Ayşıl’ın sesini duymalarıyla kapıyı aniden açan Kerem ve diğerleri hızla odaya girdiler. Ne olduğunu anlamaya çalışan adamlar tam konuşacakken, Ayşıl gözlerinden akan yaşlarla babasına dönmüştü. Ağzından önce bir hıçkırık çıkmış ardından boğukça kekeleyerek konuşmaya başlamıştı.
‘’Ba-baba b-bu, Ela.. E-la bu! Sana a-anlat-tığım..’’
Küçük kızın Ela olduğunu görmesi ile eli ayağı boşalmış, ayakta duramayacağını anlayıp dizlerinin üzerine çöküp, elleriyle yüzünü kapatıp ağlamaya başlamıştı.
Karşısındaki üç adam da Ayşıl’ı şaşkınlıkla izliyordu. İlk kendine gelen Ali Bey oldu ve hemen adımlarını kızına yöneltti. Kızına rahat sarılabilmek için o da dizlerinin üzerinde durdu ve sıkıca kızını kollarından tutup sarıldı.
‘’Sakin ol kızım, o iyi olacak..’’ bir taraftan kızının sakinleşmesi için onunla konuşan Ali Bey, bir taraftan da kızının anlattığı ve bu küçüğü korumak için yaşadığı olayları hatırlamaya başlamıştı.
‘’Nereden tanıyor acaba?’’ Yağız sessizce dayanamayarak Kerem’in kulağına fısıldamıştı.
Genç adam ise bomboş gözlerle yerdeki bir noktaya bakarak kafasını sağa sola ağır ağır sallamış, ‘’bilmiyorum..’’ demişti.
‘’Kızım, ateşinin düşmesine yardımcı olmak için üzerini değiştirmen gerek. Kendine gel, sonra konuşacağız tamam mı?’’ diyerek Ayşıl’ın alnını öpen Ali Bey, kızının kollarını tutarak ayağa kalkmasında yardımcı oldu.
Burnunu çekerek, ‘’ne oldu ona?’’ diye fısıltıyla hem Kerem’e hem babasına bakarak konuştu.
‘’Üzerini değiştir, sonra konuşacağız. Şu an ateşi yüksek, korkulacak bir şeyi yok. Üşütmüş.’’
Babasının sözlerine güvenen Ayşıl kafasını ‘’tamam’’ diyerek sallayıp, ne ara yere düşürdüğünü bilemediği tişörtü eline aldı ve tekrar yatağa yöneldi.
Kerem, Yağız ve Ali Bey yeniden dışarı çıkarken, Ayşıl derin nefes alarak alt dudağını ısırdı ve gelen hıçkırma isteğini bastırmaya çalıştı. Sağ dizini kırarak yatağa oturdu. Şefkatle kızın yüzünü okşadı ve yanağını öptü. Ateşini fark etmesiyle daldığı andan çıkıp hemen kazağı yavaşça çıkartmaya başladı. Kazağı dikkatlice çıkarıp tişörtü eline aldı ve az önce kızın hiç bakmadığı vücuduna gözleri değince olduğu yerde kaskatı kesildi.
Güçlükle, titremeye başlayan ellerini atletin ucuna yerleştirdi ve yavaşça atleti sıyırdı.
‘’Baba!’’ diye olanca gücüyle bağırdığının bile farkında değildi genç kadın.
Ali Bey ve Kerem, Ayşıl’ın bağırmasıyla hemen içeri girmiş ve yataktaki kıza gözleri kaymıştı. Gördükleri görüntü karşısında ikisinin de adımları oldukları yerde kilitlenmişçesine durmuştu.
Kerem’in nefesi öfke ile sıklaşmış, ellerini yumruk yaparak mümkünmüşçesine sıkmaya başlamıştı. Ali Bey’in ise, tamamen kızın küçücük yaşında uğradığı şiddetin izlerini görmesi ile duygusallığı ön plana çıkmış, gözleri dolmuştu.
O sırada aşağıda olan Yağız da odaya gelmiş ve tam ne olduğunu sormak için ağzını açmışken, gözleri gördüğü görüntü karşısında şokla açılmıştı. Sağ elini yumruk yapıp ağzına götürmüş, bağırmamak için kendini tutmuş ve etini koparırcasına şiddetli bir biçimde ısırmıştı.
‘’Yağız.. Ayşıl’ı aşağıya götür.’’ Kerem gözünü Ela’dan ayırmadan aldığı sık nefesler arasında konuştu.
Kerem’in sesi ile ısırdığı elini serbest bırakan ve yatakta sarsılarak ağlayan Ayşıl’ın yanına giden Yağız hiçbir şey söylemeden kollarından tutup kaldırmaya çalışmıştı. Ancak genç kadın kendinde değildi. Yağız onun hareket etmeyen haline bakıp, sağ kolunu bacaklarının altından geçirerek kucağına aldı. Hızla odadan çıkıp merdivenlere yöneldi.
Ayşıl, Yağız’a sıkıca sarılmış, tüm gücü ile farkında olmadan adamın boynuna baskı yapmıştı.
‘’Şşşt, Ayşıl sakin ol canım.’’ Yağız sessizce konuşarak genç kadını koltuğa bırakmış ve boynunu ellerinden kurtarmıştı. Hâlâ omuzları sarsılarak ağlamaya devam eden kadını kendine çekip sarıldı.
‘’Ya-ğız, o.. O daha.. Çok.. Kü-küçük!’’
Hıçkırıklarının arasında güçlükle konuşmuştu genç kadın. Gördüğü görüntü ömrünün sonuna dek hafızasında yer edecekti, biliyordu. Ela’nın tüm yaşadıklarını anlattığı anlar gözünün önüne gelmeye başlamıştı. Her ne kadar o zamanlarda küçük kızın durumuna üzülüp ağlasada, kendi gözüyle şiddetin izlerini görmek çok farklı olmuştu.
Yağız, Ayşıl’ı biraz uzaklaştırıp gözlerine baktı. Sert ve net bir ses tonu ile, ‘’ne gerekiyorsa yapacağız Ayşıl!’’ dedi.
Ayşıl, sol elini dudaklarına bastırarak kafasını salladı ve Yağız’ın yardımıyla koltuğa uzandı.
Kerem ve Ali Bey ise yukarıda kendilerini toparlamışlardı. Ali Bey, Ela’nın darp izlerini yakından inceliyordu.
‘’Kerem, kaldırmamda yardımcı ol oğlum. Sırtına da bakmam lazım.’’
Kerem, sakin olmaya çalışarak. Hafif bir şekilde Ela’yı tutmuş ve yavaşça kaldırmıştı. Bakmamaya çalışıyordu. Sakin kalabilmesi için bakmaması gerekiyordu ama o dayanamıyor, istem dışı darp izlerine bakıyordu. Sırtı, gövdesinden de kötü durumdaydı. Oradaki izler yeni görünüyordu. Ali Bey sırtını kontrol ettikten sonra, beyaz tişörtü dikkatlice giydirip yavaşça yerine yatırdı.
Tişörtü kızın dizlerine kadar kapattığı için rahatça paçalarından tutup eşofman altını üzerinden sıyırdı.
‘’Sikicem belalarını, bu ne!’’ dişlerinin arasından tıslarcasına konuştu.
‘’Kemer veya kırbaç izlerine benziyor. Vücudu komple bunlarla dolu. Muhtemelen bel boşluğundaki ve şuradaki izler de..’’ diyerek baldırlarını gösterdi. ‘’Sigara yanıklarına benziyor.’’ Sıkıntılı bir nefes alıp vererek devam etti. ‘’Kızın psikolojisini düşünemiyorum. Bu yaşta bu kadar acıyı kaldırması da bir mucize. Ayşıl anlattığı zamanlar bile içim gitmişti ama görmek çok başkaymış.. Üstelik bu onun anlattığından da çok öte. Allah belalarını versin!’’ Ali Bey de sonunda sessizliğini bozup, sinirle konuşmuştu.
‘’Benden de bulacaklar belalarını, orospu çocukları! O vurdukları her neyse, onunla öyle bir fantezi yapacağım ki, hayatları boyunca unutamayacaklar!’’ diyen Kerem’e baktığında, gözlerinde o deli ifadeyi gördüğü an anladı bu işin peşini bırakmayacağını. Yalnız değildi Kerem, bilmiyordu ama Ali Bey’de bu kızın akrabalarının peşindeydi bir süredir. Kızına yaptıklarını unutmamıştı, her ne kadar kızı bir şey yapmalarını istemesede o gizliden açıklarını araştırıyordu.
Küçük kızı hiç görmemişti, sadece ismen biliyordu. Ama keşke durumun bu kadar ciddi olduğunu bilseydi, o zaman kızını dinlemez ve müdahale ederdi. Hiçbir suçu olmasada vicdanı onu bir süre uyutmayacaktı belli ki..
‘’Ayşıl, Ela’yı nereden tanıyor Ali amca?’’ Kerem merakla karşısındaki adama bakmıştı.
‘’Hani şiddet gören öğrencisini kurtarmak için şikayet edip sürülmüştü ya.. Hatırlıyor musun?’’ Kerem, evet dercesine başını salladı.
‘’Dünya gerçekten küçükmüş… İşte o öğrencisiydi Ela. Ben kızı hiç görmemiştim, sadece ismen biliyordum. Açıkçası çok şaşkınım, şiddetin bu boyutta olduğunu da bilmiyordum. Hoş bence Ayşıl’da bilmiyordu, gördüğünde o da çok kötü oldu. Bilse muhtemelen beni de durdurmazdı.’’
Ali Bey’in samimi konuşmasından doğruyu söylediğini biliyordu. Ayşıl’ın olayını da çok iyi hatırlıyordu. Hatta kendisi de yardım teklifinde bulunmuş ve sürülmeyi durdurabileceğini söylemişti. Ancak genç kadın, babası da dahil tüm yardımları geri çevirmişti. İstifasını verip özel bir kolejde görevine devam etme kararı almıştı.
‘’Evlat, ben şimdi seruma birde ağrı kesici iğne yapayım. Uzun bir süre rahat uyur. Derece burada kalsın, arada ateşini ölçün. Eğer düşme olmazsa hemen ara. Kısa sürede hastanede detaylı bir tarama yapalım. Darp raporu da alınır. Ben sabah tekrar gelirim.’’
Ali Bey eşyalarını toplarken, Kerem’de gözünü kızdan ayırmadan ayağa kalkmış, adamı uğurlayacaktı. Artık nereden başlayacağını, nasıl düşüneceğini bilmiyordu. Kızın vücudundaki izleri düşündükçe delirecek gibi oluyordu. Küçücük bedeni yer yer sararmış çürükler, çoğunluğu ise yeni olduğu belli olan izlerle mosmordu..
Reyhan Hanım’ı pazartesi gününe kadar sabırsızlıkla beklemesine gerek yoktu. Ayşıl’la konuşması lazımdı. Kızın vücudunu gördükten sonra tamamen aklından çıkmıştı. Yağız onu odadan çıkarırken görebildiği kadarıyla çok perişan görünüyordu.
Konuşmadan aşağı inmişlerdi. Salona girdiklerinde koltukta uyuyakalan Ayşıl’ı fark etmişlerdi.
‘’Ağlamaktan yoruldu, uyuyakaldı.’’ Diye açıklama yapan Yağız’da hiç iyi görünmüyordu.
‘’Ben uyandırayım, sabah geliriz.’’
‘’Bırak uyusun Ali amca, şimdi uyanırsa uyuyamaz.’’ Kerem, kızını uyandırmaya giden Ali Bey’i durdurmuştu. Ali Bey, kafasını sallayarak, ‘’bir şey olursa haber verirsiniz..’’ dedi ve dış kapıya yöneldi.
Kerem, Ali Bey’i uğurladıktan sonra mutfağa girmiş ve kendisine kahve dolduran Yağız’ı görmüştü. Yağız bir fincan daha alarak elindekini kuzenine uzattı. Kerem fincanı alıp masaya bıraktı ve Ayşıl’ın uyanmaması için kapıyı sessizce kapattı.
İkisi de sessizlik içerisinde kahvelerinden bir yudum aldı. Kerem, içtiği bir yudum sert kahveyle gözlerini kapatmış ve saatlerdir sert bir kahveye ihtiyacı olduğunu anlamıştı. Dakikalar sessizlik içerisinde geçiyor, ikisi de derin düşüncelerle boğuşuyordu. Hayatları boyunca şiddet gören çok insan görmüşlerdi, ama böylesi onlar için bir ilkti.. Hele birde on beş yaşında savunmasız bir kız olması onları derinden etkilemiş, kafalarında şeytani düşüncelere yol açmıştı.
Yağız’da artık bırakmazdı bu miniği. O da bu yolda Kerem’in sonuna kadar destekçisiydi ve elinden gelen her şeyi yapacaktı. O morluklar, yanıklar, izler.. Kim ne yaptıysa fazlasıyla çekecekti!
Kerem’de, Yağız ile aynı düşünceler içerisindeydi. Tek farkla.. Taciz eden şerefsiz de vardı onun planları arasında! Kızın vücudu gözünün önünden gitmiyordu ve içinde bir korku oluşmuştu. O orospu çocuğu ileri gitmiş miydi? Beynini bu düşünce kemiriyordu.
Ali amcasına sormak istedi istismar konusunda bir belirti olup olmadığını ama dilinin ucundan bir türlü çıkmamıştı kelimeler. Dirseklerini dizlerine dayadı. Başını ellerinin arasına alıp elleriyle yüzünü sıvazladı ve saçlarının arasından geçirdi. Aldığı nefesi sıkıntıyla verirken, ‘’ben ateşini bir daha kontrol edeyim..’’ diyerek ayağa kalktı ve mutfaktan çıktı.
Yağız ise sandalyede biraz yayılmış ve başını sandalyenin başlığına koyarak gözlerini kapatmıştı.
Kerem kapının önüne geldiğinde elini kulpa uzattı ve yavaşça indirerek kapıyı açtı. Odaya girdiğinde yatakta masum bir şekilde uyuyan kıza baktı. Yanına gitti ve önce alnına eliyle dokundu. Biraz düşmüş gibiydi ateşi. Komodinin üzerinden dereceyi aldı ve yerleştirdi. Serumun kablosunun bileğine dolandığını görünce kızın hareket ettiğini anladı. Dikkatlice kabloyu bileğinden çıkarıp düzeltti. Muhtemelen bir iki saate kalmaz serumu biterdi.
Dereceyi aldı ve ateşinin otuz yedi buçuğa düştüğünü görüp rahat bir nefes aldı. Yine geldiği gibi sessizce odadan çıktı. Merdivenlerden inerken Ayşıl’ın ağlama sesini duydu. Kaşlarını çatarak adımlarını hızlandırdı.
Ayşıl, uyanmış koltukta oturmuş, ellerini yüzüne kapatmış bir şekilde hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
‘’Ayşıl..’’ Kerem yanına oturmuş ve genç kadını kollarından tutarak kendine çekmişti.
‘’Benim yüzümden!’’ dedi Ayşıl, hem acı hem sitemkar çıkan ses tonuyla.
Genç kadın, Kerem’in göğsüne başını yaslamış ona sarılarak sürekli kendisini suçluyor ve art arda ‘’benim yüzümden..’’ diyordu. Kerem’in bir eli Ayşıl’ın sırtından tutarken diğer eli saçlarını okşuyordu. Başının tepesine bir öpücük kondurdu ve konuştu.
‘’Suçlama kendini güzelim, sen bir şey yapmadın.’’
Kerem’in sözleriyle Ayşıl, hışımla başını kaldırdı ve ağlamaktan kızaran gözlerini kısarak Kerem’e baktı.
‘’Nasıl suçum yok Kerem! Ben… Ben onu koruduklarını düşündüğüm ve arkadaşım dediğim kişilere bıraktım! Güvendim ben onlara…’’ Sonlara doğru sesi kısılmış ve boğuklaşmıştı. Yeniden başını aşağı eğerek ağlamaya başladı.
Başı dönmeye başladı ve ‘’Kerem..’’ diye fısıldamasıyla genç adamın kolları arasına yığılması bir oldu.
‘’Yağız!’’
Kerem, bayılan genç kadını koltuğa uzatırken mutfaktan gözlerini ovarak çıkan Yağız’a doğru başını döndürerek, ‘’kolonya getir..’’ dedi ve tekrar başını kadına çevirdi. Yağız getirdiği kolonyanın kapağını açıp uzattı.
