana hemen, ‘Ayşıl Hanım bizden habersiz planlar yapılmış, hayırdır?’ diye hesap soruldu. Ben birinizin doğum gününe gidemediğim için sorumsuz arkadaş oluyordum ama kimse benim doğum günümü hatırlamıyordu. Biriniz hasta olsa anında herkes bir oluyor, ben hastayken yanımda kimse yok.. Kaldıramadığım nokta bu samimiyetsizlik.’’ Ellerini saçlarının arasından geçirip, geriye doğru attı. Sıkıntılı bir nefes alarak, dudaklarını yaladı ve devam etti.

‘’Bunlar bende o kadar birikmiş ki, ben fark edememişim. Geçen yıl evde kalıp, düşününce iletişimi kesmekte çok geç kaldığımı anladım. Ben artık beni üzen hiçbir şeyi ve kimseyi hayatımda istemiyorum. Gerçekten ilk başta çok üzülmüştüm, çok ağlamıştım, nedenini sorgulamıştım ama şimdi bir şey hissetmiyorum. Böyle bebeklikten beri birlikteymişiz gibi de gelmiyor. Sadece cemiyetten tanıştığım insanlarsınız gözümde ve öyle kalacaksınız.’’

Üzerinden tonlarca yük kalkmış gibi hissetti genç kadın. İçi rahatlamıştı. Bu kadar rahatlayacağını bilse kesinlikle beklemez bir an önce anlatırdı içindekileri. Huzurla dudağında beliren gülümsemeyle karşısında boyun damarları belirginleşen genç adama baktı.

Kerem, o kadar sinirlenmişti ki, genç kadının sözünü bitirmesini sabırsızlıkla beklemişti. Hem dışlanmak neydi? Allah aşkına ne bok yemişlerdi gerçekten? Bu kadına bunları nasıl hissettirmişlerdi? Ayşıl konuştukça hafızasını hep geriye doğru taradı. Ona göre hiçbir sıkıntı yoktu.

Ne demişti sahi o? ‘Gökçe ile ilişkin başladığı zamandan itibaren bana olan davranışlarını gözden geçir. Tabii muhtemelen farkında değilsindir ve sana göre hiçbir şey yoktur.’ Ahh, sanırım gerçekten Ayşıl haklıydı. Aptal bir insan değildi. Fakat şu an o kadar aptal hissediyordu ki anlatamazdı.

Tabii ya! Ulan! Hızlı ve sesli nefes alıp vermeye başladı. ‘Gökçe kıskandığı için aranıza mesafe koyan kimdi mal?’ Diyen iç sesine söyleyecek hiçbir şey bulamadı. Sımsıkı yumruk yaptığı ellerini gevşetti. Parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Genç kadına bir adım yaklaştı. Başını yukarı aşağı salladı. Ayşıl, genç adamın değişen tavrına kaşlarını çatmış bir şekilde bakıyordu. Sorun çıkaracağını düşünüyordu. Ancak hiç beklemediği bir şey oldu.

‘’Ben, son nefesime kadar senden özür dilesem geçmez kırgınlığın. Anlıyorum seni.. Haklısın, çok haklısın.’’ Elleriyle yanaklarını kavradı. ‘’Üzme kendini, üzülme. Ne istersen, nasıl istersen öyle olsun. Sen böyle mutlu olacaksan tamam, görüşme bizimle. Ama sakın bir şey saklama. Bana söylemek istemezsen de, babana kesinlikle söyleyeceğine söz ver.’’ Alnına uzun bir öpücük kondurup geri çekildi.

Genç adamın tavrı karşısındaki şaşkınlığı geçen Ayşıl, gülümseyerek başını hızla evet anlamında salladı. ‘’Çok teşekkür ederim Kerem. Söz veriyorum babama söyleyeceğim her şeyi.’’

‘’Hadi seni eve bırakayım, Ela’yı da alayım.’’

‘’Tamam.’’

Ayşıl her ne kadar mutlu gözüksede içi yanıyordu. Ama onun için en iyisi buydu. Kerem’le görüşmeye devam etmesi onu daha çok mahvedecekti. Zaten mahvolmuştu, fazlasını kaldıracak gücü yoktu..

Kerem’de sakin kalmak için kendisini çok zorlamış ve başarmıştı. Özellikle Ayşıl’la konuşurken çıkan yumuşak ses tonuna kendisi bile şaşırmıştı. Normalde olsa genç kadının söylediklerine itiraz eder, onu ikna etmeye çabalardı. Fakat onun o güzel mavilerinde gördüğü kırgınlık ve yıkım onu durdurmuştu. Hiç bu kadar üzüldüğünü düşünememişti. Kendisinden utanmış ve pişman olmuştu. Bencil davranmanın anlamı yoktu. Ona göre de en iyisi zamana bırakmaktı. Gökçe’den dolayı ve birkaç saat önce Ayşıl’la yaşadığı anlardan dolayı kafası çok karışıktı. Önce bir sakinleşmeli, beyninde her şeyi sıraya koyup öyle halletmeliydi.

