İçeriğe geç

KARAMELA

Bölüm 6 · 38 dk okuma

KARAMELA

Bölüm 6

5. BÖLÜM

Ela, ağzı açık bir şekilde duyduklarını idrak etmeye çalışırken Kerem, ‘’kapat ağzını şaşkın’’ kızın çenesine hafifçe vurarak ağzını kapatmasını sağlamıştı. Ela kafasını sallayarak Kerem’in elinden kurtulmuş ve saçlarını düzeltirken sahte bir kızgınlıkla konuşmuştu.

‘’Dalga mı geçiyorsun benimle?’’

Kerem, ciddi misin dercesine kıza bakarken Hasan amcanın ona seslenmesiyle ayağa kalkmıştı. Salondan çıkan adamın arkasından bakarken gerçekten Tekirdağ’da olup olmadığını sorguluyordu. En son hatırladığı şey kar yağışını izlerken uykusunun çok geldiğiydi.

Dolabı tamir eden marangoz ve Hasan amcayı gönderen Kerem, salona geri geldiğinde camdan dışarıyı inceleyen Ela’ya bakıp, ‘’ver bakalım numarayı..’’ demişti. Ela, koltuğa bıraktığı defteri alıp numarayı Kerem’e verdi. Kerem tam arama tuşuna basmadan, ‘’adı ne öğretmeninin?’’ diye sordu.

‘’Reyhan..’’

Kerem kafasını sallayıp arama tuşuna bastı, ancak telefon kapalıydı. Hoparlöre aldı, ‘’… şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.’’ Kızın da duymasını sağladıktan sonra telefonu kapatıp yan tarafına koydu. Ela’nın, kapalı telefonu duyunca omuzları düşmüş, morali bozulmuştu.

‘’Ufaklık, bozma moralini nasılsa açar telefonunu. Belki çekmeyen bir yerdedir.’’ Diyerek kıza moral vermeye çalışmıştı. Ela ise konuşmamış sadece kafasını sallamıştı.

‘’Ben bir kahve yapayım.’’ Sağ gözünü kırpıp ayağa kalkan Kerem’e doğru dönen Ela çekingen bir şekilde, ‘’kitaplarına bakabilir miyim?’’ diye sordu.

Kerem kıza dönüp gülümsemiş, ‘’sormana gerek yok istediğine bakabilirsin..’’ demiş ve mutfağa gitmişti.

Ela adeta gözlerinden kalpler fışkırırcasına kitaplığa bakıyordu. Yüzünde çok güzel bir gülümseme meydana gelmişti. Gözüne Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı kitabı çarptı. Uzanıp aldıktan sonra hemen sayfalarını çevirmeye başladı. Yeniden iki kupa ile salona dönen Kerem, kızın yüzündeki güzel gülümsemeyle girişte adımlarını durdurmuş, ona bakakalmıştı. Aradan geçen bir iki dakikanın ardından Ela, yavaşça kitaptan başını kaldırırken, Kerem’de bozuntuya vermeden sanki yeni gelmiş gibi koltuğa doğru adımlamıştı. Kızın kupasını sehpanın üzerine bırakmış, kendi kupasını elinde tutarak koltuğa yaslanmıştı.

‘’Çalıkuşu.. Çok güzel bir kitaptır.’’

Ela, yüzünde hafif tebessümle, ‘’biliyorum daha önce hem okumuş hem de tiyatrosunu izlemiştim. En sevdiğim kitap.’’

Ela’nın kitaba bakan gözlerinin parlaması Kerem’in de yüzünde içten bir gülümsemeye neden olmuştu.

Koltuğun üzerine sağ eliyle oturması için bir iki defa vurdu. ‘’Gel, az önce içemediğin sıcak çikolatanı iç.’’

Ela, kafasını sallayarak kitabı raftaki yerine koydu ve koltuğa oturarak sehpadaki kupaya uzandı.

‘’Bırakmasaydın kitabı, okumak istiyorsan okuyabilirsin.’’

Ela, tam kupayı dudaklarına götürmüşken geri çekip, ‘’bitiremem ki, hem yarın gideceğim zaten..’’ demişti buruk bir gülümsemeyle.

Kerem anladım dercesine kafasını sallayarak kahvesini yudumladı. Hafif sağa dönüp kızı incelemeye devam etti.

Elindeki kupaya odaklanmış, alt dudağını kemirerek küçük yudumlarla sıcak çikolatasını içiyordu. Gözleri mi doldu onun?

Kerem kaşlarını çatmış bir şekilde konuştu.

‘’Sevmediysen içmek zorunda değilsin.’’

Ela başını kaldırıp ona baktı. Kafasını sağa sola sallayarak, ‘’severim, sadece biraz sıcak olduğu için..’’

Kerem’in tek kaşını kaldırmasıyla konuşmasını yarım kesti ve zoraki bir gülümsemeyle gözlerini kırpıp, ‘’içiyorum bak..’’ dedi ve sıcak çikolatayı içmeye başladı.

Aklına güzel düşünceler getirmeye çalıştı, eğer çikolata yüzünden aç kaldığı anları, yediği azarları, Sude’nin ona nispet yaparak yediği zamanları düşünmeye devam ederse ağlardı. Ağlamak istemiyordu artık. Her zaman çikolata yerken bunlar aklına geliyordu. Gelmesindi ama.. O çikolatayı rahat yemek istiyordu. Elindeki sıcak çikolatayı da rahat içmek istiyordu.

Ağlamamalıydı.. Hemen yanında ona bakan adama gülümsedi ve kupasındaki içeceği yudumlarken, yarını düşünmeye başladı. Yurtta kalacaktı. Acaba nasıl bir yerdi? Orada nasıl arkadaşları olurdu? Bunları düşünüp kafasını dağıttı ve içeceğini bitirdi. Dudaklarını yaladı, biten kupayı elinden bırakmadan ayağa kalkıp Kerem’in önündeki boş kupaya uzandı.

‘’Sen bırak ufaklık, ben götürürüm.’’ Kerem’de ayağa kalkmıştı.

‘’Ben götürürüm, hem sen hazırladın zahmet oldu. Teşekkür ederim.’’

Kerem kızın sözlerine karşı alayla konuştu. ‘’Bir zahmet oldu bana anlatamam. Sonuçta Fildişi Sahili’ne gidip kakao topladım. Sonra onu işlemlerden geçirdim. Bayağı bayağı zahmet oldu.’’ Ela istemeden genç adamın sözlerine kıkırdamıştı. Onun kıkırdamasıyla Kerem’de gülerek, ‘’ver şu kupayı.. Montunu giy gel, akşam için bir şeyler almaya gidelim.’’

Ela, ‘’tamam’’ diyerek elindeki kupayı Kerem’e uzattı ve üst kata çıkmaya başladı. Önce ihtiyaçlarını gidermek için lavaboya girdi. Sonra odaya geçip yattığı yatağın karşısındaki gri pufun üzerinde duran montunu üzerine giyip aşağı inmeye başladı. Kerem çoktan kapının önüne çıkmış, arabanın üzerindeki karları silecek ile temizliyordu.

Kızın geldiğini görünce ağzındaki sigarayı söndürüp attı. Ela arabanın yanına geldiğinde, ‘’bin abicim, şunu bırakıp geliyorum.’’ Diyerek elindeki sileceği gösterdi ve hızla verandaya gitti. Ela, emniyet kemerini takarken Kerem’de sürücü koltuğuna binmiş, kemerine uzanmıştı. Ela, yandan yandan çaktırmadan Kerem’e bakıp gözlerini kaçırıyordu. Kerem aracı çalıştırmış ve hareket etmeye başlamıştı. Yaklaşık beş dakika sonra dayanamamış, ‘’kıvranacağına söyle hadi ufaklık..’’ demişti.

Ela, şaşkınlıkla ağzı açık bir şekilde Kerem’e dönüp, ‘’iyi de nasıl anladın ki bir şey söyleyeceğimi?’’ diye sordu. Kerem yola bakarak tüm dişlerini gösterircesine sırıttı. Bir iki saniye kıza dönüp sağ gözünü kırparak konuştu.

‘’Ahh ufaklık ahh.. Senin gibi başımda kaç tane var biliyor musun?’’

Birkaç saniye anlamaya çalıştı, sonra aklına gelen şeyle, ‘’aaa kardeşlerin mi var?’’ diyerek heyecanla sordu. Kerem, gülümseyerek hayır anlamında başını salladı. ‘’Kardeşim yok, kuzenlerim var. Ama onlarla da ben ilgilenirim. Hatta ikizler var, seninle aynı yaştalar.’’

‘’Ne güzel.’’ Dedi Ela, gözleri sonra hüzünle kaplandı. Ne kadar şanslılardı kuzenleri..

‘’Söyle bakalım ne söyleyeceksen.’’

Kerem’in yeniden sorduğu soru ile boğazını temizledi ve çekingen bir sesle konuştu.

‘’Öğretmenimi tekrar arayabilir miyiz?’’

Anlayışla gülümseyen Kerem arabayı yavaşlattı ve müsait bir yerde durdu. Telefondan son aramalara girip numaraya tuşladı. Aracın içinde yankılanan sesle Ela heyecanla yerinde doğrulmuştu. Üçüncü çalışınca telefon açılmıştı.

‘’Alo?’’

Kerem, Ela’ya konuşması için gözlerini açıp kapattı.

‘’Öğretmenim ben Ela..’’

Reyhan Öğretmen, Ela’nın sesini duymasıyla heyecanlanmıştı.