‘’Ne oldu?’’ diye sordu ve bu gün bu soruyu kaç defa sorduğunu düşünmeye başladı. Birden saçmaladığını anlayıp kafasını hızla sağa sola salladı ve Ayşıl’a kolonya koklatan Kerem’e baktı.
‘’Kendini suçluyor.’’
Yağız, Kerem’in söylediğini anlamadığı için tek kaşını kaldırdı ve ‘’neden?’’ diye sordu.
‘’Ela’nın bu durumda olmasının sebebi olarak kendini görüyor muhtemelen.’’
‘’Eh haksızda değil!’’
‘’Yapma Yağız!’’
Yağız öfkeyle bakıyordu şimdi kuzenine.
‘’Ne yapmayayım! Duydum Ali amca ile konuşmanızı! Sende dedin hem öğretmeni biliyormuş durumunu diye! Bu duruma bile bile sustularsa onlarda suçlu!’’ Buz gibi bir ses tonu ile konuşup önündeki koltuğa tekme atmış ve sağ elini sinirle saçlarından geçirmişti.
Yağız, daha sakin görünürdü Kerem’e göre. Kerem anında öfkelenip kendini kaybeder, sonra pişman olurdu. Ama Yağız, sinirlendiği zaman kimse önünde duramazdı. Çünkü sabreder, bekler ve dayanabildiği yere kadar dayanırdı. En son biriktirdiği şeylerle kırar, yıkar ve yakardı.. Dostu, kardeşi, kuzeni... Kim olduğu, yakınlığı, ona küsmesi umrunda bile olmazdı.
‘’Yağız seni çok iyi anlıyorum. Çünkü bende de aynı düşünceler var. Ama Ayşıl.. Oğlum Ayşıl’ı çok iyi tanıyorsun sende. O susar mı böyle bir durum karşısında! Lan kızı sürdürdüklerinde ne demişti unuttun mu? ‘Gidersem uzaktan takip edemem durumunu, o yüzden istifa edip özelde çalışacağım!’ Bu kızın çok sevdiği mesleğine küsmesine neden oldular! Ben güvendim onlara dedi.. Hiç umursamasa böyle kendini hırpalar mı?’’
Derin nefes alıp baygın yatan kadına baktı. Aklına gelen anılarla, ‘’O zaman lanet olsun bende suçluyum! Bende o olayı biliyordum, Ayşıl’ın neler yaşadığını.. Yardımcı olabileceğimi söyledim ama istemedi. Bende her zaman yardım edebileceğimi, söylemesinin yeterli olacağını söyledim ve bir daha sormadım..’’ Kerem anın gerçekliğiyle yüzleşmiş ve o an kendinden utanmıştı.
‘’Sormadım..’’ diye fısıldadı kendince. ‘’Allah kahretsin ben ona sormadım bir daha.. İlgilenmedim, o benim zor zamanlarımda yanımda olurken ben..’’ Devam edemedi Kerem. Bebekliğinden beri her zaman yanında olan kadını resmen umursamamıştı. Yüzüne sert bir yumruk yemiş gibi kalakaldı.
‘’Allah aşkına birde sen bayılma! Topla kendini. O da kendine gelsin..’’ diyerek kafasıyla Ayşıl’ı işaret etti. ‘’Konuşacağız. Ama şimdi kendimizi toplamamız lazım.’’
Yağız’ın söylediklerine kafasını onaylarcasına sallayıp, ‘’konuşacağız’’ diye cevap verdi.
Ayşıl, yavaş yavaş kendine geliyordu. Birkaç defa mırıldanarak başını sağa sola sallamış, en sonunda da gözlerini açabilmişti. Etrafına bakınırken bir an nerede olduğunu unutmuş ve hatırlayınca midesinden yükselen ani sıvıyla elini ağzına kapatarak koşarak odadan çıkıp, giriş katındaki banyoya yönelmişti.
Yağız, olanları tam öğrenmeden genç kadına bir şey söylemek istemiyordu. O yüzden sakin kalmak için, ‘’ben Ela’nın yanına çıkıyorum. Ateşini de kontrol ederim. Bir şey olursa seslenirsin..’’ demiş ve kuzeninin cevabını beklemeden odadan çıkmıştı.
Kerem’de Ayşıl’ı merak ettiği için banyoya gitmiş, ancak kapıyı çalmada tereddüt ederek sırtını duvara yaslayıp beklemeye karar vermişti. Ayşıl, bitkin bir halde yüzünü yıkamış ve havluyla yüzünü kurularken gözü aynadaki yansımasına takılmıştı. Solmuş yüzüne bakarak burukça gülümseyen genç kadın, havluyu yerine asmış bir eliyle duvardan destek alarak güçsüzce adımlamaya başlamıştı.
Kapıyı açar açmaz karşısında Kerem’i görmeyi beklemiyordu. Pervazı sımsıkı tutmuş, genç adama bakıyordu.
‘’İyi misin?’’ Kerem, genç kadın kapıyı açınca hemen öne doğru adımlamış, yanına gitmişti.
Ayşıl sadece kafasını yukarı aşağı sallayabilmişti. Sanki konuşursa yine istifra edecekti ve midesinde çıkarabileceği bir şey kalmamıştı. Gözlerini ona dikkatle bakan adamdan çekip, elini duvara dayayarak adımlamaya başlamıştı.
Birden beline sarılan kol ile irkilip şaşkınlıkla kafasını sağa çeviren Ayşıl, Kerem ile burun buruna gelmişti. İkisinin de nefesleri birbirlerinin yüzüne değiyordu. Birkaç saniye ikisi de donup kalmışçasına hareket etmedi. En sonunda bulundukları yakınlık akıllarına geldi ve aynı anda kafalarını çevirerek uzaklaştılar. Kerem elini Ayşıl’ın yürümesine destek olmak için çekmemişti.
Ayşıl’ın bitkin haliyle yürümeye çalışmasını istememiş, aniden eğilip sağ elini dizlerinin arkasından geçirip kucaklamıştı. Birden havalanan Ayşıl, ‘’yürürüm Kerem, lütfen indir beni..’’ diyebilmişti sesinin çıktığı kadar.
Ama genç adam onu duymazlıktan gelip yürümeye devam etti.
‘’Kerem..’’ diye fısıldamasıyla gözlerini Ayşıl’ın kızarmış gözlerine çevirdi. Kucağında biraz daha kollarını sıkarak indirmeyeceğinin cevabını vermiş oldu. Adımlarını mutfağa yöneltti ve genç kadını sandalyeye oturttu.
Dolaptan bardak aldı ve buzdolabına geçip portakal suyunu çıkardı. Bardağı doldurduktan sonra genç kadının önüne koydu ve çekmeceden tuzlu kraker paketini çıkarttı. Onu da açıp masanın üzerine koyan Kerem,
Ayşıl’ın yanındaki sandalyeye oturdu.
‘’Canım istemiyor..’’ Ayşıl dudakları büzgün bir şekilde omuzlarını silkmişti.
‘’Yüzün kireç gibi, tüm yediğini de çıkarttığını düşünürsek miden bomboş. Biraz zorla kendini.’’ Eline aldığı krakeri genç kadının dudaklarına götürmüştü. Ayşıl kafasını olumsuzca salladı ama Kerem, krakeri biraz bastırınca, dudaklarını aralayıp krakeri ısırmak zorunda kaldı.
Küçücük kraker parçası ağzında öyle büyümüştü ki, nasıl yutkunacağını bilemedi Ayşıl. Titreyen elleriyle bardağı sıkıca kavramış, portakal suyundan bir yudum almıştı. Dökmemeye gayret ederek bardağı masaya dikkatlice bıraktı.
‘’Ela nasıl oldu?’’ Gözlerini önündeki bardaktan ayırmadan titreyen sesi ile korkarak sormuştu.
Kerem, kadının sesindeki titreme ve korkuyu net şekilde algılamıştı.
‘’Ateşi biraz daha düştü. Yağız yanında.’’ Diye cevapladı. Gözlerini genç kadından ayırmıyordu. Birkaç saatte nasıl çökmüştü. Açık ten rengi bembeyaz olmuş, okyanus mavisi gözlerinin feri sönmüş, kıpkırmızı olmuştu. Bu kadını hayatı boyunca hiç böyle gördüğünü hatırlamıyordu. Hep mutlu, güçlü ve neşe saçan o kadın yoktu bu gece..
‘’Sen nasıl karşılaştın Ela ile?’’
Kerem, genç kadının sorusunu kısaca fazla detaya girmeden anlattı. Ayşıl sol elinin tersi ile gözünden akan yaşı sildi ve burnunu çekerek konuştu.
‘’İyi ki denk gelmişsiniz Kerem..’’ Ağlamamak için hızlıca konuşmuş ardından alt dudağına dişlerini sertçe geçirmişti. Aldığı metalik tat ile dudağını kanattığının farkındaydı ama yine de ısırmaya devam ediyordu. Derin bir nefes alıp, ‘’Reyhan beni neden aramadı ki?’’ diye sordu. Ancak bu soruyu daha çok kendi kendine sormuştu.
‘’Reyhan Hanım, ailesi ve Aslı diye bir öğretmenden bahsetti.’’ Ayşıl’ın gözleri ve dudakları şaşkınlıkla açılmış, dikkatle Kerem’e bakıyordu.
‘’Onlara aldırabileceğini söyledi ama ben istemedim. Kalmasının sorun olmayacağını belirttim. Açıkçası güvenmedi bana ama kendimi tanıtınca ve istediği zaman ulaşabileceğini söyleyince ikna oldu.’’
Ayşıl’ın dudaklarından ‘hah’ nidası döküldü ve başını sağa sola sallayarak Kerem’in gözlerine baktı.
‘’Aslı benim!’’ Sitem edercesine çıkmıştı kelimeler dudaklarından.
‘’Ne?’’ Bu sefer şaşkınlıkla bakma sırası Kerem’deydi. Kaşları çatılmış anlamaya çalışıyordu.
‘’Okulda Aslı adını kullanıyordum.’’
‘’Tabii ya..’’ Nasıl unutmuştu, sağ eliyle burnunun üzerini sıkıp, Ayşıl’a bakarak konuşmaya devam etti.
‘’Aslı ismini kullandığını bilmiyordum. Ben.. Yani biz sürekli Ayşıl dediğimiz için.. Hiç soyadını da sormak aklıma gelmedi.’’
‘’Bilemezdin, zaten sitemim sana değil. Yanlış anlama Kerem, kendime kızgınım ben.’’ Başını geriye atıp derin bir nefes aldı. ‘’Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.’’ Ayşıl, arkasında bulunan koltuğun yastığını kucağına alarak, sırtını koltuğa sertçe yasladı.
‘’İstediğini yapabilirsin.’’ Kerem ellerini iki yanına açarak omzunu silkmiş ve ayağa kalkmıştı. ‘’Ben bir yukarıya çıkıp kontrol edeyim. Ardından sert bir kahve yapsam çok iyi olacak. Sende Ela hakkında tüm bildiklerini anlat lütfen Ayşıl.’’
Genç kadının yine hızla gözleri dolmuş, önüne dönerken başını sallayarak ‘’tamam..’’ demişti. Kerem, hızlı adımlarla Ayşıl’ın yanına gelmiş ve dizlerini kırarak boylarını eşitlemişti. Ellerini tutarak, ‘’Ayşıl, lütfen kendine gel. Senin vereceğin her bilgiye ihtiyacım var. Reyhan Hanım’ın dönüşüne kadar sabredemem artık, sen buradayken ve biliyorken. Ela için..’’ Kerem’in gözleri öyle derin bakıyordu ki karşısındaki kadının gözlerine, bir an nefes alamadığını hissetti Ayşıl.
‘’Ela için.’’ Kerem’in son kelimelerini tekrar etti ve ellerini çekerek ayağa kalktı.
‘’Aslında bende çok merak ediyorum ama şimdi görüp yeniden başa dönmeyelim.’’ Zoraki gülümseyerek devam etti. ‘’Sen kontrol et, bende eğer sorun olmazsa kahveleri hazırlayayım, olur mu?’’
‘’Ne sorunu, saçmalama. Senin de evin burası Ayşıl, eğer kendini iyi hissediyorsan istediğini yapabilirsin.’’
Başını sallayarak tezgaha yönelen Ayşıl ile birlikte Kerem’de odadan çıkmıştı. Yavaşça kapı kulpunu indirdiğinde Yağız’ın, kızın hemen yanı başına getirdiği berjerde uyuyakaldığını gördü. Sessizce dolabı açarak içinden polar battaniyeyi aldı ve uyuyakalan genç adamın üzerine örttü.
Dereceyi alarak yatağın öbür tarafına dolandı. Serum çok az kalmıştı. Yine ilk eliyle alnını kontrol etti. Bu sefer normale çok yakındı. Dereceyi yerleştirdi ve beklemeye başladı.
Ateşi normale dönmek üzereydi. Rahat bir nefes aldı. Hemen dışarı çıkıp Ali amcasını aradı ve ateşinin normale dönmek üzere olduğunu, serumu çıkarıp çıkarmayacağını sordu. Ali Bey, zaten az kaldığını öğrendiği ne olur ne olmaz diye serumu çıkarttırmamış, ama üzerini çok abartı kalın olmayacak şekilde tekrar giydirebileceklerini söylemişti.
Kerem, ses çıkarmadan odaya yeniden girdi ve kızın üzerindeki pikeyi ayaklarının olduğu yerden açtı. Yatağın kenarında bulunan eşofman altını pikeyi açmadan, yavaşça ve dikkatlice giydirdi. Açtığı yeri örtüp, ayak ucuna bıraktığı dereceyi komodine doğru uzattı. Mesafe olduğu için dereceyi koyarken çıkan ufak sesle Yağız panikle gözlerini açmıştı.
‘’Şşşt.. Bir şey yok.’’ Kerem fısıldayarak elini dur işareti yaparcasına kaldırdı.
Yağız, kaşları çatık bir şekilde, gözlerini ovalayıp kendine gelmeye çalışıyordu.
‘’Uyuyakalmışım..’’ fısıldayarak esnedi.
‘’Yoruldun sende. Ateşi normale dönmüş. Sen de git benim odada uyu.’’ diyerek Kerem odadan çıktı.
Ne kadar süre uyuduğunu bilmiyordu Yağız, ama oturduğu yerde uyuduğu için boynu tutulmuştu. Birden ayağa kalkınca vücudundaki ağrıyı hissederek yüzünü buruşturdu. Sağ elini ensesine atarak ovarak sıkmaya başladı. Başını sağa sola kütletti ve sessizce odadan çıktı. Uykusu açıldığı için, uyumayı es geçip Kerem’in ardından hızla merdivenleri indi. Arkasındaki hareketi fark eden Kerem, kuzenine dönerek, ‘’uyusaydın..’’ dedi.
Yağız, dilini damağına şaklatarak, ‘’açıldı uykum sonra uyurum..’’ derken esnedi. Kerem, onun esnemesine alayla, ‘’çok açılmış belli oluyor..’’ dedikten sonra ikisi de salona girmişlerdi.
Ayşıl kahveleri hazırlamış, orta sehpaya bırakmıştı. Az önce oturduğu koltuğa yeniden oturduğunda kapıdan giren ikiliyi görmesi, istemsizce yerinde dikleşmesine sebep oldu.
Kerem, Ayşıl’ın oturduğu üçlü koltuğun boş tarafına otururken, Yağız yanında bulunan tekli berjere oturmuştu. Ayşıl, çok gergindi ve kimse soru sormadan bir çırpıda anlatmak istiyordu. Nereden anlatmaya başlayacağını bilemediği için sıkıntılı bir nefes aldı. En sonunda karar vererek boğazını temizledi ve konuşmaya başladı.
‘’Her sene okullar açıldıktan sonra yeni gelen öğrencilerin aileleriyle tanışmak amaçlı, sınıf öğretmenleri ile birlikte ev ziyareti yaparız. Geçen yıl, Ela’ların evine ben tek gitmiştim. Sınıf öğretmeninin eşi doğuma alınmıştı. Bende ertelemeye gerek görmedim. Tek başıma gidebileceğimi söyleyerek adresi alıp gittim. Zili çalacakken bir kadının bağırışını duydum. ‘İyi temizle oraları yoksa akşam yemeği yiyemezsin..’ Alt dudağını ısırarak gözlerini kapattı.