Her ne kadar konuşmak istesede Ayşıl’ı daha fazla üzmenin anlamı yoktu. Madem böyle olmasını istiyordu, bu şekilde mutlu olacaktı o da ona saygı duyacaktı. Sessizlik içerisinde eve gelmişlerdi. Onları pencereden gören Işıl Hanım hemen kapıyı açtı.

‘’Günaydın Işıl Teyze.’’

‘’Günaydın anne.’’

‘’Günaydın çocuklar da siz bu saatte nereden böyle?’’ Tek kaşını kaldırıp kızına bakan Işıl Hanım, ‘’Sen ne ara çıktın anneciğim?’’ diye sordu.

Ayşıl tam cevap vermek için ağzını açmıştı ki Kerem ondan önce davrandı.

‘’Kusura bakmayın Işıl Teyzeciğim, Reyhan Hanım’ın durumunu biliyorsunuz onunla ilgili bir şey sormam gerekti. Ayşıl’ı uyandırmak zorunda kaldım.’’

‘’Ahh, kötü bir şey yoktur umarım.’’

‘’Hayır hayır. Telaşlanmayın, her şey yolunda.’’

Kerem, yalanı sevmezdi ama bu sefer doğruyu da söyleyemezdi. Ne diyecekti ki? ‘Gökçe, beni kızınız ile tehdit etti. Ben buraya Ela’yı almaya gelmiştim. Kızınız berbat halimi görünce arkamdan geldi, ardından konuşmaya daha sonra tartışmaya başladık. Sonra ben aklımdan çıkaramadığım arzularım karşısında kızınızı öptüm. Hatta öpmekle kalmayıp biraz ileriye gittim. Sonra biz yine tartıştık ve en sonunda tekrar öpüşüp vedalaştık’ mı diyecekti? Sikerler! Hele Ali Amca bunu duysa kesin...

Ayşıl, Kerem’in rahat bir şekilde yalan söylemesine şaşırsada ondan önce konuşmasıyla rahatlamıştı. Asla yalan söyleyemez, söylese bile hemen anlaşılırdı. Kerem’de aynı şekilde sevmezdi yalanı ama yaptıklarını ailesine nasıl anlatırdı ki?

‘’Sevindim kötü bir şey olmadığına. Hadi geçin içeriye bende kahvaltıyı hazırlıyordum.’’

Işıl Hanım, gülümseyerek kenara çekildi.

‘’Aslında ben Ela’yı alsam Işıl Teyze?’’

‘’Aaa, Kerem’ciğim. Kahvaltı yapmadan bırakmam. Hem Ela uyuyor. Geçin içeri.’’

Başını sallayarak içeri adım attı. Onlar ayakkabılarını çıkartırken Işıl Hanım’da doğruca mutfağa yönelmişti. Annesinin uzaklaşmasıyla mahcup bir şekilde Kerem’e bakan Ayşıl, ‘’Kerem çok özür dilerim. Benim yüzümden yalan söylemek zorunda kaldın..’’ diye sessizce konuştu.

Sağ eliyle genç kadının önüne gelen saçlarını kulağının arkasına sıkıştıran Kerem, ‘’özür dilenecek bir şey yok. Üstelik senin yüzünden de değil.’’ Dedikten sonra genç kadının kulağına doğru eğilip, ‘’kızınızla tutkulu bir şekilde öpüştük, ardından kızınız bizimle görüşmek istemediğini söylediği için vedalaştık.. diyemezdim sonuçta..’’ diye fısıldadı.

Ayşıl, hem sinirlenmiş, hem utanmış, hem de genç adamın sesinden çok etkilenmişti. Girdiği etkiden hemen çıktı ve geri adım atarak kaşlarını çatıp, ‘’sus ya..’’ diye cırladı.

Kerem, bu tepkiyle gülmeye başlamış ve bu genç kadının yüzünün kıpkırmızı olmasına sebep olmuştu.

‘’B-ben Ela’ya bakayım.. Sen-de içeri geç ve dün geceyi unut, tamam mı?’’

Tamam mı derken öyle güzel ve tatlı görünmüştü ki genç kadın, Kerem içinin ısındığını hissetti. Masum ve utangaç bakışları karşısında gülümseyerek tekrar bir adım yaklaştı.

‘’Tamam.. Hadi sen Ela’ya bak.’’ Ardından genç kadının duymayacağı şekilde mırıldandı. ‘’Bende içeri geçip seni öptüğüm geceyi unutayım.’’ Dili kolay söylemişti ama iç sesi, ‘unut bakalım oğlum nasıl unutacaksan’ diye tekrar ediyordu.

***

Ayşıl, sessizce odanın kapısının kulpunu indirerek başını içeri uzattı. Ela yatakta dönmüş, sol ayağı yastığında başı da ona çapraz olacak şekilde tam kenarda duruyordu. Bu halini gülümseyerek birkaç saniye izledi. Rahat bir şekilde uyuduğunu gördüğü için de sessizce kapıyı kapatıp aşağı indi.

Kerem, salon camının önünde arkası dönük bir şekilde telefonla konuşuyordu. Mutfağa girdiğinde babasının meşhur omletini yaptığını gördü ve sessizce gidip yanağına kocaman bir öpücük kondurarak, ‘’günaydın babacığım’’ diye cıvıldadı.

