İçeriğe geç

KARAMELA

Bölüm 12 · 58 dk okuma

KARAMELA

Bölüm 12

10. BÖLÜM

Dudaklarından çıkan kelimeler ise, iki genç adamın hem gözlerini doldurmaya hem de kalplerini sızlatmaya yetmişti.

Yağız sağ elini sımsıkı yumruk yapmış bir şekilde Ela’ya bakıyordu.

Kerem gözlerini kapatıp, başını geriye attı ve derin bir nefes aldı. Ne olduğunu anlamamıştı. Ela’nın bu hali öfkelenmesine sebep olurken, aynı zamanda da onu incitmemek için sakin kalmasını sağlıyordu. Başını hafifçe sağa sola salladı.

‘’Abicim bak bana.’’

Başını olumsuzca sallayan Ela’nın çenesinden tuttu.

‘’Hadi güzelim bak bana lütfen.’’

Tedirgin bir şekilde Kerem’e bakıp başını tekrar öne eğerek bakışlarını kaçırdı. Genç adam kollarının arasında titreyen Ela’nın saniyelikte olsa gözlerindeki korkuya şahit olmuştu.

‘’Ufaklık, korkma. Ne olduğunu söyle bana..’’

Kerem ne söylese Ela’dan cevap alamıyordu. Küçük kız kollarının arasında iyice küçülmüş, içini çekerek ağlıyordu. Sakin kalmaya çalışarak Yağız’a döndü.

Kenarda ellerini yumruk yapmış sadece Ela’ya bakan kuzenine ‘’Yağız ne oldu?’’ diye sordu.

Yağız başını sağa sola sallayarak ‘’bilmiyorum’’ diye fısıldadı. Bu fısıltı Kerem’in biraz daha sinirlenmesine sebep olmuştu. Biliyordu Yağız asla yanlış bir şey yapmazdı ama Ela’nın böyle korkup ağlaması, bodrumda kalacağını sanması.. O yukarıdayken ne oldu da bu kız bu hale geldi. Onu sorguluyordu.

‘’Alt tarafı çanta hazırlamaya gittim. Ne oldu o arada?’’

‘’Bilmiyorum..’’

‘’Kızın yanında sen vardın! Ne demek bilmiyorum!’’ Kerem kendisini tutamamış adeta kükremişti.

‘’Bilmiyorum abi.. Yemin ederim bilmiyorum!’’ Yağız’ın çaresiz çıkan ses tonuyla yanındaki koltuğa oturdu.

‘’Ulan!’’

Ela bir süre sonra kendisine gelmiş ve gerçek ana dönmüştü. Burada halası yoktu. Artık onlar, cezalar ve dayak yoktu.. Rahat bir nefes aldı. Ağlamaktan boğazı ve gözleri acımıştı. Üstelik Yağız’ı halası olarak algılamış ve ondan çok korkmuştu. Kendisi yüzünden birde Kerem ona bağırmıştı. Çok utandı o an. Ona yardım eden insanlara ayıp ettiğini düşündü ve ‘’özür dilerim’’ dedi.

Kerem ve Yağız, Ela’nın konuşmasıyla hızla ona baktılar. Kerem geri çekilmek isteyen Ela’yı tutarak kendisine bakmasını sağladı.

‘’Ufaklık, iyi misin?’’

Başını sallayarak ‘’evet’’ diyen Ela, Yağız’a doğru bakıp ‘’özür dilerim Yağız abi’’ dedi.

Yağız koltuktan adeta uçarcasına kalkıp Ela’nın yanına gitti. Kendisine doğru çekerek sıkıca sarıldı.

‘’Nasıl korkuttun beni Ela!’’ Yakarırcasına çıkan sesiyle rahatlayan Yağız, ellerini Ela’nın yanaklarına koyarak gözlerine baktı.

‘’İyi misin?’’

Dudaklarını büzerek başını salladı. ‘’İyiyim.. Sizi de endişelendirdim özür dilerim..’’ dedi.

‘’Sen bizi düşünme ufaklık. Ne oldu onu söyle?’’

Kirpiklerini kırpıştırarak, ‘’şey anlatmasam olmaz mı?’’ diye masumca sordu.

Kerem kaşlarını hayır anlamında yukarı kaldırdı. Yağız’ı göstererek ‘’kendine biraz daha gelmeseydin şunun gırtlağına yapışacaktım. O yüzden anlat ufaklık.’’

Gergince parmaklarıyla oynamaya başlayan Ela, Yağız’a bakıp tekrar özür diledi ve ellerine bakarak konuşmaya başladı.

‘’Ben.. Çikolata yemem yasaktı. Yediğim zaman hem yemek yemem yasaklanırdı hem de dövüp bodruma kapatırlardı.’’ Yutkunup devam etti. ‘’Yağız abi çikolatasının yendiğini görünce bana sordu.. Ben de o an halamı gördüm. Yani o korkuyla Yağız abi yerine halamı görüyordum. Dövüp karanlık bodruma kapatacak sandım. O yüzden..’’

‘’Orospu çocukları!’’ Yağız küfür ederek ayağa kalkmış bir sağa bir sola gidip gelmeye başlamıştı.

‘’Ufaklık..’’ Kerem, Ela’nın alnına öpücük kondurduktan sonra şefkatle saçlarını okşayarak konuşmasına devam etti. ‘’Artık korkmak yok. Bundan sonra onlar olmayacak hayatında.’’ Şakağından öptükten sonra kollarından tutup kaldırdı. ‘’Elini yüzünü yıkayalım.’’

‘’Ben giderim.’’ Kendisiyle birlikte hareket eden Kerem’i durdurup burnunu çekerek salondan çıktı.

‘’Psikoloğa ihtiyacı var.’’ Yağız, camdan dışarı bakarak net bir şekilde konuştu.

‘’Ali amcaların hastanede iyi birisi varmış. Durumun kesinleşmesini bekliyorduk ama böyle de olmayacak. En iyisi bir an önce randevu almak.’’

‘’Yarın sen gitmeden Işıl Teyzenin yanına bırakalım.’’

Yağız’ın kendi kendine söylediği cümleyle kaşları çatılan Kerem, ‘’neden?’’ diye sordu.

‘’Aynı şeyi yaşamasını istemiyorum.’’

‘’Yağız..’’

‘’Ne Yağız! Yalan mı?’’ Yağız arkasını dönüp kuzenine sert ifadeyle baktı. ‘’Nasıl korktu benden! Sende gördün..’’ Elleriyle yüzünü sıvazlayarak sıkıntılı bir nefes verdi ve devam etti. ‘’Ona adım attığımda sana nasıl sarıldı korkusundan, kendimden şüphe ettim. Travmasını tetiklemişim meğer bilmeden.. Ya yine olursa?’’

‘’Oğlum bir dinle..’’

‘’Hayır, en iyisi Işıl Teyzeyle kalması. Gün içerisinde kontrol ederim sık sık.’’

‘’Özür dilerim Yağız abi, istemeden oldu.’’

Ela’nın üzgün bakan dolu gözleri Yağız’ın sert ifadesini yumuşatmıştı. Ela’ya doğru tedirgince bir iki adım attı. Ela’da ona doğru gelince rahat bir nefes aldı.

‘’Özür dilemene gerek yok Karamel Kız. Senin isteyerek yapmadığını biliyorum. Ama ya yine öyle olursan diye korkuyorum. Benimle kalacaksın ve benden yine böyle korkarsan..’’

‘’O zaman Işıl Teyzeyi ararsın. Şimdi geldi geçti, kapatalım artık bu konuyu. Ela zaten ağlamaya yer arıyor. İkinizde kendinize gelin.’’ Kerem, olaya son noktayı koymuştu. Ama içerisinden umarım aynı olay yaşanmaz diye dua ediyordu. Ellerini birbirine çarparak, ‘’yemeğe Betül Teyzelerin oraya gidelim. Hava almış oluruz..’’ diyerek Ela’yı omzundan tutup kendisine çekerek yürümeye başladı.

Sessizlik içinde hazırlanıp evden çıktıklarında bahçe kapısından giren Ali Bey, ‘’bir yere mi gidiyordunuz?’’ diye sordu.

‘’Yemeğe gidiyorduk Ali Amca bir şey mi oldu?’’

‘’Kerem, Bakanın yardımcısı aradı. İstanbul’a gelmişler bir görüşme için. Eğer müsaitseniz ve isterseniz akşam burada da görüşebiliriz dedi. Sana ulaşamamışlar.’’

Kerem cebinden telefonunu çıkarttı.

‘’Şarjı bitmiş. Madem hazır gelmişler görüşelim tabii.’’

‘’Arayayım ben, o zaman yola çıkalım şimdi.’’ Ali Bey telefon ile konuşurken, Kerem, Yağız ve Ela’ya baktı.

‘’Yağız, sen Ela’yla yemeğe git. Bende hazır denk gelmişken gidip görüşeyim.’’

‘’Tamam. Merak etme sen. Bir şey olursa haber ver. Cüneyt’i göndereyim mi?’’

‘’Gerek olursa ben ararım.’’ Ela’ya yaklaşıp saçlarından öptü ve kulağına fısıldadı. ‘’Korkma olur mu ufaklık? Bir şey olursa Yağız’a söylemen yeter. İstediğin zaman seni Ayşıl ve Işıl Teyzenin yanına götürür.’’

Ela başını sallayarak, ‘’olur söylerim ama korkmuyorum ki..’’ dedi. Kerem gülümseyerek tekrar ‘’korkma’’ dedi ve Yağız’a sana emanet dercesine göz kırptı.

Yağız ve Ela yürümeye başlarken, Kerem’de Ali Bey ile arabaya binmişti.

Sessizlik içerisinde geldikleri restorana girdiklerinde onları gören Hasan Amca ve Betül Teyze gülümseyerek karşıladılar.

‘’Betül Teyze haber vermedik ama yemek var mıydı?’’

‘’Olmaz mı oğlum. Hem olmasa bile sizi aç bırakmayız. Geçin hadi oturun.’’

‘’Kerem yok mu?’’

‘’İşi çıktı. İstanbul’a gitmesi gerekti Hasan Amca.’’

Betül Teyze servislerini açarken bir taraftan da Ela ile konuşuyordu. Kısa süre içerisinde yemeklerini bitirip ayaklandılar. Ela ellerini yıkamak için lavaboya giderken, Yağız’da pasta ve kurabiye almış, Ela’nın gelmesini bekliyordu.

Betül Teyze ve Hasan Amcayla vedalaşarak eve doğru yine sessizlik içerisinde yürümeye başladılar.

‘’Eğer benimle kalmak istemezsen Ayşıl’lara bırakabilirim. Ya da onu çağırabilirim?’’

Ela, genç adama bakarak başını olumsuzca salladı. ‘’Hayır, gerek yok. Özür dilerim ben Yağız abi.. Gerçekten istemeden oldu.’’

Ela’nın üzgün ifadesine dalgınca bakan Yağız, ‘’özür dilemene gerek yok Ela. Senin isteyerek yapmadığını biliyorum. Sadece baş başayken aynı şeyi yaşarsak ne yaparım onu bilemiyorum. O yüzden soruyorum, eğer yalnız kalmak istemezsen anlarım. Senin kendini iyi ve rahat hissetmen önemli.’’

Yağız’ın söylediği her kelime Ela’yı etkilemişti. O, kendisine kızıp konuşmamasını beklerken, kendisinin iyi olmasını düşünüyordu.

‘’Kızmadın mı bana?’’ diye masumca sordu.

Yağız buruk bir gülümsemeyle, ‘’Karamel Kız, sana nasıl kızılabilir ki? Sen bir şey yapmadın. Kendini üzme boş yere..’’ dedi.

Ela başını tamam dercesine salladı. Önüne baktığında ise eve geldiklerini fark etti. İçeriye girdiklerinde Yağız elindekileri mutfağa bıraktı ve saatine bakıp hızla yukarıya çıktı.

Ela sıkkın bir şekilde dudaklarını kemirirken, ne yapsam diye düşündü ve karar veremeyerek koltuğa oturdu.

Yağız üzerine Galatasaray formasını giymiş bir şekilde salona döndüğünde, elindeki sweatshirtle Ela’nın yanına geldi.

‘’Ela takım tutuyor musun?’’

‘’Hayır..’’

‘’Güzel.. Gerçi tutsan bile artık fark etmez.’’ Tüm dişlerini gösterircesine sırıtarak elindeki sweatshirtü Ela’nın kafasından geçirdi.

‘’Şu dakikadan itibaren Minik Aslansın Karamel Kız.’’

Ela şaşkınlıkla bir giydiği sweatshirte, bir Yağız’a bakıyordu. İçerisine kendisinden rahat iki tane daha girerdi.

‘’Ama ben futboldan anlamam ki?’’

Yağız biraz eğilip kollarını geçirmesine yardım ederken, ‘’hiç merak etme. Çok kısa sürede futbolun minik kurdu olacaksın..’’ dedikten sonra, ‘’hadi gel abur cuburları hazırlayalım. Bak en önemli kural, evde maç kuru kuru izlenmez. Bunu sakın unutma.’’ dedi ve Ela’nın hiçbir şey söylemesine müsaade etmeden büyük gelen kollarını kıvırıp elinden tutarak mutfağa götürdü.

Yağız, Galatasaray’ı anlatırken bir taraftan da Ela ile birlikte yiyecekleri hazırlıyordu. Hazırladıklarını salona getirip televizyonun karşısındaki sehpaya yerleştirdikten sonra maçın yayınlanacağı kanalı açtı. İkisi de koltuğa oturduklarında Ela, kafası karışmış bir şekilde ekrana bakıyordu. Hakemin çaldığı düdükle maçın başladığı an Yağız, Ela’ya dönüp, ‘’aniden bağırırsam sakın korkma Minik Aslan tamam mı?’’ dedi.

‘’Off’’ Ela bıkkınca aldığı nefesi oflayarak verdikten sonra, ‘’önce Karamel Kız, şimdi Minik Aslan… Ne zaman adımla sesleneceksin?’’ diye sordu.

Bunun üzerine Yağız kısa bir kahkaha attı.

‘’Maç günleri Minik Aslansın, diğer günler Karamel Kız.’’

Ela gözlerini devirip önündeki patlamış mısırdan alıp yemeye başladı.

‘’Hadi oğlum.. Ulan senin atacağın topu!’’

Yağız, ikinci yarı başlayana kadar asla susmamış, gol atamayan takım oyuncularına söylenip durmuştu. Ela zaman zaman genç adamın söylenmelerine dayanamamış gülmüştü. Tabii Yağız gözlerini kısıp ona baktığında sevimlice göz kırpıp, gülmesini tutmak için dudaklarını birbirine bastırıyordu.

‘’GOOOOL! Aslanım Melo!’’

Ela daha ne olduğunu anlamadan kendisini Yağız’ın omuzlarının üzerinde bulmuştu. Düşme korkusuyla eğilip, sıkıca boynuna sarıldı.

‘’Minik Aslan, sarı dediğimde kırmızı diyeceksin. En büyük dediğimde de Cimbom diyeceksin tamam mı?’’

‘’Tamam.’’

‘’Sarı!’’

‘’Kırmızı’’

‘’Sarı!’’

‘’Kırmızı’’

‘’En büyük!’’

‘’Cimbom..’’

‘’Lay lay lay lay lay lay lay lay laaay ooo cimbom bom..’’ Yağız, omuzlarında Ela ile salonu tezahürat ederek bir iki kez turlamıştı. En sonunda Ela’yı dikkatlice indirip yeniden ekrana odaklandı. Ela, sersemlemiş halinden kurtulmaya çalışırken, Yağız sosa batırdığı cipsi ona uzatıyordu.