‘’Acele etme, sakinleş öyle devam edersin.’’ Kerem’in sözlerine başını olumsuz anlamda sallayıp, ‘’eğer beklersem bir daha cesaretimi toplayamam. Lütfen ben bitirene kadar konuşmayın..’’ dedikten sonra yeniden oturduğu yerde dikleşti ve sadece önündeki fincana bakarak konuşmaya devam etti.
-29 Eylül 2013-
‘’Sildim hala, gelip bakabilirsin.’’
Halası ters ters bakıp, ‘’Sus kız, birde gelip bakabilirsin diyor. Bakacağım tabii, sende aç kalmak istemiyorsan doğru düzgün temizleyeceksin!’’
‘’İyi, git şimdi tuvaleti ov düzgünce.’’
‘’Ama hala, öğretmenim gelecekti. Gittikten sonra temizlesem?’’
Kadın, suratını memnuniyetsizce buruşturup, ‘’derdin tasan bitmiyor.. Bıktım senden, bıktım! Bir öğretmenin eksikti. Çok lazımdı okuman! Sanki bir bok olacaksın!’’
Kadın söylenerek kızın yanından giderken, o sessizce ağlayarak mutfak balkonuna çıkmıştı. Balkonun sonuna gidip yere oturdu ve ellerini açarak dua etmeye başladı.
‘Allah’ım ne olur yardım et bana.. Akşam çok dövmesinler beni, daha bacağımın ağrısı geçmedi. Lütfen yardım et bana..’
Onu izleyen genç kadından habersiz hem sessizce ağlayıp hem de dua ediyordu. Ayşıl, gözleri dolmuş bir şekilde bir süre küçük kızı izledi. En sonunda kalkıp içeri gidince zile bastı ve kapıyı açan Ela’ya sıcacık bir şekilde gülümsedi. Karşısında öğretmenini görünce Ela’da içten gülümsemişti ama titreyen göz bebekleri korktuğunu belli ediyordu. Öğretmenini içeriye davet etti ve yukarıya halasına haber vermeye gitti. Babaannesi ve kuzeni gezmeye gittiği için onlar yoktu.
Halası, misafir odasına yapmacık bir gülümseme ile girip öğretmeni baştan aşağı süzerek kendisini tanıttı.
‘’Ben Aysel Demir, Ela’nın halasıyım.’’
‘’Aslı Ayşıl Aras, Ela’nın rehberlik öğretmeniyim. Aynı zamanda psikoloğum. Tanıştığıma memnun oldum.’’
‘’Bende. Size hangi isminizle hitap edeyim?’’
‘’Aslı’yı kullanıyorum. Bu arada Ela’nın anne ve babası da burada mı?’’
‘’Ahh sormayın Aslı Hanım.. Kardeşim ve karısı boşandı yıllar önce ve ikiside bu sabiyi terk etti. Allah’tan ben ve annem vardık da yavrucak sahipsiz kalmadı.’’
Genç kadın az önce şahit olduğu durumu bilmese, yine de bu kadının samimi olduğunu düşünmezdi. Konuşması ve hareketleri aşırı bir yapmacılığa sahipti olan kadından irite olmuştu.
Ela, elinde çay tepsisi ile odaya girince bu konunun üzeri kapandı. Çayları ikram etti ve yerine otururken kendisini kasıyordu, konuşurken sesinin titremesini genç kadın hissediyordu. Biraz daha oturup, okul ve derslerle ilgili bilgi verdikten sonra kalktı.
Ertesi günü okula geldiğinde genç kadın, nöbetçi öğrenciye Ela’yı çağırmasını söyleyip odasına yöneldi.
Birkaç dakikanın ardından yanına gelen tatlı öğrencisine, öğle arasında onun yanına gelmesini söyleyip derse gönderdi.
Ela derse giderken bir taraftan da tedirgindi. Çünkü öğretmeni dün onları ziyaret etmişti ve şimdi de öğlen arasında onu yanına çağırıyordu. Acaba dün yanlış bir şey mi oldu diye düşünürken dalgınlıkla sınıfın kapısına başını vurdu. Vurduğu yeri ovarak sınıfta yerine geçti ve merakla öğle arasının gelmesini bekledi.
Öğle arası geldiği zaman Ela, rehberlik öğretmeninin odasına gitti. Genç kadın gülümseyerek ona, masanın önünde bulunan deri koltuklara oturmasını işaret etti.
Ela, koltuğun ucuna ve her an kalkıp gidecekmişçesine dik bir vaziyette oturdu.
Genç kadın gülümsemesini hiç bozmadan yerinden kalktı ve hemen Ela’nın karşısındaki koltuğa oturdu.
‘’Ela’cım rahat ol lütfen. Tedirgin olmanı gerektirecek bir şey yok. Sadece konuşmak ve seni tanımak istedim.’’
Ela’nın yüzü kırmızıya dönerken, başını sadece yukarı aşağı sallamış ve biraz daha arkasına doğru kayarak oturmuştu.
‘’Çantanı da yan tarafa bırakabilirsin.’’
Öğretmeninin uyarısıyla kucağında sıkıca tuttuğu çantayı fark etti. Öyle sıkmıştı ki, parmakları bembeyaz olmuştu. Alt dudağını ısırarak çantayı yanındaki koltuğun üzerine bıraktı.
‘’Henüz yenisiniz biliyorum, ama yine de sorayım. Okula alışabildin mi?’’
‘’Alışıyorum.’’
‘’Sınıfın nasıl Ela? Arkadaşlıklar oluşmaya başladı mı?’’
Bu soruyla Ela’nın yüzünde oluşan gülümseme, genç kadının da rahat bir nefes almasına sebep oldu. Çünkü karşısındaki kız çok gergindi ve yanlış bir şey yapıp onu kaçırtmak istemiyordu.
‘’Bizim sınıfın çoğu ile aynı ortaokuldaydık. Birbirimizi tanıdığımız için çok eğleniyoruz.’’
‘’Yaa, ne kadar güzel aynı sınıfa denk gelmeniz. Demek ki hepiniz çok çalışkan öğrencilermişsiniz.’’
‘’Derslerimiz iyiydi.’’
‘’Peki, ne olmak istiyorsun? Düşündün mü hiç?’’
Ela, heyecanla kafasını salladı.
‘’Mimar olmak istiyorum.’’
‘’Çok iyi. Nasıl karar verdin?’’
‘’Bizim bir komşumuz var, Selda teyze. Onun oğlu Zafer abi mimar. Ben ne zaman onlara gitsem hep çizimlerini görür ve incelerdim. Zafer abi, benim ilgimi görünce, bazı çizimlerini izlememe izin veriyor ve bana nasıl yapıldığını öğretiyor.’’
‘’Oo, desene sen şimdiden başlamışsın eğitime.’’ Genç kadının gülerek konuşmasına Ela’da gülümseyerek kafasını sallamıştı.
‘’Halan ve babaannenle kalıyormuşsun. Onlarla ilişkiniz nasıl?’’
Az önceki gülümsemesi solmuş, düz bir ses tonu ile, ‘’iyi’’ demişti sadece.
‘’Sana iyi davranıyorlar mı?’’
Başını sallayarak, ‘’evet’’ demişti ama gözlerinin dolması onun yalan söylediğini ele veriyordu. Hoş gözleri dolmasa bile dün şahit olduğu o olay sonrası buna inanması güç olurdu.
‘’Bak Ela’cım, beni yanlış anlamanı, benden çekinmeni istemem. Dün geldiğimde, istemeden halanın sana söylediklerini duydum.’’
‘’Öğretmenim..’’ Ela’nın dolu gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Utançla başını yere eğdi.
Genç kadın yerinden kalkıp Ela’nın yanına gitti ve ellerini tutarak, ‘’canım benim. Üzülmene gerek yok Ela’cım. Ben, zaten sizin için buradayım. Beni öğretmenin olarak değil, arkadaşın, sırdaşın olarak görebilirsin.’’
‘’Anlatamam öğretmenim, duyarlarsa çok kızarlar bana..’’ Ela, titrek bir şekilde fısıldadı.
‘’Ben aynı zamanda psikoloğum Ela, bu yüzden hiç merak etme. İkimiz ne konuştuysak aramızda kalacak. Bir yabancıyla konuşmak, dertleşmek her zaman daha iyidir canım. Sende çok rahatlayacaksın derdini paylaşınca. Hadi bak deneyelim, anlat bana ne anlatmak istersen..’’
Her şey o gün öyle başlamıştı. Ve öğretmeni ile her gün konuşup, tüm yaşadıklarını anlatmaya başlamıştı.
Annesi ve babasının ayrılıp, bebekken onu bıraktıklarını, onları hiç görmediğini..
Anne babasına olan nefretleri yüzünden babaannesi ve halasının sürekli kendisini hor gördüklerini..
Kuzeni Sude’nin eskilerini giymek zorunda bırakıldığını..
Evin işlerini yaptırdıkları yetmezmiş gibi, birde bize yük oluyorsun diye tatillerde çalıştırdıklarını..
Bazen aç bıraktıklarını ve çikolata, pasta gibi şeyleri yedirmediklerini..
Sude’nin ona nispet yaparcasına karşısında çikolata yemesini..
Bir gün çikolata yediği için aç bırakıldığını..
Komşularının hediye olarak verdikleri her şeye el koyduklarını..
Liseye göndermeyeceklerini, ama ortaokuldaki öğretmeninin burs verecekler diye ikna etmesiyle okula başladığını..
Verdikleri tüm burs ve çalıştığında aldığı paralara el koyduklarını..
Evden kovulduğunu..
İlk dışarda kalışını..
Evin bodrumuna iki gün kapattıklarını..
Ona yardım eden komşuları ile kavga edişlerini..
Arada ona vurduklarını..
Ne yaşadıysa hepsini anlatmıştı, zamanla tanıyıp çok sevdiği öğretmenine. Sadece dayak kısmını, arada bir yaptıklarını ve bir iki kere vurdular olarak söylüyordu. Her ne kadar güvenip anlatsada yediği dayaktan çok utanıyordu. O yüzden, çok kötü dövdüklerini bir türlü anlatamıyordu.
Tabii genç kadın, Ela bunları anlatırken boş durmamış, neler yapabileceğini araştırmaya başlamıştı. En sonunda güvenli bir yurtta kalabileceğine Ela’yı ikna etmeyi başarmıştı. On sekiz yaşından küçük olduğu ve babaannesi velayetine sahip olduğu için biraz sıkıntılı bir süreç onları bekliyordu. Bir taraftan onları nasıl halledeceğini düşünürken, bir gün Ela’nın boynundaki morluğu görmesi bardağı taşıran son damla olmuştu.
Çalıştığı yerdeki bir ablası kolye hediye etmişti. Kuzeni kolyeyi görünce zorla almış, alması yetmezmiş gibi kızın boğazını sıkmıştı.
Bunu duyduğu an Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda irtibata geçtiği görevliyi arayıp durumu anlatmıştı.
Bir arkadaşı vasıtasıyla süreç hızlanmış ve görevliler küçük kızın evine gitmişlerdi. İsim vermeden haklarında şikayet olduğunu belirten görevliler, tek tek hepsi ile görüşmüş en son küçük kızla yalnız konuşmuşlardı.
Tam kurtulduğu için sevinecek olan küçük kız, görevlilerle görüşmeden hemen önce halasının tehdidi ile kalakalmıştı. Eğer içeride yanlış bir şey söylerse, sadece aç bırakmak ve dayakla kalmaz, onu elli sekiz yaşındaki dul bir tanıdıklarıyla evlendireceklerini söylemişti.
Küçük kızın gözleri şaşkınlıkla açılmış, bütün umudu yerle bir olmuştu. O daha küçüktü ne evlenmesi. Hem de elli sekiz yaşındaki bir amcayla..
Halası yanından geçerken ‘’ona göre konuş’’ diye kulağına fısıldamış ve görevlilerin yanına yürümeye başlamıştı. Onlara her şeyin yolunda olduğunu ve akrabalarını çok sevdiğini söylemişti. Görevliler kızın boynundaki morluğu sorduklarında, kuzeni ile şakalaşırken yanlışlıkla kapüşonun ipinin dolandığını söylemişti. Görevliler, bu duruma inanmayıp kızı ikna etmeye çalışmaya devam etmişlerdi. Korkulacak bir şeyin olmadığını, doğruyu söylemesini, artık onu devletin koruyacağını anlatmalarına rağmen, küçük kızın ısrarla burada çok mutlu olduğunu belirtmesi üzerine, tutanaklarını yazmış ve ev sahiplerine rahatsız ettikleri için kusura bakmamalarını söyleyip gitmişlerdi.
Tabii görevlilerin gelmesi bir yöne iyi olmuştu. Ela’ya şiddet uygulamayı bırakmışlardı. Ela, bu yaşananları tatil dönüşünde öğretmenine anlatmış ve artık dövmedikleri için rahat olduğunu söylemişti.
Ayşıl, duyduklarıyla şok olmuştu. Küçük kızı yaşça büyük birisi ile evlendirmek ne demekti? Nasıl insanlardı bunlar?
Ela’nın orada kalmasına üzülmüş ama artık dövmedikleri için de küçük kız için sevinmişti. Umarım yeniden şiddet uygulamazlar diye sıkıntılı nefes alarak içinden geçirdi. Bir gözü yine de üstlerinde olacaktı. Eğer yeniden şiddet uygulayacak olurlarsa bu sefer babası ve arkadaşı Kerem’den yardım isteyecekti.
Birkaç gün sonra okul müdürünün kendisini çağırmasıyla odasına giden genç kadın, odada gördüğü ve kendisine sinsice gülümseyen kadınla kısa bir şaşkınlık yaşadı.
Ela’nın babaannesi kendisini tanıtıp, sözü müdüre bırakmıştı. Müdür Bey’de çok sevdiği öğretmenlerinden bir olan Aslı Ayşıl Hanım’a dönüp, Başkale’ye tayininin çıktığını, hafta başında orada olması gerektiğini söylemişti. Ayşıl, hiç ifadesini bozmadan müdür Bey’i dinledi ve odadan çıkıp kendi odasına yöneldi. Müdür Bey ise durumdan haberdardı, engellemeye çalışmıştı ama araya giren kişiler yüzünden bu çabası boşa çıkmıştı.
Genç kadın eşyalarını toplarken odanın kapısı açıldı ve Ela’nın babaannesi odaya adım attı. ‘Sen karşında kim olduğunu bilmiyorsun. Ne sandın? Öğrenemeyeceğimizi mi? Sen giderken ben dönüyordum, senin gücün bana yetmez. Şimdi defol git. Bir daha alakanın olmadığı işlere burnunu sokmamayı öğren! Birde öğretmen olmuş öğrenci yetiştiriyorsun!’
Kadının tükürürcesine yaptığı konuşmayı, Ayşıl kelimesi kelimesine hafızasına kazımıştı. Karşısındaki kadına sadece ‘bittiyse çıkabilirsiniz’ demiş ve arkasını dönerek eşyalarını toplamaya devam etmişti. Bu hareketi karşısında sinirlenen yaşlı kadın, homurdanarak odadan çıkmıştı. Artık önünde tehdit olarak gördüğü bu kadın yoktu. Hem ona neydi aile işlerinden de karışıyordu.
Ayşıl, masasına oturdu ve ellerini saçlarından geçirerek derin bir nefes aldı. Babasının bir süre Van’ın Erciş İlçesinde çalışmasıyla orada yaşamışlardı. Van’ı seviyordu, bu tayin görünümlü sürgün ona koymazdı. Çünkü hâlâ daha orada edindiği arkadaşları ile görüşmeye devam ediyorlardı. Ama bu sefer durum farklıydı. Gerçekler ortaya çıkmıştı ve yeniden Ela zarar görebilirdi. Ona direkt ulaşabileceği telefonu da yoktu, bu yüzden burada kalmalı yakından takip etmeliydi. O an hızla bir karar verdi ve beş dakika sonra tekrar Müdür Bey’in odasının kapısını çaldı.
İçeri girer girmez adımlarını karşısındaki orta yaşlı adamın masasına yönlendiren Ayşıl, elindeki kağıdı masanın üzerine bıraktı. Müdür Bey, kaşları çatık bir şekilde kağıdı okudu ve kararından emin olup olmadığını sordu. Ayşıl, hiç tereddüt etmeden emin olduğunu, sırf birileri istedi diye kimsenin boyunduruğu altına girmeyeceğini belirtti.