‘’Ela.. Canım, iyi misin sen?’’

‘’Şey, öğretmenim ben evde kalmıyorum artık..’’ Boğazı düğümlenmiş, konuşmakta çok zorlanıyordu. Gözlerinden yaşlar akarak zorlukla konuşmaya devam etti. ‘’Bana bahsettiğiniz yurtta kalmam için yardım eder misiniz?’’

Kerem kaşları çatık bir şekilde konuşmayı dinlerken, Reyhan Öğretmen evde kalmadığını duyunca panikle konuşmuştu.

‘’Neredesin Ela sen? Söyle hemen Aslı’yı arayayım.’’

Ela artık dayanamamış, hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Kerem, sağ eliyle kızın sol yanağını hafifçe tutup akan göz yaşını sildi.

‘’Ela, ağlama canım benim, sakin ol. Söyle neredeysen Aslı öğretmenine bildireceğim. Ben seminer için İzmir’e gelmiştim.’’

Ela burnunu çekerek sakinleşmeye çalışıyordu ama olmuyordu. Kerem telefonun bluetooth bağlantısını kapattı ve ‘’Reyhan Hanım, bir dakika bekler misiniz?’’ kadının cevabını beklemeden Ela’ya döndü.

‘’Ben konuşsam olur mu?’’

Ela kafasını sallayarak cevap verdi. Kerem emniyet kemerini açıp kapısını açıca, ‘’dışarıda mı konuşacaksın?’’ diye titrek sesi ile Kerem’in kolunu tutup sordu. Kerem kıza dönüp yüzüne eğildi.

‘’Korkma, sadece seni sakinleşmen için yalnız bırakıyorum. Ben hemen geleceğim. Üstelik daha fazla ağlamanı istemiyorum. Geldiğimde ağlarken görmeyeyim seni, anlaştık mı?’’ sağ gözünü kırpıp, Ela’nın saçlarına öpücük kondurdu. Ela, yine kafasını sallamış konuşmamıştı.

Kerem dışarı çıkıp arabanın arkasına geçti ve derin nefes alıp Reyhan Öğretmen ile kendini tanıtarak konuşmaya başladı.

Aradan geçen birkaç dakikanın ardından Ela, ağlamasını durdurabilmişti. Elleriyle yüzüne dokundu ve sıcaklığının geçmesi için yelpaze gibi yüzünü yelledi. Burnunun akmasını önlemek için sürekli çekiyordu. Ceplerini yokladı ama peçete yoktu. Umarım kızmaz diye düşünerek torpido gözünü açtı ve kutu peçeteyi görmesi ile hemen içinden iki tane alıp geri kapattı.

Gözyaşlarını ve burnunu temizledikten sonra dikiz aynasına doğru kalkarak yüzünü kontrol ettikten sonra peçeteleri iyice büküp çöpe atmak üzere cebine koydu. Yerine yerleştiğinde tam merak edip arkasına bakacaktı ki, arabanın kapısı açılmıştı.

Kerem, sürücü koltuğuna yerleşmiş ve telefonu hoparlöre almıştı. ‘’Reyhan Hanım, geldim şimdi yanına konuşabilirsiniz.’’

Ela, anlamaz gözlerle Kerem’e bakmış, ardından öğretmeninin konuşması ile telefona odaklanmıştı.

‘’Ela’cım, ben şimdi Kerem Bey’le görüştüm. Onun yanında olman açıkçası içimi rahatlattı. Sana kalacak yer konusunda tabii ki yardımcı olacağız, hatta Kerem Bey kendisinin de ilgileneceğini söyledi. Şimdi yarın biliyorsun Cuma, yarın seni hemen bir yurda yerleştiremeyebiliriz.’’ Ela’nın dudakları büzülmüştü. Başını öne eğerek dinlemeye devam etti.

‘’Yarın zaten Serkan Hocanız raporlu olduğu için onun dersi boş olacak. Öğleden sonra da okuldaki tüm öğretmenler için toplantı var, o yüzden öğleden sonranız da boş. Bir tek beden eğitimine gireceksiniz. Kerem Bey’e de söyledim programı. Şimdi bir şey söyleyeceğim ama üzülme ve korkma tamam mı?’’

Ela, önce Kerem’e baktı. Kerem, ‘’sorun yok..’’ diye fısıldadıktan sonra ‘’di-dinliyorum’’ dedi titrek sesi ile.

‘’Ela’cım,’’ Reyhan Öğretmen’de nasıl devam edeceğini bilemiyordu. Kerem’in samimiyetine inanmıştı. İnşallah yanılmıyorumdur Allah’ım dedi ve konuşmaya başladı.

‘’Üç koca gün boşluk olacak ve hafta sonu maalesef sana bir yer ayarlamamız zor. Ben şimdi Aslı ile de konuşurum. Kerem Bey’de Tekirdağ’da olduğunuzu söyledi. Ders programına göre yarın sadece beden eğitimi için gelmene gerek yok. Zaten devamsızlık hakların duruyor. Kerem Bey de kalacak yer ayarlayana kadar onunla kalabileceğini söyledi. En azından pazartesi gününe kadar kalır mısın onunla?’’

Ela, yine ağlamaya başlamıştı. Zaten hiç tanımadığı halde evine almıştı, birkaç gün daha nasıl kalırdı. Yük olurdu ona. Ama hayır dese nerede kalacaktı ki.. Babaannesi ve halası hep baş belası derlerdi ona. İlk defa o an kendini baş belası hissetti. Hiç tanımadığı adama daha ne kadar yük olabilirdi ki.. ‘Keşke o sesi duyup çıkmasaydım kayalıktan’ diye içinden geçirdi.

‘’Ela..’’ Reyhan Öğretmen’in seslenmesine bile verecek cevabı yoktu. Telefonun ekranına bakıyordu sadece. Kerem, kızın korktuğunu düşünüp yavaşça ona doğru eğildi, bu sefer ona dokunmadan, ‘’üzülmene gerek yok Ela. Geçici bir durum, hem istediğin zaman öğretmeninle telefonda konuşabilirsin.’’

‘’Evet, canım benim. Saat kaç olursa olsun arayabilirsin, istediğin an Aslı yanına gelir. Söylemen yeter.’’

Ela, elleriyle gözyaşlarını silip kafasını salladı. Kerem rahatlamış bir şekilde doğrulurken tebessüm ederek konuştu. ‘’Öğretmenin cevabını göremedi, sesli söyle.’’

‘’Tamam, öğretmenim kalırım.’’

Reyhan Öğretmen’de Ela’nın cevabıyla rahat bir nefes almıştı. Pazartesi günü okulda görüşmek üzere vedalaşıp telefonu kapattılar.

Kerem, başını önüne eğmiş sessiz şekilde ağlamaya devam eden kıza, ‘’ufaklık?’’ diye seslendi. Ama Ela’dan hiçbir tepki alamadı.

‘’Ufaklık, bana güvendiğini, benden korkmadığını sanıyordum.’’ Sahte bir sitemle konuşmuştu.

Ela, başını sallayarak fısıldadı, ‘’korkmuyorum.’’

‘’Peki neden benimle birkaç gün kalma fikri seni çok üzdü?’’

Ela, burukça gülümseyip gözyaşlarını sildi. Burnunu çekip, ‘’babaannem ve halam bana hep baş belası olduğumu söylerlerdi. Az önce inandım onlara, gerçekten baş belasıyım..’’

Kerem kaşlarını çatmış, ‘’ne demek o?’’ diye sormuştu. Ela omuzlarını silkip, burnunu çekti ve hıçkırarak, ‘’bana yardım olsun diye yarına kadar evine aldın. Ama senin de başına bela oldum. Benimle ilgilenmek zorunda değilsin, birkaç gün daha sana yük olmak istemiyorum.’’ Kerem çatık kaşlarıyla oturduğu koltukta hızla kıza doğru döndü. Tam konuşacaktı ki Ela’nın konuşmaya başladı.

‘’Ben otelde de kalabilirim. Gerçekten bak….’’

‘’SUS ELA!’’

Kerem sinirle kızın sözünü kesmiş, sağ elinin işaret ve baş parmaklarıyla burnunun üzerini sıkıp derin nefes aldı. Ona tedirginlikle bakan kızın yüzüne sağ elini uzatıp, göz yaşlarını sildi. Biraz daha sakinleştikten sonra başını koltuğa yaslayarak konuşmaya başladı.

‘’Güzelim seninle anlaşalım artık. Öncelikle kalmanı ben teklif ettim öğretmenine.’’

‘’Ama…’’

Kerem sağ elini kaldırarak, ‘’dinle,’’ dedi ve devam etti.

‘’Öğretmenin, kendisinin burada olmadığını ama meslektaşına haber verip seni hemen aldırabileceğini söyledi. Ben de ona, Tekirdağ’da olduğumuzu, kar yağışının yoğun olduğunu ve sorun olmayacaksa senin benimle kalmanı teklif ettim. Tanımadığı için haliyle karşı çıktı. Kısaca kendimi tanıttım. Şirketimin, evimin ve buranın adresini verdim. Ben biraz tanınmış bir iş adamıyım. Öğretmeninde haliyle ismimi bildiği için güvendi. Ayrıca istediğiniz her an telefonda da görüşebileceksiniz. Sende eğer yük olmak dışında, ki yük olduğun falan yok, onu bir unut. Başka bir sorunun olursa veya gerçekten rahatsız olup gitmek istersen söylemen yeter. Tamam mı?’’