‘’Uzatma ne demek?’’

‘’Maçın süresi doksan dakika Minik Aslan. Maç oynanırken oluşan duraklamalar var ya hani, onları telafi etmek için doksan dakikanın sonuna eklenen ilave süre oluyor.’’

‘’Anladım.’’

‘’Hadi Burak!’’ Yağız heyecanla ayaklandı. ‘’Gooooool! Aslanım benim be!’’

Yağız yine Ela’yı kolları arasına alıp çılgınca sevinirken, hakem maçın bitiş düdüğünü çalmıştı. Ela şaşkınlıkla genç adamı izliyordu. Halbuki Yağız her ne kadar şakacı birisi olsada ciddi ve soğuk duruyordu. Ama şimdi gördüğü kişi ile günlerdir gördüğü kişi arasında ciddi bir fark vardı.

Nefes nefese kendisini koltuğa bırakan Yağız, Ela’nın şaşkınlıkla ayakta durmaya devam ettiğini görünce parmağını gözlerinin önünde şıklatarak kendisine gelmesini sağladı.

‘’İyi misin Minik Aslan?’’

Ela anlamsızca yüzünü buruşturdu. Yağız’a bakıp, ‘’ben anlamadım, bunda ne var bu kadar sevinecek?’’ dedi ve genç adamın hem kahkaha atmasına hem de ayıplarcasına bakmasına sebep oldu.

‘’Aaa duymayayım bir daha. Bir kere futbol aşktır. Galatasaray ise tutkunu olduğumuz sevda. Her şey bir yana Galatasaray bir yana.’’

Ela kaşlarını kaldırıp omuzlarını silkti ve koltuğa oturdu.

‘’Hem senden de tam bir minik dişi aslan yaratacağız. Sende o potansiyeli gördüm ben.’’

Genç adamın muzipçe göz kırpmasından sonra Ela başını sağa sola sallayarak, ‘’yanlış görmüşsün bence..’’ dedi.

‘’Gel bakalım..’’ Yağız eliyle yan tarafındaki boşluğa vurarak Ela’yı yanına çağırdı ve telefonunu açarak ona futbolu ve Galatasaray’ı anlatmaya başladı.

Aradan geçen saatlerin ardından Ela koltukta uyuyakaldı. Yağız, Kerem’le mesajlaşmasını bitirdikten sonra Ela’nın uyuyakaldığını gördü ve dikkatlice kucağına alarak yukarıdaki odaya taşıdı. Bluzunun üzerine giydirdiği sweatshirtü terlememesi için çıkarttı ve odadan sessizce çıktı.

***

Yaşadığı kötü anın etkisiyle kendisini karanlık odada bulmuştu Ela. Halası ve babaannesinin ona seslenmeleri ve seslerinin git gide yaklaşmasıyla etrafında koşturmaya başlamış ama kaçmak için bir türlü dış kapıyı bulamamıştı. Panikle sağa sola bakarken birden küçük bir ışık fark etti. Sevinçle oraya koştuğunda ise ona pis bir şekilde sırıtarak yaklaşan adamı gördü ve başını sağa sola salladı. ‘Gelme’ diye bağırarak geri geri adımlıyordu. ‘Buldum seni küçük kaçak.’ Karşısındaki sırıtması iyice iğrençleşen adam ‘şimdi kim alacak seni elimden Ela? Nereye kaçabileceksin görelim bakalım..’ dedi ve hızla sol kolundan tutarak kaçmasını engelledi.

‘’DOKUNMA BANA!’’

‘’Ela!’’

‘’Bırak beni! İmdaaaat!..’’

‘’Ela!.. Ela aç gözünü!’’

‘’Dokunma! Hayıııır!’’

‘’ELA!’’

‘’Aaa!’’

Ela’nın çığlık çığlığa gözünü açmasıyla derin nefes alan Yağız, soluk soluğa kalmış kıza sarıldı. Ela’nın çığlığını duyarak odaya nasıl geldiğini bilememiş, üzerine dakikalarca uyandırmaya çalışmış en sonunda yüzüne su serperek uyandırabilmişti.

Ela, nefesi düzelmeden hıçkırarak ağlamaya başlamış ve ona sarılan Yağız’a sımsıkı kollarını sarmıştı. Kimsenin onu görmemesi için başını genç adamın koltuk altına doğru yaslayarak kendisini gizlemeye çalışıyordu.

‘’Dokunmasın bana!’’ Ela titrek sesiyle gözlerini açmadan konuşmuştu.

‘’Şşşt. Kimse yok Karamel Kız. Kabus gördün sadece.’’

‘’Hayır, buldular beni..’’

‘’Kimse bulamaz seni! Kendine gel, bak kimse yok.’’

Ela başını bulunduğu yerden kaldırmadan olumsuzca salladı.

‘’Dokunmasın bana!’’

‘’Miniğim kimse yok. Sakinleş, ben buradayım hem.’’

‘’Burada..’’ Ela fısıltıyla konuşup olduğu yerde küçülebildiği kadar küçülmüştü.

‘’Bana güven, Ela. Hadi aç gözünü eğer ikna olmazsan söz saklanmana izin vereceğim. Hadi Karamel Kız, bak kimse olmadığını görünce, kabus gördüğünü anlayacaksın.’’

Ela yutkunup yavaşça gözünü açtı ve başını korkuyla kaldırdı. Kolları arasında korkudan titreyen kızın, ürkek ve dolu gözlerle kendisine bakması Yağız’ın içini sızlatmıştı.

‘’Kimse yok, sakin ol şimdi ve derin nefes al.’’

Ela, başını hafifçe sallayarak nefes aldı. Sonra yavaşça odaya göz gezdirdi ve kimsenin olmadığını anladı.

‘’Gördün mü bak kimse yok demiştim.’’

Ela, mahcubiyetle başını sallayarak Yağız’a baktı.

‘’Gel hadi elini yüzünü yıkayalım.’’ Yağız, korkulu gözlerle uysalca başını sallayan kızı kolları arasına alarak lavaboya girdi. Çok savunmasızdı, çok masumdu, çok küçüktü.. Lavabonun yanına oturtup musluğu açtı ve elini ıslatarak Ela’nın yüzünü yıkayıp havluyla kuruladı. Tekrar kucağına alıp hızla mutfağa indiler ve Ela’yı hiç bırakmadan bardağa su doldurup yeniden odaya adımladı. Ela, sudan küçük yudumlar alırken, genç adam onun nefesinin yavaşça normale döndüğünü fark ederek rahatladı. Elinden bardağı alıp, komodinin üzerine bıraktı ve Ela’nın yatağına uzanmasına yardımcı oldu.

O an aşağıdan gelen gürültüyle Ela olabildiğince çıkan sesiyle çığlık atarak genç adama sıkıca sarıldı. Yağız, tam sese bakmak için doğrulacakken kapı aniden açıldı ve Kerem ‘’Ufaklık!’’ diye bağırarak odaya girdi.

Ela, duyduğu sesle başını hızla kaldırdı. Kesik kesik aldığı nefeslerle genç adama baktı ve yanına gelmesiyle ona sımsıkı sarılarak başını göğsüne yasladı.

Kerem şefkatle saçlarını öpüp okşamaya başladığında, Yağız, Kerem’in sormasına fırsat vermeden açıklamaya başladı. ‘’Kabus gördü. Burada ve dokunma bana dedi durdu. Kimse olmadığına ikna oldu, tam rahatlayacakken aşağıdan gelen gürültüyle yine korktu..’’

Genç adam sinirle nefesini verirken, rüyasında ne gördüğünü tahmin edebilmişti. Sakin görünmek adına kendisini zorlayarak konuşmaya başladı.

‘’Özür dilerim ufaklık. Sessiz olayım derken karanlıkta şemsiyeliği düşürdüm. Hem kimse olamaz burada korkma. Korkma güzelim.’’

Kerem bir süre hem saçlarını okşamaya devam etti hem de bakanla yaptığı görüşmenin olumlu taraflarını anlatarak Ela’nın rahatlamasını sağladı.

‘’Ben yatmaya gidiyorum, iyi geceler.’’ Ela’nın yanına gelip alnından öperek, ‘’uyu artık Karamel Kız. Gözlerin kıpkırmızı olmuş. Korkmana gerek yok, bak biz buradayız..’’ diyerek doğruldu. Ela sadece başını sallamakla yetindi. Yağız odadan çıktıktan sonra Kerem, ‘’Yağız haklı. O güzel bal gözlerin acıyacak ufaklık. Uyuman lazım..’’ dedi.

‘’Gitmesen olur mu?’’ Ela korkuyla ve çekinerek konuştu.

‘’Buradayım güzelim, gitmiyorum. Hadi rahat uyu. Yanındayım ben.’’

‘’Teşekkür ederim.’’

Kerem burukça gülümseyip şakağına öpücük kondurduktan sonra Ela’nın uzanmasını sağladı ve üzerini örttü. Gece lambasını açarak odanın ışığını kapattı. Ela, uykuya dalana kadar saçlarını şefkatle okşamaya devam etti ve kendiside uyumak için gözlerini kapattı.

***

Daha gün ağarır ağarmaz hem Yağız’ın hem de Kerem’in telefonları çalmaya başladı. İkisi de yoğun bir telefon trafiğine kapılarak görüşmelere başlamıştı.

Kerem yaklaşık iki buçuk saat sonra bıkkınlıkla telefonu kulağından çekti ve başını sağa sola sallayarak esnetti. Saate baktığında sekize yaklaştığını gördü ve hemen Betül Teyzesini arayarak kahvaltılık sipariş verdi. Ardından telefonunu şarja taktı ve yukarı çıkıp hızlı bir duş alarak hazırlandı.

‘’Metin Bey, avukatla ve kiracısıyla görüşmüş. Onlara ödeme yapılmayacak. Cüneyt adamın dükkanına gidecek ve tüm gün orada bekleyecek. Eğer gelirlerse takibe geçilecek.’’

‘’Güzel.’’ Camın kenarına giderken aklına gelen şeyle başını Yağız’a çevirdi. ‘’Yalnız söyle ona kamera kaydı ses almıyorsa kendi sistemlerini kursunlar. Sakın bunu atlamasınlar. Ne söyleyecekleri çok önemli.’’

‘’Söyledim, ne olur ne olmaz diye kendileride kuracak sistemi. Duygu Hanımla görüşecek misin?’’

‘’Bugün video konferans yapacağız. Bakan burada kaldı. Saat ikide bizim otelde buluşup konuşacağız.’’

‘’Zorlar mı?’’

Kerem sıkıntıyla nefes aldı.

‘’Kolay gibi durmuyor.. Şu güçleri nereden geliyor onu bir bulabilseydik, en azından ona göre hareket ederdik.’’

Betül Teyzenin kahvaltılıkları getirdiğini görünce kapıya gidip onu karşılayan Kerem, Ela ve Yağız’ın burada olacağını onun için öğle ve akşam yemeklerini de ayarlamasını rica etti.

Elindeki büyük tepsiyi mutfak masasına koyduktan sonra, ‘’ben ufaklığı uyandırayım..’’ diyerek merdivenlere yöneldi.

‘’Kabusun etkisiyle uyuyamadı zaten, bırak uyusun.’’

‘’Biliyorum. Sen gittikten sonra da uzun bir süre uyumadı. Ama, şimdi görünmeden gidersem içim hiç rahat olmayacak.’’

Yağız anlayışla başını salladı.

‘’Aranızda gerçekten farklı bir bağ oluştu..’’ Dudağının kenarı kıvrılmıştı.

Kerem anında gülümseyerek sol elinin parmaklarıyla tırabzanda ritim tutmaya başladı.

‘’Onun yeri anlayamadığım şekilde ilk gördüğüm andan beri çok farklı.’’

Ardından yukarı çıkıp sessizce odaya girdi. Ela’nın yere fırlattığı yorganı kaldırıp usulca seslendi.

‘’Ufaklık? Ufaklık?’’ Ela’nın mırıldanarak hareket etmesiyle yüzüne gelen saçlarını severek geriye itti. ‘’Güzelim aç gözünü.’’

Ela birden doğrularak gözlerini ovaladı ve şaşkınlıkla Kerem’e baktı.

Kerem sırıtarak işaret parmağıyla Ela’nın burnunun ucuna vurdu. ‘’Günaydın ufaklık.’’

‘’Gü-günaydın. Ben çok mu geç kaldım? Özür dilerim hemen kalkıyorum.’’

Kerem’in gülen yüzü anında düşerken, hızla kalkmaya çalışan Ela’yı kendine çekerek sarıldı ve başına bir öpücük kondurdu.

‘’Güzelim istediğin kadar uyuyabilirsin. Benim İstanbul’a gitmem lazım. Sana haber vermeden gitmek istemedim. O yüzden uyandırdım, asıl ben özür dilerim.’’

Ela, Kerem’in bu düşüncesi karşısında çok mutlu olmuştu. Belki onu uyandığında göremeseydi korkabilirdi. Genç adam bunu da düşünerek onu uyandırıp gideceğini haber vermişti.

‘’Korkmazsın değil mi?’’

Ela başını sağa sola sallayarak, ‘’korkmam’’ dedi.

‘’Akşamı sormadım daha, onu ayrı konuşacağız. Yağız’la rahat mıydın? Ters bir şey oldu mu?’’

Ela dudaklarını büzüp omuzlarını silkerek, ‘’amigo yapacakmış beni..’’ dedi.

Kerem, ifadesinden onunla kalmak istemediğini düşünmüşken duyduğu cümleyle kahkahasını tutamamıştı.

‘’Ooo bensiz maç keyfi yaptınız demek?’’ Sağ gözünü kırparak devam etti. ‘’Rahat mıydın peki?’’

‘’Hı-hı.. Yağız abi çok komikti.’’

‘’Komiklik dedin mi bir numaradır zaten.’’ Ela’yı kucağına alarak, ‘’hadi kahvaltımızı yapalım akşam gelince devam ederiz..’’ diyerek odadan çıktı.

‘’Elimi yüzümü yıkasaydım.’’

‘’Aşağıdaki banyoda yıkarsın.’’

Dikkatlice Ela’yı yere bırakarak mutfağa gitti.

‘’Buz gibi oldu bu çaylar neredesiniz?’’

‘’Senin dedikodunu yapıyorduk.’’

Yağız yok artık dercesine bakış atmıştı kuzenine. Kerem, Ela’nın tabağını doldururken, ‘’amigo yapıyormuşsun ufaklığı.’’

Kahkaha atarak başını sallayan Yağız, ‘’akşamki halini görmen lazımdı. Tam bir minik dişi aslan olacak..’’ dedi.

‘’Günaydın Yağız abi.’’ Ela yerine otururken önüne bırakılan dolu tabağa şaşkınlıkla bakıyordu.

‘’Günaydın, minik dişi karamel aslan.’’

‘’Ela, sadece Ela desen olmuyor mu ya? Ben dinlerken yoruluyorum sen üşenmiyor musun söylemeye?’’

İki genç adam, Ela’nın tepkisine gülmüştü.

Yağız dilini damağına şaklatarak, ‘’asla üşenmem..’’ diyerek muzipçe gözünü kırptı ve çayını yudumladı.

‘’Ufaklık, her öğün o tabağa şaşkınca bakmaktan vazgeç artık.’’