Ertesi günde geleceği için vedalaşma faslını erteleyerek okuldan çıkan genç kadın, doğruca babasının yanına gitti. Olanı biteni ona tamamen anlattı. Babası ise kızına bu zamana kadar anlatmadığı için biraz kızmıştı ama kızının, onlara güvenerek hareket etme yerine kendi başının çaresine bakma düşüncesini bildiği için fazla uzatmamıştı. Uzatsa kuracağı cümleleri çok iyi biliyordu. ‘Baba her zaman yanımda siz olamayabilirsiniz. Size güvenerek hareket edersem, yanımda siz yokken bocalarım ben. Ne yapacağımı bilemem. Lütfen düşe kalka da olsa kendim halletmeye çalışayım.’
Kızının bu düşüncesine her ne kadar saygı duysa da bazen çok saçma buluyordu. Ama yoğun geçen günün ardından birde kızı ile tartışmaya girmek istemedi. Nasılsa en sonunda yardım isteyecek diye düşündü ve sessiz kaldı.
Ayşıl, ertesi günü arkadaşları ile vedalaşmak için erkenden okula gitti. Ama önce Ela ile konuşması gerekiyordu. Ders arasında hemen Ela’yı yanına çağırmayı düşünürken, küçük kız ağlayarak onun odasına girmişti bile.
Hızla ayakta olan genç kadına gidip sarıldı ve boğuk ses tonu ile ‘’özür dilerim öğretmenim..’’ diye iç geçirdi. Ayşıl, kızın sarılmasına karşılık verirken hafifçe dizlerini kırarak eğildi.
‘’Ne oldu tatlım, neden özür diliyorsun?’’
Kızarmış gözlerinden akan yaşları silen Ela, gözlerini kaçırdı. ‘’Be-benim yüzünden gidiyormuşsunuz. Çok özür dilerim öğretmenim, lütfen beni affedin.’’
‘’Ela’cım senin bir suçun yok ki. Kuzum ağlama, gel şöyle oturalım.’’ Kızı masanın önündeki koltuklara yöneltti ve ikisi de oturdu.
‘’Ama öğretmenim çok uzağa gidiyormuşsunuz.’’
Ayşıl, kafasını sağa sola hafifçe sallayarak gülümsedi.
‘’Merak etme, sadece bu okuldan gidiyorum. Hem sen nasıl duydun?’’
‘’Babaannem söyledi.’’ Ela, çekingence konuşup alt dudağını ısırdı.
‘’Bir şey yaptı mı sana?’’ Ayşıl birden babaannesinin söylediğini duyunca yüksek sesle sormuştu. Ela, genç kadının yüksek sesi ile hemen başını olumsuzca salladı. ‘’Hayır, öğretmenim sadece senin artık Van’a gideceğini söyledi.’’
Genç kadın tabii ki inanmamıştı. Çünkü o kadının bu kadarıyla yetinmeyeceğini biliyordu.
‘’Emin misin?’’ Tek kaşını kaldırıp dikkatle gelecek cevabı bekledi. Ama Ela konuşmak yerine kafasını sallayınca, ‘’Ela bana doğruyu söyle lütfen..’’ dedi.
‘’Gerçekten dövmediler. Sadece artık kimseden yardım istemezsin, bak senin yüzünden kilometrelerce uzağa gidiyor.’’ Diye fısıldamıştı gözünden yaşlar yeniden akarak. Babaannesinin sözleri yine kulağında yankılandı ve istemeden dudaklarından kelimelere döküldü.
‘’Ben başınıza bela oldum öğretmenim. Eğer bana yardım etmeseydiniz gitmezdiniz. Benim yüzümden..’’
‘’Şşşt, Ela lütfen ama canım. Senin hiçbir suçun yok. Ben kendim yardım ettim, sen benden bir şey istemedin ki. O yüzden için rahat olsun. Hem bırakıp gitmiyorum seni. İstanbul’da özel okullara başvurdum dün akşam. Yine beraberiz.’’
Ela, öğretmeninin gitmeyeceğine sevinmişti. Tekrar sıkıca sarıldılar birbirlerine. Ders saati geldiğinde Ela, sınıfına gitmek için ayağa kalktı. Ayşıl gülümseyerek karşısındaki kızın ellerini tuttu ve, ‘’vedalaşmıyorum seninle. Çünkü görüşmeye devam edeceğiz. Hem numaram sende var. Herhangi bir şeyde bana ulaşabilirsin. Tamam mı?’’
‘’Tamam öğretmenim. Sizi çok seviyorum, kendinize iyi bakın.’’
‘’Bende seni çok seviyorum Ela’cım. Sende dikkat et kendine.’’
Vedalaşmayacaklardı ama yine de sarılıp öptüler birbirlerini. Ela gittikten sonra Ayşıl önce müdürün odasına yöneldi. Eğer yerine kimin geleceği belli olduysa adını öğrenip onunla görüşebilirdi. Ela’yla tabii ki hafta da bir kerede olsa görüşmeyi planlıyordu ama yine de okulda sürekli kontrol edilmesi yönünden yeni öğretmen ile tanışmayı düşünüyordu.
Müdür’ün odasına girdiğinde onu karşısında gören adam, genç kadını babacan bir tavırla sıcak bir şekilde karşılaşmıştı. Ayşıl hem vedalaşmaya hem de yerine kimin geleceğini öğrenmeye geldiğini söylediğinde, adam anlayışla başını sallamıştı. Hemen telefonunu çıkarıp Milli Eğitim Müdürlüğü’nde çalışan arkadaşını aradı ve yeni gelecek öğretmenin bilgisini aldı.
Ayşıl, öğrendiği isimle birlikte müdür ile vedalaşarak odadan ayrıldı. Öğretmenler odasına girip orada ders saatinin bitmesini bekledi ve arada diğer öğretmen arkadaşları ile de vedalaştı. Herkes buruktu bu ayrılık karşısında. Dışarıda tabii ki görüşeceklerdi ama sevdikleri mesai arkadaşlarının artık olmayacak olması üzüyordu.
Ayşıl okuldan ayrıldıktan sonra eve gidip dün akşam yarım bıraktığı okul başvurularını tamamladı. Genç kadın için asıl zorluk şimdi başlıyordu. Çok kuvvetli bir özgeçmişi vardı, ancak karşısındaki ailenin tehlikesini bilmiyordu..
O günden sonra gittiği her okulda kapılar adeta yüzüne kapatılmıştı. Hatta bir müdür, ‘’bence sen sürgünü kabul et. Yoksa değil İstanbul, diğer illerde bile iş bulamazsın..’’ demişti.
Ayşıl ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Nedenini sorduğunda ise cevap olarak ‘’Yetersizsin’’ kelimesinden başka bir şey duymuyordu.
Aynı zamanda hafta sonları Ela’nın çalıştığı yere gidiyor, küçük kız ile görüşmeye devam ediyordu. Yerine gelen Reyhan Hanım ile de tanışmıştı. Kendisinden on yaş büyüktü ve hemen anlaşmışlardı. Reyhan Hanım’ı da Ela ile kendisi tanıştırmış ve kızın güvenmesini sağlamıştı. Çok anlayışlıydı, Ela’ya çok üzülmüş ve elinden gelen her şeyi yapacağına söz vermişti. Sürekli iletişim halindeydiler. Reyhan Hanım her gün müsait olmasa bile Ela’yı mutlaka görüyor, öğle yemeklerini birlikte yemelerini sağlıyordu.
Günler hızla geçiyor, her gün olumlu haber almak için bir umutla bekliyordu. Ama her akşam hüsranla sonuçlanıyordu. Kimse ile görüşmüyor, arkadaşlarını eve bile kabul etmiyordu. Artık çıldırmak üzereydi, yemeden içmeden kesilmiş, kilo kaybettiği çok belliydi. Gözleri çökmüş, ruh gibi dolaşmaya başlamıştı. Anne ve babasını sürekli geçiştirmişti ama en sonunda Işıl Hanım’ın bütün uyarılarına rağmen Ali Bey, dayanamamış ve kızına neler olduğunu anlatması için adeta patlamıştı.
Psikolojisi yerle bir olan Ayşıl, daha fazla dayanamamış ve okulların hepsinden olumsuz dönüş aldığını, bazı müdürlerin ukalaca konuşup sürgünü kabul etmesi gerektiğini, yetersiz bulunduğunu bağıra bağıra söylemişti. En sonunda ‘yetersizmişim ben’ diye yere oturup ağlamaya başlamasıyla annesi yanına gidip sımsıkı sarıldı.
O gece nasıl uyuyakaldığını bilmiyordu. Sabah kapıya gelen postacı ile uyanmış ve aşağı indiğinde kendisine tebligat geldiğini öğrenmişti. Babası ve annesi merakla kızlarına bakarken Ayşıl şaşkınlıkla, ‘’hakkımda sahte beyanatla çocuk kaçırmaya teşebbüs ve okul müdür yardımcısı ile yasak aşk yaşamaktan soruşturma açmışlar..’’ dedikten sonra kahkaha atmaya başlamıştı. Birkaç dakika güldükten sonra kahkahalar yerini hıçkırarak ağlamaya bırakmıştı. Genç kadın içi çıkarcasına perişan şekilde ağlarken, annesi de sessizce ağlayarak onun saçlarını ve sırtını okşuyordu. Babası sinirle avukatlarını aramış ve acilen eve çağırmıştı.
O andan itibaren Ali Aras tüm çalışanlarını seferber ilan etmişti. Araya tanıdığı bürokratları da koyarak olayın ne olduğunu öğrenmişti.
Ela’nın babaannesi Melek Demir hatırlı tanıdıklarını devreye sokarak, yalancı şahitlerle birlikte şikayetçi olmuştu. Genç kadının kendilerini bakanlığa şikayet ettiğini öğrendiği zamandan beri takip ettirmiş ve her anını fotoğraflatmıştı. Müdür Yardımcısı Erkan Bey ile öğrenci ziyaretlerine gittiği zamanlardan fotoğraflar kullanılmış, sanki aralarında ilişki varmış gibi gösterilmişti.
Tabii bu bilgileri tanıdıkları sayesinde erkenden öğrendikleri için duyulmamasını sağlamak daha kolay olacaktı. Dosya ve soruşturmanın gizli şekilde yürütülmesini talep etmiş, Erkan Bey’in de mağdur olmaması için, avukatlarından biri ve eşi ile birlikte adamın evine gitmişti.
Kızının hâlâ daha izlenip izlenmediğini bilemediği için onu götürmemiş ve adamlarından bazıları da gizlice peşinde birinin olup olmadığını öğrenmeleri için görevlendirmişti.
Erkan Bey ve eşi Ravza Hanım duyduklarına inanamışlardı. Ravza Hanım, Ayşıl’ı tanıdığı için duruma çok üzülmüş ve onunla görüşmek istemişti. Ancak Işıl Hanım, mahkemeden önce görüşmemesini rica etti. Peşlerinde birisi varsa ve bu yine yalan bir şekilde sunulursa, iki taraf içinde süreç zorlayıcı olabilirdi. Ravza Hanım içine sinmese de anlayışla onaylamış ve telefonda önce kendisi sonra eşi Erkan ile birlikte detaylıca konuşup, neler yapabileceklerini görüşmüşlerdi.
Yaklaşık iki buçuk saatin ardından Işıl ve Ali Aras çifti, avukatları ile birlikte evlerine dönmüşlerdi.
Ayşıl, mahkemede gerçeklerin çıkacağını bilmesine rağmen girdiği karamsarlıktan bir türlü çıkamıyordu. Anne ve babası ne kadar konuşsalarda faydası olmuyordu. Hatta mahkemeye kadar yurtdışına çıkmasını bile önermişlerdi ama bir türlü kızlarını ikna edemiyorlardı. Bu durum şüphesiz en çok ikisini derinden yaralıyordu. Bir tanecik kızları, bir iftiranın altında eziliyor ve günden güne gözlerinin önünde eriyordu.
Haftada sadece bir gün dışarıya çıkıyordu. Cumartesi günleri, deniz kıyısında bulunan salaş bir kafeye gidiyor, burada Reyhan ve Ela ile birkaç saat görüşüyordu. Küçük kızın bir şey anlamaması için kendisini oldukça zorluyordu. Ancak Reyhan’ın gözünden bu durum kaçmamıştı ve Ela müşteriler ile ilgilenirken Ayşıl’ı sıkıştırmıştı.
Genç kadın sonunda pes edip, etrafına baktı. Ela’nın ortalarda görünmediğine emin olduktan sonra tüm olan biteni Reyhan’a anlattı. Reyhan zaman zaman şaşkınlıktan, zaman zaman sinirden ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mahkemede şahit olabileceğini hiç düşünmeden söyledi. Çünkü göreve başladığı ilk gün, Melek ve Saliha Hanım gelip açıkça tehdit etmişler, Ela ile ilgili aile meselelerine burnunu sokarsa Ayşıl gibi sürgünle kurtulamayacağını söylemişlerdi.
İki kadın bunları gizli konuştuklarını sanıyordu. Ama Ela, kafenin köpeği Çakıl’ın mamasını vermek için dışarıda yere eğilmişti ve açık olan camdan her şeyi duymuştu. Ağlamaya başlamasıyla Çakıl’da havlamaya başlamıştı. Ela hemen güçlükle kalkıp, ‘’bir şey yok Çakıl, hadi mamanı ye..’’ sessizce konuşarak köpeğin başını okşadı ve sakinleştirdi. Arka taraftan lavaboya gidip yüzünü yıkadı. Ağladığı belli oluyordu ama içeriye gitmesi gerekiyordu. Mecburen içeri gidip öğretmenlerinin yanına gülümseyerek oturdu.
Reyhan ve Ayşıl aynı anda ‘’neden ağladın?’’ diye sorunca ‘’arı soktu..’’ diye nereden aklına geldiğini bilmediği bir yalan söyledi. İkisi de birden panikleyip alerjik olmaması için hastaneye götürmek için ayaklandılar. Ela, onları bir şeyin olmadığına güçlükle ikna etti ve yeniden okul ve derslerle ilgili konuşmaya başladılar.
Evde bir sıkıntı olup olmadığını soran öğretmenlerine, her şeyin yolunda olduğunu artık kendisini dövmediklerini söyledi.
Az önce duyduklarından sonra nasıl söyleyecekti ki gerçekleri..
Bundan sonra hiçbir şey anlatmayacaktı. Onun yüzünden Aslı Öğretmeni neler yaşıyordu. Gittiği yere bela oluyordu.. Çok üzüldü, oysa öğretmeni sadece kendisine yardım etmek istemişti. Öğretmenleri gittikten sonra ağlayarak kafenin temizliğini yaptı ve kimse olmadığı için kapatıp eve gitti.
Küçük kız o günden sonra tamamen içine kapanmıştı. Reyhan Hanım’ın tüm ısrarlarına rağmen konuşmuyor sadece sınavlarını bahane ederek, yorgun olduğunu söyleyip geçiştiriyordu.
Reyhan Öğretmen tabii ki değişikliğin farkındaydı ama biraz üstelediği an, Ela ile iletişim kuramıyor, yanına gelmiyordu. O da iki arada bir derede kalmıştı. Aslı ile konuşsa birde bunu kafasına takacaktı. Yeteri kadar derdi vardı. En azından mahkeme sonuçlanana kadar konuşmamaya karar verdi. Ela’yı da bir şekilde neler olduğunu anlatması için ikna etmesi gerekiyordu ama eli kolu bağlanmıştı..
***
1 Ocak 2014
Genç kadın ellerini saçlarından geçirip, burnunu çekti. Koltuğa sırtını yaslarken gözünden akan yaşları ellerinin tersi ile sildi ve ‘’işte Ela ile bu şekilde tanıştım..’’ dedi.
Yağız, duyduklarıyla sinirlenmiş ve koltuğun kolçağını olan gücüyle sıkıyordu. Üstelik birde çocukluk arkadaşları neler yaşamıştı..
Kerem ise sakinleşmek adına sağ ayağını sallarken, sol elinin baş parmağı ve işaret parmağıyla çenesini sıvazlıyordu. Ama sakinleşmenin s’si bile yoktu.
‘’Sen bu yaşadıklarını nasıl bize anlatmazsın!’’ diye birden kükredi.
Ayşıl, şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememiş sadece karşısında öfkeden ayağa fırlayan ve kendisine hesap soran adama bakıyordu.