Huzursuz bir şekilde yerinde kıpırdanan Ela, kafasını sallamakla yetindi.

Kerem, aracı yeniden çalıştırıp harekete geçmişti ki aklına gelen şeyle kafasını sağa sola sallayıp, ‘’hem otel nereden çıktı?’’

Alt dudağını ısırarak Kerem’e kaçamak bakış atan Ela, ‘’ben teşekkür ederim beni misafir ettiğin için. Daha fazla rahatsız etmek istemem. Aklıma birden geldi. Kalabilirim ben, gerçekten..’’ Sonlara doğru sesi kısılarak konuşmuş, yandan genç adama kaçamak bakış atıyordu.

Kerem boynunu kıtlatmış, dilini damağına vurarak şaklatmıştı.

‘’Birincisi, otelde tek başına kalmak için küçüksün. İkincisi, rahatsızlık ve yük olmak yoktu anlaşmıştık. Bir daha ağzından böyle kelimeler çıkmasın! Üçüncüsü de, küçük hanım acaba otel fiyatlarından haberin var mı? Hani oldu da kalmak istedin nasıl kalacaktın?’’

‘’Biriktirdiğim param var benim.’’

Ela’nın titreyen sesine gülümseyen Kerem, gözünü boş yoldan iki saniye ayırıp kıza göz kırptı. ‘’O para sende kalmaya devam etsin ufaklık.’’

Yollarda kar olduğu ve hâlâ yağmaya devam ettiği için araç oldukça yavaş ilerliyordu. Normalde on dakika bile sürmeyecek yolu yarım saatte gelmişlerdi. Kerem arabayı marketin önüne park ettikten sonra ikisi de araçtan inmişti. Ela çekingen adımlarla Kerem’i takip ederken Kerem, bu durumu fark ederek adımlarını durdu ve kıza kolunu uzattı. Ela’nın omzuna kolunu attıktan sonra, girişe yöneldiler. Kerem market arabalarından bir tanesini aldıktan sonra içeri girdiler.

‘’İstediğin bir şey olursa çekinmeden alabilirsin.’’

Ela kafasını tamam anlamında salladıktan sonra süt ürünleri reyonuna yöneldiler. Tabii ki de ekstra bir şey almayacaktı ama şu an bunu söylemeyi hiç istemiyordu. Üç gün kalacakları için fazla aşırıya kaçmadan küçük paketli kahvaltılık ürünlerden alan Kerem,

‘’Ela, kahvaltılıklar tamam, meyve-sebze reyonundan domates ve salatalık alalım. Sonra içecek ve ekmekte aldık mı işimiz bitiyor gibi.. Yemeği artık Betül teyzeden rica ederiz. Maalesef yemek yapma yeteneğim yok, zehirlenmeni istemem.’’ Sonlara doğru muzip bir şekilde konuşunca Ela sözlerine kıkırdadı ve gülümseyerek genç adama doğru dönüp gözleri parlayarak konuşmaya başladı.

‘’Ben yapabilirim yemeği, zehirlemem de korkma.’’

Kerem şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırarak, ‘’gerçekten mi?’’ diye sordu.

Ela kafasını sallayarak, ‘’evet yapabilirim, zaten evde de ben yapardım.’’ dedi. Hem kendi dikkatini geçmişten çıkarmak hem de ona dikkatle bakan Kerem’in kafasını dağıtmak için, tek kaşını kaldırarak gülümsedi ve biraz abartılı konuştu. ‘’Valla bak, yiyenler, elimin lezzetli olduğunu ve güzel yemek yaptığımı söylerler. Ee bende şimdi hakkımı yiyemem, güzel yapıyorum.’’

Kerem kaşlarını yine kaldırarak gülümsemiş ve ‘’hadi canım..’’ demişti. Ela, omuzlarını silkerek, ‘’inanmak sana kalmış.’’ dedi.

Kerem, işaret parmağını yanağına, baş parmağına çenesinin altına koyup düşünüyormuş gibi baktı.

‘’Güzel teklif ama bence boşver ufaklık, yorulmana değmez.’’ Sağ gözünü kırpıp yürümeye başladı. Ela yanına gelip, ‘’yorulmam ki.. Hem bana o kadar yardım ettin, lütfen en azından yemek yapmama izin ver.’’ diye masumca konuşmuştu.

Hızla kafasını Ela’ya çeviren Kerem, sert bir tonda konuştu. ‘’Ben sana yardım ederken asla karşılık beklemedim Ela. Kendini borçlu hissetme! Senin tek düşünmen gereken şey bundan sonra derslerin olsun. Hazır üç gün de buradayken, kitap oku, gez, dolaş, kafanı dağıt. Ama sakın kendini borçlu hissedip mahcup şekilde durma! Seni öyle görmek istemiyorum.’’

Genç adamın ses tonuyla gözleri dolan Ela, başını yavaşça yukarı aşağı hareket ettirdi ve titreyen dudakları ile, ‘’özür dilerim’’ dedi.

Kerem, yine ayarı kaçırdığını kızın titreyen dudaklarını görünce anladı. Aslında ona kızmamıştı. Evde yemekleri ona yaptırdıklarına takılmıştı. Gözünü kapatıp derin bir nefes aldı ve Ela’nın sol kolundan tutup yavaşça kendisine çekti. Başının üzerine bir öpücük kondurdu ve sakin olmaya çalışarak eğilip, kızın gözlerine baktı.

‘’Bak güzelim, biraz sert konuştum özür dilerim. Ama, sende beni ne olur anla ve beni kızdırmaktan vazgeç.’’

Ela içinden ‘ben ne yapıyorum ki?’’ diye düşünürken Kerem, Ela’nın sağ yanağını okşayarak konuşmasına devam etti.

‘’Çekinmeni, utanmanı ve kendini sürekli mahcup hissetmeni istemiyorum. Rahat ol artık, sen böyle yaptıkça bende üzülüyorum.’’ Dedikten sonra kızın alnına öpücük kondurdu. Ela, üzgün ifadesi ile başını tamam anlamında sallayarak Kerem’e baktı.

Kızın üzülmesine dayanamayan Kerem, moralinin yerine gelmesi için hafifçe omzunu dürtüp, sağ gözünü kırparak, ‘ee ufaklık, ne yemek yapabiliyorsun bakalım? Bak aç kalırsam bozuşuruz..’’ dedi.

Ela’nın duyduğu sözlerle gözleri yeniden parlamıştı. Gülümseyerek genç adama baktı. Kerem, kızın gözlerindeki parıltıyı görünce rahat bir nefes aldı. ‘Ne kadar masum, bununla bile nasıl mutlu oldu..’ diye içinden geçen düşünceyle gülümsedi.

‘’Ne yemek istersin?’’

Kerem kaşlarını kaldırarak, ‘’ne istersem yaparsın yani?’’ dedi.

Ela gözlerini kısıp birkaç saniye düşündü ve kafasını sallayarak, ‘’evet, yapabilirim..’’ dedi.

‘’Benim için fark etmez ufaklık.’’ Sonra muzipçe gülüp, ‘’nedense makarna ve hazır çorba yiyecekmiş gibi hissediyorum.’’ dedi ve yürümeye başladı.

Peşinden gelen olmadığını fark edince geriye döndü ve kızın haline kahkaha attı.

Duyduklarına sinirlenen Ela, iki elini beline yerleştirmiş, gözleri kısık bir şekilde her an Kerem’e saldıracakmış gibi bakıyordu.

‘’Dalga geçme benimle!’’ diye yüksek sesle çıkıştıktan sonra Kerem’e doğru yürümeye başladı. Kerem anında arabayı bırakıp iki elini havaya kaldırarak,

‘’tamam, tamam.. Söylemedim bir şey..’’ diyerek kızın burnunu sıktı. Ela, şaşkınlıktan büyüyen gözleriyle Kerem’i izlerken, o, eline aldığı poşete domates koymaya başladı.

‘’En sevdiğin yemek ne?’’ Ela, ona göre sebze alacaktı. Çünkü adamın sevmediği bir yemek yapmak istemezdi.

Elindeki domates poşetini alışveriş arabasına yerleştiren Kerem, bu sefer biraz ukalaca bir gülümsemeyle kıza baktı. ‘’Hmm..’’ diye mırıldanıp dilini dudaklarında gezdirdi ve, ‘’en sevdiğim yemek karnıyarık küçük şef, ama yanında tane tane pirinç pilavı, cacık ve salata olmalı. Tatlı olarak da sütlaç tercihim. Tabii fırın sütlaç.’’

‘’Oha..’’

Ela şaşkınlığını gizleyemediği tepkisiyle genç adamın uzunca bir kahkaha atmasına sebep olmuştu.

‘’En sevdiğin yemek dedim, sen bana en sevdiğin menüyü saydın.. Bir çorbası eksik, onu da söyle tam olsun.. ’’ Ela söylenerek eline poşeti alıp patlıcanların bulunduğu yere gitti.

Kerem hâlâ gülmeye devam ederken, ‘’Ezogelin çorbası.. Ama o hazır olabilir. Bak vazgeçmen için geç değil ufaklık.‘’ demişti.

‘’Acaba yemeği yedikten sonra da dalga geçebilecek misin onu merak ediyorum.’’

Kerem duyduğu bu iddialı cümleyle şaşırmış ve gülmeyi bırakmıştı. İçinden kesinlikle yapmasına imkan yok diye geçiriyordu. Bilerek tek yemek söylememişti, vazgeçsin istemişti ama ufaklık o kadar inatçıydı ki pes etmiyordu.