Kızının öpücüğüyle başını ona doğru çeviren Ali Bey, ‘’sana da günaydın güzel prensesim’’ diye şen bir şekilde konuştu. Ardından annesinin yanına gelip, ‘’bunları götürüyorum anneciğim?’’ diye sordu.

‘’Kış bahçesine götür kızım, orayı hazırladım.’’

‘’Tamam.’’

Ayşıl, elindeki tepsiyle kapıdan çıkarken Kerem’de hızla mutfağa geliyordu. İkisi de birbirini görmediği için ufak bir çarpışma yaşadılar ancak Kerem hemen tepsiyi tuttuğu için, tepsi yere düşmekten son anda kurtuldu.

‘’Kusura bakma bir an göremedim çıktığını.’’

‘’Sorun değil, iyi ki hemen tuttun. Yoksa annemden kaçmamız gerekirdi.’’ Son cümleyi gülerek söylediği gibi genç adamı da güldürmüştü.

‘’Ver sen bana bunu, götüreyim.’’

‘’Götürürüm ben, zahmet etme.’’

‘’Ayşıl, güzelim saçmalama istersen.’’ Elinden tepsiyi çekerek aldı.

Ayşıl’da geriye dönüp, hazır olan börek ve simit tabağını alarak Kerem’in peşinden kış bahçesine çıktı. Tepside bulunan tabakları masaya yerleştirirken Kerem, ‘’Ela uyuyor mu?’’ diye sordu.

‘’Evet, çok rahat görünüyordu. Kıyamadım uyandırmaya.’’

Kerem başını anladım dercesine sallamış ve masayı hazırlamaya devam etmişlerdi.

Ela ise dakikalar önce uyanmış yattığı yatağı toplamakla meşguldü. Odanın penceresini açıp havalandırırken banyoya yöneldi ve ihtiyaçlarını giderdi. Dün öğretmeninin verdiği tokayla saçlarını at kuyruğu şeklinde topladı ve pencereyi kapatıp aşağı indi. Salonda kimseyi göremeyince mutfağa bakmak aklına geldi ve o sırada havalanıp yere düşen omleti gördü.

Ali Bey, eğilmiş yeri temizlemeye başlayacakken gözünün önünde beliren terliklerle ‘eyvah yakalandık’ diye düşündü. Gözlerini yukarı doğru kaldırdığında gelenin Ela olduğunu görünce rahat bir nefes aldı.

‘’Günaydın Ali amca, ben temizleyeyim mi?’’

‘’Günaydın güzel kızım. Tabii ki de temizleyemezsin. Sonuçta benim eserim.’’ Eline aldığı parçaları çöpe attıktan sonra sır verircesine gözleriyle etrafı taradı ve sessizce Ela’ya bakarak konuştu.

‘’Ama bana yardım edebilirsin.’’

Ela hemen başını sallayarak, ‘’ne yapayım?’’ diye sordu.

‘’Kış bahçesine git ve Işıl teyzeni oralarda oyala. Kerem ve Ayşıl’da orada zaten. Hatta söyle onlara onlar da oyalasın. Ben burayı temizleyene kadar Işıl gelmesin yeter.’’

Adamın bu kadar panik yapma nedenini anlamayarak bakıyordu Ela. Ali Bey, bunu fark edince önemli bir sır verircesine fısıldayarak kısaca anlattı. ‘’Işıl teyzen çok titizdir. Eğer burayı batırdığımı görürse, iki ay mutfağın önünden geçirmez beni. O yüzden bu aramızda gizli kalıyor tamam mı?’’

‘’Anladım, tamam gidiyorum ben.’’

‘’Eğer beni sorarsa telefonla konuşuyor de.’’

Ela, adamın panik haline kıkırdayarak ‘’tamam’’ dedi ve salona girdi. Kış bahçesi dediği yerin neresi olduğunu çözmeye çalışırken duyduğu seslere doğru yürümeye başladı. Onun geldiğini gören Kerem içten gülümseyerek, ‘’günaydın ufaklık’’ dedi.

Ayşıl ve Işıl Hanım’da, Kerem’in sesi ile arkalarını dönüp gülümseyerek gelen kıza baktılar.

‘’Günaydın Ela’cığım.’’

‘’Günaydın canım.’’

Tüm gözlerin üzerinde olmasından utanan Ela, ellerini birleştirerek parmaklarıyla gergince oynamaya başladı ve gülümseyerek hepsine, ‘’günaydın’’ dedi.

‘’Gel bakalım, kaçak prenses.’’ Diyerek yanındaki boşluğa eliyle vuran Kerem, utanan kızın yanına gelmesini gülümseyerek izledi.

Ela yanına oturunca omzundan kendisine doğru çekti. ‘’Rahat uyudun mu?’’

‘’Evet.’’

‘’Bizi özledin mi?’’

Kerem, başını hafifçe Ela’ya doğru eğerek yavru köpek misali bakıyordu.

‘’Pes, Kerem!’’

Ayşıl gülerek konuşurken, Kerem sadece omuzlarını silkmişti.

Ela’dan beklediği cevap utandığı için gelmeyince hafifçe omzunu dürttü.