‘’Ama kilo alacağım.’’ Kerem kızın bileğini hafifçe tutarak kaldırdı ve kemiğini göstererek ‘’saçmalama!’’ dedi.

‘’Vay arkadaş, kadınların kilo takıntısı demek ki küçük yaşta başlıyormuş.’’

Ela, Yağız’ın şaşkın ve alayla söylediği sözlerine gözlerini devirip eline çatalını aldı.

‘’O gözleri hiç devirme Karamel Kız. Şaka bir yana ama gerçekten beslenmeye ihtiyacın var.’’ Sağ eliyle yukarıdan aşağı vücudunu işaret etti. ‘’Bir deri bir kemik sözünün canlı kanıtısın resmen.’’

Arada muhabbet ederek kahvaltılarını tamamladılar. Kerem, hazırlanıp evden çıkmıştı. Yağız, Ela’yla salonda otururken bir taraftan da Cüneyt’ten mesajla son durumu öğreniyordu.

‘’Uyumak istersen uyuyabilirsin Karamel Kız. Gece uyuyamadın.’’

‘’Şimdi uykum yok. Belki birazdan.’’

‘’Tamam. Nasıl istersen.’’ Yağız tedirginlikle bakıyordu Ela’ya. Kerem gitmeden, ‘rahat hissetmezse Işıl Teyzenin yanına götür’ demişti. Aklına takılmış, ‘acaba benden korkuyor, benimle kalmak istemiyor mu’ diye düşünmeye başlamıştı. Dün yaşadığı olayda cabasıydı..

Boğazını temizledi ve boş ifadeyle sehpanın üzerine bakan Ela’ya döndü.

‘’Karamel Kız, bana güveniyor musun?’’

Ela şaşkınlıkla ‘’evet..’’ dedi.

‘’Benden korkuyor musun?’’

‘’Hayır..’’

‘’Peki, benim yanımda rahat hissediyor musun?’’

Ela kirpiklerini kıvırarak Yağız’a bakarak olumlu anlamda başını salladı.

‘’Rahatım.’’

Yağız sanki önemli bir şey söyleyecek gibi dirseklerini dizlerinin üzerine koyarak öne doğru eğildi.

‘’Bak, Kerem’le de yeni tanışmanıza rağmen aranız gerçekten çok iyi. Benimle o kadar yakın olmadığını, hatta bazı anlarda benden korktuğunu biliyorum. Ama şunu bil, seni gerçekten seviyor ve değer veriyorum. Benden korkmanı, rahatsız hissetmeni veya çekinmeni istemem. Ki eğer böyle bir durum varsa lütfen söyle, hatta istersen şimdi Işıl Teyzeye götürebilirim seni. Senin kendini güvende ve rahat hissetmen daha önemli benim için.’’

‘’I-ıı.. Yağız abi..’’ Ela yerinden kalkıp genç adamın yanına gidip oturdu. Çekingenlikle genç adama bakıyordu. ‘’Dün istemeden oldu gerçekten, korkmuyorum ki ben senden. Kerem abi ve seni çok sevdim ben. Hem beni tanımadan yardım ediyorsunuz bana. Siz iyi ki varsınız. Yanlış anladıysan özür dilerim.’’

Ela’nın sözlerinden sonra Yağız’ın içi rahatlamıştı. ‘’Özür dilenecek bir şey yok. Ama kocaman bir sarılırsan bu konuyu kapatırız Karamel Kız.’’ Sağ gözünü kırpıp kollarını açtı. Ela başını olumlu sallayarak genç adama sarıldı.

‘’Bu kadar duygusallık yetsin Karamel Kız.’’ Baş parmaklarıyla gözlerinin altına hafifçe dokundu. ‘’Gözlerin kıpkırmızı ve şiş. Uyuman gerekiyor. Hadi ikiletme sözümü şimdi doğru uyumaya.’’

Ela başını sallarken ayağa kalktı.

‘’Eğer korkarım dersen burada da uyuyabilirsin.’’

‘’Korkarsam gelirim Yağız abi, teşekkür ederim.’’

Ela, odaya çıkıp yatağa uzandı. Gözünü kapatır kapatmaz uyuyakaldı.

Yağız, Cüneyt’in kurduğu sistem sayesinde bilgisayardan dükkanı izlemeye başlamıştı. Ses kontrollerini de yaptıktan sonra yine olur ne olmaz diyerek otomatik kaydı başlattı. Kontrol manyağıydı, işini asla riske atamazdı Yağız. Tabii bunda Kerem’in de payı çok büyüktü. Genç adam kuzeninin sıkı ve kontrollü çalışmasına her zaman hayrandı. Onu takip ederek kendisini de öyle geliştirmişti.

Bilgisayarı önündeki sehpaya bıraktı. Bir gözü ve kulağı oradayken, bir taraftan da telefonuyla gelen mail ve mesajları kontrol edip cevaplıyordu. Çalan kapıyla ayaklanmış ve saatler boyu oturmanın etkisiyle tutulan vücudunu gerdirerek rahatlatmıştı. Betül teyzenin getirdiği kapları alıp mutfağa adımladı. Çaya ihtiyacı vardı. Hemen çaydanlığı hazırlayarak altını yaktı ve kolundaki saate baktı. Bire yaklaşıyordu. Ela’yı uyandırıp uyandırmamak arasında kalarak, bir kaplara bir merdivene baktı. En sonunda uyandığında ısıtırız yemekleri diye düşündü ve rahatsız etmemeye karar verdi.

Çay ile birlikte yemek için abur cubur tabağı hazırladı ve demlenene kadar içerideki işine devam etti.

Ela, düne göre iyi bir uyku çekmişti. Dinlendiğini hissederek yatakta doğruldu ve esneyerek gözlerini ovaladı. Rüya görmediği için mutluydu. Terlediğini fark etti ve Ayşıl ablasının onun için getirdiği kıyafetlerden temiz olarak kalan son parçaları aldı. Odanın camını açarak havalandırırken, banyoya girip oyalanmadan duş aldı ve üzerini giyip aşağı indi.

Yağız bağırarak sinirle telefonla konuşmuş ve kapatmıştı. Ela, genç adamın sözlerini anlayamamıştı ancak, kendisiyle ilgili ters bir şey olduğunu sanarak korkuyla salona girdi. Yağız pencerenin önünde gergince çenesini sıvazlıyordu.

‘’İyi misin Yağız abi?’’

Duyduğu titrek sesle başını çeviren Yağız, zoraki bir gülümsemeyle ‘’iyiyim Karamel Kız. Uykunu aldın mı?’’ dedi.

‘’Evet.’’

‘’Gözler yine kızarık ama..’’ Sağ elinin tersini kızın alnına koydu. ‘’Karamel Kız, sanki biraz ateşin çıkmış. İlaçlarını almıyor musun?’’

Kahvaltıdan sonra ilaçlarını içmeyi unuttuğunu fark eden Ela, alt dudağının iç kısmını ısırarak mahcubiyetle Yağız’a baktı.

‘’Unuttum.’’

‘’Karamel Kız.. Karamel Kız.. Daha tam iyileşemedin, ilaçlarını ihmal etme lütfen.’’

Ela, üzgünce başını salladı.

‘’Gel hadi öğle yemeğini yiyelim. Sonrada ilaçlarını iç.’’

Mutfağa girip kapları açmaya başladılar. ‘’Bunlarda ısınır mı yemekler?’’

‘’Evet, ısınır.’’

Yağız ve Ela hazırladıkları yemekleri yedikten sonra mutfağı toparlayıp salona geçtiler.

‘’İlaçlarını unutma!’’

‘’İçiyorum şimdi.’’

***

Kerem, oteldeki toplantı salonlarından birisini ayarlamış şekilde bakanın gelmesini bekliyordu. Gergin bir şekilde sürekli saatine bakarak ‘ne bitmez dakikalar bunlar’ diye söyleniyordu. Bir süre sonra Ali Bey ve arkalarından bakan ile yardımcılarından iki kişi gelmiş, video konferans ile Duygu Hanıma bağlanarak görüşmeye başlamışlardı.

Gergin geçen üç buçuk saatin ardından Bakan ve Yardımcılarını uğurlayan Kerem, başını ovarak az önceki koltuğuna oturdu.

‘’Demek ki güçleri buradan geliyormuş..’’ Ali Bey düşünceli bir şekilde önündeki dosyaya bakarak konuştu.

Kerem canı sıkkın bir şekilde başını sallayarak, ‘’neyse ki öğrendik.. Şimdi koordineli bir şekilde neler yapacağımızı düşünelim..’’ dedi.

‘’Bakan olumlu konuştu.’’

‘’Evet, biraz uğraştıracak gibi ama sonu Duygu Hanım’ında dediği gibi bizim lehimize döner.’’

Ali Bey üst üste gelen bildirim sesiyle telefonuna baktı ve gülümsedi.

‘’Ayşıl, merak etmiş.’’ Ardından cevap yazmak yerine kızını aradı ve onu almaya geleceğini söyleyerek ayaklandı.

‘’Ali amca, boşuna git gel yapmayın bu havada. Gerçekten gerek yok kalmanıza..’’

‘’Şşt oğlum, konuştuk bu konuyu. Hem biz memnunuz halimizden, sanki yürüyerek mi gidip geliyoruz. Hadi gidelim artık.’’

‘’Gidelim, teyzemler Sapanca’ya geçmişler. Annemi de alacağım. Yağız belki git gel yapabilir.’’

‘’Eğer şimdi söylemek istemezsen Işıl teyzen var bak, bizde de kalabilir. Hiç sorun olmaz.’’

‘’Er ya da geç öğrenecek Ali amca, hem ne kadar erken öğrenirse o kadar az azarlar.’’ Son kelimeleri gülerek söyleyen Kerem’e Ali Bey’de gülmüş ve başını sallayarak cevap verdi.

‘’Tamamdır, evde görüşürüz.’’

‘’Görüşürüz Ali amca.’’

Kerem, annesiyle telefonda konuştuğunda ona Ela’dan bahsetmemişti. Teyzelerinin Sapanca’ya gidecek olduğunu duyunca ‘seni almaya geleceğim, sen kal anne’ demişti.

Otelden çıkıp hızla Ulus’taki evlerine doğru aracı sürdü. Araçtan inmeden annesini arayıp dışarı gelmesini istedi.

Canan Hanım, oğlunu görmenin mutluluğuyla gülümseyerek araca bindi hemen sarıldı.

‘’Oğlum, nasıl özledim seni.’’

‘’Ben de seni özledim annem. Nasılsın?’’

‘’İyiyim çok şükür oğlum, aklım sendeydi valla ama şimdi görünce rahatladım.’’

Kerem gözünü yoldan ayırıp annesine gülümsedi. ‘’İyiyim annem ben, aklın kalmasın.’’

‘’Ayy nasıl kalmasın oğlum.. Birde kaç gündür kapattın kendini tek başına dağ evine. Hayır üzerine gelmeyeyim diye gelemedim de..’’

‘’Tek başıma değildim.’’

Annesi anlamayarak kaşlarını hafif çatmıştı. ‘’Kimleydin?’’ Sonra gözleri büyüyerek başını hızla oğluna çevirdi. ‘’Bana bak sakın bana Gökçe’yleydim deme! Vallahi canım, ciğerim, evladım demem alırım seni ayağımın altına!’’

Kerem kahkahasını tutamamış, kendisine sinirle bakan annesinin kızaran yanağından makas alıp öpmüştü.

‘’Sakin ol Canan Sultan. Yağız benimleydi.’’

‘’Yağız mı?’’ Canan Hanım ellerini havada salladı ve sitemle konuştu. ‘’Ehh ben ona sormaz mıyım? Birde diyor ki, ‘haberim yok yenge. Bana da nerede kaldığını söylemedi. Haberim olsa hiç sana söylemez miyim ben..’ Aşk olsun size!’’

Annesinin sitemli ve üzgünce söylediği sözler karşısında aracı kenara çeken Kerem, hemen ellerini tutup öptü.

‘’Özür dilerim annecim. Ama ben istedim Yağız’dan kimseye söylememesini, çünkü minik bir misafirimiz daha var.’’

‘’Daha kim var? Ne karıştırıyorsunuz siz? Oğlum, ayrı ayrı anlatacağına söylesene kimlerle kaldığını.’’

Kerem, annesine Ela ile ilk karşılaşmasından itibaren birkaç gündür neler yaşadıklarını ve küçük kızın yaşadığı hayatı, uğradığı taciz hariç her şeyi anlatmıştı.

Canan Hanım, küçük kızın yaşadıkları karşısında göz yaşlarını tutamamış, yol boyu ağlayarak her ne kadar beddua etmeyi sevmesede dayanamamış, küçük kızın akrabalarına beddualar etmişti. Sonunda eve geldiklerinde Canan Hanım, ‘’oğlum bir şeyler alsaydık keşke. Konuşuyoruz diye unuttum. Tüh..’’ diye veryansın ederken Kerem, ‘’Betül teyzelerden hallederiz, birazda alışveriş yapmıştık. Yarın tekrar yaparız.’’ Diyerek annesini sakinleştirdi ve çantaları alarak eve yöneldiler.

‘’Bana bak Karamel Kız, o tabağı zorla yedirmemi istemiyorsan iç şunu!’’

‘’Doydum ben!’’

Yağız bir elini beline koymuş diğerini de Ela’nın gözüne doğru sallayarak, ‘’ne yedin de doydun sen?’’ diye kızıyordu.

‘’Ehh Kerem nasılsa gelir! Görürsün o zaman sen, bu tabak nasıl yeniyor.’’

‘’Söyleyemezsin!’’ Ela uzandığı yerden doğrulmuş gözlerini genç adama dikmişti.

‘’Allah Allah, nedenmiş o?

Bu sefer sinsice sırıtan Ela olmuştu. ‘’Eğer söylersen, ben de beni dışarıda unuttuğunu söylerim!’’

‘’Hiii! Anlaşmıştık minik karamel şeytan!’’

‘’NE DEDİN SEN?’’

Kerem’in kükreyişiyle Ela ve Yağız’ın gözleri büyümüş, yakalanmanın korkusuyla başlarını salonun girişine çevirmişlerdi.

Kerem, kaşları çatık bir şekilde hızlı adımlarla yanlarına yürürken, Yağız ve Ela aynı anda yutkundular ve şimdi bulacağız belamızı dercesine birbirlerine baktılar.

Kerem, karşısındaki ikilinin haline normalde gülerdi ancak Ela’nın dışarıda unutulması söz konusuydu.

‘’Anlatın!’’ dedi keskin bir şekilde. Yağız ve Ela hemen arka arkaya duraksamadan konuşmaya başladı.

‘’Beraber dışarıda hava aldık, odun sepetlerini doldurduk. Sonra ben arkamdan geliyor sandım. Nereden bileyim, kedi sevmeye duracağını. Üzerimde battığı için ben banyoya giriyorum dedim ve yukarı çıktım. Kapı çarpmış dışarıda kalmış.’’ Gitgide sesi kısılan Yağız ufak adımlarla geriye doğru adımlarken bu sefer Ela konuşmaya başlamıştı.

‘’Evet, bilerek yapmadı Yağız abi. Hem zaten kısa sürede geldi. Benim yüzümden oldu Kerem abi, kızma Yağız abiye..’’

Kerem gözlerini ikisinin üzerinde gezdirdi. Dilini damağına şaklattı. Yağız’a dönüp, ‘’birkaç saat bıraktım seninle, hemen kendine benzetmişsin..’’ dedi ve memnuniyetsiz ifadesiyle bu sefer Ela’ya bakıp, ‘’sen de bir daha onun avukatlığını yapma! Kontrol etmesi gerekiyordu seni. Senin bir hatan yok burada. Dönüp tekrar bakmalıydı.’’