Gerçi Kerem onu anlıyordu, borçlu hissettiği için kendince bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama öyle hissetmesini istemiyordu. Ama işte ne kadar söylese de kızın asla rahat olmayacağını anlamıştı. ‘Neyse yap bakalım, yapamazsan dilime düşersin nasılsa..’ diye içinden geçirdi ve alışverişe devam etti.

Tüm eksikleri aldıktan sonra dolan arabayla kasaya doğru gidip sıraya girdiler. Sıranın onlara gelmesi ile Kerem ürünleri kasaya koymaya, Ela’da kasiyerin okuttuğu ürünleri poşete yerleştirmeye başlamıştı.

‘’Bırak Ela, ben alırım.’’ Poşetlerin hepsini alan Ela, ‘’ağır değiller o kadar..’’ diye konuşmuştu ama Kerem’in bakışları durmasına sebep oldu.

Yanına gelen Kerem’e sağ elindeki poşetleri uzattı. Sol elini hafif kaldırarak, ‘’bunları ben taşırım..’’ dedi. İkiside marketten çıkıp araca doğru yürümeye başladı. Kerem aracın yanında Ela’nın elindeki poşetlere uzanıp, ‘’sen geç arabaya ben bagaja koyarım bunları..’’ dedi.

Ela arabaya oturduğunda Kerem’in telefonu çalmaya başladı. Başını arkaya çevirdi, Kerem bagajı kapatmış birisi ile konuşuyordu. Tam telefonu götürmek için eline almıştı ki, telefon kapandı. Birkaç saniye sonra da Kerem arabaya binmişti.

‘’Telefonun çalmıştı, getirecektim ama arama sonlanmıştı.’’

Kerem kafasını sallayıp aracı çalıştırdı. Sağ eliyle de telefonun kilit tuşuna basıp arayana baktı.

‘’Sorun değil, arasın bir daha şeref…’’ aklına Ela gelince, ‘’şerefli kuzenim..’’ diye tamamladı. Ela adamın bu haline gülmeye başlarken, araçta telefonun sesi yine yankılandı. Kerem, başı ile telefonu işaret edip ‘’bak nasıl arıyor’’ dedi ve açma tuşuna bastı.

‘’Bebeğim, neden açılmıyor bu telefon?’’

‘’Bebeğini seveyim senin.. Ne var lan?’’

‘’Kalbimi kırıyorsun ama..’’

‘’Olmayan şey kırılmaz merak etme!’’

‘’Böyle ölmem, füze yolla kuzen.’’

Ela ikisinin konuşmasına gülmemek için dudaklarını ısırıyor, Kerem dilini damağına şaklatarak sesler çıkarıyordu.

‘’Neyse, canım kuzenim, ben şimdi çıktım evden geliyorum. Bir şey istiyor musun diye soracaktım?’’

‘’İstiyorum, gelme!’’ Kerem, net konuşmuştu. Gerçekten şu an Yağız’ın gelmesini istemiyordu. Kafası Ela’nın durumuna yoğunlaşmışken gece kapattığı konuyu yeniden hatırlamak istemiyordu.

‘’Onu unut, geliyorum kardeşim!’’ Yağız az önceki şakacı ifadesini bırakmış, en az Kerem kadar ciddi bir tonda cevap vermişti. Kerem’i ve öfkesini bildiği için onu yalnız bırakmaya niyeti yoktu. Cevap gelmediği için konuşmaya devam etti.

‘’İstediğin bir şey varsa söyle, yemek yaptırayım mı?’’

Kerem’in yemek lafıyla dudakları yukarı kıvrılmıştı. Ela’ya bakarak, ‘’gerek yok, eğer yapabilirse birileri yemeğimiz olacak.’’

Yağız, ne demek istediğini anlamaya çalışırken, Ela gözlerini kısmış kızgın bir şekilde Kerem’e bakıyordu. Sağ gözünü kırpıp yola bakmaya devam eden Kerem, ‘’sen dikkatli gel yeter. Bayağı kar var.’’

Yağız’ın ‘’tamamdır, görüşürüz..’’ cevabıyla telefonu kapatmış, radyoyu açmıştı.

‘’Madem yapamayacağımı düşünüyorsun, sen kendine yemek söyleyebilirsin!’’ Ela’nın kızgın ve alıngan bir şekilde çıkan sesi ile kahkaha atan Kerem, sağ tarafa dönüp kıza baktı. Kollarını göğsünde bağlamış, kaşları çatık ve yüzü kızarmış bir şekilde önüne bakıyordu. Kızın sinirli hali ona aşırı sevimli geldiği için biraz daha kızdırmaya devam etti.

‘’İnanmak başarmanın yarısı demişler sonuçta..’’

Cümlesini kızın, ‘’yaaaaa’’ diye cırlamasıyla kesilmişti. Yüksek sesli bir kahkaha attı.

‘’Tamam, tamam demedim bir şey..’’ Kafasını sağa sola sallamıştı. Ama Ela içinden ‘sen yaptığım zaman görürsün, ben yemek yapabiliyor muymuşum, yapamıyormuşum’ diye kendi kendine konuşuyordu.

Evin önüne geldiklerinde Kerem evin anahtarını Ela’ya uzattı.

‘’Ben poşetleri getiririm, sen kapıyı aç.’’ Ela, ‘’tamam’’ diyerek anahtarı aldı ve eve doğru yürümeye başladı. İçeri girdikten kısa bir süre sonra da Kerem poşetlerle eve girdi. Poşetleri tezgahın üzerine bıraktığında Ela’da yanına gelmişti.

‘’Ufaklık, aldıklarımızı çıkarmaya başla istersen, ben odun getirip şömineyi yakayım. Sonra gelirim yardıma olur mu?’’

Ela, başını sallayıp, ‘’olur başlarım ben..’’ dedikten sonra poşettekileri çıkarıp masanın üzerine koydu. Yemek için kullanacağı sebzeleri yıkamaya başladı. Dolapları ve çekmeceleri açarak havlu veya bez aramaya başladı. En sonunda kurulama bezlerini bulup tezgahın üzerine serdi ve ıslak sebzeleri, sularının kuruması için beze güzelce sardı.

Bez ararken tencereleri de bulduğu için hemen iki tanesini aldı ve birisine sıvıyağ döküp ocağın altını açtı. Yağ ısınırken kuruyan patlıcanları şerit şeklinde soydu ve kesik atıp ısınan yağda kızartmaya başladı. Patlıcanlar kızarırken bir taraftan da iç harcını hazırladı. Fazla tencere olmadığı için bulduğu borcamı da çıkardı ve kızaran patlıcanları ona yerleştirdi. İç harcını ekleyip, üzerine salçalı sosunu, domates ve biber dilimlerini ekleyip fırında pişirmeye başladı.

Etrafı temizlemiş, pilavı da hazırlamış, demlenmeye bırakmış ve sütlaça başlamışken Kerem, ‘’off çok güzel kokuyor..’’ diyerek mutfağa girdi. Ocağın üzerine ve fırına şaşkınlıkla bakan Kerem birden masanın altına eğildi, sonra dolapları açmaya başladı. Ela da onun bir şey aradığını düşünerek, ‘’bir şey mi arıyorsun?’’ diye sordu.

‘’Betül teyzeyi falan mı gizli gizli yardıma çağırıp, sakladın diye bakıyorum.’’

Kıkırdayarak elindeki kaşığı bırakan Ela gözlerini iyice açıp, ‘’evet, görünmez oldu sen gelince..’’ diye cevapladı.

Etrafı inceleyen Kerem, pilavın ve yemeğin hazır olduğunu görünce şaşkınlığını gizlemeden, ‘’Ela, bu kadar hızlı nasıl yaptın sen bunları?’’ diye sordu. Altı üstü dışarıdan odun getirmiş, şömineyi yakmış ve ayaküstü Hasan amcasıyla kısa bir sohbet gerçekleştirmişti.

Ela gülümseyerek cevapladı. ‘’El alışkanlığından galiba, hatta hiçbir şeyin yerini bilmediğim için ararken vakit bile kaybettim.’’

Kerem hâlâ şaşkın yüz ifadesiyle kafasını sallayarak, ‘’şaşırttın ufaklık..’’ dedi. Ela sadece gülümseyerek aklına gelen şeyi sordu.

‘’Sen fırın sütlaç sevdiğini söylemiştin ama ben fırına uygun kap bulamadım. Hazır olmak üzere, var mı fırın kabı?’’

‘’Burada yoktur, ama sorun değil o şekilde de severim. Ben sana kase çıkarayım.’’

Kaseleri ocağa yakın sıraladıktan sonra Kerem fazlalıkları dolaba yerleştirmeye başlamıştı. Ela, hazırladığı sütlaçları soğuması için kenara almış ve etrafı temizleyip salataya başlamıştı. Kerem’de işini bitirmiş, adeta şef edasıyla malzemeleri hızla doğrayan Ela’ya bakakalmıştı.

‘’Ufaklık, yemek yapmayı nerede öğrendin?’’

Ela önündeki işe ara vermeden konuştu. ‘’Tatil günlerimde çalıştığım küçük bir lokanta var, orada öğrendim.’’

Kerem, doğru anlayıp anlamadığını idrak edemiyordu.

‘’Çalışıyor muydun?’’

Hazırladığı salata kasesi ile arkasını dönen Ela, kaseyi masaya bırakırken, ‘’evet..’’ dedi.