‘’Ufaklık soruma cevap alabilir miyim?’’

‘’Özlememişse demek..’’

Ayşıl’a gözlerini kısarak bakan genç adam ‘’özlemedin mi gerçekten?’’ diye sordu.

‘’Özledim..’’ Kısık sesi ile konuşan Ela, hafif gülümseyerek Kerem’e baktı.

Kerem, şakağına küçük bir öpücük kondurup, Ayşıl’a kafasını sallayarak, ‘’gördün mü?’’ diye nispet yaptı.

‘’Bir kere psikolojik baskı vardı. Etki altında kaldığı için mecburen söyledi bence.’’

‘’Sence?’’

‘’Evet, bence..’’

‘’Fikirlerini kendine sakla. Bak özlemiş işte. Değil mi ufaklık?’’

‘’Rahat bırakın, aranızda bırakmayın kızı! Beş yaşınıza geri mi döndünüz?’’

‘’Baba ya..’’

Elindeki tabağı masaya bırakan Ali Bey, kızını taklit ederek, ‘’baba yaaa’’ diye tekrar etti. Herkes kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Yerlerine oturunca Işıl Hanım, ‘’Yağız nerede Kerem?’’ diye sordu.

‘’Alınması gerekenler vardı. Onları halletmek için gitmişti.’’ Saatine baktı. ‘’Bir-iki saate gelir muhtemelen.’’

‘’Siz ne zaman döneceksiniz? Karar verdiniz mi?’’

Kerem, Ali Bey’in sorduğu soruyla başını yavaşça yukarı aşağı salladı ve elindeki bardağı masaya bırakarak cevapladı.

‘’Şirketin helikopteri Burak’taydı. Döndüyse sabah erken merkezdeki pistten onunla giderim. Dönmediyse de Yağız geldikten sonra arabayla çıkacağım. Sabah Ankara’da görüşeceğiz. Çok büyük ihtimalle görüşmeden sonra netleşir durum. Ancak şimdilik Yağız ve Ela burada kalacaklar. Bende zaten direkt buraya geleceğim.’’

‘’En iyisi evlat. Sabah önemli bir ameliyatım olmasa gelirdim bende. Görüşmeden sonra mutlaka haber ver. Gerçi bizde kalmaya karar verdik ama sen yine hemen ara, dönmeni bekleme.’’

‘’Ararım tabii. Ama Ali Amca hiç gerek yoktu. Sen ve Ayşıl zaten çalışıyorsunuz, boşuna bu karda git gel yapmayın.’’

‘’Boşuna olur mu? Ela’da artık bizim kızımız sayılır. Hem Yağız’ın işi falan olur, yalnız kalmamış olur.’’

Işıl Hanım’ın içten ve samimi sözleri karşısında iyice mahcup olan Ela yutkunarak başını önüne eğdi.

Ayşıl’ın haberi yoktu bu durumdan. Ne ara karar vermişlerdi ki? Dayanamadı ve, ‘’bana neden söylemediniz?’’ diye sordu. Işıl Hanım tebessüm ederek, ‘’kızım siz uyuduktan sonra konuştuk. Hatta ben kalayım sadece dedim ama baban işte..’’ eliyle eşini göstererek konuştu.

‘’Ben karımı bırakamam. Karım nerede ben orada.’’ Gözünü çapkınca kırpıp karısının utanmasını sağladıktan sonra ciddiyetle konuşmaya devam etti.

‘’Tabii kızım seninle de konuşacaktık ama hazır hep birlikteyken konu açılınca fırsat olmadı. Senin programını bilmiyorum. Eğer istersen, evde kalabilirsin veya arkadaşlarınla..’’

‘’Dönerim seninle ben de.’’ Diyerek babası sözünü tamamlamadan cevapladı ve gülümseyerek Ela’ya baktı.

Yaklaşık iki saat süren kahvaltı ve muhabbetin ardından Ela ve Kerem izin isteyerek evlerine dönmüşlerdi. Şimdi de Ela kitaplığın oradaki koltuğa oturmuş, dalgınca şömineyi yakan Kerem’e bakıyordu. O kadar dalmıştı ki genç adamın işini bitirip yanına geldiğini bile fark etmemişti.

‘’Ufaklık boğuldun mu?’’

Duyduğu sesle sıçrayan Ela, anlamayarak ‘’hı?’’ dedi.

‘’İyi misin sen?’’

‘’İ-iyi-yim..’’

‘’Ela..’’ Tek kaşını kaldırmış, anlat bakıyordu.

‘’Off..’’ Ela başını geriye doğru kaldırdı. ‘’Benim için hepiniz burada kalacaksınız. Benim yüz..-‘’

‘’Şşşt!’’ Elini hızla Ela’nın ağzının üzerine kapatan Kerem, diğer eliyle başını sağ göğsüne doğru yatırarak saçlarını okşamaya başladı. ‘’Ufaklık, senin yüzünden diye bir şey yok. Ali Amca’yla biz konuştuk. Kalmalarına gerek yoktu zaten ama kendileri istediler.’’ Başını kaldırarak, ellerini yanaklarına koydu ve kendisine bakmasını sağladı.