Ela gözlerini ellerine indirip, parmaklarıyla oynamaya başlamıştı.

‘’Yemek meselesi ne?’’

‘’Vay arkadaş her şeyi de duymuş..’’

‘’Yağız!’’

Genç adam ağzını fermuar kapatır gibi kapattı.

‘’Tokum ben, canım yemek istemiyor.’’ Ela’nın mızmızlanmasına Kerem ciddi misin dercesine tek kaşını kaldırarak bakıyordu. Yağız araya girerek, ‘’sabahtan beri halsiz, kahvaltıdan sonra ilaçlarını içmeyi unutmuş. Öğlen içti, akşamı da içmesi gerekiyor ama bir şey yemedi ki.. İki kaşık çorba içti sadece.’’

‘’Aferin, birde dışarıda unuttun kızı..’’

Çorba kasesini eline alan Kerem soğuduğunu görünce mutfağa gidip ısıttı. Üzerini biraz daha doldurdu ve diğer yemeklere baktığında patates ve köfteyi gördü. Hemen bir tabak da ondan hazırlayıp tepsiye yerleştirdi ve içeri geçti.

Yağız, Ela’ya ‘’şimdi de yeme göreyim. İzlemek eğlenceli olacak karamel kız’’ diye fısıldayarak koltuğa oturdu ve sırıtarak Kerem’le Ela’ya bakmaya başladı.

Ela, tepsiyi gördüğü an başını hayır dercesine sallayarak itiraz dolu sesler çıkarmıştı ama Kerem’in sert ve mümkün olabildiğince çatılmış kaşlarla ona baktığını görünce dudaklarını büzerek tepsiye uzandı.

‘’Hapşu..’’

‘’Çok yaşa ufaklık.’’

‘’Çok yaşa karamel kız.’’

Kerem, elini alnına götürdü. ‘’Ateşin normal. Ufaklık ilaçlarını ihmal etmemelisin. Çabuk yemeğini ye ve ilaçlarını iç.’’

‘’Tamam.’’ Ela kaşığı alarak çorbasını içmeye başladı. Kerem’de yanına oturmuş onu izliyordu. Sahi annesi nerede kalmıştı.

‘’Yağız, anneme bir bakar mısın? Dışarıdaydı.’’

‘’Ooo yengem mi geldi?’’

‘’Evet, Betül teyzeyle konuşuyordu.’’

‘’Hemen bakayım.’’ Yağız koşar adım salondan çıktı.

Çorbasını bitiren Ela, ‘’çorba yetmez mi sadece?’’ diye bir umut sordu.

Kerem tepsideki çatalı eline aldı ve köfteyi bölerek Ela’nın ağzına uzattı. ‘’Ali amca sana, bünyen zayıf iyi beslenmelisin demedi mi? Biraz kendine bakman lazım ufaklık. O yüzden sadece çorba yetmez.’’ Bir taraftan yemeği yedirmeye devam ediyor, bir taraftan söyleniyordu. Yemeği bitirdikten sonra sehpanın üzerindeki ilaçlarına uzanan Ela hemen içti.

‘’Vitaminini içtin mi?’’

‘’Hayır.’’

‘’Tamam ben onu hazırlayıp geleyim.’’

‘’Ben yaparım Kerem abi..’’ Ayağa kalkacakken genç adam tarafından yeniden oturtuldu.

‘’Onu sıcak limonlu suda yapacağım.’’ Sağ gözünü kırpıp tepsiyle beraber mutfağa gitti.

‘’Yengem, yeğene küsülmezmiş ama çok günahmış..’’

‘’Sus sen, küserim ben.’’

Ela, Yağız ve yanındaki ona gülümseyerek gelen kadına baktı. Kerem abisinin annesi olduğunu duymuştu. 1.75 boylarında omuzlarına gelen dalgalı siyah saçları ve ela gözleriyle, buğday tenli çok güzel bir kadındı. O kadar genç duruyordu ki, bilmese Kerem abisinin ablası falan sanabilirdi.

Canan Hanım tüm içtenliğiyle ayağa kalkan Ela’nın yanına geldi.

‘’Sen Ela olmalısın. Ayy nasıl güzelsin sen.’’ Ellerini tutarak sarıldı. Ela şaşkınlıkla ne yapacağını bilemezken Yağız’la göz göze geldi ve genç adamın ona göz kırpmasıyla sarılışına karşılık verdi.

Canan Hanım, gülümseyerek geri çekildi ancak Ela’nın ellerini bırakmadı. ‘’Ben Canan, Ela’cım. Kerem’in annesi, Yağız’ında yengesiyim.’’

Kerem elindeki bardakla mutfaktan çıkıp salona girmişti.

‘’Kerem, Ela anlattığından da çok güzelmiş, bebek gibi.’’

Ela’nın utandığını gören Kerem, ‘’ufaklığı utandırma ve rahat bırak istersen annecim..’’ dedi ve sonra ‘’annem Canan, ufaklık. Anne sana zaten bahsetmiştim, Ela..’’ diyerek kısa bir tanıştırma yaptı.

‘’Sen de sus. Zaten sakladığınız için kızgınım ikinize de. Tanışırım ben kızımla.’’

‘’Tamam susuyorum, ama ufaklığın bunu içmesi lazım.’’ Elindeki bardağı Ela’ya uzattı. ‘’Soğutmadan iç..’’ dedikten sonra ‘’Biz Yağız’la Ali amcanın yanına gideceğiz. Bir şey olursa ararsınız..’’ dedi ve önce güven verircesine Ela’nın başından sonra annesinin yanağından öptü.

‘’Tamam oğlum. Işıl’ı arayayım ben de Ayşıl’la işleri yoksa gelsinler.’’

Onlar giderken Canan Hanım’da can dostu Işıl’ı aramış ve davet etmişti. Telefonu kapattıktan sonra, ‘’Ela’cım ben çay koyup geliyorum canım..’’ diyerek mutfağa girdi.

Ela zorlukla vitamini içerken Canan Hanım’ın da Kerem abisi gibi samimi ve sıcakkanlı olduğunu düşünüyordu. Çok güzel insanlar çıkmıştı gerçekten karşısına. ‘Teşekkür ederim Allah’ım’ dedi gözlerini kapatarak ve bardağını yıkamak için mutfağa gitti.

Canan Hanım dolaptaki pastalara bakıyordu.

‘’Bunlar ne zamandan kızım, biliyor musun?’’

‘’Dün almıştı Yağız abi.’’

‘’Ah harika o zaman.’’ Gülümseyerek dolaptan pastaları çıkartmaya başladı.

‘’Yardım edeyim ben de.’’

‘’Sen geç içeri güzel kızım. Hallederim ben. Hem tabağa alacağım altı üstü.’’

‘’Ama..’’

‘’Şşt.. Hadi bakalım doğru içeriye. Geliyorum ben de.’’

Ela içeri geçip çekingen bir şekilde oturdu. Canan Hanım’da iki dakika sonra arkasından geldi. Ela’nın yanına oturup yeniden ellerini tuttu.

‘’Ela’cım, Kerem bahsetti senin çekingen ve mahcup hissettiğini. Ama hiç öyle düşünme kuzum, benimle de rahat konuşabilirsin.’’ Ela’nın saçlarını arkaya doğru tararcasına severken dolu gözlerle bakıyordu, yanındaki masum küçüğe. ‘’Hem benim oğlum seni çok sevmiş, anlata anlata bitiremedi. Ne güzel karşılaşmışsınız siz.’’

Ela’nın gözünden bir damla yaş düşerken başını olumlu salladı. ‘’Ben de onu sevdim. Teşekkür ederim. Siz hepiniz çok iyisiniz.’’

‘’Ağlama canım benim.’’

Canan Hanım, anne şefkatiyle sarılarak yanaklarından öptü. Ela’ya ağlama diyordu ama kendisi dayanamıyordu.

‘’Bahtın bundan sonra çok güzel olsun Ela’cım. Hiç üzülme artık. Şimdi bugünü ve yarını yaşamaya bak. Kimse senden değerlide önemlide değil. Bunu sakın unutma. Daha önünde uzun yıllar var. Bundan sonrası çok daha güzel olacak, buna inan olur mu?’’

Ela başını yavaşça olumlu şekilde salladı. Kapının çalmasıyla ayaklanan Canan Hanım, ‘’Işıllar gelmiştir..’’ diyerek kapıyı açmaya gitti. Önde Ayşıl, arkasında annesi ve Canan Hanım salona gülümseyerek girdiler.

‘’Hoş geldiniz.’’

‘’Hoş bulduk canım benim.’’

‘’Hoş bulduk Ela’cım. Nasılsın?’’

‘’İyiyim Işıl teyze, siz nasılsınız?’’

‘’Çok iyiyiz kızım biz de. Bugün belki gelirsin dedim ama gelmedin. Benimde online görüşmelerim vardı, o yüzden gelemedim. Aklım hep sendeydi. Sıkılmadın değil mi?’’

‘’Sıkılmadım, Yağız abiyle ders çalıştık.’’

‘’Matematik mi?’’

‘’Evet Ayşıl abla.’’

‘’Yağız’ın matematiği, tarihi ve coğrafyası çok iyidir. Kerem’de matematikte çok iyidir ama dil bilgisi, fizik ve kimyada çok daha iyidir. Sana bayağı faydaları olur.’’

‘’Öyleymiş sağ olsun çalıştırıyorlar beni.’’

‘’Anlaşılan bir ben kalmışım Ela ile tanışmayan.’’ Canan Hanım’ın sitemine Işıl Hanım ve Ayşıl kıkırdamıştı.

‘’Biliyor musun Canan teyze, Ela benim öğrencimdi.’’

‘’Aaa! Bak bunu bilmiyordum işte.’’

Havadan sudan konuşmaya başlamışken bir taraftan da çaylarını içiyorlardı. En sonunda konu Gökçe’ye geldiğinde Canan Hanım’ın yüzünde o kadar kötü ve sinirli bir ifade olmuştu ki, Ela kadının onu hiç sevmediğini hemen anlamıştı.

Tabii konudan haberi olmayan Işıl Hanım tüm detayları öğrenirken, bir kısmını bilen Ayşıl sessizce dinlemekle yetiniyordu.

Saatin gece bir buçuğu göstermesiyle Işıl Hanım ve Ayşıl ayaklanmış, Canan Hanım ve her ne kadar itiraz etsede vazgeçiremediği Ela ortalığı toplamışlardı.

İkiyi çeyrek geçe, ‘’Ela, kızım hadi çok geç oldu uyu sen.’’ Diyerek Ela’yı uyumaya gönderen Canan Hanım, bir süre sonra Kerem ve Yağız’ın gelmesiyle onlarla konuşmuş, ne yapılacağını, sürecin nasıl işleyeceğini öğrenmişti. Sabaha yakın hepsi uyumaya giderken Canan Hanım’ın konuşmalardan sonra aklında tek bir şey vardı. Ama bunu Kerem’e nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Belki biraz ters tepki verebilirdi ama sonuçta bir küçük kızın hayatı vardı işin ucunda. Anladığı kadarıyla her geçen dakika çok önemliydi ve bu yüzden yarın uzatmadan direkt oğluyla konuşacaktı.

Güne yine ilk gözlerini açan Ela olmuştu. Gözlerini ovalayarak sağına ve soluna baktı. Derin nefes alıp, yavaşça yataktan doğruldu ve üzerini değiştirdi. Unutmadan kıyafetleri yıkamak için izin istemeliydi. Çünkü giyecek bir şeyi kalmamıştı, aslında Kerem abisine söyleyip buralarda kıyafet alabileceği yer varsa oradan kıyafet almak daha iyi olurdu. Bunları düşünerek sessizce aşağı indi.

Kaşları çatık bir şekilde uyuyan Yağız’a baktı ve mutfağa girip kapıyı kapattı. Önce çaydanlığı hazırlayıp ocağa koydu. Ardından kahvaltılıkları çıkartıp masayı hazırlamaya başladı. Her şeyi hazırladıktan sonra sıkılgan bir şekilde oflayarak, mutfakta volta atarcasına git gel yapmaya başladı.

‘’Allah kurtarsın Karamel Kız.’’

‘’Hii!’’

Ela, Yağız’ın sesini duymasıyla korkmuş, elleriyle ağzını kapatarak hızla arkasını döndü ve kapıdan ona bakan genç adamla göz göze gelmişti.

‘’İyi misin Karamel Kız?’’

Ela dudakları büzük bir şekilde başını sağa sola yavaşça salladı. Yağız kaşlarını çatılmış bir şekilde başını hafif eğerek, ‘’ne oldu?’’ dedi.

‘’İçimde bir sıkıntı var.’’

Yağız, Ela’nın yanına yaklaşmış gözlerine bakarak, ‘’kabus mu gördün?’’ diye sordu.

Başını yine olumsuzca sallayan Ela, ‘’hayır, ama böyle.. of nasıl anlatacağım bilmiyorum..’’ elleriyle saçlarını geriye doğru atıp, Yağız’ın gözlerine onun anlamasını umut edercesine baktı. ‘’Korkuyorum. Neden bilmiyorum ama çok korkuyorum..’’

Genç adam karşısında dolu gözleriyle ona bakan Ela’nın omzundan tutup sol tarafına çekerek sarıldı.

‘’Anlıyorum ben seni. Gerçekten anlıyorum. Tedirginsin, neler olacağını bilmiyorsun. Bizde bilmiyoruz..’’ Ela’nın dolu gözlerinden bir saniye bile kendi gözlerini çekmeden güven verircesine konuşmasına devam etti. ‘’Sana yalan söylemeyeceğim. Belki çok zorlandığın zamanlar olacak ama şunun sözünü verebilirim, sonunda çok mutlu olacaksın.’’

‘’Peki yine gider miyim o eve?’’

‘’Korkma, Karamel Kız. Gitmemen için ne gerekiyorsa yapacağız. O eve gittiğini düşünüp sakın kendini üzme. Bildiğim tek şey varsa, o da asla oraya dönmeyeceğin. Sen bize güven ve rahat ol tamam mı?’’

Ela başını olumlu sallayarak, ‘’tamam’’ dedi. Yağız, karşısında üzgün duran kızın moralini düzeltmek için masayı başıyla işaret ederek muzipçe sırıttı.

‘’Kerem’den ve yengemden sağlam bir azar yiyebilirsin demedi deme.’’

Ela başını geriye doğru yatırıp, kirpiklerini kıvırarak sanki sır verircesine fısıldadı.

‘’Bu seferlik sen yapmış olsan olmaz mı?’’

Ela’nın sözleri ve ifadesine kısa bir kahkaha atan genç adam, dilini damağına şaklatarak, ‘’ah inanacaklarını bilsem seve seve kabul ederdim Karamel Kız. Ama beni ve beceriksizliğimi bildikleri için asla inanmazlar. Gazan şimdiden mübarek olsun..’’ dedi.

Omuzlarını silken Ela, ‘’ama ben severek hazırlıyorum ki..’’ dedi.

‘’Yorulmanı istemiyoruz Karamel Kız.’’ O sırada telefonu çalan Yağız, arayanın Cüneyt olduğunu görünce Ela’ya göz kırpıp konuşmaya başlamıştı. Ela’da onun rahat konuşması için mutfaktan salona geçerken, Kerem, annesinin telaşlı sesini duydu.