İstemsizce kaşları çatıldı. ‘’Ne zamandır?’’

Ela, dolan gözlerini kaçırıp, eline yoğurt kabını alarak hızla tezgaha döndü. ‘’On yaşımdan beri, her tatilde çalışıyorum.’’ Ne kadar sakin kalmaya çalışsada sesinin titremesine engel olamamıştı.

Kerem, onun ağlamaması için söylemek ve sormak istediklerinden vazgeçti.

‘’Hmm, ama bana çalıştığını söylememiştin. Demek o yüzden o kadar iddialıydın. Hileci seni..’’ Sahte bir kızgınlıkla konuşmuş, kızın kısa kıkırdamasıyla da ağlamasını önlemişti.

Ela omuzlarını silkerek, ‘’hile falan yok, sorsan söylerdim ki..’’ dedi.

Kerem, dalgın ve düşünceli bir ifade ile kızı izliyordu. Ne kadar gülsede gözlerindeki o acı ifade kaybolmuyordu.

Ela arkasını döndü ve elindeki cacığı göstererek, ‘’her şey hazır’’ dedi. Sonra aklına gelen şey ile ağzı şaşkınlıktan açıldı ve ‘’aaa.. ama çorbayı unuttum ben..’’ diye üzgün bir ifade ile mırıldandı.

Kerem gülümsedi. Kızın burnunu sıkarak kafasını hafif sağa sola salladı ve ‘’sorun yok ufaklık’’ dedi. Ela, sağ eliyle Kerem’in burnunu sıkan eline vurdu ama genç adam bu sefer de kızın saçlarını karıştırdı.

‘’Yaa’’ diye çığlık atan Ela, gözlerini kısarak Kerem’e baktı. Genç adam gülümsemeye devam edip, kıza göz kırptı ve sandalyeyi çekip oturdu.

‘’Hadi küçük şef, kurt gibi açım ben.’’

Ela gözlerini devirip, yemekleri tabaklara koydu. Yerine oturduğunda Kerem’in çatık kaşları ile ona baktığını gördü. Elindeki bıçakla kızın tabağını işaret ederek, ‘’o ne öyle? Kuş musun kızım sen?’’ diye sordu.

‘’Ben çok acıkmadım. Üstelik bu bile bence fazla oldu.’’

Kızın cevabıyla bıçağını tabağın kenarına bırakıp ayağa kalkan Kerem, sağ elini uzatıp tabağı vermesini işaret etti.

‘’Ver şunu hadi..’’

‘’Hayır, doymazsam alırım, çocuk muyum ben?’’

Kerem hızla tabağı çekip, ‘’çocuksun tabii, şuna bak. Allah aşkına bu ne? Kızım sen aynada kendinede mi bakmıyorsun? Bir deri bir kemiksin, yediğin yemeğe bak. Ela, söylenmeyeyim diyorum ama abicim gerçekten şu kısa tanışıklığımıza rağmen bazen sabrımı aşırı zorluyorsun..’’ bir taraftan söylenip bir taraftan kızın tabağını dolduruyordu.

Ela ise sessizce başını önüne eğmiş, Kerem’i dinliyordu. Önüne konulan tabağa baktığında gözleri mümkünmüş gibi büyümüş ve hızla gözlerini yerine oturan Kerem’e çevirdi.

Sağ elinin işaret parmağını kaldırarak kızın ağzını açmasına fırsat vermeden ‘’o yemek bitecek!’’ diye uyaran Kerem yemeğini yemeye başladı. Aldığı tatla gözlerini kısa süreliğine kapadı ve bu yaşta bu ufaklığın becerisine hayran oldu.

‘’Ufaklık bu mükemmel olmuş’’ diye yemeğine ara vermeden ve gözünü tabaktan ayırmadan konuştu.

Ela, yemeğinin beğenilmesiyle tedirgin halinden kurtulup, rahatladı. Çok korkmuştu ya beğenmezse diye. Ona yardım ettiği için çok mahcup hissediyordu kendini ve yemek yaparak en azından bir işe yaramak istemişti. Yemeği gerçekten iştahla yiyen adamı görünce kendisi de yemeye başladı.

Tabağının yarısına zorlukla gelen Ela, dudaklarını büküp Kerem’ e mahzun bir şekilde bakarak, ‘’gerçekten çok doydum, yiyemeyeceğim..’’ dedi.

‘’Ne yedin de doydun sen? Ben senin üzerine bir dolu tabak daha yedim. Bitecek o tabak.’’

Elindeki çatalı tabağın kenarına bırakan Ela, kollarını göğsünde bağladı ve ona tek kaşını kaldırmış bir şekilde bakan Kerem’e karşı kafasını sağa sola salladı.

Kerem, kızın gerçekten yiyemeyeceğini anlayınca hızla eğilip tabağı önüne çekti. ‘’Üçüncü tabağı almamak için zor duruyordum. Hem ne demişler ufaklık, yemeyenin yemeğini yerler.’’

Ela, kıkırdayarak ‘’malı değil miydi o?’’ diye sordu.

‘’Ben şu ana güncelledim.’’ Diye ağzı dolu olduğu için boğuk bir sesle cevap veren Kerem halinden çok memnun bir şekilde kafasını salladı.

‘’Yalnız ufaklık, aramızda kalsın ama şu ana kadar yediğim en iyi karnıyarık desem yalan olmaz. Ki ben.. Bak aramızda kalacak! Annem sakın duymasın!’’ Sağ gözünü kırpıp eliyle kendini gösterdi ve devam etti. ‘’Ben, annemin yaptığından başkasını yiyemem normalde.. Yaşına göre cidden çok ama çok iyisin. Ellerine sağlık, ahh şunun için dile benden ne dilersen..’’

Ela, çok içten bir kahkaha attı. ‘’Afiyet olsun. Sağ ol ama bir şey istemiyorum ben, üstelik bana yardım ettin..’’

Kerem’in tıslarcasına verdiği nefes ile Ela hemen ağzına fermuar çeker gibi işaret yapıp, sevimli bir şekilde gülümsedi. Kerem’de konuşmadan sağ işaret parmağını salladı.

Çalan zil sesiyle Kerem, ‘’Ela, sen bak abicim. Gelen gereksize söyle, ‘evin yeni sahibi benim. Burada Kerem diye biri yok’ de gönder.’’ Ela gülmek ve gülmemek arasında kalmış bir şekilde dudaklarını birbirine bastırdı.

Kapıyı açtığında, karşısında yine Kerem gibi, 1.90 boylarında, esmer, onu gördüğünde tüm dişlerini gösterircesine sırıtmaya başlayan genç adamla karşılaştı.

‘’Ooo karamel saçlı minik bir kız..’’ Ela, ne dediğine anlam veremediği adamı gözleri kısık bir şekilde incelemeye başladı.

‘’Merhaba karamel kız, ben Yağız..’’ diyerek adımladı ve sesini kısarak devam etti. ‘’İçerideki huysuzun yakışıklı kuzeniyim.’’

‘’Ben de Ela.’’ Utangaç bir şekilde Yağız’ın ona uzattığı elini sıktı.

‘’Memnun oldum karamel..’’ Önünden yürüyen adama gözlerini devirip üzerine basa basa, ‘’Ela, benim adım Ela..’’ dedi ama Yağız sadece gülümsedi, kıza doğru dönüp sağ gözünü kırptı ve ‘’tekrar memnun oldum karamel Ela..’’ dedi.

Salona girdiklerinde, ‘’nerede benim iki gözümün çiçeği?’’ diye Ela’ya sorduğunda mutfaktan Kerem’in sesi duyuldu. ‘’Ela, abicim ne demiştim ben sana? Eve almayacaktın, hani gönderecektin.’’

‘’Aaa, hayatım kalbimi kırıyorsun ama..’’ sağ elini kalbinin üzerine koyup mutfağa giren Yağız, Ela’ya göz kırparak, ‘’yeryüzündeki en sevdiği insan gelmiş karşılamayı gördün mü Karamel Kız?’’ dedi.

Ela ise mutfağa gidip gitmemek arasında düşünmeye başlamıştı. En sonunda onları yalnız bırakmanın iyi olacağını düşünüp koltuklara doğru yönelmişti ki, ‘’Karamel Kız, bu sütlacı gerçekten sen mi yaptın?’’ sorusunu duymasıyla istemesede mutfağa gitmek zorunda kalmıştı.

‘’Doğru düzgün ye lan şunu..’’

‘’Harika olmuş..’’ Yağız tüm kaseyi ağzına doldurmuş, kafasını sallayarak

‘’mmm’’ diye sesler çıkarıyor, Kerem de her an üzerine atlayacakmış gibi sinirli bir şekilde onu izliyordu.

‘’Niye öyle bakıyorsun, açım taaa nerelerden geldim ben.’’ Diyerek omuzlarını silken Yağız, yemekleri görünce adeta gözleri ışıldayarak Kerem’e döndü. ‘’Bebeğim aşk olsun sana, insan yemek olduğunu söylemez mi?’’ Hemen kendine tabak alıp yemek koymaya başladı.

‘’Ela, abicim bir gelsene yanıma.’’

Ela, Kerem’in yanına gitti. Kerem yanındaki sandalyeye oturmasını sağladı ve sandalyeyi iyice yanına çekti. Ela biraz tedirgin olmuştu. Bunu fark eden Kerem, ‘’Korkma, sakin ol bir dakika’’ deyip, kafasını kollarının arasına aldı ve elleriyle kulaklarını kapattı. Ela’da, tabağını devasa bir şekilde dolduran Yağız’da, Kerem’in ne yaptığını anlamaya çalışıyorlardı.