Yağız’da Kerem’in sözleriyle hızla başını kaldırmış kuzeninin birden Ayşıl’a böyle bağırmasını anlamaya çalışıyordu.
‘’Sana söylüyorum Ayşıl! Nasıl söylemezsin bize!’’ Kerem, genç kadından tüm sinirini çıkarırcasına bağırdı. Genç kadının konuşmaması üzerine kollarından sıkıca tutup ayağa kaldırdı ve hafif sarsarak, ‘’konuşsana!’’ diye kükremeye devam etti.
Yağız, kuzeninin koluna dokundu. ‘’Abi sakin ol..’’
‘’Sen karışma! Ayşıl Hanım yaşadıklarını neden bize anlatmadığını söyleyecek!’’ Yağız’dan gözlerini çekip tekrar karşısında anlamsız ifadeyle ona bakan genç kadına baktı. Ayşıl daha fazla dayanamadı ve kollarını sertçe çekerek, Kerem’in ellerinin iki yana düşmesini sağladı.
‘’Sen kimsin de ben sana hesap vermek zorundayım?’’
Kerem, genç kadının sözleri üzerine tek kaşını kaldırıp alayla baktı.
‘’Kim miyim? Ben kimim öyle mi?’’ Genç kadınla arasındaki mesafeyi kapatmıştı. İkiside öfke ile birbirlerine bakıyordu.
‘’Evet, kimsin sen? Neyin hesabını soruyorsun? Ben Ela için buradayım! Ela’yı nereden tanıdığımı anlatmamı istediniz anlattım! Benim hayatım sadece beni ilgilendirir. Kimseye hesap vermek zorunda değilim!’’
Ayşıl ellerini yumruk yaparak Kerem’in göğsüne sertçe vurdu ve genç adamın bir adım geriye gitmesini sağladı. Yağız’a bakıp konuşmaya başladı. ‘’sabah babamla gelirim. Bir şey olursa haber verirsin.’’
İki adım atmıştı ki sertçe kolundan geriye çekildi.
‘’Kerem bırak!’’ Kolunu kurtarmaya çalışırken dişlerinin arasından tıslamıştı. Kerem’in gözlerindeki öfke kıvılcımları başka zaman onu korkutabilirdi, ama şu an korkmuyordu. En az onun kadar öfkeliydi.
‘’Abi bırak, sakinleşin ikinizde. Sonra konuşun.’’ Yağız her ne kadar ortamı yumuşatmaya çalışsada Kerem’in vazgeçmeye niyeti yoktu.
‘’Hayır, Ayşıl Hanım neden bize bir şey anlatmadığını anlatana kadar bırakmayacağım.’’
Kolundaki baskı gitgide artarken genç kadın yüzünü acıdan buruşturdu.
‘’Kerem, canı acıyor bırak!’’ Yağız sinirle sertçe konuşmuş, Kerem’in elini tutarak Ayşıl’ın kolunu kurtarmaya çalışıyordu.
‘’KONUŞSANA!’’ Kolunu bırakırken öyle bir bağırmıştı ki Yağız ve Ayşıl sıçramıştı.
Ayşıl şu an karşısında öfkeden kudurup, saçma bir şekilde kendisine hesap soran adama tokat atmamak için zor duruyordu. ‘’Neden bir şey anlatmadım merak mı ediyorsun?’’
Kerem’in gözlerine meydan okurcasına bakıyordu. İçinde biriktirdiği yeterdi artık. Madem öğrenmek istiyordu, öğrensindi bakalım.
‘’Evet! Söyle!’’
‘’Peki Kerem Bey, iyi dinle o zaman!’’ Bir adım atıp genç adama yaklaştı. Öfkeden elanın en koyu tonuna bürünen gözlerden, gözlerini çekmeden, sertçe konuşmaya başladı.
‘‘Ben insanlara genelde bir kere ricada bulunurum! Sana da hatırlarsan, ‘zor durumda bir öğrencim var. Durumu önemli ve acil, yardım eder misin?’ diye sormuştum. Sen ne cevap vermiştin?’’
Kerem kaşlarını çatmış olayı hatırlamaya çalışıyordu.
‘’Gökçe ile Filipinler’e tatile geldim. Dönüşte konuşalım mı? Ben seni ararım.’’ Genç kadın alayla güldü ve devam etti. ‘’Döndükten sonra senden bir dönüş olmadı. O arada Ela’nın ailesi üzerimde baskı kurmaya başlamıştı ve Ela’ya benimle konuştuğu için sürekli cezalar veriyorlardı. Bakanlıktan gelenlerde götüremedi. Unutmuştur belki Ayşıl, tekrar söyle diyerek yeniden seni aradım.’’ Hatırladığı konuşma ile burukça gülümsedi.
‘’Yine yanlış zamanlamaydı. ‘Ayşıl, önemli değilse sonra konuşalım. Gökçe’yle yemeğe çıkıyorum..’ dedin ve cevabımı bile beklemeden telefonu kapattın. Bu da benim için sondu. Sonra zaten benim sürgün olayım vardı. Bana gelip sadece, istersen sürgünü durdurabileceğini söyledin. Neden seni aradığımın konusunu açmadın bile. Ben, sende dahil kimseden kendim hakkında hiçbir zaman, hiçbir şey istemedim. Benim tek derdim Ela’ya yardım edebilmekti!’’
Derin bir nefes aldı ve bir Yağız’a bir Kerem’e bakarak konuşmaya devam etti. ‘’Sonra..? Sonra bir kere bile sormadın! Sormadınız! Hepiniz güya yakın arkadaşım, kardeşimdiniz. Ben zor günler geçirirken neredeydiniz? Doğum günlerine, kutlamalara, düğün ve nişanlara çağırmayı biliyordunuz. Bir kere, bir kere ya.. Bir kere hiçbiriniz nasılsın diye sormadınız bile! Ben kimseden bir yardım beklemedim! Sadece sözde beraber büyüyüp, gerçekten yakın olduğumu sandığım arkadaşlarımdan halimi bir kere sormalarını bekledim! Çünkü ben aptal olduğum için herkesi kendim gibi sanıyorum! Üstelik kendi yaptıklarınızı görmeden, benim ne yaşadığımı, neler hissettiğimi bilmeden birde sizinle görüşmediğim için benim değiştiğimi iddia ettiniz! Şimdide geçmişsin karşıma bize neden anlatmadın diye haddin olmayarak hesap soruyorsun.’’
Gözünden akan yaşa rağmen ses tonunda hiç değişiklik olmadan sert bir konuşma yapmıştı. Yağız ve Kerem kafalarına balyozla darbe alsalar bu kadar etkili olurdu. İkisinin de gözlerindeki pişmanlığı görüyordu genç kadın ama bu saatten sonra bir önemi yoktu. Hepsi de artık ailesinden dolayı ortak yerlerde denk gelip merhabalaşacağı konumdaydı. Kalbi çok kırılmıştı..
‘’Ayşıl..’’ Kerem bir adım atmıştı. Ancak genç kadın sağ elini kaldırarak onu durdurdu. Gözlerini Kerem’in pişmanlıkla bakmaya devam eden gözlerinden çekmedi.
‘’Sadece nedenini sordun, bende anlattım. Başka bir şeyde, beklentimde yok. Dediğim gibi sadece Ela için buradayım. Benim için bu konu burada kapandı. Bir şey olursa babamı ararsınız.’’ Düz ses tonu ile konuşup, kimsenin bir şey demesine fırsat vermeden hızla kendini evden dışarı atmıştı. Buz gibi havada derin bir nefes aldı ve hafiflediğini hissetti genç kadın. Bu zamana kadar içine dert olan bu konuyu dışarı vurunca adeta omuzlarından yük kalkmıştı.
Hızlı adımlarla ailesini uyandırmadan eve girip, kendisini yatağına attı ve aklı Ela’da kalarak uyumaya çalıştı.
Giden genç kadının ardından Kerem ve Yağız koltuklara oturdular. Kerem zaten birkaç saat önce fark etmişti yaptığı hatayı. Ama gerçekleri Ayşıl’ın yüzlerine çarpması çok sarsıcı olmuştu.
Nasıl unutmuştu tatilden dönünce onu aramayı. ‘‘Aptalsın oğlum sen aptal!’’ Bir taraftan söyleniyorken, bir taraftan da sol elini kafasına vurmuştu..
Bok var gibi o gün Gökçe’nin ‘aşkım tatildeyiz sonra ilgilenirsin. Buraya işten kaçmaya, kafamızı dinlemeye ve aramızı düzeltmeye geldik..’ lafına kanmış ve bir şey düşünmeden kafasını dinlemek daha cazip gelmişti. Sonra aradığında da onu resmen başından savuşturmuştu.
Elleriyle yüzünü kapatıp of çekti.
‘’Sonuna kadar haklı. Kıza birde tavır alıp yok saydık bizi siklemiyor diye..’’
Kerem, hızla gözlerini açıp sinirle Yağız’a baktı. ‘’Niye öyle bakıyorsun? Yalan mı sanki? Hepimizde, bize söylemediği bir ilişkisi olduğunu, bu yüzden de bizden uzaklaştığını düşünmedik mi?’’
‘’Hepimiz öyle düşünmedik! Gökçe ve Pelin söyledi, görüştüğü biri var, birkaç defa tesadüfen gördük. Üstelik adam evli, o yüzden bizle görüşmüyordur diye! Bizde buna aptalca inandık, sorgulamadık.! Aksine, nasıl evli adamla ilişki yaşar diye hiç sorup soruşturmadan ayıpladık ve muhatap olmadık!’’
Kerem’in sinirden boyun ve kol damarları ortaya çıkmış, yüzü kızarmıştı. Kulüpte eğlenirken, Gökçe ve Pelin bu olayı öyle bir anlatmıştı ki, Kerem dün gibi hatırlıyordu. Ama hiçbirisi de ‘saçmalamayın Ayşıl öyle biri değil. Evli birisiyle de birlikte olacak biri değil ve sevgili uğruna da bizi yok saymaz, bunca yıllık arkadaşınızı tanıyamıyor musunuz?’ dememişti. Kendisi de dahil..
‘’Lan.. Siktir, abi bizde, gerçekten büyük salakmışız ki sorgulamamışız..’’ Yağız’da o günü düşündüğünde kendinden utandı.
O gece resmen orada Ayşıl’ın dedikodusu yapılmıştı ve o ise, en yakın oyun arkadaşının evli biri ile ilişki yaşadığına inanmıştı ve ona bunu yakıştıramadığı için konuşmama kararı almıştı. Ondan sonrada zaten denk geldikleri yerlerde, mecburiyetten gerçekleşen bir iki dakikalık konuşmalar dışında muhabbetleri olmamıştı.
‘’Kendimden utandım! O benim en yakın arkadaşımdı. Tüm zor zamanlarımda hep yanımda oldu. Babalarımızı kaybettiğimizde bile bizi kendimize o getirdi. Hepimizin her anında yanındaydı. Çok ayıp ettik, çok..’’ Yağız pişmanlıklarla dolu sesi ile oyun arkadaşıyla anılarını düşünürken konuşmuştu.
İkisi de düşündükçe kendilerinden iyice utanç duymaya başlamışlardı. Gerçekten nasıl yakın arkadaşlıktı bu? Birbirilerinin bebekliklerini, çocukluklarını biliyorlardı. Ayşıl ne zaman başları sıkışsa hep yanlarındaydı. Ama kendileri için aynı durum söz konusu bile değildi..
Kerem, az önce Ayşıl’ın uzandığı koltuğa yattı ve burnuna gelen portakal çiçeği kokusuyla gözlerini kapattı. Ne pahasına olursa olsun affettirecekti kendisini..
Gökyüzü yavaş yavaş ağarmaya başlarken Kerem gözünü kapattığı yerde uyuyakaldı. Kuzeninin uyuduğunu anlayan Yağız, Kerem’in üzerini örttü ve şömineye odun attı. Bir iki saat uyumak ona da iyi gelecekti. Işıkların bir kısmını kapattı ve esneyerek kitaplığın yanındaki üçlü koltuğun altında bulunan battaniyeyi çıkarıp, koltuğa uzandı. Affettirmeliydi kendini, gerekirse kapısında bile yatardı ama Ayşıl’ı tanıyorsa işi çok zordu. Çünkü Ayşıl birisini silerse tam silerdi, geri dönüşü olmazdı. Böyle olmamasını dileyerek uyuyakaldı.
Kapının çalması ile Kerem sıçrayarak uyanmıştı. Ayağa kalkıp kolundaki saate baktı. 08.16’yı gösteriyordu. Aşağı yukarı üç saat uyumuştu. Kapıyı açmaya giderken salonun diğer ucunda yatan Yağız’ı gördü ve sessizce salondan çıktı.
Kapıyı açtığında karşısında Ali Bey’i gördü.
‘’Günaydın evlat, İstanbul’a gidip gelmem gerekiyor. Ela’yı bir göreyim.’’ Karşısında dağınık saçları ve uyku sersemi olduğu belli olan genç adamı baştan aşağı süzdükten sonra, ‘’kusura bakma senide uyandırdım galiba..’’ dedi.
Kerem, adamın peşinden merdivenleri çıkarken gözlerini ovalayarak cevap verdi. ‘’Ne kusuru Ali amca, bizde uyuyakalmışız, iyi oldu geldiğin. Ayşıl’da seninle geleceğini söylemişti?’’
Merak ediyordu ama, açıkça da neden gelmedi diye soramıyordu. Ali Bey kapının önünde durup Kerem’e döndü.
‘’Online görüşmesi vardı 08.30’da. Benim de gitmem gerekince erken gelmek zorunda kaldım. O işini bitirdikten sonra geleceğini söyledi.’’
Odaya girdiler. Ela, uyanmış şaşkın ve yüzü kızarmış bir şekilde onlara bakıyordu.
‘’Günaydın’’ Aynı anda kendisine gülümseyen adamlara bakıp, ‘’günaydın’’ demek istemişti ama çıkan fısıltıya kendisi bile şaşırmıştı. Boğazını temizledi ama sesi yine çıkmıyordu. Bir an korktu ve eliyle boğazını ovdu. Kerem, gece rahatsızlandığını söyledi ve Ali Bey’in doktor olduğunu şimdide kontrol edeceğini söyledi.
Ela başını salladı ve çok kısık çıkan sesi ile, ‘’tamam’’ dedi. Ali Bey gülümseyerek kızın yanına geçti ve hemen dereceyi yerleştirdi. Kerem çaktırmıyordu ama biraz endişelenmişti, çünkü Ayşıl gittikten sonra küçük kıza bakmak aklına gelmemişti. Ve şu an gördüğü kızarık yüz nedense ona hiç iyi gelmemişti.
Ali Bey, çantasından çıkardığı tüpleri kenara koyarak Ela’dan kan almaya hazırlanıyordu.
‘’Şimdi kan alacağım senden korkma tamam mı?’’
Ela tedirgin bir şekilde bakışlarını Kerem’e çevirdi.
‘’Neden kan alıyorsun Ali amca?’’ Kerem soruyu sorarken endişesi belli oluyordu.
Ali Bey yumuşak bir ses tonuyla konuşarak Kerem’i rahatlattı.
‘’Korkulacak bir şey yok.’’ Ela’ya yeniden gülümsedi. ‘’Vitamin eksikliğine bakacağım. Hastaneye gideceğim nasılsa, hazır tüplerde çantamda varken alayım değerlerine bakalım. Olur mu?’’ Ela başını sallayarak onay verdi. Onun tüplere bakan ifadesinden korktuğunu anlayan Kerem, yanına yaklaştı.
‘’Korkma ufaklık, kan alınana kadar sarılacağım sana. Tamam mı?’’
Ela başını tamam dercesine sallamış ve genç adamın sol kolunun altına girerek sıkıca sarılmıştı. Damar yoluna giren iğneyle, genç adamın belinde olan sağ elini sıkıca yumruk yaptığında Kerem, onun kulağına sakin olmasını söylüyor ve en sevdiği öğretmenini soruyordu.
Ali Bey, kanı aldıktan sonra tüpleri çantaya yerleştirdi ve dereceye baktı.
‘’37.5, biraz yükselmiş.’’ Memnuniyetsizlikle yüzünü buruşturdu ve devam etti. ‘’Bünyen çok zayıf. Şimdi güzel bir kahvaltı yapıyorsun sonra da benim Kerem abine verdiğim ilaçları içiyorsun. Anlaştık mı?’’