‘’Kerem! Oğlum Ela yok!’’ Canan Hanım aşağı inmeden sessizce Ela’yı kontrol etmek istemişti. Odayı derli toplu görüp Ela’yı göremeyince panikle bağırmıştı.

Kol düğmelerini ilikleyerek merdivenlerden inen Kerem, adımlarını durdurarak arkasına döndü.

‘’Telaşlanma anne, muhtemelen aşağıda kahvaltı hazırlıyordur.’’

‘’Ne demek kahvaltı hazırlıyordur? Hem çok erken, gece de çok geç yattı.’’ Canan Hanım, oğlunun cevabıyla konuşarak hızlıca yanına gelmişti.

Annesini sağ koluyla saran Kerem, salonda sehpanın üzerini düzelten Ela’yı işaret ederek, ‘’gördün mü bak burada..’’ dedi.

Canan Hanım, küçük kızı gördüğü gibi rahatlamıştı. Oğlu bile hissetmişti bu durumu.

‘’Kaçmaz o bir yere merak etme..’’ diye kulağına sessizce konuştu.

‘’Ne bileyim oğlum. Birden odada göremeyince telaşlandım.’’

Annesinin yanağını öpen Kerem, ‘’sevdin değil mi sende?’’ diye sordu.

‘’Ah sevilmeyecek gibi mi.. Nasıl masum.. Küçücük, nasıl kıyarlar aklım almıyor. Yavrum gülümsese bile gözleri hep hüzünlü bakıyor..’’

‘’O hüznü gidereceğime söz verdim annem. Yaşayamadığı çocukluğu geçte olsa yaşayacak.’’

Canan Hanım, oğluyla konuşacağı konuyu hatırladı. ‘’Aslında ben seninle önemli bir şey konuşacaktım oğlum.’’

Kerem, annesine dikkatle baktı. ‘’Konuşalım tabii anne. Ne oldu?’’

Ela, arkasını döndüğünde merdivenin başında duran anne oğlu gördü ve hafif bir tebessümle ‘’günaydın..’’ dedi.

Kerem ve Canan Hanım’da anında gülümseyerek Ela’ya dönerek, yürümeye başladılar.

‘’Günaydın Ela’cım.’’

‘’Günaydın ufaklık.’’ Annesine dönüp, ‘’bak gördün mü, ben sana aşağıdadır demiştim..’’ dedi.

Ela, Canan Hanım’a bakıp, ‘’beni mi çağırmıştınız? Özür dilerim duymadım..’’ dedi. Kerem küçük kızı kolları arasına aldı. ‘’Annem seni odada göremeyince telaşlanmış ufaklık.’’

‘’Ne özrü güzel kızım. Uyanıp uyanmadığına bakacaktım. Odada göremeyince bir an, Kerem’in dediği gibi panikledim.’’

‘’Günaydın en sevdiğim, güzeller güzeli yengem ve canım kuzenim. Artık kahvaltı yapabilir miyiz? Açlıktan bayılmak üzereyim.’’

Yağız mutfaktan bağırarak konuşurken, Canan Hanım ve Ela kıkırdamış, Kerem memnuniyetsiz bir şekilde, ‘’senin aç olmadığın zaman var mı?’’ diye konuşmuştu.

‘’Hazırlarım şimdi..’’ diyerek mutfağa giren Canan Hanım, hazır olan masayı görünce olduğu yerde kalmış şaşkınlıkla bakıyordu. Yağız ayağa kalktı ve elleriyle sofrayı göstererek, ‘’senin için hazırladım canım yengem. Nasıl olmuş?’’ diye sırıtarak sordu.

‘’Sen ve kahvaltı hazırlamak? En son geçen hafta pişirdiğin kabuklu omleti unutmadım daha. Hayatta inanmam.’’

Düşünceli bir ifade ile ‘’Ee hani vitamini kabuğundaydı?’’ dedi. Ardından Ela’ya dönüp, ‘’ben sana demiştim karamel kız’’ muzipçe konuşan Yağız, çayları koyup yerine oturdu. Canan Hanım ve Kerem onaylamaz şekilde cıkladılar.

‘’Ufaklık hazırlıyordur demiştim anne.’’

‘’Aa! Ela gerçekten sen mi hazırladın?’’

Ela başını sallayarak, ‘’evet..’’ dedi.

‘’Ah, beni uyandırsaydın ya kızım. Neden tek başına uğraştın. Allah korusun ya bir yerine bir şey olsaydı.. Hem çok erken kalkmışsın sen, uykunu alabildin mi?’’

‘’Ufaklık, asla söz dinlemez. Değil mi ufaklık?’’ Ela’ya göz kırpan Kerem, alayla laf söylemeye devam etti. ‘’Kendini yorma, borçlu hissetme, senden bir şey beklemiyoruz sadece derslerini düşün, hazır şimdi fırsat varken bolca dinlen diye söylesekde laf dinlememekte ısrarcıdır kendisi.’’

Genç adamın sözlerinden sonra Ela’nın yüzü düşmüş, gözleri dolmuştu.

‘’Kafasını dağıtıyor Kerem, bırak nasıl iyi hissediyorsa öyle yapsın.’’

Kerem, Yağız’ın sözlerinden sonra duraksamıştı. Hakikaten bazen şu dilini tutamıyordu. O aslında Ela’nın mahcup hissetmesini istemiyordu. Ama haklıydı Yağız, kafasını dağıtması lazımdı ve galiba mutfak ona iyi geliyordu. Bu yüzden seslenmeyecekti artık. Başı önüne eğik şekilde ellerine bakan Ela’yı kendine çekip kolları arasına aldı ve başına şefkatli bir öpücük kondurdu.

‘’Sadece kendini borçlu hissetmeni istemiyorum ufaklık. Senden bir karşılık beklemiyoruz. Bu yüzden kızıyorum sana. Ama kafanı bu şekilde dağıtıyorsan, sana iyi geliyorsa o zaman bir şey söyleyemem. İstediğini yapabilirsin. Tabii derslerini aksatmamak kaydıyla.’’

‘’Düşünmüyorum hiçbir şeyi, yemek yapmak iyi geliyor.’’

‘’Dersleri ihmal etmek yok ama?’’

Ela başını sağa sola sallayarak, ‘’önce derslerim..’’ dedi.

‘’Aferin ufaklık.’’ Kerem tekrar saçlarından öpüp Ela’nın yerine rahat oturmasını sağladı. Yağız ve Canan Hanım hiç seslerini çıkartmadan onları izliyorlardı. Ela ile o kadar güzel duruyorlardı ki, dışarıdan birileri görse kesinlikle abi kardeş sanırlardı. Gözünden akan yaşları hızlı bir şekilde çaktırmadan silen Canan Hanım, oğlunun ne kadar çok abi olmayı istediğini biliyordu. Ama kader işte, nasip olmadı mı olmuyordu. O da bu isteğini kuzenlerine abilik yaparak gideriyordu.

Duygusallaşan ortamı dağıtmak adına, ‘’çaylar ve menemen soğumadan başlayalım o zaman..’’ diyerek konuşmuştu. Herkes tabaklarına kahvaltılıklarını alırken Kerem yine ilk Ela’nın tabağını alıp doldurmaya başlamıştı. Yağız, Ela’nın isyankar yüz ifadesine gülerken, Canan Hanım, ‘’oğlum, bıraksan kız kendisi alsa ya..’’ diye oğlunu uyarmıştı.

‘’Hım.. Bir alır, bir alır sorma anne..’’

‘’Yenge, Berin’in Lady’si Karamel Kızdan fazla yiyor.’’

Kerem ve Yağız’ın gösterdikleri tepki üzerine Ela’yı kısa sürede iyi tanıdıklarını anlayan Canan Hanım gülümseyerek kahvaltısına başlamıştı.

‘’Ellerine sağlık Ela’cım, menemene bayıldım. Elin ne kadar lezzetliymiş.’’

‘’Ufaklık aynı zamanda minik bir şef anne.’’

Canan Hanım kaşlarını hafif çatıp, oğluna bakarak ‘’nasıl minik şef?’’ diye sordu.

Yağız, Cüneyt’in aramasına cevap verirken, Ela’da Canan Hanım’a tatillerde küçük bir lokantada çalıştığını anlatıyordu. Canan Hanım, karşısındaki küçüğün birde çalıştırıldığını öğrenince iyice sinirlenmiş, içinden söylenip durmuştu.

‘’Kirayı almaya geliyorlarmış.’’

Kerem anında başını Yağız’a çevirip, ‘’ne zaman?’’ diye sordu.

‘’Az önce aramışlar, adamda dışarıda işi olduğunu saat 11.00’de dükkanda olacağını söyleyip, Cüneyt’i aramış. Şimdi dükkana geçip yeniden sistemi ayarlayacaklar.’’

‘’Saat dokuza geliyor. Yetişemeyiz, of..’’

‘’Çok zor. Yollar kardan sıkıntılı, eve bile üç, üç buçuk saatte gidebiliyoruz. Kaldıki dükkan birde karşıda.’’

‘’Annecim hiç riske girmeyin. Yollar kötü Allah korusun kaza falan olmasın yetişeceğiz diye.’’

‘’Ben bilgisayar bağlantılarını ayarlayayım.’’

‘’Ben de şirkete giderim diye düşünüyordum. Yasemin’i arayayım raporları mail atsın.’’

Mutfakta kalan Ela ve Canan Hanım kahvaltılarına devam etmişlerdi.

Canan Hanım bitirdiği tabağı alarak, Kerem’in ve Yağız’ın da boş tabaklarını toplamaya başladı. Ela’nın hızla yemeye başladığını görünce, ‘’acele etme kızım. Ben sadece boşları alıp çay keyfine devam edeceğim. Rahat rahat ye..’’ diye sevecen bir şekilde konuştu.

Bunun üzerine Ela ağzı dolu olduğu için başını salladı ve sakince kahvaltısına devam etti. Evde kalacağı için üzerini tekrar değiştiren Kerem mutfağa geri geldi ve kahve makinasının düğmesine bastı. Annesiyle şirketteki kararlar için atılması gereken imzaları konuşmaya başladı. Bir taraftan gözü masadan kaçmak için fırsat kollayan Ela’daydı. Kahvesini kupaya koyup Ela’nın yanına oturdu. Tabağı önüne çekti ve Ela’nın elindeki çatalı kendi eline aldı. Annesi ile konuşmaya devam ederken bir taraftan da Ela’ya tabaktakileri yedirmeye başladı.

Canan Hanım karşısındaki görüntüye şaşkınlıkla bakıyordu. Özellikle Ela’nın bezgin ifadesi ve oğlunun onun konuşmasına bile fırsat vermeyecek şekilde ağzına sürekli lokmaları vermesi kadını hem şaşırtmış hem de gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmasına neden olmuştu.

Ela, ağzındaki lokmayı çiğnerken başını geriye attı ve yeter artık dercesine Kerem’e baktı.

‘’Son lokma bak, bitti zaten.’’ Deyip son kalan salatalık dilimini de yedirdikten sonra çatalı bıraktı. Ela güçlükle yutkunup rahat bir nefes aldı ve çayını içmeye başladı.

‘’Oğlum, kız nefes alamadı. Rahatça kendisi yeseydi ya..’’

Kerem olumsuzca başını sallayarak kahvesini yudumladı.

‘’Ona kalsa bir dilim peynir, bir yumurtayla bitirecek kahvaltıyı. Değil mi ufaklık?’’

‘’Ama çok yiyorum..’’ Ela dudaklarını büzerek sandalyede geriye doğru kaymış ve kollarını göğsünde bağlayarak genç adama bakıyordu.

‘’Ufaklık, inan ki çok değil bu. Bünyen çok zayıf. Vitamin eksikliğin fazla. Üstelik İstanbul’a gittiğimizde Ali amca tekrar değerlerine bakacak. Kilo eksikliğinde söz konusu. Tam gelişim çağındasın ama yaşıtlarına göre çok gerideymişsin. Boyunun da uzaması için beslenmen gerekli. Bu yüzden bir daha çok yiyorum yok. Ona göre.’’

‘’Ama ben kiloluyum ki..’’

Ela’nın mırıltısını duyan Kerem ve Canan Hanım’ın kaşları çatıldı. Canan Hanım ifadesini hemen düzeltip, şefkatli bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

‘’Ela’cım gerçekten Kerem abin çok haklı. Beslenmene dikkat etmen lazım güzel kızım. Kilolu değil, çok zayıfsın. Sen nasıl kendini kilolu görüyorsun ki?’’

Geçmişteki sesleri duymazdan gelen Ela, ‘’bana öyle geliyor..’’ diyerek konuyu kapatmıştı. Kerem, şakağından öperek ‘’gelmesin öyle..’’ dedi.

Masayı ve bulaşıkları toparlayıp temizledikten sonra içeriye geçtiler. Canan Hanım, Yağız ve kendisine çay koyarken, Kerem kahvesini, Ela’da vitaminini içiyordu.

‘’Televizyona bağlasak olmuyor mu?’’

‘’Bağlarım.’’

Hepsi de dikkatli bir şekilde görüntülere odaklanmışlardı. Sessizlik içerisinde dakikalar ilerlerken saat on biri birkaç dakika geçmişti ki, iki kadın görüntüye girdi. Kerem ve Yağız anında Ela’ya bakarken, Ela sağ eliyle ‘’babaannem ve halam’’ diye kadınları göstermişti.

Ela’nın babaannesi çantasından bir kağıt çıkarıp, dükkan sahibinin önüne bıraktı.

‘’Kirayı almaya geldik.’’

‘’Ela yok mu?’’

‘’Maalesef, Ela biraz rahatsız. O yüzden gelemedi. Bize söyledi.’’

‘’Üzgünüm ama Metin Bey’in şartını biliyorsunuz. Ela’nın kendisine teslim etmem gerek parayı.’’

‘’Vekalet var zaten, ayrıca hasta hasta nasıl getirelim kızı.’’

‘’Geçmiş olsun. Ancak dediğim gibi yapabileceğim bir şey yok. İyileştiği zaman gelsin, ödemeyi yaparım.’’

‘’Karşıdan geliyoruz biz. O kızın birde yarın yatacak okul taksiti var. Bu aykini alalım, yorma bizi evladım.’’

‘’Müsaadenizle Metin Bey’i arayıp sorayım.’’

Dükkan sahibi telefon açarken, hala ve babaanne gergin bir şekilde birbirlerine bakıyorlardı.

Ela, izlediği iki kadının nasıl bu kadar rahat yalan söyleyebildiklerine şaşırıyordu. Ne kadar kötü insanlardı böyle.

‘’Ufaklık okul taksitin var mı?’’

‘’Hayır, yalan söylüyorlar. Dayım sene başında okul ücretimi yatırdı.’’

Yüz ifadesi ve sesi o kadar üzgündü ki hepsinin içine işlemişti. Kerem elindeki bardağı sehpaya bırakıp, Ela’yı kollarının arasına alarak kucağına oturmasını sağladı.

Ela’nın dolu gözlerinde biriken yaşlar akmak için fırsat kolluyordu. Kerem’in sahte kızgınlıkla, ‘’ağlarsan bozuşuruz ufaklık’’ demesiyle yaşlar hızla akmaya başlamıştı.

‘’Şşt ağlama güzelim.’’

Kerem şefkatle saçlarından öpmüş, Ela başını genç adamın sağ omzuna yaslamış bir şekilde görüntüyü izlemeye devam ettiler.