‘’Ulan piçlik yapıp durma! Ya doğru düzgün dur, ya da siktir git!’’

Yağız kahkahalarla gülmeye başladı. ‘’Yavrum, o kız yine duydu bu sözleri boşuna boğma, yazıktır günahtır. Nefes alamıyor sal gitsin yavrucağı..’’

‘’Yavruna da sana da… Yağız siktir git lan!’’ diye adeta kükredi Kerem.

‘’Tamam, sustum.’’ Yağız önündeki yemeği yemeye başlarken, Kerem kollarını gevşetmişti. Ela yerinde doğrulurken saçlarını düzeltti.

‘’Ben gideyim mi içeriye?’’ diye usulca Kerem’e sordu.

‘’Sen otur abicim, rahat ol. Ama bundan sonra benim sözümü dinle.’’ Ela’ya göz kırpıp devam etti. ‘’Ben sana söyledim bak alma bu gereksizi diye..’’ Yağız’ı eliyle gösterirken Ela kıkırdadı. Tam Yağız cevap verecekti ki, Kerem’in ‘’tek kelimende yemin ederim, atarım seni evden..’’ tıslamasıyla vazgeçti.

‘’Tatlının üzerine o yemeği nasıl yiyor?’’ Ela, yüzünü buruşturarak Yağız’ı izliyor ve yeni idrak ettiği bu durum karşısında, şaşkınlığını gizlemeden konuşmuştu.

‘’Benim için tatlının öncesi sonrası yoktur Karamel Kız. Yemekten sonra senin hatırın için bir daha yerim.’’ Yağız sağ gözünü kırpıp, yemeğine devam etti.

‘’Hımm.. Çöp gibidir onun midesi, alışıktır her şeye.’’ Diye mırıldanan Kerem’i duyan Ela gülmemek için alt dudağını ısırdı.

‘’Duydum canım kuzencim ama şu an yemeğimle arama girmene müsaade edemem. Ayrıca yengem duymasın ama bu efsane lezzetli olmuş ya.. Betül abla görmeyeli aşmış kendini.’’

Dudakları yukarı kıvrılan Kerem, Ela’ya yandan bakarak göz kırptı. ‘’Betül abla yapmadı.’’

Tam kaşığı ağzına yaklaştırdı, ‘’ee kim yaptı?’’ dedikten sonra yemeğe devam etti. Kerem kafasıyla Ela’yı gösterince, boğazına takılan lokma sebebiyle öksüren Yağız şaşkınlıkla ‘’yok artık!’’ dedi.

‘’Karamel Kız, sen kaç yaşındasın?’’

‘’On beş..’’

‘’On beş yaşında böyle lezzetli yemek yapıyorsan sen ilerisini düşünemiyorum.’’ Biten tabağına elindeki çatalı bıraktı ve üzgün bir ifade ile konuştu. ‘’Tüh be ne vardı az daha büyük olsan, kesinlikle evlenirdim seninle..’’

Ela kıkırdarken, Kerem yok artık dercesine yüksek sesli öksürüyordu.

‘’Ne var oğlum, reşit olsa kesin evlenirdim. Bu yemekler için evlenilir.’’

‘’Ulan..’’

Kerem tekrar Ela’nın kulaklarını elleriyle kapatmış, ‘’sikik sikik konuşma lan kızın yanında.. Ben sana ne söyledim!’’ diye dişlerinin arasından tıslamıştı. Ellerini çektikten sonra Ela’nın saçlarını kulaklarının arkasına yerleştirdi. Yağız’a sinsice gülümsedi.

‘’Az daha dayan, şurada yaza ne kaldı. Hazır kısmetin de var zaten.’’

‘’Tüm iştahım kapandı, çok sağ ol..’’ Yağız bir kaşık aldığı sütlaç kasesini ileri doğru iteledi ve yüzünü buruşturdu.

‘’Dünyayı yedin, bir zahmet kapansın.’’ Kerem elindeki kase ile Ela’ya döndü. Kaseyi hafif sallayarak, ‘’harika olmuş ufaklık ellerine sağlık..’’ dedi.

‘’Ellerine sağlık Karamel Kız, gerçekten bu yaşta bu kadar lezzetli yemek yapman çok şaşırtıcı.’’

Ela, ikisine de hafif tebessümle bakıp, ‘’afiyet olsun..’’ dedi. Masadaki tabakları toplayacakken uzattığı sağ eline vurulmasıyla, kaşlarını çattı.

‘’Karamel Kız, çek patilerini..’’

Gözlerini kısarak bakmaya devam ettiği Yağız oralı bile olmadan masayı toplamaya devam ediyordu.

‘’Kedi miyim ben?’’

Tüm dişlerini gösterircesine sırıtıp, karşısında kısık gözlerle her an saldıracakmış gibi duran miniğe, ‘’şu an kesinlikle bir vahşi bir kediye benziyorsun. Ama lütfen beni cırmalama.’’ dedi ve göz kırparak koşar adım mutfaktan çıktı.

Ela kaşlarını çatıp, kollarını göğsünde bağlayarak sandalyeye oturdu. Kerem kahveleri hazırlarken ikisini gülerek izliyordu.

‘’Ufaklık sana bu sefer bitki çayı yaptım.’’ Diyerek kupayı Ela’ya uzattı. İkisi de salona geçip koltuklara oturdular.

‘’Ben kitap okuyabilir miyim?’’ Ela, sorup sormamak arasında kalmıştı. Canı çok sıkılıyordu ve yapacak hiçbir şeyi yoktu. Aslında ders çalışması gerekiyordu ama şu an onu da canı istememiş, kitap okuyarak kafasını dağıtmak istemişti. Üstelik Kerem ve Yağız’ın da yanlarında oturarak rahatsız etmek istemiyordu.

Kerem elindeki kupayı sehpaya bırakırken, başını hafif eğerek, ‘’sormana gerek bile yok. İstediğini alabilirsin..’’ dedi. Ela, Çalıkuşu’nu alıp okumaya başlarken, telefonla konuşmak için dışarı çıkan Yağız’da yanlarına gelmişti.

Kerem ve Yağız, salonun diğer tarafında olan şöminenin karşısındaki tekli koltuklara geçerken, Ela kitaba kendini kaptırmış, onları unutmuştu bile.

‘’Nasılsın?’’

Kerem burukça gülümsedi. ‘’Ne iyiyim ne de kötüyüm.’’

‘’Abi yapma, bari bana gerçekçi ol.’’ Yağız, sert bir şekilde sessizce çıkışmıştı. Çünkü Kerem’i çok iyi tanıyordu. Yine içine attığını düşündüğü için sinirlenmişti.

Kerem hafif arkasını dönüp başıyla Ela’yı işaret etti.

‘’Sadece tek bildiğim.. Eğer karşıma o çıkmasaydı, bu sabah belki ben yoktum.’’

Yağız kaşlarını çatmış, Kerem’in söylediklerini anlamaya çalışıyordu.

‘’Nasıl yani? Ne demek ben yoktum?’’

‘’Gece sakinleşmek için alkol aldım. Sonra karşımda fotoğrafını fark edince birden öfke krizim patladı. Ne oldu, nasıl oldu hiç hatırlamıyorum. Tek bildiğim ufaklığın sesiyle kendime gelmem ve elimdeki cam parçasını görmem..’’

‘’Sen..’’ diye tısladı Yağız, ‘’Sen ne dediğinin farkında mısın?’’

‘’O sesini kıs!’’

İkisi de aynı anda Ela’ya doğru döndüler. Kızın kitaba daldığını görünce Kerem, ‘’dışarı çıkalım..’’ diyerek ayağa kalktı. Yağız’da kafasıyla onaylayınca bu sefer Ela’ya, ‘’ufaklık biz dışarıdayız, sigara içeceğiz..’’ dedi.

Ela, ‘’tamam..’’ dedikten sonra tekrar kitabını okumaya devam etti.

Kerem ve Yağız üzerlerine montlarını alıp dışarı çıkmışlardı. İkiside konuşmaya henüz başlamamış öylece hava alıyorlardı. Sessizliğe daha fazla dayanamayan ve duyduklarına bir türlü inanmak istemeyen Yağız, ‘’sen nasıl kendine zarar vermeye kalkarsın? Hadi bizi geçtim, sen annenide mi düşünmedin hiç?’’ diye isyan edercesine bağırdı ve hızla Kerem’in çenesine yumruğu vurdu.

‘’Yağız sakin ol!’’ Kerem beklemediği yumruk ile çenesini sıvazladı.

Yağız sinirle gülümsedi. ‘’Sakin olayım… Nasıl sakin olayım lan! Sen canına kast edecekken ben nasıl sakin olayım!’’

İkisi de birbirine sinirli bakıyordu. Kerem sakin kalmaya çalışıyordu ama Yağız’ın bu hali sabrını zorluyordu. Elleriyle yüzünü kapatıp kaşlarının üzerini ovdu.

‘’Öfke krizine girmiştim, alkollüydüm. Bilerek yapmadım! Zaten pişman oldum, değmeyecek birileri için düştüğüm o hale it gibi pişman oldum.’’

‘’Hah.. Öfke krizinin ve alkolün arkasına saklanma! Sakın!’’ Yağız, sağ elinin işaret parmağını Kerem’e tehdit edercesine hareket ettirmişti.