Ela yine çıkmayan sesiyle ‘’evet’’ demeye çalışmıştı ama sesinin çıkmamasıyla dudaklarını büzüp başını salladı. Kerem ve Ali Bey içten gülümseyerek onu izliyorlardı. Ali Bey, bu kadar tatlı bir kıza nasıl zarar verdiklerine hayret ediyordu. Daha fazla oyalanmadan Kerem’e döndü.
‘’Eğer ateşi yine çıkarsa hastaneye getirin. Geceki gibi olsaydı kesin götürürdüm ama şu an bağışıklığının zayıflığından yeniden yükselmiş gibi görünüyor.’’ Tekrar Ela’ya dönüp, ’’bugün dışarı çıkma ve üzerini çok kalın giyinme Ela tamam mı? Çok sıcak olmayacak şekilde de duş alabilirsin.’’
Ela başını evet anlamında sallamıştı ve Ali Bey, ‘’akşama görüşürüz’’ diyerek odadan çıkmıştı. Kerem’de onu geçireceğini söylemişti. Ali Bey’i geçirdikten sonra hemen Hasan amcasını arayıp eve bolca kahvaltılık, taze sıkılmış portakal suyu ve bitki çayı istemişti.
Ela, yeni fark ettiği şey ile duraksadı. Üzerinde bu kıyafetler yoktu. Bir an korkuya kapıldı. Hemen aşağı gidip genç adama soracaktı. Ancak terlediği için duş almadan aşağı inmek istemedi ve hızla duşa girip ılık suyla duş almaya başladı. Tüm vücudu ağrıyordu, kolunu kıpırdatacak hali yoktu ama ter kokmak istemiyordu. Çok hızlı bir şekilde duşunu alıp saçını havluya sardı ve üzerini giyindi. Havluyla saçındaki suyu aldıktan sonra orada bulunan kurutma makinasıyla iyice kuruttu ve etrafı toplayıp, havluları kurumaları için serdi. Yavaş yavaş aşağı inmeye başladı.
Gece en son kitap okuduğunu hatırlıyordu. Hiç hasta olduğunu hissetmemişti bile. ‘Acaba çok sorun oldum mu?’ diye düşünmeye başladı ve Kerem’in başına bela olduğu için kendini suçladı. Adam ona yardım etmişti ama sürekli onunla uğraşıyordu.
O kadar dalmıştı ki, merdivenin sonuna geldiğini ve orada çatık kaşlarla kendisini izleyen genç adamı fark etmemişti bile. Birden Kerem’e çarpmasıyla hemen başını kaldırdı ve genç adam konuşmadan, ‘’özür dilerim..’’ diye fısıltıya benzer sesi ile konuştu.
Kerem başını hafif sağa yatırdı ve tek kaşını kaldırarak konuştu. ‘’Nereye daldın ufaklık bu kadar? Hayır küçük bir şey de değilim ki görmedin desem?’’
‘’Reyhan öğretmenimi arayabilir misin? Ona gitmek istiyorum ben.’’
Kerem karşısında dolan gözleriyle konuşan Ela’ya mümkünmüşçesine kaşlarını çatmış, ‘’o nereden çıktı?’’ diye sormuştu. Bir taraftan da acaba yanlış bir şey mi yaptık diye düşünüyordu.
Ela’nın sol gözünden bir damla yaş düşmüştü. Başını önüne eğip, sesinin çıkmasını zorlayarak konuşmaya başladı. ‘’Ben gece hatırlamıyorum.. Ama size çok yük oldum. Özür dilerim. Bana yardım ettin, ben…’’
‘’Hop hop hop!’’ Kerem sertçe Ela’nın sözünü kesti ve eğilerek kızın boyuna yaklaştı. ‘’Küçük hanım! Yine mi aynı konu? Sen istesen de yük olmazsın. Şimdi saçmalaman bittiyse içeri geçelim kahvaltı gelmek üzeredir.’’ Doğrulup elini kızın omzuna koydu ve kendine çekerek yürütmeye başladı.
‘’Şey Kerem abi..’’ Genç adam, kızın çekingen bir şekilde konuşmasıyla adımlarını durdurdu.
‘’Ufaklık?’’
‘’Akşam benim üzerimde başka kıyafetler vardı…’’ Kerem gözlerini kaçırarak, ürkek bir şekilde konuşan küçük kızın ne demek istediğini anladı. Dizlerini kırarak boylarını eşitledi ve samimi bir şekilde konuşmaya başladı.
‘’Çok terlemiştin ve ateşin vardı. Ali amcada üzerinin çok kalın olduğunu söyledi. Ayşıl… Ali amcanın kızı, onu çağırdık. O yardımcı oldu.’’
Ela duyduğu şeyle biraz rahatlamıştı. Aklına vücudundaki izlerin gelmesiyle, ışığın açık olup olmadığını merak etti. Onu da sormak istedi ama şimdi birde genç adama bunu anlatıp sıkıntı yaratmamalıydı.
‘’Rahatsız ediyorum sizi..’’
Kerem’in adımları durdu. Çenesinden hafif tutarak Ela’nın kendine bakmasını sağladı. ‘’Etmiyorsun rahatsız falan! Kendi kendine bu saçma şeyleri düşünme. Hem alışsan iyi olur, bundan sonra beni hep görebilirsin.’’ Dudakları kıvrılmış, sağ gözünü kırpmıştı. Ela anlamamıştı. Tam nasıl diye soracaktı, çalan kapıyla soramadı. Kerem kapıyı açtığında karşısında gülümseyen Betül Teyze ve Begüm vardı.
‘’Günaydın Kerem oğlum.’’
‘’Günaydın Kerem abi.’’
‘’Günaydın Betül teyze ve günaydın Begüm.’’
Elini tepsiyi almak için uzattı ve Betül teyzenin elindeki dolu tepsiyi alıp hızla içeri girdi.
‘’Yardım edeyim mi?’’ Merdivenin başında beklemekte olan Ela’ya dilini şaklatarak ‘’ufaklık, dinlenmen gerek..’’ dedi ve hızla tepsiyi mutfağa koyup geri döndü. Ela’nın elini tuttu ve yeniden kapıya yöneldi. Askıdan kendi montunu alıp Ela’nın omuzlarının üzerine geçirdi.
Ela şaşkınlıkla bakıyordu. Karşısında da ona merakla bakan iki yeşil çift göz vardı.
‘’Tanıştırayım, bu küçük hanım Ela.’’ Ela’ya bakıp, ‘’dün tanıştığın Hasan Amcanın eşi Betül Teyze ve kızı Begüm.’’
Anne kız gülümseyerek aynı anda ‘’memnun olduk’’ demişlerdi. Ela’da gülümsedi ve ‘’bende’’ dedi.
‘’Hii, hasta mısın kızım sen? Yüzünde kıpkırmızı, bendeki de soru.’’ Betül Hanım hemen anaç halini göstermişti. Ela, başını sallarken Kerem,
‘’üşütmüş Betül teyze. Kahvaltısını yapsın Ali amca ilaç verdi, onları içip dinlenecek..’’ dedi.
‘’Ahh oğlum söyleseydin ya bana da, hemen gelirdim ben. Neyse öğlene ben güzel bir kemik suyuna çorba yaparım. Mis gibi şifa olur. Fazla bekleme sende burada, yavrum baygın bakıyor zaten. Ben ona şimdi meyvede gönderirim. Ayy evladım, insan haber vermez mi? Aaaa öyle bakmayın, gir yavrum sen içeri hadi.’’
Betül Teyze panikle ve sitemle öyle hızlı konuşmuştu ki, Kerem ve Ela şaşkınlıkla bakarken, Begüm annesinin haline sessizce gülüyordu.
‘’Şaşırmayın şaşırmayın. Ela’cım sana şimdiden çok geçmiş olsun. Betül yoğun bakımına hoş geldin. Virüsler annemden kaçtığı için fiber hızla iyileşirsin.’’ Deyip kahkahasını bıraktı. Annesi ters ters bakıp, ‘’sus kız, dalga geçiyor birde..’’ diye söylendi.
Kerem, Ela’ya doğru dönüp, ‘’sen gir abicim içeri, üşütme daha fazla. Geliyorum bende.’’
Ela, Kerem’e başını salladı, Betül Hanım ve Begüm’e gülümseyerek içeri geçti. Kerem, Begüm’ün elindeki tepsiyi aldı ve iki dakika beklemelerini rica etti. İkinci tepsiyide bıraktıktan sonra şöminenin oradaki koltuğa oturan Ela’ya göz kırptı.
‘’Betül teyze, Begüm. Ela benim şimdilik misafirim, ancak Yağız dışında bizimkilerin haberi yok. Hatta Yağız’ın da burada olduğunu kimse bilmiyor. Sizden ricam bizi görmediniz ve Ela’dan haberiniz yok. Ela’nın durumu biraz karışık çünkü. Daha sonra detaylıca konuşuruz. Size güveniyorum.’’
Betül Hanım durumu anlamıştı. Dün eşi de bahsetmişti küçük kızdan. Kerem’i yıllardır tanırlardı. Bu ev Kerim Bey zamanında ne yardım edilen insanlar görmüştü. Ama bu masum küçük kızı görür görmez içi titremişti. Ahh birde hasta olmuştu yavrucak.
‘’Merak etme oğlum. İçin rahat olsun. Ben, öğlene doğru çorba getiririm. Başka istediğiniz bir şey var mı?’’
Kerem memnuniyetle karşısındaki kadına baktı. ‘’Yok Betül teyzem, olursa söylerim. Ama Begüm’den bir ricam var?’’ Begüm’e dönmüştü, genç kız da merakla bekliyordu.
‘’Söyle Kerem abi.’’
‘’Bugün kendisini toplasın ama yarın birkaç saatliğine gelebilir misin? Alışsın istiyorum, bizden biraz çekiniyor. Eğer tabii sen de istersen. Zorlamak istemem.’’
Begüm samimi bir şekilde gülümsedi. ‘’Seve seve Kerem abi, hem bende yeni arkadaş edinmiş olurum.’’
‘’Teşekkür ederim. Birde aklınızda bulunsun ailesi ile ilgili soru sormayın lütfen.’’
Begüm ve Betül Hanım’ın yüzündeki gülümseme anında kaybolmuştu. Betül Hanım iç çekti ve anlayışla başını sallayıp kızıyla geri döndüler.
Kerem içeri girdiğinde gözleri kapanmış ve koltukta uyuyakalmış Ela’nın yanına gitti. Omzuna hafifçe dokunarak adını seslendi.
‘’Ela.. Ela kahvaltı yapman lazım abicim.’’
Ela gözünü açıp Kerem’in ne söylediğini anlamaya çalışıyordu.
‘’Efendim’’ diye mırıldanmıştı.
‘’Hadi uyan, bir şeyler yemen lazım. Sonra ilaçlarını içip uyursun yeniden.’’
Başını sallayarak, yavaşça koltuğun kolçağına tutundu ve ayağa kalktı. Az önceki halinden eser kalmamıştı. Kerem, yavaş yavaş adımlar atan küçük kızı kucağına aldı. Ela aniden gelen bu hareket karşısında çığlık atmıştı ama çıkmayan sesi ile çığlığın çok bir etkisi olmadı. Şaşkın bir şekilde başını Kerem’e çevirip bakarken Kerem muzipçe gülümsedi ve sağ gözünü kırparak konuştu.
‘’Ufaklık, sen o hızla akşama anca giderdin mutfağa..’’
Kendisiyle dalga geçen genç adama kaşlarını çattı ve başını çevirdi. Kerem gördüğü yüz ifadesi ile küçük bir kahkaha attı. Mutfağa girip kızı sandalyeye oturttuktan sonra hızla tepsilerin üzerindekileri masaya koymaya başladı. Ela’da oturduğu yerden ona yardım etti.
Her şey hazır olduktan sonra Kerem’de yerine oturdu. Portakal suyunu Ela’nın önüne bıraktı ve kendisine çay doldururken, gözleri ile ufaklığın tabağını kontrol ediyordu.
Ela tabağına, bir dilim peynir, birkaç dilim domates ve salatalık, iki tane de zeytin koymuştu.
Kerem, bir masanın üzerine bir tabağa bakmadan kendini geri alamadı.
‘’Sende haklısın ufaklık, sonuçta tosun gibisin diyet yapman çok normal.’’
‘’Efendim?’’ Ela hemen eliyle göbeğini kontrol etti.
‘’Yok artık! Birde gerçekten bakıyor musun?’’ Çattığı kaşlarıyla hafifçe kalkarak Ela’nın önündeki tabağı eline aldı. Tabakta yer kalmayacak şekilde doldururken Ela, tabağı çekmeye çalıştı.
‘’Bana bak Ela! Hastasın ve bünyen zayıf. Kemiklerin görünüyor resmen, bunun için de doğru düzgün beslenmen gerekiyor. Ve sen beni uğraştırıyorsun!’’
O son kelimeyi Ela çok yanlış anlamıştı. Hızla dolan gözlerini saklamak için başını önüne eğdi ama gözünün dolmasını ve düşen ilk damlayı Kerem görmüştü. Yanlış anlamıştı Ela onu. İçinden kendisine sağlam bir küfür etti ve hemen Ela’nın yanına gitti. Dizlerinin üzerinde durdu. Ellerini kızın yanaklarına koydu ve baş parmaklarıyla gözünden akan yaşları sildi.
‘’Ufaklık yanlış anladın beni, özür dilerim.’’
Ela gözlerine bakarak, sadece başını yukarı aşağı salladı ve burnunu çekti. Dudaklarını büküp, ‘’asıl ben özür dilerim. Çok dert oldum zaten size..’’
Kerem hemen sağ elini kızın dudaklarının üzerine koydu.
‘’Şşşt, kızdırıyorsun ama beni. Uğraştırıyorsun derken, sadece kazanamayacağın savaşa giriyorsun demek istedim. Dünde aynı şeyleri yaşadık hatırlarsan hem kahvaltıda hem akşam yemeğinde. Sonuçta yine benim dediğim olmuştu.’’ Masumca küçük kıza baktı. ‘’Ayrıca bu dert olma, yük olma olayını nasıl başarırsan başar, ama mutlaka başar ve unut! Çünkü olmayan bir şeyi sürekli düşünerek sadece kendini üzüyorsun.’’ Sağ gözünü kırptı.
Ela, ‘’tamam’’ deyip başını sallamıştı. Aslında uzun uzun ‘ama yalan mı, dert olmadım mı..’ gibi sorularla konuşmak istiyordu. Ancak çıkmayan sesi ve biraz acıyan boğazı buna engel oluyordu.
Kerem, kızın gözlerinden anlıyordu bu konu burada kapanmamıştı. Dili tamam desede gözleri itiraz ediyordu.
‘’O aklındaki saçma düşünceleri siliyorsun,’’ İşaret parmağı ile önce kızın şakağına hafifçe dokundu, sonra kahvaltı tabağını gösterdi. ‘’ve bu tabağı bitiriyorsun. Bu konuda da bir daha kendini üzmüyorsun. Son kez söylüyorum, kulaklarını aç ve iyi dinle. Sen benim bu saatten sonra öz kardeşim gibisin. Eğer sana yardımcı olamayacak olsam veya rahatsız olsam zaten en başta yardım etmezdim ve öğretmenin aldırayım dediği zaman kabul ederdim. Artık mahcup olmanı istemiyorum Ela, bundan sonra düşünmen gereken tek şey derslerin olacak anlaştık mı?’’
Genç adamın konuşması Ela’nın içini sıcacık etmişti. Öz kardeşim gibisin demişti. Daha iki gündür tanıdığı bu adamın kendisini bu denli sahiplenmesi onu çok mutlu etsede, bir tarafı korkuyordu. Kendisi yüzünden onun da başına bir şey gelmesini istemiyordu. Ama şu an bunu düşünmek istemedi, kendisine gülümseyerek bakan genç adama o da gözlerinden yaşlar akarken içten bir şekilde gülümsedi.
Kerem yerine geçmeden Ela’nın akan yaşlarını parmaklarıyla sildi ve alnını öptü. Hemen elinin tersini alnına yerleştirdi ve kızın ateşinin biraz daha arttığını anladı.
‘’Kahvaltına başla, ben ilaçları alıp geleyim. Ateşin yükselmiş.’’
Ela’nın cevabını beklemeden mutfaktan çıktı. Ela’da elini alnına koydu ama bir şey anlamamıştı. Normal gibiydi ateşi aslında. Çatalını alarak yumurtasını yemeye başladı.