Ekrana gelen üçüncü kişi ile Ela birden gerilmişti. Farkında olmadan başını Kerem’in boynuna saklanırcasına gömmüş, sol kolunu olan gücüyle sıkıyordu. Genç adam kaşları çatık bir şekilde Ela’nın tepkisine bakarken, konuşmaya başlamaları ile yeniden ekrana odaklandı.

‘’Üzgünüm, Ela olmadan kirayı veremiyorum. Metin Bey isterlerse avukatı ile evinize gelip kapıdan kendisine teslim etmemi söyledi.’’

‘’Ne oluyor?’’ Ekrandaki adamın konuşmasıyla Ela’nın nefesi sıklaşmıştı.

‘’Sorma Ahmet oğlum. Ela yok diye kirayı vermiyor. O kadar anlattık hasta diye ama..’’

‘’Ne demek vermiyor? Kimsin sen? Ne hakla vermiyorsun?’’ Adamın sert ve ukala çıkışıyla ortam birden gerilmişti. Dükkan sahibi sabırla ters çıkmadan konuşmaya devam etti.

‘’Bakın beyefendi, ben de bana söyleneni yapıyorum.’’

‘’Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ulan bir telefonumla kapatırım bu dükkanı! Siktirtme belanı!’’

Ela titremeye başlamıştı. Gözünden akan yaşlar nedeniyle ekranı göremiyordu ancak sesi duyması bile yetiyordu. Kerem onun halinden adamın kim olduğunu tahmin etmişti. Kulağına ‘’o mu?’’ diye kimsenin duyamayacağı şekilde fısıldadı.

Ela sadece başını evet anlamında sallayabilmiş ve yüzünü Kerem’in omzuna gömdü ve elleriyle kulaklarını kapatarak ağlamaya devam ediyordu. Hızlanan düzensiz solukları ve titremesi Kerem’i korkuturken, Canan Hanım’da telaşlanmış bir şekilde, ‘’oğlum ne oldu?’’ diye bağırmıştı. Yağız’da yengesinin bağırışıyla Ela’ya baktı ve ayağa kalkıp yanlarına gitti.

‘’Onları görünce korktu.’’ Annesine dönüp, ‘’anne, ben sizi Işıl teyzeye bırakayım..’’ dedi ve kucağında Ela ile ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdü. Yağız’a bakıp, ‘’sen izle geliyorum hemen..’’ dedi ve salondan çıktı. Canan Hanım da hemen ayaklanıp oğluna yetişti.

‘’Anne benim montumu örtsene.’’

Ela’nın üzerine Kerem’in montunu örterek evden çıktılar. Ela içi çıkarcasına ağlamaya devam ediyordu. Canan Hanım ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırmış, kalakalmıştı. Küçük kızın içi çıkarcasına ağlaması yüreğini yakmış, onunda sessizce ağlamasına neden olmuştu. Ela’nın sarkan elini tutup çok içten, ben yanındayım dercesine öptü.

Ela ise hiç Canan Hanım’a bakmadan sadece elini hafifçe sıkarak cevap verdi.

‘’Ağlama.. Bak bir damla göz yaşının akmasına sebep oldukları için plan falan dinlemeyip gideceğim. Zor tutuyorum kendimi ufaklık, ağlama ne olur.’’ Şakağından öptü. ‘’Kimse senden önemli değil ufaklık. O şerefsizlerin hepsi de cezalarını çekecek. Bu yüzden sakın ağlama.’’

Ela, genç adamın sözleri ile hıçkırığını güçlükle tuttu. Art arda iç çekerek sakinleşmeye çalışırken, Canan Hanım zile bastı.

Işıl Hanım kapıyı açıp karşısında ağlayan arkadaşı ve Ela’yı görünce ne olduğunu sormak için ağzını açmıştıki, Kerem’in yukarı kalkan kaşları, Canan Hanım’ın ise yaptığı sus işareti sonrası sadece ‘’hoş geldiniz’’ diyebilmişti.

‘’Hoş bulduk Işıl teyze. Ufaklık yine sulu göz moduna girdide hava değişikliği yapıyoruz..’’ Kerem biraz dalga geçerek muzipçe konuştu. Ela ile doğrudan salona yöneldiler. Canan Hanım’da fısıldayarak akrabalarını görünce kötüleştiğini söyledi.

‘’Canavar burada mı?’’

‘’Ayşıl duymasın canavar dediğini! Onun odasında yatıyordu en son.’’

Işıl Hanım güler yüzüyle hem Kerem’e cevap vermiş hem de Ela’nın yanına giderek ona sarılmıştı. Yanaklarını öpüp okşayarak, ‘’Ah bu güzel yüze ağlamak yakışmıyor ama..’’ dedi ve tekrar sarıldı.

Kerem telefonunu çıkarıp arama tuşuna bastı.

‘’Müsait miydin?’’

‘’Evet, bir şey mi oldu?’’

‘’Odana giriş izni istiyorum. Canavar odandaymış.’’

‘’Canavar değil o!’’

Genç kadının bağırışı net bir şekilde duyulmuştu. Kerem yüzünü buruşturup, telefonu biraz uzaklaştırdı. Bu duruma diğerleri gülümserken Ela boş bir ifadeyle bakıyordu. Ağlaması durmuş canavar kim onu anlamaya çalışıyordu.

‘’Saatimin kordonunu yedi. Nasıl canavar değil?’’

‘’Kerem!’’

‘’Tamam tamam. Ela ve annemle sizdeyiz. Hanımefendi odanda yatıyormuş. Ela ile yanına gidebilir miyiz? Onun için aradım.’’

‘’Tabii ki. Ama canavar değil onun adı. Lütfen Ela’ya kendi adı ile tanıt!’’

‘’Bana göre canavar..’’ diyerek telefonu kapatan genç adam, Ela’yı kaldırarak ‘’biz canavarı uyandırmaya gidiyoruz’’ dedi ve Ayşıl’ın odasına doğru yürüdüler.

Onların gidişiyle Canan Hanım olanları ve küçük kıza olan üzüntüsünü kardeşi gibi olan Işıl’a anlatmaya başladı.

Genç adam kapalı kapıyı açar açmaz odadan gelen havlama sesi Ela’nın gözlerinin parlamasına sebep olmuştu.

Maltese terrier cinsi beyaz köpek Ela’nın üzerine doğru havlayarak atlamaya çalışıyordu. Ela bir iki adım geri gidince Kerem, köpeği kucağına aldı.

‘’Ufaklık, sana alışması lazım. O yüzden kokunu alana kadar ilk tanışmanız biraz hareketli olabilir.’’

İçeri geçip yerdeki minderlere oturdular.

‘’Adı ne?’’

‘’Canavar.’’

‘’Bu çok tatlı Kerem abi. Nasıl adı canavar?’’

Yavru köpek, diliyle Ela’nın parmaklarını yalıyordu. Ela ise kıpır kıpır durmayan köpeği kıkırdayarak sevmeye çalışıyordu. Kerem onun dikkatinin dağıldığını ve güldüğünü görünce rahatlamıştı. Ela’nın psikolojisi için psikologla görüşmesini bir an önce yapmalıydı. Hatta önceliği o olmalıydı. Çünkü böyle dikkatini dağıtarak sadece kötü olayları içinde bastırmasını sağlıyorlardı. O düşüncesini onaylayarak, ‘’bana göre canavar.. Ayşıl’a göre Pamuk.’’ Dedi.

‘’Yaa gerçekten pamuk gibi.. Çok güzel.’’

Kerem, Pamuk’u Ela’nın kucağına dikkatle bıraktı. İkisi çok güzel oynamaya başladı. Ayağa kalkıp balkon kapısının orada gördüğü sepete yöneldi. ‘’Ufaklık, bunlarla oynatabilirsin.’’ Diyerek topları ve kemiğe benzer oyuncakları yanına bıraktı. Bir taraftan Ela’yı izlerken bir taraftan da odayı inceliyordu. Evlerindeki odasını biliyordu ama buraya hiç girmemişti. Oda da aynı genç kadın gibiydi. Sade ama çok şık, enerjik ve aydınlıktı. Gözü duvarda asılı duran ışıklı fotoğraf askılarına takıldı.

Her fotoğrafa dikkatle bakıyordu. Çoğunu zaten hatırlıyordu. Hatta bir kısmını kendisi çekmişti. Gözü, kendisi lise sondayken çekildikleri bir fotoğrafta takılı kaldı. Dudakları kıvrılmış, o güne gitmişti. Sağ baş parmağıyla Ayşıl’ın kahkaha atan yüzünü okşadı.

‘’Kerem abi?’’ Ela’nın koluna dokunmasıyla kendisine gelen genç adam, ‘’efendim ufaklık?’’ diyerek Ela’ya baktı.

‘’Telefonun çalıyordu.’’

‘’Dalmışım, teşekkür ederim.’’

Elinde tuttuğu fotoğrafı Ela’ya tutması için verdi ve ardından onu arayan asistanı Yasemin’i arayıp kısa bir konuşma gerçekleştirdi. Ela elindeki fotoğrafa baktı. Yerde yüzü ve üzeri batmış şekilde yatarak Ayşıl’a sinirle bakan birisi, kahkaha atan Ayşıl ve gülerek Ayşıl’a bakan Kerem vardı.

Kerem, gülerek fotoğrafı anlatmaya başladı.

‘’Ben lise sondaydım. Üniversite sınavından sonra stres atmak için Büyükada’ya gitmiştik. Yağız’ı köpek kovaladı. Kaçarken at pisliğine basıp kaydı ve çok fena düştü. Üstü başı pislik içerisinde kaldı.’’ Genç adam kuzeninin o haline kahkaha atarken, Ela duruma gülmek ve üzülmek arasında kalmış, sadece ‘’aa’’ diye şaşırma tepkisi verebilmişti.

‘’Peki neden Ayşıl ablaya kötü bakıyor?’’

‘’Çünkü Yağız’a göre köpek Ayşıl yüzünden peşine takılmıştı. Tabii alakası yoktu.’’ Fotoğrafı yerine asarken, ‘’bende yoktu bu fotoğraf. Görene kadar o anı unutmuştum bile..’’ diye mırıldandı.

‘’Ne kadar güzel görünüyor Ayşıl abla.’’

Ela’nın baktığı fotoğrafa gözlerini çevirir çevirmez yutkunmuştu genç adam. Papatya tarlasında, başında papatyadan bir taç, bembeyaz elbisesi ve altın saçlarıyla gülümseyerek poz vermişti genç kadın. Okyanus mavisi gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

‘’Çok güzel..’’ diye mırıldandı. Acaba nerede ve ne zaman çekilmişti bu fotoğraf? Ve kim çekmişti?

‘’Parayı aldılar mı?’’

Ela’nın birden durgunca sorduğu soru ile bakışlarını ve düşüncelerini fotoğraftan küçük kıza çevirdi. Pamuk’u top ile oynatıyordu ama durgunluğu, kafasındaki düşünceleri yansıtıyordu. Derin bir nefes alıp yeniden minderlerin üzerine oturdu.

‘’Almadılar, almayacaklarda. O para sadece senin ufaklık.’’ Ela anlıyorum dercesine başını salladı.

‘’Ela, abicim hiç lafı uzatmayacağım. Psikolojik destek alman gerekiyor.’’ Gözünden akan bir damla yaşı hızla ondan önce davranarak sildi. ‘’Ağlama.. Bak bizim önceliğimiz senin iyi olman tamam mı?’’

Ela başını salladı. Ağzını açsa hıçkırarak ağlamaya başlayacak gibi hissediyordu. Eliyle Pamuk’un karnını okşamaya devam etti.

‘’Ben artık onların adı geçtiğinde veya gördüğünde kendini üzmeni, korkmanı istemiyorum. Bu korkuyu yenmen lazım ve bunun için elimden ne gelirse yapacağım. İçine atıyorsun, kafan dağılsın diye başka şeylere yönlendirip üzerini kapatıyoruz. Bunu yapmamamız lazım. Çünkü bir gün dayanamayacak ve patlayacaksın, işte o zaman iyileşmen daha zor olur. Anlıyorsun beni değil mi?’’

Kerem, Ela’yı incitmeden ve yanlış anlamasına sebep vermeden dikkatle konuşmuştu. Ela dolu gözlerini genç adamın ela gözlerini çevirdi. Başını salladı.

‘’Anlıyorum.. Ben de artık ağlamak ve korkmak istemiyorum Kerem abi. Yoruldum!’’ Sonda yine dayanamamış hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Kerem hızla başından tutup kendine çekti ve başının tepesinden öptü.

‘’Sakın içine atma ufaklık. Ne yaşarsan yaşa anlat, tamam mı? Ben her zaman yanındayım. Aynı şekilde buradaki tanıdığın herkes içinde geçerli. Ama benden sakın bir şey saklama, konuşmaktan sakın çekinme olur mu?’’

Ela iç çekerek başını tamam anlamında sallamış ve Kerem’e sarılmıştı.

‘’Birde..’’ Ela’yı geri çekerek gözlerine baktı. ‘’Başka bir söz daha istiyorum. Her ne olursa olsun yapmak istemediğin bir şeyi yapma. İstemediğini söyle, kendini zorlama tamam mı?’’

Ela anlamayarak ‘’nasıl?’’ diye sordu.

‘’Mesela ben bir yere gideceğiz dedim veya seni bir kursa gönderdim veya başka birisi seni bir yere götürmek istedi gibi düşün. Eğer istemiyorsan sırf bize ayıp olmasın diye susma, istemediğin her şeyi söyle. Aynı şey isteklerin içinde geçerli. İstediğin her şeyi açıkça söyle. Anladın mı?’’

‘’Anladım. Aslında istemek demişken bir şey istiyorum.’’

Kerem şaşkınlıkla kaşlarını kaldırarak ‘’söyle ufaklık..’’ dedi.

‘’Kıyafetim yok, yakınlarda alabileceğimiz bir yer varsa gidip alabilir miyiz?’’

‘’Alalım ufaklık. Aslında aklımdaydı ama senin rahatsızlığın ve seni yine aramaya başlamalarından dolayı aklımdan çıktı. Hatta gel hadi gidip gelelim.’’

Pamuk’u yerine bırakıp ayaklandılar ve aşağıya indiler.

‘’Anne, merkeze inip Alışveriş Merkezine gideceğiz. Gelmek isterseniz gelin sizde.’’

‘’Ay gelsek çok güzel olurdu ama yemek hazırlığına giriştik oğlum. Siz gidin bu seferlik.’’

‘’Kerem’cim, çok fazla şey almayın. Çünkü annen, ben ve Ayşıl’da Ela ile alış veriş yapmayı çok istiyoruz.’’

Işıl Hanım’ın sözlerini Canan Hanım onaylarken, Kerem gülerek ‘’tamam’’ dedi. Kapının yanına geldiklerinde Ela’nın üzerine montunu geçirip kapıyı açtı.

‘’Kerem abi ayakkabım yok..’’

Utanarak konuşan Ela’ya gülümseyen Kerem, dikkatle kucağına aldı ve kendi evlerine doğru yola çıktılar. Eve geldiklerinde Yağız onları camdan görüp kapıyı açmıştı.

‘’Alışveriş Merkezine gideceğiz gelecek misin?’’

‘’Olur, eşofman alacaktım zaten. Yengem gelmiyor mu?’’

‘’Işıl teyzeyle yemek yapıyorlardı. O yüzden gelemiyorlar.’’

‘’Dur ben onu arayayım, eğer ihtiyaçları varsa kalayım burada.’’