‘’Arkasına falan saklandığım yok! Kendimde değildim! O kızın bile burada olduğunu unutmuştum. Eğer o an seslenmese... Ahhh…’’ Kerem’in sesi sonlara doğru acıyla kısıldı.

‘’Derin mi?’’ diyerek Kerem’in sargıdaki elini işaret etti.

‘’Çok değil. Zaten elim yine önemli değil. Fark etmeden kalbimin üzerine de kesik atmışım. Onu yatmadan önce duşta gördüm. İyi ki derin kesmemiş ve fazla kan kaybetmemişim.’’

Yağız kafasını inanamıyor gibi sallayıp, sol eliyle saçlarını karıştırdı.

‘’Yedi yıl.. Yedi yılım çöp oldu lan!’’ Kerem birden kahkaha atmaya başladı. Yağız’da kahkahayı duymasıyla şokla geriye dönüp kuzenine baktı. Bir an delirdiğini düşünmeye başladı. Yağız’ın yüz ifadesini görmesiyle kahkahası iyice artan Kerem zoraki de olsa yavaş nefes alarak sakinleşmeye başladı.

‘’Sinirim bozuldu..’’ Eliyle burun kemerini sıkıp gözlerini birkaç saniye kapatıp açtı.

‘’Yıllarının çöp olmasına kahkaha atarak gülmen de, ne bileyim yani..’’ En sonunda Yağız’ın da sinirleri bozulmuş Kerem gibi kahkahalarla olmasa da, o da gülmeye başlamıştı. Birkaç saniyenin ardından başını sağ tarafa çevirip ciddi bir şekilde konuştu.

‘’Abi, gerçekten iyi misin sen?’’

Kerem, sağ ayağının ucunu yere sürterken bu sefer yüzüne yerleştirdiği acı gülümseme ile başını yukarı aşağı sallamıştı. Alt dudağını ısırdı ve acıyla inleyerek başını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakarak derin nefes aldı.

‘’Yılbaşını birlikte kutlayamadığımız için çok üzülen sevgilimi, dostum sandığım adamla yakaladım. Bir düşüneyim.. İyiyim ya gerçekten çok iyiyim. Sadece aptal yerine konmayı hazmedemiyorum!’’

Yağız bir şeyler söylemek istiyor ama doğru cümleyi bir türlü kuramıyordu. Allah biliyor ya Gökçe’den hiç haz etmezdi. Yıllardır onların yaşadığı ilişkinin en yakın tanıklarından biriydi. Ama Orhan’a ne demeliydi! Kardeşim dediği adamın sevgilisiyle yasak ilişki yaşayıp utanmadan her gün yüzüne bakmıştı.

Şimdi ne söyleyip de teselli edecekti canı kanı olan Kerem’i? Hoş tesellinin bir önemi yoktu ki..

Derin nefes alıp, beş dakika içerisinde üçüncü sigarasını yakan adama baktı. O ise önüne dalgınca bakıyordu. Yağız tahmin ediyordu kafasında az çok ne düşündüğünü.

‘’Lan aldatmasaydı, gelseydi karşıma ben bitirmek istiyorum deseydi. İnan karşı çıkmazdım. Hatta o dostum sandığım şerefsize aşık olduğunu bile söylese eyvallah bitirirdim. Ama resmen aptal yerine koydular. Bunu kaldıramıyorum.’’ Elindeki izmariti yere atıp üzerine sanki tüm sinirini çıkarırcasına bastırarak söndürdü ve nefesleri hızlanarak konuşmaya devam etti.

‘’Zaten az çok biliyorsun eskisi gibi değildik son bir, iki yıldır. Ama bir şekilde devam ediyorduk. Bunu kendisiyle her konuştuğumda da bana ayrılmayalım, seni çok seviyorum, eskisi gibi oluruz diyen kendisiydi.’’ Kafasını sağa sola salladı ve sırtını oradaki ağaç direğe yasladı.

‘’Aynen farkındaydım ama ne bileyim, ihaneti konduramadım. Oğlum gözümle görmesem inanmazdım lan. Şaka gibi..’’

Kerem’in ağzından sinirli bir gülüş firar etti. ‘’Hem ne şaka.. Sözde insanları gözünden tanıyan ben bile yanıldığımı gördüm.’’

‘’Peki ne yapmayı düşünüyorsun? Malum herkes sizden bir evlilik bekliyordu. Gökçelerin şirketinin en büyük yatırımcısısın da sonuçta.’’

Yağız’ın sözleriyle Kerem’in yüzünde sinsi bir gülüş belirdi. Yağız o an anladı Kerem’in neler yapacağını. Sağ eliyle Kerem’in omzuna dostça yumruk attı.

‘’Her zaman yanındayım kardeşim.’’

‘’Biliyorum kardeşim.’’

İkisi de gülümseyerek birbirine sımsıkı sarıldılar. Kuzendiler ama bağları kardeşten farksızdı. İkisi de birbirini o kadar iyi tanıyorlardı ki, konuşmalarına gerek bile kalmıyordu. Bir bakış, bir gülüş, en ufak bir işaret ile ne demek istediklerini birbirlerine anlatıyorlardı.

Ortamdaki kasveti dağıtmak için Yağız muzipliğini yine konuşturarak konuştu.

‘’Şimdi detaylıca anlat bakalım şu minik karamel kızı. Beni bile istemedin be onun için, beni beni en sevdiğin kuzenini, Yağız’ını..’’ Elini kalbinin üzerine vurup konuşması Kerem’i güldürmüştü. ‘’Şerefsizsin biliyorsun değil mi?’’

Yağız ona ayıplarcasına bir bakış atıp, elini şaşkınlıkla ağzına kapamış, ‘’aaa, aslında pabucumu dama attırdığı için gidip saçını başını yolmam lazım. Ama yanında küfür edemediğin için sürekli yanımda gezdiresim de var. Ve ikincisi daha ağır basıyor..’’ demiş, bu sözler ikisinin de gülmesine sebep olmuştu.

Kerem, Yağız’la telefonla konuştuktan sonra ona kısaca Ela’yı mesajla anlatmış, ondan şimdilik kimseye bahsetmemesini, yanında da kimseyi getirmemesini rica etmişti. Yağız’da bunu dikkate almış ve nereye gittiğini soranlara, ‘ertesi günü önemli bir görüşmesinin olduğunu, mezuniyeti için Kıbrıs’ta ona katılması gerektiğini’ söyleyerek gizlice gelmişti.

‘’Dün gece kulüpten çıktıktan sonra bir yerden alkol aldım, eve gittim. Tabii evdekileri unuttuğum için ışıkları görünce ve o an kimseyle konuşmak istemediğim için dağ evine gelmeye karar verdim. Tam siteden çıktım biraz hava alayım diye aracı tepeye çektim. Şişenin birini açıp içtim ve sinirle şişeyi yere attım, o an ufaklık korkudan ufak bir ses çıkardı. Tabii o saatte etrafın sessiz olmasıyla hemen sesini duydum. Buz gibi soğuk, gecenin bilmem kaçı, küçücük bir kız tek başına orada..’’ Derin bir nefes aldı, elleriyle yüzünü sıvazlayıp devam etti.

‘’Babaannesi ve halasının yanında kalıyormuş. Evden kovmuşlar. Konuşayım mı onlarla diye sordum. Öyle bir korkuyla hayır, lütfen konuşma diye yalvarmaya başladı ki..’’

Yağız anlamaya çalışırcasına tek kaşını kaldırmış dikkatle Kerem’in ağzından çıkan sözcükleri dinliyordu.

‘’Dövüyorlarmış kızı..’’

‘’Siktir…’’

Yağız’ın fısıltısı Kerem’in duymamasını engellememişti. Kafasını yukarı aşağı salladı. Yağız’dan sır çıkmaz biliyordu ama taciz olayını yine de söylemeyecekti. En azından kızın yaşadıklarını detaylıca öğrenene kadar..

‘’Öğretmeni ile konuştum. Durumunu biliyormuş, yurt falan ayarlayacaklarmış. O da işi gereği şehir dışındaymış, durumu bilen başka bir meslektaşına haber verip kızı aldırabileceğini söyledi. Bende o sırada Ela’nın ağlamasını bahane edip sakinleşmesini söyleyerek dışarı çıktım, öğretmeni ile yalnız konuştum. Kadın başta güvenmek istemedi ve ısrarla Ela’yı aldıracağını söyledi. Kendimi tanıtınca sakinleşti. Bana güvenmek istediğini söyledi. Pazartesi günü döndüğünde gidip görüşeceğim, detaylı bilgiyi o zaman öğreneceğim. Ama kadın yalvardı Yağız..’’ Kızarmış gözleriyle Yağız’ın gözlerine baktı. Yağız ise hiç konuşmadan Kerem’in söyleyeceklerini tamamlamasını bekliyordu.

‘’Lütfen Kerem Bey, ne olursa olsun onu sakın akrabalarına vermeyin. O, çok sessiz ve ürkektir. Sanmıyorum, ama eğer size sorun çıkaracak olursa aramanız yeterli. Ben onu meslektaşım gelemese bile bir şekilde aldırırım yanınızdan. Ama ne olur, size yalvarıyorum onu bizim dışımızda kimseye vermeyin. Ben eğer ayarlayabilirsem erken dönmeye çalışacağım. Lütfen Kerem Bey, bu durum onun hayatta kalmak için son şansı olabilir... Dedi..’’