Kerem, üst kattan ilaçları almış yeniden mutfağa girerken gözü, sol bacağı duvara doğru kalkmış, sağ eli de yere değerek uyuyan Yağız’a takılmıştı. Gördüğü görüntünün komikliğine gülmeden edemedi. Sahi bu hep böyle mi yatıyordu?
Normalde uyandırmayı düşünmüyordu. Ama bir an geçmişte kendisini uyutmayan Yağız aklına gelince bu fırsatı kaçırmaması gerektiğini düşündü. Sinsice yaklaştı ve eliyle Yağız’ın yüzüne tüy gibi dokunuşlar kondurdu. Yağız, yüzünde hissettiği karıncalanmayla elini hafifçe vurarak yüzünü ovdu. Kerem, gülmemek için dudaklarını bastırmıştı ve en son şakağından yanağına doğru parmağını hafifçe boydan boya parmağını sürtmeye başladı. Yağız, gözünü açmadan yüzünde bir şeyin yürüdüğünü düşündü ve kendine sertçe bir tokat attı.
Kahkahasına engel olamayan Kerem, Yağız’ın gözünü açmasıyla ellerini havaya kaldırıp, bir iki adım geri gitti.
Karşısında çatık kaşlarıyla ona bakan kuzenine sağ gözünü kırpıp, ‘’gün aydı Yağız Bey, kahvaltı yapıyoruz.’’ dedi ve mutfağa girdi.
Yağız arkasından söylene söylene yerinden kalktı ve elini yüzünü yıkamak için lavaboya gitti.
Kerem, yemeye başlayan Ela’ya kutudan çıkardığı ilacı verdi.
‘’Normalde tok karnına ama sen iç ve yemeye devam et ufaklık.’’
Ela ilacı eline aldı ve memnuniyetsizlikle yüzünü buruşturdu.
‘’Kocaman bu! İçemem ki ben bunu.’’ diye sitem etti.
Kerem, iki elini de yan taraflarına açarak karışmam dercesine omuzlarını silkti. ‘’İyileşmek istiyorsan içeceksin.’’ Sağ gözünü kırpıp, eline aldığı böreği ısırdı.
Ela oflayarak yanındaki su ile hapı zorlanarak içti. Hiç sevmezdi ilaç kullanmayı..
‘’Sadece sana günaydın karamel kız.’’ Ela portakal suyunu masaya bırakırken yanına oturan Yağız’a baktı. ‘’Günaydın’’ dedi ve muzipçe Yağız’a bakan Kerem’e baktı. Yağız, Ela’dan çıkan kısık sesle kaşlarını çatarak, ‘’sesin mi kısıldı senin?’’ diye sordu. Ela sadece başını sallayarak onayladı.
‘’Bana günaydın yok mu?’’
Omuzlarını silkip, ‘’yok sana günaydın falan. Kötü adam..’’ Dedikten sonra tabağına kahvaltılıklardan almaya başladı.
Kerem gülmemek için üst dudağını ısırmaya başlamıştı. Yağız kendisine nasıl sert vurduysa yüzünün bir tarafı pancar gibi kızarmıştı. Esmer teninde bile kızarıklık olduğu gibi belliydi.
‘’Gül, gül.. Rahat rahat gül!’’ Yağız, Kerem’e elini hadi dercesine salladı.
Ela, ikisinin arasında gidip gelen bakışlarını çekti ve tabağına odaklandı.
‘’Oğlum, seninde elin amma ağırmış. Ne bileyim ben kendine öyle vuracağını.’’
Yağız duyduğuna inanamazcasına gözlerini büyütüp hafifçe geriye kayarak,
‘’özrün kabahatinden büyük! Bana bana, biricik kuzenine nasıl kıydın zalımın oğlu! Senin yüzünden bebek yüzüm ne hale geldi.’’
Kerem, iflah olmazsın sen dercesine kafasını salladı.
‘’Ne oldu ki yüzüne?’’ Ela’nın mırıldanırcasına sorduğu soruyla Yağız yine oyunculuğunu konuşturmaya başlamıştı.
‘’Ah sorma karamel kız..’’ Ellerini dizlerine vurdu ve başını çevirerek sol yanağını eliyle gösterdi. ‘’Aaa’’ Ela, kızarıklığı görünce şaşırmıştı. ‘Kerem abi kuzenine mi vurmuştu yani..’ diye içinden geçirdi.
‘’Çok kötü kızarmış. Acıyor mu canın?’’ Gerçekten üzülmüş bir şekilde masumca sorduğu soru iki adamında saniyelik duraksamasına neden olmuştu ama Yağız, Kerem’e göz kırpmış ve ardından Ela’yı kendine çekmişti. Ela’nın kulağına, ‘’karamel kız, şurada iki dakika dram yapacağım. Belki ayaklarıma kapanır. Çaktırma..’’ diye fısıldamıştı.
Ela hafifçe kıkırdarken, Kerem, ‘’çok beklersin’’ demişti.
‘’Hem suçlu hem güçlü, görüyorsun değil mi? Güzelim yüzüm onun yüzünden ne hale geldi. Ahh ahh..’’ diye Kerem’i işaret ederek Ela’ya sitem etmişti.
‘’Kendin vurdun Yağız’cım ben bir şey yapmadım.’’
‘’Ben böcek var sandım yüzümde!’’
Kerem termosu tutarken, ‘’oğlum sen salak mısın? Böcek bile olsa o kadar sert vurur mu lan insan kendine..’’ deyip kahkaha atmıştı. Yağız dudaklarını büzmüş, Ela’ya ‘’bu kötü adamın yanında bir dakika kalmazdım ama senin hatrına kalacağım karamel kız. Merak etme..’’ deyip kahvaltısına başladı.
Ela, ikisinin arasındaki muhabbete gülümsemiş ve içinden kötü bir şey olmamasına sevinmişti.
Kerem ve Yağız kahvaltılarını bitirmiş, çaylarını içiyorlardı. Ela daha tabağın yarısına gelememişti. Kafasını geriye atarak Kerem’e baktı. Tam ‘’doydum ben’’ diyecekti ki Kerem’in yukarı kalkan kaşlarını görünce, yenilgiyle başını eğerek ‘’doymadım ben’’ deyip çatalı yeniden eline aldı. Yağız ve Kerem, kızın bu sevimli haline gülerken Yağız, ‘’sen bunu akşama kadar anca yersin. Valla bizim Berin’in faresi var Lady, o senden çok yiyor. Hayır planın eğer yavaş yavaş yiyip, öğle ve akşam yemeğini de bu tabakla aradan çıkarmaksa öyle bir dünya yok. Baştan söyleyelim de ona göre..’’
Ela, Yağız’a bakarak gözlerini devirdi ve yemeye devam etti. Kapının çalmasıyla Kerem ayağa kalktı ve açmaya gitti. Kapıyı açtığında karşısında ellerini ceplerine sokmuş, soğuktan titreyen Ayşıl’ı gördü. Ne söyleyeceğini ve genç kadının tepkisini bilemiyordu. Adeta dili tutulmuştu ve bu Kerem Karaçınar’ın başına ilk kez geliyordu. Ayşıl hafifçe gülümseyerek, ‘’günaydın. Ela’yı merak ettim, umarım yanlış bir zamanda gelmemişimdir.’’ Diyerek konuşmuştu. Lafa genç kadının başlaması ve sanki dün gece aralarındaki olay hiç yaşanmamış gibi konuşmasıyla Kerem derin bir nefes aldı. Eliyle içeriyi gösterdi. ‘’Günaydın, kahvaltı yapıyor içeride. Gel sende.’’
Ayşıl başını sallamış ve içeri girerek montunu çıkarmıştı. Portmantoya asarken Kerem, Ayşıl’a bakarak ‘’açıkçası seni söylemedim. Güzel bir sürpriz olur..’’ dedi. Ayşıl gülümseyerek, ‘’iyi düşünmüşsün..’’ dedi ve salona doğru yürümeye başladı.
Her ne kadar Ayşıl bir şey söylemeyip normal davransada, genç kadının gözlerindeki ifadesizlik Kerem’in canını çok sıkıyordu. Boğazı sıkılırmışçasına nefesi kesiliyordu. Bu kadının gönlünü mutlaka almalıydı.
Ayşıl’ın mükemmel bir kalbi vardı. Bunun hep farkındaydı zaten ama şimdi bizzat şahit oluyordu. Onun yerine kendisi olsa, asla kendileriyle konuşmaz sadece Ela ile ilgilenirdi. Ancak o öyle değildi.. Mutfağa gelmeleri ile düşüncelerinden hızla sıyrıldı ve Ela’nın vereceği tepkiyi görmek için kapının pervazına kollarını bağlayarak yaslandı.
Yağız, Ela’yla tabağını bitirmesi konusunda inatlaşıyordu. ‘’Seni Kerem’e havale ediyorum.’’ Diyerek ayağa kalkan genç adam arkasını döndüğünde onları gülümseyerek izleyen Ayşıl ve Kerem’i görmüştü. Ayşıl ona da gülümseyerek selam vermiş ve Ela’nın arkasına geçmişti.
‘’Ela’cım..’’
Ela duyduğu sesle hemen arkaya dönmüştü. Dudakları ve gözleri şaşkınlıktan açılmış bir şekilde karşısında gördüğü kadının gerçek olup olmadığını düşünüyordu.
‘’Öğretmenim..’’ dedi heyecanla ve gülümseyerek ayağa kalktı. Ayşıl’da ayağa kalkan kızı kollarının arasına aldı ve sıkıca sarıldı. İkisinin de gözlerinden yaşlar aktı. Ayşıl elleriyle kızın yanaklarını okşadı ve öptü.
Onlar birbirlerine sarılırken Kerem ve Yağız yüzlerinde farkında olmadıkları gülümseme ile onları izlemeye devam ediyorlardı. Telefonuna gelen mesaj sesi ile Yağız cebinden telefonu çıkardı ve mesajı açıp okudu. Kerem’in kulağına fısıldayarak konuşmaya başladı..
‘’Pelin konuşmamız lazım diye mesaj atmış. Arayıp geleyim.’’
Kerem gözlerini önündeki güzel ikiliden ayırmadan başını salladı ve sessizce konuştu. ‘’Beni görmedin. Telefonda konuştuk, seni de tersledim ve telefonu kapattım. Tek bildiğin, o gece özel jeti kullanarak Yunanistan’a gittiğim.’’
Yağız, ‘’tamam’’ diyerek eliyle Kerem’in omzuna dostça vurmuş ve dışarı çıkmıştı.
Kerem, Ayşıl için bir bardak aldı ve hem kendisine hem ona termostan çay doldururken, birbirine sarılmaya devam eden ikiliye gülümsedi.
‘’Öğretmenim siz nereden çıktınız? Reyhan öğretmenim mi aradı?’’
Sahte bir sitemle, tek kaşını kaldıran Ayşıl, ‘’Sevinmedin mi yoksa?’’ dedikten sonra gülümseyerek Ela’nın önüne gelen saçlarını kulağının arkasına sakladı.
‘’Çok sevindim ama çok şaşırdım. Reyhan Öğretmenim mi aradı?’’
Genç kadın ağlamamak için alt dudağını ısırdı ve hayır anlamında başını salladı. Yutkunduktan sonra derin nefes alarak, ‘’hayır canım. Biraz tesadüf oldu aslında ama güzel tesadüf oldu..’’
Kerem, genç kadının önüne doğru çayı bırakırken, ‘’hem sabah tanıştığın doktor Ali amcanın kızı, hem de bizim çocukluktan yakın arkadaşımız Ayşıl..’’ dedikten sonra sandalyeyi çekip oturdu.
Genç kadın, yakın arkadaşımız lafına başka zaman olsa kesin kahkaha atardı. Hafifçe başını sağa sola salladı. İkisi de otururken, ‘’evet Ali benim babam. Gece sen rahatsızlanınca bende onunla geldim. O zaman gördüm senin olduğunu. Sen nasıl oldun sahi? Sesin kısılmış.’’ Elinin tersi ile alnını kontrol etti. ‘’Ateşin çok olmasada biraz var.’’
Ela başını olumlu anlamda salladı. ‘’İyiyim, sadece sesim çıkmıyor.’’
Genç kadın gülümseyerek ‘’O da çok normal.’’ dedi.
‘’Ufaklık, tabağını bitirmeye devam edebilirsin bir taraftan da.’’ Çayından bir yudum alan Kerem, gözleriyle tabağı işaret etti.
Dudaklarını büken Ela, önce Kerem’e masumca baktı, ama onun kafasını olumsuzca sallamasıyla başını önüne eğdi. Sonra yine aynı şekilde bu sefer öğretmenine baktı. Ayşıl’da başını hafifçe eğerek, ‘’bence de tabağını bitirmelisin Ela’cım.’’
Umutsuzca başını önüne eğen Ela, eline çatalı aldı. ‘’Ama doydum ben.’’ Diyerek çatalı salatalığa batırdı.
‘’Hiç mızmızlanma, biz seninle biraz önce ne konuştuk? Unuttun mu?’’
Kafasını sağa sola sallayan Ela, ‘’unutmadım’’ dedi ve yemeye başladı. Genç kadın, Kerem’in otoriter ses tonunun Ela’yı korkutup susturmadığını fark etti.
‘’Ayşıl, sormayı unuttum. Kahvaltı yaptın mı?’’
Kerem’e bakıp, ‘’yaptım, teşekkür ederim..’’ dedi.
Ela ağzındaki lokmayı yuttu ve ikidir fark ettiği ismi sordu. Gözleri bir öğretmeninde bir genç adamda gidip geliyordu.
‘’Ayşıl mı?’’
Elindeki bardağı masaya bırakan genç kadın gülümseyerek başını salladı. ‘’Benim iki ismim var. Ayşıl’ı sadece ailem ve birkaç arkadaşım kullanıyor.’’ Diye açıkladıktan sonra Ela başını anladım dercesine salladı. Genç adam ise ‘birkaç arkadaşım’ kısmına bozulmuş ama belli etmiyordu.
‘’Ayşıl’da çok güzelmiş öğretmenim. Anlamı ne?’’
‘’Ay gibi ışıl ışıl..’’ Kerem gözlerini genç kadına çevirmiş, dikkatle ona bakarak cevaplamıştı Ela’nın sorusunu. Ayşıl, gözlerini genç adamın gözlerine çevirdiğinde gördüğü ifade ile tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Yerinde dikleşti ve hemen gözlerini kaçırdı. Eline bardağını alıp çayını yudumlamaya başladı. Kerem’in gözlerini hâlâ daha üzerinde hissediyordu ve bu genç kadını rahatsız etmeye başlamıştı. Neden bu kadar dikkatli bakıyordu ki?
Tabii ya! Kerem yine Kerem Karaçınar’lığını konuşturuyordu. Eğer onunla ilgilenip kendini affettireceğini sanıyorsa çok yanılıyordu beyefendi.. Artık karşısında ona her zaman inanan on sekiz yaşındaki o saf kız yoktu. Çok kırılmıştı Ayşıl. Onu sevdiklerine inandığı arkadaşlarının yanında olmayışları bir şeyleri bitirmişti genç kadında. Şöyle bir düşünüyordu da aslında geç bile kalmıştı, muhabbetlerini kesmekte. Sonuçta ne demişler; geç olsun güç olmasın.. Aklındakileri kenara itip yeniden Ela’ya odaklanmaya çalıştı.
Tabağında kalan son domates dilimini de ağzına atıp derin bir oh çeken kıza gülümsedi.
Ela çatalını tabağa bırakıp hafifçe itti. Kerem’e bakıp masumca, ‘’bitti..’’ dedi. O kadar doğal bir ifade ile söylemişti ki Kerem ve Ayşıl kıkırdamadan duramadılar.
‘’Afiyet olsun ufaklık, şimdi serbestsin.’’ Gülerek konuşan Kerem’e, somurtgan bir ifadeyle omuzlarını silkerek ‘’Allah razı olsun..’’ dedi ve genç adamın kahkaha atmasına sebep oldu.
‘’Kerem!’’ Yağız panikle mutfağa girdiğinde tüm gözler ona çevrildi. Kerem kaşlarını çatarak, ‘’ne oldu?’’ dedi.
‘’Gökçe.. Gökçe hap içip intihar etmeye kalkmış, hastanedeymiş.’’