Yağız yengesini ararken Kerem, ‘’ufaklık montunu al geçelim arabaya..’’ dedi.

‘’Paramı alıp geleceğim.’’

Kerem kaşlarını çatarak merdivenlerin başındaki küçük kıza baktı. ‘’Ufaklık, paran sende kalsın.’’

‘’Hayır! O zaman gitmem!’’

‘’Ne demek gitmem? Saçmalama ufaklık, yürü hadi.’’

Ela’nın ilk defa sesini yükselterek sert bir şekilde konuşması genç adamı şaşırtmıştı.

‘’Paramı almazsam gitmem.’’

‘’Abicim, güzelim.. Paranla başka ihtiyaçlarını alırsın, ben yanındayken lazım olmaz.’’

Ela başını olumsuzca salladı. ‘’Az önce sen değil miydin istemediğin bir şeyi yapma diyen?’’

‘’Hay ben dilimi si.. seveyim!’’

Ela, genç adamın yanına geldi. ‘’Kerem abi, benim için gidiyoruz alışverişe. Ve benim param var.’’

Kerem dizlerini kırarak kendini Ela’nın boyuna eşitledi. Yüzüne gelen saç tutamlarını kulağının arkasına sıkıştırırken, yumuşak bir tonda konuştu. ‘’Senin paran olduğunu elbette biliyorum ufaklık. Ama onu şimdi kullanmanı istemiyorum. Emin ol senin için harcayacağım para beni etkilemez.’’

‘’I-ıı.. Kerem abi, kendi paramla almazsam istediklerimi almam. Aldıklarımı da rahat giyemem. Lütfen..’’

Kerem’in gözlerini kırpıp başını sallamasıyla Ela koşa koşa yukarı çıktı.

‘’Büyümüşte küçülmüş..’’

Yağız’ın sözlerine başını sallayan Kerem, ‘’keşke küçük kalsa.. Hiç küçük olmadan büyümek zorunda kalmış. Bu yaşta bu düşünce ve sorumluluk bana bile ağır geliyor..’’ dedi.

Ela kucağında yastıkla hızla merdivenden iniyordu.

‘’Ufaklık yavaş in, düşeceksin.’’

Ela uyarıdan sonra yavaşlamış ve genç adamların yanına gelerek yastığı göstermişti.

‘’Fermuarı sıkışmış, açabilir misiniz?’’

İki genç adamda bir yastığa bir Ela’ya anlamsızca bakıyorlardı. Ela durumun tuhaflığını fark ederek, ‘’param içinde..’’ dedi. Kerem yastığı alarak biraz zorladı ancak fermuar kötü sıkışmıştı. İçeriden makas alıp gelen Yağız, makası Kerem’e uzattı.

‘’Kessek sorun olmaz değil mi ufaklık?’’

‘’Olmaz, kesebilirsiniz. Ama dikkat edin olur mu?’’

Dikkatli bir şekilde yastığın üzerinden bir kısmı kesen Kerem, eliyle tamamen açılmasını sağladı. Yastığın ağzına kadar para ile dolu olması ikiliyi yine şaşırtmıştı. Önce birbirlerine, ardından aynı anda kafalarını çevirerek Ela’ya baktılar.

‘’Her geçen gün şaşırtıyorsun Karamel Kız..’’

‘’Ufaklık bu paralar kiradan mı?’’

‘’Hayır.. Kirayı vermiyorlar bana. Bunlar çalıştığımda biriktirdiklerim, birde komşularımızın, çalıştığım yerdekilerin verdiği harçlıklar. Gizlice burada biriktirdim.’’

‘’Aferin sana, çok iyi düşünmüşsün. Peki kaç para olduğunu biliyor musun?’’

Ela başını olumsuzca sallarken, ‘’yakalanma korkusuyla sayamadım, bilmiyorum..’’ dedi.

‘’O zaman önce parayı sayalım. Birazını yanına alalım, sonra çıkalım.’’

‘’Tamam.’’

Salona geçerlerken Yağız, Ela’nın sol omzundan kendine çekerek, ‘’gel benim hesapları yönet Karamel Kız..’’ dedi.

Kerem’in ters bakışına aldırmadan, ‘’bakma öyle ciddiyim ben. Böyle sağlam birikim yapan bir finans müdürüne ihtiyacım var..’’ dedi ve Ela’nın kulağına ‘’sen bunu bir düşün, çok ciddiyim ben..’’ diye fısıldayarak Ela’yı güldürdü.

‘’On iki bin, dokuz yüz altmış beş..’’ Paraları sayan Kerem, Ela’ya baktı. ‘’Ufaklık, yakalanmadan güzel biriktirmişsin. Bunun iki bin dokuz yüz altmış beşini yanına alalım. Diğerini şimdilik kasaya koyalım olur mu?’’

‘’Olur.’’ Ela’nın onayı üzerine Kerem on bin lirayı kasaya koyup geldi.

‘’Çıkalım artık.’’

‘’Karamel Kız, yanlış anlamazsan bir şey soracağım.’’ Ela sor dercesine genç adama bakıyordu.

‘’Çalıştığım yerden aldıklarım dedin. Aldığın ücreti almıyorlar mıydı? Yanlış anlama sakın.. ’’ Ela’nın omuzlarından hafifçe tutup samimiyetle konuştu. ‘’Ne yapıp yapmadıklarını tam bilmeliyiz. O yüzden soruyorum.’’

Ela derin bir nefes alıp karşısında cevap bekleyen iki adama da baktı. ‘’Alıyorlardı, ama onları herkes çok iyi tanıdığı için gizli veriyorlardı. Onlara öğrenci ve küçük olduğumu, onun için ücretin düşük olacağını söyleyip o parayı veriyorlardı. Ama daha sonra bana üzerini verip saklamamı söylüyorlardı.’’

‘’Ufaklık, onlarla konuşsak bize yardımcı olurlar mı?’’

‘’Evet, olurlar.’’

‘’Bu iyi işte. Eğer şahitlik yaparlarsa işimiz daha kolay olur.’’ Kerem, Yağız’ın konuşmasına ‘’kesinlikle’’ diyerek cevap vermişti.

Yol boyu oradan buradan konuşup alış veriş merkezine gelmişlerdi. Otoparka arabayı park edip güvenlikten geçtiler.

‘’Ufaklık, şimdi kasada sürekli para saymakla uğraşmak istemiyorum. O yüzden bu parayı karta yatırıp oradan geçeceğim tamam mı?’’

‘’Tamam, Kerem abi.’’

Kerem gülümseyerek parayı karta yatırmıştı. Tabii ki bu parayı harcamayacaktı ama ufaklığın bunu bilmesine gerek yoktu. Yanlarına geri döndüğünde mağazaları dolaşmaya başlamışlardı. Yağız kendi ihtiyaçları için yanlarından kısa bir süreliğine ayrılırken Kerem ve Ela alış verişlerine hızla devam ediyorlardı.

‘’Kerem abi kitapçıya da gidebilir miyiz?’’

‘’Gideriz ufaklık. Ama o en alt katta, önce yukarı çıkıp hem sana kıyafet alalım hem bir şeyler yiyelim çıkarken en son oraya gireriz olur mu?’’

‘’Olur.’’

Girdikleri iki mağazada da Ela’nın ihtiyacından fazla kıyafetini alan Kerem, küçük kızın mutlu bir şekilde paketlere bakmasını izliyordu. Ela hayatında hiç sahip olmadığı kadar kıyafete sahip olmuştu. Üstelik hepsi yeniydi ve kendisi beğenmişti. Mağazada aksesuar, çorap, çamaşır gibi şeyleri yardımcı olan görevliyle halletmiş, ücreti ödeyen Kerem abisine gülümseyerek sarılıp teşekkür etmişti.

Yağız’ın yanlarına gelmesiyle yemek yemek için üst kata yöneldiler. GS Store’un görüş alanlarına girmesiyle Yağız, Ela’yı tuttuğu gibi mağazaya götürmeye başladı. Kapıdan girer girmez onları karşılayan görevliye, ‘’minik aslana göre olan her şeyi alacağız..’’ demesiyle Ela’nın gözleri şaşkınlıktan mümkün olabildiğince açılmış şekilde Yağız’a bakıyordu.

Görevli tüm forma, eşofman, kapüşonlu çeşitlerini getirmiş gösteriyordu. Kerem, Ela’nın şaşkın haline gülerken aksesuar kısmına yönelip Ela için kupa, atkı, bileklik, şapkaların her çeşidinden birer tane almıştı. Ela kasadaki tüm ürünleri gördükçe daha da şaşırmış bir umut Kerem’e bakmıştı.

‘’Bakma öyle ufaklık, bunlar bizim sana, aramıza hoş geldin hediyemiz.’’

‘’Ama çok fazla Kerem abi..’’

Kerem şefkatle Ela’nın şakağından öptü. Oradaki işleri bitince yemek bölümüne geldiler.

‘’Karamel Kız ne yemek istersin?’’

‘’Bilmem.. Benim için fark etmez.’’

‘’Fark etmez olur mu ufaklık. Canın ne istiyorsa söyle.’’

Ela gözleriyle etrafı turladı ama karar verememişti.

‘’Gerçekten fark etmez bana.’’

Genç adamlar, onun fark etmez demesine aldırmadan sevebileceğini düşündükleri için Burger King’e gitmeye karar verdiler. Yemeğin ardından önce Ela için alt katta bulunan kırtasiyeye gittiler. Oradaki işleri bittikten sonra ellerindeki paketleri arabaya bırakıp, Canan Hanım’ın, Yağız’a verdiği listeyi tamamlamak için markete girdiler.

Tamamen işlerini bitirdikten sonra yol üzerinde bildikleri kafeye gidip birer kahve içerek dinlendiler ve eve dönmek üzere harekete geçtiler.

Eve geldiklerinde Ela kendine ait poşetleri Kerem’in yardımıyla kaldığı odaya çıkarttı.

‘’Ufaklık, sadece şimdilik kullanacaklarını çıkart bence. Eve giderken taşıması rahat olur. Aslında valiz alsak çok iyiydi, nasıl aklıma gelmedi… Neyse hallederim ben onu. Sen bunları kendine göre ayarla sonra aşağı gel.’’

Ela poşetlerin içerisinden giyecek birkaç parça şey çıkarttı. Diğerlerini de düzgünce odanın bir köşesine koyup üzerini değiştirerek aşağı indi.

Kerem ve Yağız’da ev için alınan eksikleri dolaba yerleştirdikten sonra salona geçmişler konuşuyorlardı. Yağız bilgisayarı açtı.

‘’Buradaki dosyada görüntüler.’’

‘’Tamam siz Işıl teyzelere gidin, ben de izleyeyim. Görelim bakalım şu tehditleri.’’

Ela’nın gelmesiyle konuyu değiştirdiler.

‘’Siz geçin Işıl teyzelere, ben de duş alıp geliyorum.’’

Yağız ve Ela kapıdan çıkar çıkmaz Kerem bilgisayarın başına geçmiş, dikkatle kuyumcudaki kamera kaydını izliyordu. Damatlarının dükkan sahibine yaptığı tehditlerin boyutu arttıkça Kerem kendini tutamamış, evde tek olmanın rahatlığıyla ağzına gelen küfürleri rahat rahat saydırmıştı. Görüntüler bittikten sonra patlamaya hazır dinamit gibi, ‘’bu böyle olmayacak.. bu böyle olmayacak!’’ diyerek evin içinde dolaşmaya başladı. Telefonunu çıkartıp arama tuşuna bastı.

‘’Dayı yardımın lazım..’’

Genç adam, en son çare olarak gördüğü dayısını dayanamamış aramıştı. Belli ki bu adam pislikleşebileceği kadar pislikleşecekti. Bir an önce müdahale etmeye karar verdi. Ne kadar kendilerinin azımsanmayacak gücü olsa da, dayısı da hem yer altının hem de bürokrasinin en güçlü isimlerindendi. Güçlerini birleştirdiklerinde her şey daha kolay olacaktı.

Yaklaşık bir saat yirmi dakika telefonda tüm olanları başından sonuna anlatmıştı. Kişilerin bilgisini verdiğinde dayısı, ‘’babası şerefsizin önde gidenidir.. Merak etme oğlum, hallederiz…’’ demiş ve ertesi gün görüşmek üzere telefonu kapatmışlardı. Kerem, saatin akşam sekize geldiğini görünce hızla duş alıp hazırlanmış ve evden çıkmıştı.

‘’Aa oğlum geleceğinden ümidi kesmiştik.’’

‘’Dayımla konuşuyordum, çok selamı var.’’

‘’Aleykümselam.’’

Yağız sessizce kuzenine yaklaştı. ‘’Cevdet dayı devrede mi?’’

‘’Evet..’’ Aynı sessizlikte Yağız’a cevap veren Kerem devam etti. ‘’O güvendiği kimliğini münasip bir yerine sokacağım it herifin.’’ Annesi ve Işıl teyzenin çakmaması için konuyu orada kapatıp başka şeylerden konuştular.

‘’Ela nerede?’’

‘’Yukarıda, Pamuk’la oynuyor.’’

‘’Ben bir ona bakayım.’’

Kerem hızla merdivenleri çıkmış, aralık olan kapıdan Ela ve Pamuk’u izlemeye başlamıştı. Pamuk’un Ela’yı hem ısırma hem de yalamaya çalışması küçük kızı kıkır kıkır güldürüyordu. Bir süre onların oynamalarını izledikten sonra zilin çalmasıyla, izlemeyi bırakıp yanlarına gitti.

Metin Bey ve Ayşıl gelmiş, Yağız ve Canan Hanımla konuşuyorlardı. Metin Bey ve Yağız konuşmak için kış bahçesine geçerken, Ayşıl yemek hazırlığı yapan annesi ve Canan teyzesi ile konuşmaya devam etti.

‘’Ela ve Kerem yok mu?’’

‘’Senin odanda Pamuk’u seviyorlar.’’

Annesinin cevabı üzerine yanlarından kalkıp, ‘’ben onlara bakayım..’’ diyerek yukarı çıktı. Gülümseyerek odasına girdi ve yerde oturan Kerem ile Ela’ya baktı.

‘’Oo Pamuk en yakın arkadaşını bulmuş anlaşılan.’’

‘’Çok güzelmiş Ayşıl abla.’’

Kerem numaradan burnunu kıvırmış, ‘’canavar işte neresi güzel..’’ diyerek Ayşıl’ın sinirlenmesine sebep olmuştu.

‘’Canavar görmek istiyorsan aynaya bakman yeterli Kerem’cim!’’

Ela şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırırken, Kerem duyduğu cümle üzerine resmen şok geçiriyordu. Amacı bilerek Ayşıl’ı kızdırmaktı ama genç kadından böyle bir tepki beklemiyordu.

‘’Nerem canavar benim?’’ Ardından öyle bir serserice gülüş sergiledi ki, ‘’gerçi..’’ lafı Ayşıl’ın gözleriyle Ela’yı göstermesiyle kesildi. Hoş kesilmese yapacağı ima gerçekten çok saçma olacaktı. Genç adam kendisine bir türlü inanamıyordu. Şu birkaç gündür Ayşıl’ı görünce resmen aklını başka yerde bırakmış gibi hissediyordu. Bu zamana kadar hissetmediği bu duygunun adı neyse bir an önce kendisini rahat bırakmalıydı.

‘’Kendine gel! Bir kere benim Pamuk’um aşırı tatlı ve güzel. Değil mi ama Ela?’’