‘’Biz kimseyi zorlamadık. Yağız’da aynı şekilde.. Ben Yağız’a bir şey söylemeden kendisi ‘Ela’yı merak etme, ben kalacağım burada’ dedi. Ayşıl, Işıl Teyze, Ali Amca.. Tamamen kendileri istedikleri için kalıyorlar.’’

Dudaklarını büzerek başını yukarı aşağı sallayan Ela, kendisine sarılan genç adama aynı şekilde karşılık verdi. Kerem, başının tepesini öperken, ‘’hem biz seninle bu konuda anlaşmamış mıydık ufaklık? Hani sorumlu tutmayacaktın kendini?’’ diye sordu.

‘’Anlaşmıştık.’’

‘’Ee şimdi neden böylesin?’’

Ela dudaklarını ısırarak gözlerini kaçırdı. Kerem, gülerek Ela’nın tepkisini izliyordu.

‘’Ben şimdi yarın gideceğim ya, Yağız’la yalnız kalmaktan korkar mısın?’’

Ela bunu düşünmemişti. Yağız, biraz sert ve soğuk görünüyordu. Ama Ela’ya karşı sevecen ve komikti. ‘’Korkmam.’’

Fakat gözlerindeki tedirginliği Kerem görmüştü.

‘’Yağız, bana göre sert görünür, ama aslında çok sıcakkanlıdır. Tanıdıkça daha iyi anlarsın. Seni gözü kapalı emanet edebileceğim tek insan. Zarar vermez, korkmanı gerektirecek hiçbir durum olmaz. Ona da güvenebilirsin, anlatmak istediğin bir şey olursa anlatabilirsin. Kuzenim diye söylemiyorum ama çok iyi arkadaştır. Sen çekiniyorsun diye o da senden çekiniyor. Onun yanında rahat olmayı dene, eminim ki çok iyi anlaşacaksınız. Aa ama olurda ters bir şey olur, kendini kötü hissedersin hemen bana söyle. Yağız’a kefilim, seni incitmez. Canın sıkılırsa Işıl Teyze tüm gün burada olur zaten, onun yanına gidebilirsin. Betül teyzelerde var.. Ben zaten bir aksilik olmazsa akşama buradayım. Sadece benden bir şey saklama olur mu?’’

Ela duyduklarından sonra rahatlamıştı. Zaten Yağız’ı da sevmişti. Sadece biraz sert durduğu için bazen onu rahatsız ediyor gibi hissetmiş, o yüzden çekingen davranıyordu. Demek ki o da, kendisi çekindiği için ondan uzak duruyordu.

‘’Olur, saklamam. Zaten söylüyorum ki her şeyi.’’

Kerem anlayışla gülümseyerek, ‘’sen yine söz ver..’’ dedi. Ela kıkırdayarak ‘’tamam söz veriyorum’’ dedi.

Kerem, Ela’nın başını sanki köpek sever gibi okşamış ve hafifçe vurur gibi dokunarak, ‘’aferin ufaklık böyle abi sözü dinle..’’ dedi ve ikisinin de kahkaha atmasına sebep oldu.

‘’Kerem abi, çok teşekkür ederim.’’ Ela kollarını sımsıkı genç adamın boynuna sarmış ve kendisini aşarak genç adamın yanağını öpmüştü. Kerem, Ela’dan beklemediği bu hareket karşısında şaşkınlıkla kalakalmış aynı zamanda da mutlu olmuştu. Ela’nın yaşadığı tacizin etkisinin devam ettiğini biliyordu. Eğer dokunduğunda Ela ürküyorsa elini hemen çekiyordu. O yüzden küçük kızı korkutmamaya çalışıyordu. Bir eli sırtını sıkıca tutarken diğer eliyle saçlarını şefkatle okşuyordu.

‘’Ne yaptım ki ufaklık?’’

Ela gözleri dolu bir şekilde kendisine sevgiyle bakan genç adama baktı. ‘’Beni tanımadığın halde yardım ediyorsun. Güvenip evine aldın. Kimse yapmazdı bunu.’’ Gözünden akan yaşı Kerem ondan önce davranarak sildi. Ela, burnunu çekti ve sesi titreyerek devam etti. ‘’Kötü de davranmadın, sen çok iyisin Kerem abi.’’

‘’Sende iyisin ama çok sulu gözsün ufaklık.’’ Ela bu söze burnunu çekerek kıkırdarken, Kerem içinden ‘sana nasıl kötü davranılır ki?’ diyerek saçlarını şefkatle öptü.

Kerem’in telefonunun çalması üzerine Ela, genç adamın kucağından kalkarak yanına oturdu. Yağız görüntülü arıyordu ve aramada bir kişinin daha ekli olduğunu görerek hemen cevapladı.

‘’Kerem, Metin Bey ile görüştüm ben. Durumu anlattım, haklı olarak Ela’yı görüp konuşmak istedi.’’

‘Merhaba Metin Bey. Ben Kerem Karaçınar. Ela yanımızda ve güvende öncelikle o konuda bir kaygınız olmasın.’’

‘’Merhaba, Kerem Bey. Kuzeniniz bahsetti durumdan. Ben önce Ela’yı görebilir miyim?’’