Ayşıl duyduğu kelimelerle ağzı açık bir şekilde Kerem’e dönüp şaşkınlıkla bakmaya başladı. Ela, Gökçe kimdi bilmiyordu ama intihar etmeye çalışmasına üzülmüştü.
‘’Bula bula aynı yalanı mı bulmuş?!’’ Soğuk ses tonu ile konuşup, oturduğu yerde hiç istifini bozmadan çayını içmeye devam eden Kerem’e hepsi de inanamaz şekilde bakıyordu.
Ayşıl tek kaşını kaldırmış bir şekilde pür dikkat Kerem’e bakıyordu. Ayrılmışlar mıydı yani? Üstelik intihar etmesini bile umursamamıştı. Gayet rahat bir şekilde oturmuş çayını içiyordu. Yağız’ın konuşmasıyla tekrar ona döndü.
‘’Senin gelmeni istiyormuş. Pelin arıyorum açmıyor, mesaj da attım görmedi dedi. Durumu çok kötüymüş, sinirleri çok yıpranmış, bir şey yiyip içmiyormuş.’’
Yağız’ın sözlerine Kerem gür bir kahkaha attı.
‘’Bir şey söylemeyecek misin?’’ Yağız’da ilk defa karşısındaki adamı anlayamamanın şaşkınlığı içerisindeydi. Normalde bakışından ne düşündüğünü bildiği adam, şu an resmen umursamaz görünüyordu. Acaba gerçekten umursamıyor mu? Yoksa rol mü yapıyor? Yok yok rol değildi bu.. Hakikaten umursamıyordu. Kaşlarını yukarı kaldırarak dudaklarını büzdü ve başını vay be dercesine salladı.
Elindeki bardağı yeniden doldurmaya başlayan Kerem omuzlarını silkerek, ‘’ne söylememi bekliyorsun ki? Beni ilgilendiren bir durum yok, umrumda değil. Pelin bir daha ararsa aynen şunu söyledi de; ‘BANA NE!’ Ne yaparsa yapsın.’’
Elindeki titreyen telefonla gözünü deviren Yağız, sıkıntılı bir nefes verdi.
‘’Arıyor..’’
Kerem sadece omuzlarını silkti. Yağız konuşarak mutfaktan çıktı. Ayşıl ise ne olduğunu sormak istiyor ama çekiniyordu. Gerçi ona neydi ki.. ‘Boş ver Ayşıl, bugün ayrılır yarın barışırlar nasılsa her zaman ki Kerem ve Gökçe.’ Diye içinden geçirdi ve bitirdiği bardağı eline alarak ayağa kalktı.
Ela’nın önündeki tabak ve bardağı da almak için elini uzattı.
‘’Ben kaldırırım öğretmenim.’’ Ayağa kalkarken, genç kadın hafifçe omzuna bastırarak yerine oturmasını sağladı. Gülümseyerek göz kırptı. ‘’Ne olacak canım hallederim ben.’’
‘’İkinizde bırakın ben yaparım.’’ Kerem’de ayağa kalkmış, bardağında kalan çayı birden dikerek lavaboya adımlamaya başlamıştı.
Ayşıl onu duymazdan gelircesine makinayı açmış içerisine bulaşıkları yerleştirmeye başlamıştı. Kerem’in elindeki bardağı almak için elini uzattı. Genç adam gözlerini, ifadesiz bakan maviliklerden çekmeden bardağı uzattı. Ne vardı sanki söz dinlese..
Ayşıl makinayı yerleştirip kapağını kapattı ve yanında durmaya devam eden Kerem’e bakmadan Ela’ya döndü. Gülümseyerek konuşmaya başladı.
‘’Ela’cım, bize gidelim ister misin? Bizde daha rahat edersin hem ben..’’
‘’Ne saçmalıyorsun sen!’’ Kerem, kükrercesine konuşarak genç kadının sözünü kesti. Ayşıl kaşlarını çatarak Kerem’e döndü ve ‘’ne saçmalamasından bahsediyorsun sen?’’ diye sert bir sesle cevap verdi.
Ela, Kerem’in bağırmasından zaten korkmuştu ama öğretmeninin de sesini yükseltmesiyle oturduğu yerde iyice tedirgin olmuştu.
‘’Ela’yı götürme saçmalığından bahsediyorum!’’
‘’Ela benim öğrencim ve tanıdığımı biliyorsun! Onu tabii ki götürmek istiyorum. Benimle kalması daha iyi!’’
İkisi de birer adım atarak birbirlerine yaklaştılar. Sinirleri her geçen saniye artıyordu. Ayşıl’ın sinirden yüzü kızarmış, Kerem’in ise kendisini zor tuttuğu, ortaya çıkan boyun ve kol damarlarından belli oluyordu.
‘’Yapma ya.. Ela hiçbir yere gitmiyor!’’
Genç kadın duyduğu cümleyle gözlerini açmış, eliyle Kerem’i göstererek, ‘’asıl sen saçmalama!’’ diye avazı çıktığı kadar bağırmıştı.
Ela, ikisinin birden bire tartışmaya başlamasını korkuyla izliyordu. Onun yüzünden kavga etmeleri, gözlerinin dolup hızla akmasına neden oldu.
‘’Bana bak Ayşıl!’’
‘’Kavga etmeyin..’’ Ela’nın fısıltısı ile kendilerine gelen ikili aynı anda başlarını çevirip elleriyle yüzünü kapayarak ağlayan kıza baktı. Kerem hızla Ela’nın önünde eğilerek ellerini tuttu. Ayşıl’da arkasından sarılarak saçlarını eline topladı ve arkasına atıp başının üzerini öptü.
‘’Özür dileriz ufaklık. Sen bakma bize, biz genelde böyle anlaşırız.’’
Kirpiklerini kırpıştırarak Kerem’e bakan Ela, Ayşıl’ın sesi ile hafifçe başını geriye itip ona bakmaya başladı.
‘’Ela’cım, Kerem abin doğru söylüyor. Tamam sinirlerimiz birazcık gergin olabilir ama sen korkma. Biz daha büyüyemedik maalesef!’’ Son cümleyi her ne kadar gülümseyerek söylese de Kerem’e imada bulunmuştu. Genç adam tabii ki karşısındaki kadının imasını anlamıştı. Şu an sırası olmadığı için hesabını yalnızken soracaktı. Gözlerini devirdi ve işaret parmağıyla Ela’nın burnuna hafifçe vurdu.
‘’Sende her şeye ağlıyorsun ufaklık. O güzel gözlere yazık.’’ Gözlerinin altındaki yaşları baş parmaklarıyla sildi. Yerinde doğruldu ve, ‘’hadi dinlenmen lazım, içeri geçelim. İster odana çıkarayım istersen koltukta uzan. Hangisini istersin?’’
‘’Odada sıkılırım, eğer sorun olmazsa salonda durabilir miyim?’’
Kerem, baş parmağını çenesine işaret parmağını da şakağına yerleştirdi. Numaradan düşünüyormuş gibi yapıp, ‘’hmm, durabilir misin acaba bir bakalım?’’ dedikten sonra hızla ona merakla bakan Ela’yı kucağına aldı ve salona yöneldi.
Ela bu hareket karşısında kıkırdarken, Ayşıl ise ikisine güzel bir film izliyormuşçasına bakıyordu. Kerem kendi çevresinde bulunan herkese karşı sevecendi biliyordu zaten ama Ela’yı yeni tanımasına rağmen bu kadar benimsemesi ve iletişimlerinin iyi olması onu çok şaşırtmıştı. Üstelik Ela her ne kadar çekingen olsada Kerem’e alışmış görünüyordu ve genç kadını asıl şaşırtan bu durumdu. Çünkü Ela, çok içine kapanıktı ve tanımadığı insanların yanında asla rahat olmazdı. Kendisine, Reyhan’a ve Mert’e alışması bile çok uzun sürmüştü. Hatta Mert’e daha alıştı bile diyemezdi.
Genç adam, Ela’yı koltuğa yatırır şekilde bıraktıktan sonra şakağını öptü. Ayak ucunda bulunan battaniyeyi de açarak üzerine örttü.
‘’Durabilirmişsin, gördün mü?’’ diyerek gözünü kırptı. Ela’da gözlerini kırpıştırarak gülümsedi ve ‘’teşekkür ederim’’ dedi.
Genç adam, Ayşıl’a konuşmadan eliyle koltukları işaret etti ve kendisi de Ela’nın karşısındaki koltuğa oturdu.
‘’Çok soğuk..’’ Yağız ellerini ovarak içeri girdi ve kendisini şöminenin önüne attı. Dakikalardır Pelin’in cırtlak sesiyle olanları abartarak ve çevirerek anlatmasına katlanıyordu. Beyni yerinden kaçacaktı az daha sürseydi konuşmaları.
Biraz ateşin etkisiyle ısındıktan sonra salonun diğer tarafına gitti. Ayşıl’ın diğer tarafındaki berjere otururken göz ucuyla üçüne de baktı ve ortamdaki gerginliği hissetti.
Sağ eliyle saçlarını karıştırdı. Şimdi söyleyeceği şeyden sonra Kerem çok öfkelenecekti ama söylemezse de olmazdı.
‘’Gökçe..’’ Kerem’e kaçamak bir bakış attığında tek kaşını kaldırmış onu dinliyor olduğunu gördü. ‘’Kerem gelsin diye hastanede bağırıyormuş. Serum takmaları gerekiyormuş, Kerem gelmeden hiçbir şey yapamazsınız diye kendine kimseyi yaklaştırmıyormuş. Pelin, eğer gelmezse yengemi arayacağını söyledi.’’
Kerem, Pelin’in annesini aramak ile tehdit ettiğini duyunca istemsiz kahkaha atmaya başladı.
‘’Annemi mi arayacakmış?’’
Yağız başını salladı. Kerem işaret parmağını kendi göğsüne dokundurarak kahkahalarının arasında, ‘’benim annemi?’’ diye tekrar sordu. Ve daha gür bir kahkaha attı.
Yağız, omuzlarını umursamazca silkip ‘’öyle söyledi..’’ dedi.
Ayşıl, şu an gözlerine ve kulaklarına inanamıyordu. Normalde Kerem’in hızla soluğu Gökçe’nin yanında alması gerekiyordu. Kaşları hafif çatılmış bir şekilde neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kerem için konu Gökçe olduğu zaman akan sular dururdu. Üstelik intihar etmeye çalışmıştı. ‘Aralarında ne olduysa demek ki bu sefer durum ciddi. Yoksa Kerem, çoktan seferberlik ilan ederdi.’ Diye içinden geçirdi genç kadın. Ardından da önüne dönüp Ela’nın yastığını düzelterek umursamaz bir görüntü çizdi.
Kerem sinirle telefonu çıkarttı ve annesini aradı.
‘’Anneciğim nasılsın?’’ diye önce sakince kadının hatrını sordu. ‘’Bende iyiyim. Anne ben sana bir şey söyleyeceğim..’’ Birkaç saniye sonra devam etti. ‘’Anne, Gökçe ile ayrıldık..’’ Kadının attığı çığlığı odadaki herkes duymuştu. Kerem gözlerini devirip annesinin şükretmesini dinledi ve sözüne devam etti. ‘’Evet anne kesin ve geri dönüşü yok bu ayrılığın merak etme. Tamam anne..’’ bıkkınca nefes aldı, ‘’nedenini boşver anne, sonra konuşuruz. Ben sana ne diyeceğim.. Hastanedeymiş şimdi, Yağız’ı Pelin aramış eğer ben aramaz veya gitmezsem seni arayacaklarmış haber-...’’
‘’Hasbama bak seeeeeen!!’’
Annesi öyle bir bağırmıştı ki, yüzünü buruşturarak telefonu kulağından uzaklaştırdı. Yağız gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmıştı. Yengesini az biraz tanıyorsa şimdi kalkmış, müziği açıp göbek atmaya başlamıştı bile.
Ayşıl zaten Canan teyzesinin Gökçe’yi sevmediğini bildiği için onun tepkisine hiç şaşırmamıştı. Onun şaşırdığı tek kişi Kerem’di. İçten içe ne olduğunu sormak istiyor ama kırılan gururu, ‘sana ne, sanki sen onların çok umrundasın!’ diye bağırıyordu.
Ela ise genç adamın konuşmasından Gökçe’nin sevgilisi olduğunu ve ayrıldıklarını anlamıştı. Kötü biri miydi acaba da, genç adam hastanede olmasını bile umursamamıştı? Ama kötü biri olsa neden sevgili olsundu ki? Seviyorlarsa birbirlerini barışırlar umarım diye masumca içinden geçirdi ve üzerine çöken ağırlıkla gözlerini kapattı.
Kerem, annesi ile konuşmasını bitirdikten sonra telefonu fırlatırcasına sehpanın üzerine bıraktı. Dirseklerini dizlerinin üzerine koydu ve avuçlarını gözlerine bastırarak ovaladı.
‘’Söyle ona, şimdi istediğini arasın, bir daha da bir gramlık aklı ile beni tehdit etmeye kalkmasın!’’ Dişlerinin arasında tıslarcasına konuştu ve sırtını koltuğun arkasına yasladı.
Annesine ayrılık nedenlerini yüz yüze geldiğinde anlatırdı. Şimdi telefonda söylese maazallah kadın sinirden soluğu hastanede alabilirdi. Hiç gerek yoktu. Zaten annesine söyleyeceğini söylemişti. Umrunda değildi, görülecek bir hesabı vardı elbet ama onda zekasını konuşturacaktı. ‘Ahh Ela, iyi ki Allah seni karşıma çıkardı. Yoksa öfkemle hareket eder, kendimde dahil her şeyi batırırdım.’ İçinden konuşarak uyuyakalan ufaklığa baktı. Yaşına göre gençliğe adım atmıştı ama yaşını göstermeyişi, zayıflığı ve boyunun kısalığı ile ufaklıktı.
‘’Kerem.’’
Ayşıl’ın seslenmesi ile gözlerini ona çevirdi ve başını hafif çevirerek, ‘’efendim..’’ dedi.
‘’Ela’yı götürmek istiyorum. Bundan sonrasını hallederim ben.’’
Sinirli bir şekilde güldü ve burun kemerini sıktı.
‘’İki dakika sakin kalmaya çalışıyorum bir şekilde onuda yaptırmamayı başarıyorsunuz. Ne diyeyim ben!’’
‘’Sinirlenmene gerek yok. Bak sakince konuşalım lütfen.’’
‘’Ayşıl..’’ Kerem ayağa kalktı, ‘’Ela bir yere gitmiyor! Aklına kazı bunu!’’ sertçe konuştu ve salondan çıktı.
‘’Seninle konuşmaya çalışanda kabahat!’’ diyerek ayaklanan Ayşıl, Kerem’in peşinden gitti.
Yağız, başını olumsuzca sallamış ve eline telefonunu alarak gelen bildirimlere göz atıyordu ki Pelin’in mesajı ekrana düştü.
Pelin Özal: Söyledin mi Kerem’e?
Ulan.. Birde direktif vermesi yok mu.. Sanki emir eriyim ben onun.. Söylenerek hızla parmaklarını klavyede gezdirdi.
Siz: İstediğini arayabilir dedi.
Pelin Özal: Ne? Şaka mı yapıyorsun?
Siz: Yoo, aynen böyle söyledi.
Pelin Özal: Yağız, benim arkadaşım canıyla uğraşıyor. Söyle o aptal kuzenine hemen buraya gelsin!
Ne.. Ne.. Ne..? Bu kadın kendini ne sanıyordu! Yağız dün akşamdan beri bıkmıştı, sabrının sonuna gelmişti artık.
Siz: Benimle saçma sapan konuşmayı kes!
-Kendin ara söyle Kerem’e ne söyleyeceksen.
-Hatta ona da ‘APTAL’ olduğunu belirt belirtebiliyorsan!
-Bu dakikadan itibaren bir daha beni bu konuyla ilgili rahatsız etme!
-Ayrıca Kerem yerine Orhan’ı ara sen, onun Orhan’a ihtiyacı vardır!
Sinirle telefonun ekranını kilitleyip, sehpanın üzerine bıraktı. Başını cama doğru çevirdiğinde, Kerem’in peşinden koşarcasına yürüyen Ayşıl’ı gördü. Boynunu kütleterek ayaklandı, bir sigara içse fena olmayacaktı. Adımlarını verandaya açılan kapıya doğru yöneltti ve dışarı çıktı.
İNSTAGRAM:@yazanbiryengec