Genç kadın Pamuk’u ellerinin arasında tutup yüzüne yakın kaldırarak öpüp yeniden Ela’nın yanına bırakmıştı. Pamuk’un direkt Ela’nın kucağına zıplaması ve başını onun ellerine sürtmesi Kerem’in gülerek Ayşıl’la dalga geçmesine sebep oldu.

Kısaca gün içinde neler yaptıklarını ve neler aldıklarını konuşarak muhabbet ettiler. En son aşağı inmek için ayaklandıklarında Kerem, ‘’Doğa var bizim. İyi bir veterinerdir. Ona götürebiliriz istersen, aşı ve kontrol için..’’ dedi.

‘’Teşekkür ederim ama ilk aşılarını Mert yaptırmış sağ olsun. Onun annesi de veteriner, ona götürmeye devam ederim. Ayıp olmasın.’’

Kerem’in kaşları mümkün olabildiğince çatıldı. ‘’Mert ne alaka?’’

Genç kadın eliyle Pamuk’u gösterdi. ‘’Pamuk onun yılbaşı hediyesi.’’

‘’Fırsatçı peze..’’

‘’Kerem!’’

‘’Güzelim, sen şu sevimsizin aldığı canavarla aşağı iner misin? Ben Ayşıl ablanla biraz konuşacağım.’’

Ela her ne kadar ürksede çaktırmamış, ‘’tamam’’ diyerek Pamuk’la beraber yürüyordu.

‘’Eğer aşağıda sorarlarsa konuşmaları gerekiyormuş dersin.’’

Ela, başıyla onaylayarak giderken, genç adam ve genç kadın birbirlerine sinirle bakıyordu. Kerem kapıyı kapatıp sinirle genç kadına döndü.

‘’Ne meraklıymışsın o itin hediyesini kabul etmeye!’’

‘’Onun hakkında düzgün konuş!’’

‘’En düzgün hali bu hanımefendi!’’

‘’Ehh kime laf anlatıyorum ki ben! Ne halin varsa gör.’’

Genç kadın odadan çıkmak üzere hareket ederken, Kerem tarafından sert bir şekilde kollarından tutuldu.

‘’Bırak!’’

‘’Hayır, konuşma bitmedi!’’

‘’Kerem bırak! Yoksa imdat diye bağırıp babamları buraya toplayacağım!’’

‘’O şerefsizin hediyesini geri vereceksin!’’

İkiside öfkeli bir şekilde birbirlerinin yüzlerine yaklaşarak öfkeyle konuşuyordu.

‘’O şerefsiz değil ve hediyesi kalıyor!’’

‘’Ayşıl!’’ Genç adam dişleri arasından öyle bir tıslamıştı ki adını genç kadın ürperdi. ‘’Ben sana alırım ne istiyorsan. Ama o itin hediyesi gidiyor!’’

‘’Hadi ya.. Bunu hatırlat bir ara kahkahalarla güleyim! Pamuk bir yere gitmeyecek!’’

Kerem bağırmak istiyordu ama aşağıdakilerin duymaması için kendisini sıkıyordu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes alarak açtı.

‘’Niye inat ediyorsun?’’

Ayşıl gözleri şaşkınlıkla açılmış bir şekilde, başını sen inanılmazsın dercesine salladı.

‘’İnat ettiğim falan yok. Durduk yere Mert’in hediyesini geri ver diyen sensin! Mert’i sevmeyebilirsin ama o benim için çok değerli.’’

‘’Hah.. Değerliymiş! Geri ver o hediyeyi.’’

‘’Saçmalıyorsun Kerem, yeter.’’ Kollarını genç adamın elinden kurtaran Ayşıl umursamadan yanından yürüdü. İkisi de aşağı indikten sonra birbirleriyle konuşmadılar. Ayşıl, Kerem’e bakmamaya özen gösterirken, genç adam ara ara genç kadını göz hapsine almıştı. Kimse onların arasındaki gerginliği ve birbirleriyle konuşmadıklarını anlamamıştı, bir kişi hariç.. Muhabbetle ve ara ara hatırlanan anılarla kahkahalarla geçen yemek ve çay faslının ardından Kerem’ler evlerine geçmişlerdi.

Herkes odalarına uyumak için geçtiğinde Kerem’in odasının kapısı tıklandı ve ‘’gir’’ sesinin ardından bir kafa aralıktan baktı.

‘’Ufaklık?’’

Genç adam, Ela’yı görünce yatakta doğruldu.

‘’Girebilir miyim?’’

‘’Gel.. Gel tabii. Korktun mu?’’

Ela, genç adamın yanına giderken başını olumsuzca salladı.

‘’Gel bakalım ufaklık.’’ Yorganın bir köşesini açıp Ela’yı kolları arasına aldı. Saçlarına şefkatli bir öpücük kondurduktan sonra, ‘’anlat bakalım..’’ dedi.

‘’Mert abiyi bende sevmiyorum.’’ Kerem’in kaşları yukarı kalkmasıyla anında çatılması ve doğrulması bir oldu.

‘’Bir şey mi yaptı sana?’’

Ela telaşla başını sallayarak, ‘’hayır, hayır.. Benimki his.. Sevemedim, yani çok dürüst gelmiyor..’’ Kerem sinirle nefesini vererek ‘’değil zaten! Ah Ayşıl, ufaklık bile anlamış sen hâlâ laf söyletme!’’ diye söylendi.

‘’Kerem abi..’’ Ela’nın çekingen bakışlarını gören Kerem, kendisini biraz daha sakin göstermeye çabaladı. ‘’Ayşıl abla, benim yüzümden..’’ derken Kerem’in ‘’ufaklık!’’ diye uyarmasıyla lafı kesildi.

‘’Ama bir konuşabilir miyim lütfen?’’

Gözlerini deviren Ela’ya ters ters bakan genç adam, ‘’konuş bakalım..’’ dedi.

‘’Benim yüzümden okuldan ayrıldığı zaman hep Mert abi vardı yanında. Her ne kadar sevmesemde Mert abi sayesinde yeniden işe dönmeyi kabul edip çalışmaya başladı Ayşıl abla.’’

‘’Fırsatçı.. Ah o zamanki aptallığıma tüküreyim!’’ Kerem kendi kendine konuşurken Ela, devam etti.

‘’Üzüldü bugün. Çok üzdün onu Kerem abi..’’

‘’Nereden anladın ki ufaklık? Biz genelde böyle atışırız zaten.’’

Ela başını salladı, Ayşıl’ın yüzünü düşününce dudaklarını büzdü.

‘’Gözleri hep dolu baktı. Ve sana hiç bakmadı. Yemekten sonra yukarı çıktığımızda, o görmedim sandı ama ne kadar birlikte fotoğrafınız varsa hepsini toplayıp kaldırdı.’’

Genç adam şaşırmıştı. Fotoğrafları mı kaldırmıştı? İncittiğinin farkında bile değildi. Her zaman böyle değiller miydi? Sıkkın bir nefes aldı. Saat bire gelmek üzereydi. Şimdi gitmesine giderdi de Işıl teyze ve Ali amcaya ne derdi? Sakin kafayla düşünmeliydi. Ama o yılışık Mert’le yakın olduğunu düşünmek bile onu sakinlikten uzak tutuyordu.

‘’Dolunay’da Bir Gece diye oyun varmış..’’

Genç adam başını hafif sağa eğerek Ela’ya baktı. O da başını hafif kaldırarak genç adama bakıyordu.

‘’Ayşıl abla bu oyuna gitmeyi çok istiyor. Ama bilet bulamamış.’’

Şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırdı genç adam. Ela, Ayşıl’ın geçen gün anlattığı bu oyun hakkında bildiği ne varsa genç adama anlattı. Kerem hemen telefonunu komodinin üzerinden alıp, oyun hakkındaki bilgilere baktı.

Biletler satışa sunulduğu andan itibaren ilk yarım saatte tükenmişti. Oyunun sahneleneceği yere baktığında ve ana sponsoru gördüğünde gülümsedi. Hemen rehbere girip arayacağı kişiyi buldu.

‘’Bu saatte rüyanda mı gördün Karaçınar?’’

‘’Onun gibi bir şey diyelim Arslan. Bu saatte aradım ama benim için önemli.’’

‘’Hayırdır?’’

‘’Önümüzdeki hafta sonu bir oyun sergilenecekmiş. Sponsoru senmişsin.’’

‘’Dolunay’da Bir Gece?’’

‘’Evet.. Hiç uzatmayacağım, bir öküzlük ettim ve birisinin kalbini kırdım. Bu oyuna gelmeyi çok istiyormuş ama bilet bulamamış…’’

‘’Biletler sabah elinde.. Anlaşılan kıymetli birisi. Eh bize de yardımcı olmak düşer.’’

‘’Sağ olasın Arslan. Çok kıymetli.. Borcum ne?’’

‘’Oyundan sonraki hafta sonu bir Muhsin Babanın Yeri’ne götürdün mü tamamdır.’’

‘’Seve seve kardeşim. Vera’ya çok selam söyle iyi geceler.’’

‘’Sana da kardeşim, aleykümselam.’’

Ela, tüm konuşmaları net bir şekilde duymuştu. Bu kadar kısa sürede bilet bulmasına çok şaşırmıştı.

‘’Nasıl buldun Kerem abi?’’

‘’Murat üniversitede tanıdığım çok yakın arkadaşlarımdan. İnternette onun firmasının ana sponsor olduğunu gördüm. Onların elinde her zaman öncelikli biletler bulunur. Sağ olsun kırmadı beni.’’

‘’Ayşıl abla çok sevinecek.’’ Ellerini çırparak konuşan küçük kıza, gülümseyen Kerem, ‘’sana da teşekkür ederim ufaklık. Sen olmasan aklıma gelmezdi böyle bir şey..’’ dedi.

‘’Rica ederim Kerem abi ama lütfen üzme Ayşıl ablayı.’’

‘’Üzmemek için elimden geleni yapacağım ufaklık.’’

İkisi bir süre daha Ayşıl’dan konuşmaya devam etti. Kısaca araya giren soğukluktan ve arkadaşlıklarının zarar gördüğünden bahsetti genç adam. Ela dikkatle dinlemiş ve genç kadının neden incinmiş olabileceğini kendince açık bir şekilde söylemişti. Kerem, Ela’nın söylemesiyle gerçekten Ayşıl’a karşı ayrı bir düşüncesizlikte davrandığını anladı. Bu ufaklık yaş olarak küçüktü, ama düşünce yaşı olarak kesinlikle kendisinden bile büyüktü. İnce ve detaylı düşünüyor, çok mantıklı sözler söylüyordu.

Muhabbet güzel gidiyordu ama ikisinin de uyuması gerekiyordu. Kerem, küçük kızla konuşmaktan keyif alıyordu. Bir Yağız vardı rahat bir şekilde kendini kasmadan, rahatça her şeyi konuşabildiği, şimdi Ela’da aynıydı. Muhabbete sonra devam etmek kaydıyla son verdiler. Ela’ya yanında yatabileceğini söyleyen Kerem şefkatle şakağından öpüp iyi geceler dedi.

Gözlerini kapattıktan yaklaşık üç dakika sonra annesinin, ‘’Ela yok!’’ çığlığıyla istemsizce kahkaha atan genç adam, ‘’ufaklık sen sabah akşam anneme buradayım diye konum bildir ..’’ dedi.

Canan Hanım paldır küldür kapıyı açıp yeniden ‘’Ela yok!’’ dedi. ‘’Burada anne..’’

Ela’da doğrulmuş korkuyla bakan Canan Hanım’a bakıyordu. Küçük kızı görmenin rahatlığıyla hemen yanına giden Canan Hanım, ona sarılarak ağlamaya başladı. Ela şaşkınlıkla bakakalırken, Kerem’de endişeyle annesine ne olduğunu soruyordu.

Bir iki dakikanın ardından ağzından nefes alan Canan Hanım, ‘’ayy, bir an odada göremeyince çok korktum. Elim ayağım boşaldı.’’

‘’Ah annem ya.. Bir şey oldu sandım. Ufaklık habersiz gitmez bir yere merak etme. Sabahta konuştuk ya.’’

Önüne gelen saç tutamını kulağının arkasına sıkıştıran Canan Hanım, ‘’konuştuk annecimde ne bileyim, korktum işte..’’ dedi.

‘’Özür dilerim Canan teyze, Kerem abiyle konuşmak için gelmiştim.’’

Şefkatle küçük kızı yanaklarından öpen Canan Hanım, ‘’kuzum benim özür dilemene gerek yok..’’ sıkıca sarılmıştı.

‘’Sen niye gittin ki ufaklığın odasına?’’

Canan Hanım, Ela’nın saçlarını okşarken oğluna bakarak konuştu.

‘’Ela’nın nasıl uyuduğunu bilmiyorum. Üzerini açıyor mu, rahat uyuyor mu diye kontrol etmek istedim. Üzerini açıyorsa ona göre arada kontrol ederim diye düşündüm.’’

Ela, bu güzel kadının kalbinin de güzelliğine hayran olmuştu. Hiç onu böyle düşünen olmamış, hep kendi kendini düşünmek zorunda kalmıştı. Gözlerinden sessizce akan yaşları gizlemek için başını eğdi.

‘’Saat dörtten sonra başlıyor yorganı üzerinden atmaya.’’

Ela, Kerem’in söyledikleriyle hızla başını kaldırıp şaşkınca genç adama baktı.

İşaret parmağıyla burnunun ucuna hafifçe vuran Kerem, ‘’bakma öyle ufaklık.. Kime çektiğimiz belli..’’ diyerek annesini işaret etti. Canan Hanım burnunu çekip gülümseyerek hem oğluna hem de Ela’ya baktı. ‘’Eh siz ikiniz yatacakmışsınız ama kabul ederseniz beraber yatalım?’’

Kerem ve Ela gülümseyerek aynı anda ‘’olur..’’ dedikten sonra Canan Hanım, Ela’ya sarıldı. Ela’nın düzene giren nefesleriyle uykuya daldığını anlayan Canan Hanım oğluna doğru bakarak fısıltıyla konuşmaya başladı.

‘’Kerem?’’

‘’Efendim anne.’’

‘’Annem bir şey söyleyeceğim ama çok sert tepki verme olur mu?’’

Annesinin sözleriyle meraklanan genç adam, sol dirseğinin üzerinde doğrularak dikkatle gelecek sözleri bekledi.

‘’Anlattığınıza göre Ela için kolay bir süreç olmayacak, yavrumun psikolojisi de çok kötü. Ben şey düşündüm…’’

‘’Ne düşündün? Anne çekinme, direkt söyle her ne düşünüyorsan.’’

‘’Bizimle kalsa daha iyi olmaz mı? Siz de iyi anlaşıyorsunuz, ben de çok sevdim. Çok masum ve ürkek. Şimdi yurda yerleştirdiğimizde ya daha kötü olursa?’’

Kerem’in yüzünde derin bir gülümseme meydana geldi. ‘’Bende seninle konuşacaktım anne. Ufaklığı kolay kolay bırakmaya niyetim yok zaten. Dayısı geldiğinde bir bakacağız, eğer onunla gitme durumu olmazsa hiç bırakmam zaten.’’

Oğlundan duyduğu sözlerle rahat bir nefes alan kadın, ‘’ben yarın Emine’ye söyleyeyim o zaman, bizim kattaki boş odayı temizlesinler. Sevda’ya da odayı hazırlatayım..’’ dedikten sonra oğluyla birbirlerine iyi geceler dileyip uykuya daldılar.

***

İNSTAGRAM: @yazanbiryengec

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

13. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.