‘’Tabii ki..’’

Ela, telefondakinin dayısı olduğunu anlamıştı ama Kerem konuştuğu için araya girmek istememişti. Ona baktığında kendisine elini uzattığını görünce hemen kolunun altına girip ekrana baktı.

‘’Dayı!’’

‘’Balım!’’

Ela’nın ağlamaya başlamasıyla Metin Bey’in de gözleri dolmuştu. Yağız kendisine ulaşıp durumu anlattıkça adam yerinde duramamış, şirketindeki ofisini birbirine katmıştı. Oysa o Ela’nın orada çok mutlu olduğunu düşünüyordu. Ela, hiç ona kötü bir şey yansıtmamış, hep ona iyi baktıklarını ve onu sevdiklerini söylemişti.

Yağız’a hemen Ela ile görüntülü konuşmak istediğini söyleyip aratmıştı.

‘’Fıstığım iyi misin önce onu söyle?’’

Ela göz yaşlarını silerken, başını olumlu salladı.

‘’Ben sizi yalnız bırakayım, ufaklık dışarıda olacağım bir şey olursa seslen tamam mı?’’

‘’Tamam.’’

Kerem dışarı çıkmak için ayağa kalkınca Yağız’da kendi konuşmasını sonlandırmıştı ve dayı-yeğen baş başa kalmışlardı.

‘’Balım, neden anlatmadın bana?’’ Aslında Metin Bey biraz kızacaktı kendisine anlatmadığı için ama ağlaması ile kalbi sızlamış, kıyamamıştı.

‘’B-en, dayı ö-özür dilerim.’’ Burnunu çekerek zorlukla devam etti. ‘’Seni üzmek istemedim..’’

‘’Balıım.. Üzmek ne demek. Seni geç tanımış olabilirim ama sen de benim evladımsın. Hem seni yanıma almayı ne kadar istediğimi de biliyorsun. Sen orada çok mutluyum dediğin için bir şey söylemedim ben. Geleceğim zaten ben de. Şimdi rahatça anlat bana neler oldu? Kerem ve Yağız kim? Nasıl davrandılar? Her şeyi söyle, ama bak atlamadan!’’ Kaşlarını çatmış sahte kızgınlıkla işaret parmağını sallamıştı.

Ela, çok detaya girmeden yaşadığı sorunları ve evden atılmasını anlatmıştı. Ardından hiç atlamadan Kerem ile karşılaşmasını, ona yardım etmelerini, öğretmenlerini ve yaşanan tüm olayları eksiksiz anlattı.

Metin Bey, Ela anlatırken yerinde oturmakta zorlanmıştı. O da Metin Erbağsa bunu o namussuzların yanına asla bırakmazdı!

Ela’nın, Kerem ve diğerlerini anlatırken gözünde gördüğü ışıltı rahatlamasına sebep olmuştu. Ela’yı bir an önce görmek istediği için adamları düzgünce konuşturmamış sadece ismen tanışabilmişlerdi. Bir süre daha ikisi konuşmaya devam ettiler.

‘’Bana Kerem’i çağırır mısın fıstığım?’’

‘’Tamam dayı.’’

Ela, camdan dışarı baktığında Kerem’in dış kapıya yakın olduğunu gördü. Hemen oraya gidip kapıyı açtı.

‘’Kerem abi, dayım seninle konuşmak istiyor.’’

Elindeki sigarasından uzun bir nefes çeken Kerem, izmariti konteynırın kenarına basıp çöpe attı.

‘’Geldim ufaklık.’’

Salona gelip telefonu sol eline alan Kerem, sağ kolunun altına da Ela’yı çekti.

‘’Kusura bakmayın Kerem Bey, ben bir an önce Ela’yı görmek istediğim için az önce konuşturamadım sizi de..’’

Anlayışla gülümseyen Kerem, ‘’olur mu Metin Bey. Ben sizin yerinizde olsam bende aynı şekilde davranırdım. Kusurluk bir durum yok. Biz sizi anlıyoruz.’’ dedi.

‘’Kerem Bey, ne işle meşguldünüz?’’

‘’İş adamıyım. Belki duymuş olabilirsiniz Karaçınar Grup bizim ailemize ait. Ben de Holding’in Yönetim Kurulu Başkanıyım.’’

Metin Bey kaşlarını kaldırarak başını hafifçe salladı.

‘’Duymuşluğum var. Köklüsünüz ve bayağı geniş çapta iş yapıyorsunuz bildiğim kadarıyla.’’

‘’Evet. Babamın dedesi kurmuş, her geçen yıl da büyüyerek ilerlemiş. Bizde bize bırakılan mirasa, en iyi şekilde sahip çıkmaya çalışıyoruz.’’

‘’Ne güzel. Sizin gibi genç yaşta sorumluluk sahibi olan insanları görünce, kendi gençliğim aklıma geliyor ve mutlu oluyorum. Neyse konumuza dönelim. Ben biletimi ayarlayıp ilk fırsatta geleceğim. Açıkçası Ela ile konuşunca rahatladım. Sizin yanınızda gerçekten güvende olduğunu düşünüyorum. Size de güvenmek istiyorum. Umarım yanılmam. Bunu yanlış anlamayın sakın, sonuçta sizi tanımıyorum.’’

‘’Tabii ki de güvenmemekte haklısınız Metin Bey. Ama şüpheniz olmasın, Ela’yı kendi ailemizden birisi gibi görüyoruz.’’

‘’Onu fark etmemek elde değil. Sizi anlatırken gözleri ışıldıyordu. O yüzden rahatladım zaten. Ben şimdi avukatımla da konuşayım. Kira işini hemen halledelim.’’

‘’Tamam Metin Bey. İrtibat halinde oluruz.’’

‘’Görüşmek üzere Kerem Bey. Balım, öpüyorum seni. Ben gelene kadar ters bir şey olursa hemen haber veriyorsun tamam mı?’’

‘’Tamam dayı. Bende öpüyorum.’’

Telefonu kapattıktan sonra durgunlaşan Ela’ya yaklaşan Kerem, ‘’ufaklık iyi misin?’’ diye sordu. Gözlerini çevirmeden boş boş baktığı şekilde başını sallayan Ela, ‘’iyiyim’’ dedi.

‘’Ben niye öyle görmüyorum?’’

Ela, dudaklarını aşağı doğru büzmüş şekilde başını Kerem’e çevirerek omuz silkti. ‘’Ben niye yurtta kalamıyorum?’’

Kerem, Ela’nın bıkkınca sorduğu soruya ve ona komik gelen ifadesine gülse mi, yoksa yine yurt dediği için kızsa mı bilemedi. Boğazını temizledi ve kaşlarını hafifçe çatarak sordu.

‘’Nereden çıktı yine bu yurt meselesi?’’

‘’Dayım beni seviyor biliyorum, ama ya oraya gittiğimde onlarda…’’ Ela devamını getiremese bile genç adam anlamıştı ne demek istediğini. Ellerini tutup kendisine bakmasını sağladı.

‘’Ufaklık, kendi kendini boşuna üzme. Dayın diye senide hemen gözü kapalı ona emanet edecek değiliz, dur bakalım. Metin Bey bir gelsin sonrasını o zaman düşünürüz.’’ Ellerini yanaklarına koydu ve gülümseyerek karşısında dolmuş gözlere bakarak samimiyetle konuştu. ‘’Sen şimdi olmayan şeyleri düşünerek kendini üzme olur mu?’’

Ela başını sallayarak cevapladı. Kerem, alnına küçük bir öpücük kondurduktan sonra, burnunu hafifçe sıkarak ‘’ben sıcak çikolata ve kahve yapayım. Sende şu yüz ifadeni düzelt, yoksa bozuşuruz..’’ dedi ve mutfağa yöneldi.

Avucunun içiyle burnunu ovalayan Ela, gülmeden edememişti. Ama bir taraftan da düşünmeye devam ediyordu. İçinde bir sıkıntı vardı ve ne yaparsa yapsın onu geçiremiyordu. Her şeyin kendisi için artık güzel olmasını istiyordu Allah’tan.

O kendi kendine düşünürken Kerem elindeki tepsiyle yanına oturdu.

‘’Ufaklık, sıcak çikolata kalmamış. Bununla idare edeceksin artık.’’ Diyerek tepsideki sıcak süt kupasını ve bir paket Damak İnci’yi Ela’nın önüne bıraktı.

‘’Önemli değil. Sadece sütte yeterdi. Çikolataya gerek yok.’’

‘’İlk defa çikolataya gerek yok diyen birisini görüyorum.’’ Kahvesinden bir yudum alıp Ela’ya döndü. ‘’Bu çikolata için ne kavgalar çıkıyor biliyor musun ufaklık?’’

‘’Kavga mı?’’ Ela, kaşlarını kaldırarak merakla bakıyordu. Kerem başını gülerek salladı.

‘’Bizim ailede herkesin çikolataya ayrı zaafı var. Bu da Yağız’ın zulasından son kalan.’’

‘’Ben yemeyeyim o zaman.’’ Ela dudaklarını büzerek paketi tepsiye geri bıraktı.

‘’Olur mu öyle şey ufaklık. Gitsin alsın kendisine bir daha. Çikolata bulduğunda asla affetme.’’ Paketi açıp büyük bir parça kopardı ve Ela’ya uzattı.

Ela çekingenlikle Kerem’in elindeki çikolataya baktı ve aklına gelen anılarla mırıldandı. ‘’Ya kızarsa?’’

Kerem ufak bir şaşkınlıkla Ela’nın tepkisini anlamaya çalıştı. Ancak çekingenliğinden kaynaklandığını düşünerek üzerinde durmadı.

‘’Kızmaz ufaklık. Hadi bak eriyor.’’ Ela’ya çikolata parçasını verdikten sonra büyük bir parça da kendisi için aldı. Kerem ona dayısı ile ilgili sorular sordu. İkisi bir süre hem okul hem de Ela’nın ailesi ile ilgili konuştular.

Çalan telefona cevap veren Kerem, ‘’ufaklık bir beş dakika Ali Amca’nın yanına gidip gelsem olur mu? Korkar mısın?’’ diye sordu.

‘’Hayır, korkmam.’’

‘’Tamam ben hemen geleceğim zaten.’’ Göz kırpıp hızla salondan çıktı. Ela bardakları mutfağa götürüp yıkarken Kerem koşarcasına bahçede onu bekleyen Ali Amcasının yanına gelmişti.

Ali Bey, az önce bakan ile yaptığı telefon görüşmesini aktarmaya başlamıştı. Birkaç dakikalık konuşmanın ardından Kerem eve doğru yürümeye başlamıştı. Kapının önündeki aracı görmesiyle Yağız’ın geldiğini anladı.

Yağız, arka koltuktan poşetleri alıp kapıyı kapattığında kendisine doğru gelen kuzenini görüp bekledi.

‘’Aldın mı söylediklerimi?’’

‘’Aldım.’’ Sol elini hafif kaldırarak, ‘’bunlar şimdilik idare eder..’’ dedi.

‘’Başka bir şey var mı?’’

‘’Hayır hepsi bu kadar.’’

İkisi de eve girince Ela’nın uyuma ihtimalini düşünerek sessiz hareket ediyordu. Salona girdiklerinde Ela’nın masada ders çalıştığını gördüler.

‘’Ufaklık, uyuduğunu düşünmüştük.’’

‘’Ders çalışıyordum.’’ Ela’nın bıkkınlıkla verdiği cevapla Kerem ve Yağız güldü.

‘’Anlaşılan birinin başı yine matematikle dertte.’’ Yağız, Ela’nın yanına gelirken Kerem gülümseyerek başını sallamış ve salondan çıkmıştı. Takıldığı yeri anlattıktan sonra su almak için mutfağa giden Yağız, son kalan çikolatasının bulunduğunu görünce gözlerini kısarak paketi eline alıp, salona geri döndü. Sağ elinde içerisinde iki parça kalmış çikolata paketini sallayarak, tehlikeli bir tonda konuştu.

‘’Karamel Kız, çikolatamı sen mi arakladın?’’

Ela, duyduğu cümleyle elindeki kalemi düşürmüş ve gözleri hızla dolmuştu. ‘’I-ıı’’ diye mırıldanarak başını hızla sağa sola salladı.

Yağız, gördüğü tepkiyle söylediği şeye pişman olmuştu. Hızla Ela’nın yanına adımlamaya başladı. Ela ise o an geçmişe gitmişti. Yağız’ı, halası olarak görmeye başlamıştı. Genç adamı görmüyor, duymuyordu bile. Gözlerinin önünde ona doğru gelen halası, kulaklarında da onu aşağılayarak konuşan halasının sesi vardı. Önce atacağı tokadı bildiği için gözlerini sımsıkı kapattı ve panikle hızla nefes almaya başladı.

Hızla Ela’nın önünde diz çöken Yağız, Ela’nın yanaklarını kavramış sakinleştirmeye çalışıyordu.

‘’ELA!.. Ela, sakin ol! Yavaş nefes al.’’

Kerem sesleri duyunca aşağı inmiş ve kaşlarını çatarak hemen Ela’nın yanına gelmişti.

‘’Ne oldu?’’ Ela’yı kendine doğru çekti. ‘’Ela kendine gel güzelim. Bak bana.’’ Güçlükle kendisine bakmasını sağladıktan sonra ‘’burnundan derin nefes al.. Sakince, hadi güzelim.’’

Bir süre uğraştıktan sonra sonunda Ela’nın nefesi düzelmişti. Ancak Ela korkudan titriyor ve cezasını düşünüyordu. Hâlâ daha tam olarak gerçek anda değildi.

Kerem, kızın bu korkulu haline sakin kalamıyordu. Allah aşkına el çantasını hazırlamak için yukarı çıkmıştı sadece. Yağız’a baktığında üzgün bir ifade ile Ela’ya baktığını gördü.

‘’Yağız, ne oldu?’’ Sesi istemsizce sert çıkmıştı.

Yağız onu cevaplamak yerine Ela’ya bir adım atmıştı ki, kız sıkıca Kerem’e sarılmıştı. Genç adam, Ela’nın tepkisiyle dişlerinin arasından ‘’Yağız!’’ diye tısladı. Dikkatli bir şekilde kucaklayarak, koltuğa yöneldi. Ela, o kadar sıkı sarılıyordu ki parmakları bembeyaz kesilmiş, acımaya başlamıştı. Ama onun bile henüz farkında değildi.

Ela’nın sıkı sarılmasından dolayı onu bırakamayan Kerem, kucağında onunla koltuğa oturdu. Sağ eliyle şefkatle saçlarını okşarken, bir taraftan da kulağına sakinleşmesini söylüyordu.

Bir süre sonra Ela’nın parmaklarının gevşemesi ve nefesinin yavaşlamasıyla başını eğdi. Hıçkırarak mırıldanırcasına konuştu.

‘’Ben.. Özür dilerim.. Bodrumda kalmasam.. Karanlıkta tek başıma korkuyorum.. Onun yerine yemek yemem.. Olur mu?’’

İNSTAGRAM: @yazanbiryengec

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.