Kerem’in son sözleri Yağız’ın şaşkınlıkla gözlerinin büyümesine sebep olmuştu.

‘’Na-nasıl? Ne demek.. Yani.. son şansı olabilir hayatta kalmak için?’’

Kurduğu en saçma cümle olabilirdi genç adamın. Ama hiçbir şey anlamamıştı. Açıkçası o an kendisi bile farkında değildi konuştuğunun, içinden düşündüğünü sanıyordu. Bir şeyleri oturtmaya çalışıyordu.

Kerem ona kızın şiddet gördüğünü söylemişti, fakat hayatta kalmak için son şansı demek çok başka bir olaydı. Bu, şiddetin boyutunun ileri seviyede olduğunu işaret ediyor olabilirdi.

Kapıyı açar açmaz titreyen göz bebeklerini görmüş ve Kerem’in ‘senden çekinebilir, fazla ve ciddi sorular sorup korkutma. Geldiğinde anlatırım ben sana..’ uyarısını dikkate alarak tamamen kendince eğlenceli bir giriş yapmıştı.

Zaten o an anlamıştı Kerem’in neden öyle söylediğini. Yemek yerken bile çaktırmadan kızı incelemiş, her ne kadar rahat görünmeye çalışsada korktuğunu anlamıştı.

‘’Yağız..’’ Kerem, iki dakikadır dalgınlıkla önüne boş boş bakan kuzenine sesleniyordu. Elini gözünün önünde salladı ama Yağız onu hâlâ görmüyor ve duymuyordu. Bu sefer omzuna dokunarak tekrar seslendi.

‘’Yağız, duyuyor musun oğlum beni?’’

Kerem’in temasıyla yerinde sıçrayan Yağız anın şaşkınlığıyla etrafına bakınıp gözlerini ovarak konuştu.

‘’Efendim.’’

‘’Kaç dakikadır sesleniyorum, daldın gittin.’’

‘’Söylediklerini düşünüyordum. Eğer öğretmenin söyledikleri doğruysa, bu şiddetin çok ileri seviyede olduğunu gösterir. Değil mi? Yanlış mı düşünüyorum?’’

Kerem başını yukarı aşağı yavaşça sallayarak sıkıntılı bir nefes verdi.

‘’Bende öyle düşünüyorum. Ve pazartesi günü tüm detayları öğrenmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.’’

İkisi de tahta kenarlıklara dayanmış bir şekilde, yönlerini salonun camına çevirmiş, perdenin kapatmadığı açıklıktan koltukta uyuyakalan kıza bakıyorlardı.

‘’Çok küçük ve masum..’’ İkisinin de dilinden aynı anda aynı sözcükler dökülmüş ve hafifçe tebessüm etmişlerdi.

Kerem, başını biraz kaldırarak tahtaya yaslamış ve gözlerini kapatarak dün geceden beri içinde sorguladıklarını dışa vurmaya başlamıştı.

‘’Hayır anlamıyorum da.. Yemin ederim anlamıyorum. İşin içinden bir türlü çıkamıyorum. İlk karşılaşmamızdan beri düşünüyorum, küçücük bir kız.. Canı yok lan! Üflesem düşecek.. Gözlerindeki acı gözlerimin önünden gitmiyor. Devamlı soruyorum bunu hak edecek ne yapmış olabilir diye? Küçücük ya… Hiç mi vicdanları sızlamıyor? Bu nasıl insanlık!’’ Kerem’in sesi git gide hem yükselmiş hem de sinirlendiği için sertleşmişti.

‘’Şerefsiz de vicdan ne arar kardeşim. Ama benim de dikkatimi çekti, gerçekten çok zayıf.’’ Kafasını sağ tarafa döndürüp Kerem’e baktı. Kerem dilini damağına şaklatıp yerinde doğruldu, ‘’Ali amcaya götürmeyi düşünüyorum zaten.’’

‘’Sen nasıl güvenip buraya getirdin peki? Çok senlik bir hareket değil aslında.’’ Yağız geldiğinden beri dilinin ucundaki soruyu nihayet sormuştu. Sorusuyla karşısındaki adamın dudakları hafifçe kıvrıldı.

‘’O gözlerindeki ifade kalbimi titretti. Aslında haklısın onu alıp bizim yurtlardan birine götürebilirdim ama sana yalan söylemeyeceğim. O düşünce aklıma gelir gelmez saniyesinde sildim. İlk defa, yardım ettiğim birini yanımdan ayırmak istemedim. Evet tuzak da olabilirdi ama.. Bunu nasıl anlatsam bilmiyorum.’’ Elleriyle yüzünü sıvazladı ve öne doğru bir iki adım atıp Yağız’a doğru dönerek konuşmaya devam etti.

‘’Kanımdan canımdan değil, hiç tanımıyorum. Daha öncede karşılaşmadık. Ama öyle savunmasız ki onu korumak istedim. Bugün öğretmeni bile aldırmak için ısrar ettiğinde bırakmak istemedim. Hayatımda ilk defa birini ikna edebilmek için dakikalarca dil döktüm. Öğretmeni..’’ Tek kaşını kaldırıp alaycı bir gülümseme sergiledi.

‘’Öğretmeni aldıracak diye korktum, hiç tanımadığım sadece birkaç saattir yanımda olan kızı bırakmak istemedim. Nedeni yok. Sadece koruma hissi. Çok kişiye yardım ediyoruz, koruyoruz. Bebekte var, çocukta, yaşlı teyzede.. Bilmiyorum Yağız..’’ Derin bir of çekip devam etti.

‘’İnan bana nedenini bilmiyorum. Belki gözlerindeki o ifadedir.. Belki çok istediğim ama bir türlü sahip olamadığım kız kardeşimin aklıma gelmesidir. Muhtemelen diyeceksin ki, yardım ettiğimiz diğer çocuklarda, gençlerde kardeşin aklına gelmedi mi? Geldi hep geldi.. Hepsini de çok seviyorum. Ama bu ufaklık, bakışıyla, duruşuyla kalbimi sızlatıyor. O yüzden yaşadığı her şeyi gerek güzellikle, gerek zorla öğreneceğim ve bir başkasına bırakmadan kendim ilgileneceğim. Ne gerekiyorsa kendim yapacağım.’’

Kendisi yardım edecekti, özellikle o taciz olayı.. Aklından çıkmayan o olayın ve uğradığı şiddetin hesabını soracak, kızın yeniden içten gülümsemesini sağlayacak, artık korkmasına bir sebep olmayacaktı. Söz vermişti ve o verdiği sözlerin hepsini tutardı.

Farkında değildi Kerem, konuşurken yüzünde burukta olsa bir gülümseme vardı. Şimdi konuşmamasına rağmen içinden bir şeyler düşündüğünü belirtircesine yüzündeki gülümseme silinmiş, arada gözleri dolmuş ve sinirlenmişti. Bakışları sertleşmişti ve görüntüsü adeta her an saldırmaya hazır kızgın bir boğayı andırıyordu.

Yağız, kuzeninin tüm tepkilerini kaçırmadan izliyordu. İçinden geçenleri bilmediği için bir şey de söyleyemiyordu. Aklından bazı tahminler geçiyordu. Birden çok sinirlenmesi ya aklına Gökçe’yi getirmişti ya da kızın durumunu düşündüğü için olabilirdi. Cebinden sigara paketini çıkardı önce Kerem’e uzattı. İkisi de sessizlik içinde sigaralarını içtiler ve yine bakışlarıyla anlaşarak içeriye girmek için kapıya yöneldiler.

‘’Ben Ela’yı yerine yatırayım.’’ Diyerek koltukta uyuyakalan kıza yönelen Kerem, önce Ela’nın elinde tutmaya devam ettiği kitabı alıp sehpanın üzerine bıraktı. Tam kızı kucaklayarak kaldıracakken kızarmış yüzünü fark etti. Sağ elini kızın alnına dokundurmasıyla geri çekmesi bir oldu.

‘’Allah kahretmesin!’’

‘’Ne oldu?’’ Yağız, Kerem’in sesini duyar duymaz panikle odaya girmişti.

‘’Çok ateşi var.’’ Üzerindeki hırkayı çıkarmış ve kızı kucağına alarak merdivenlere yönelmişti.

Yağız, Kerem’in bir şey demesine fırsat vermeden cebinden telefonu çıkarmış ve doktorlarını aramıştı. Yollar kardan dolayı sıkıntılıydı ancak gelemese bile belki ne yapmaları gerektiğini söylerdi.

Tesadüfen hem çok yakın aile dostları hem doktorları olan Ali Bey’de ailesi ile yılbaşı için dağ evine kafa dinlemeye gelmişti. Yağız’ın araması ile hemen geleceğini söyleyip telefonu kapattı..

Kerem, kızı yatağa yatırmış tam doktoru sormak için Yağız’a seslenecekken, Yağız odanın kapısına dayanmış; ‘’buradalarmış yılbaşı için, geliyor.’’ Demişti.

Derin nefes alarak ‘İyi denk geldi’ diye içinden geçirdi Kerem. Çünkü burası şehre çok uzaktı ve bu karlı havada gelmesi çok uzun sürerdi.

Yaklaşık iki dakika sonra çalan kapı ile Yağız aşağı inmiş ve doktorla birlikte tekrar geri gelmişti.

‘’Hoş geldin Ali amca, kusura bakma seni de bu saatte rahatsız ettik ama acildi.’’

‘’Hoş buldum oğlum. Olur mu öyle şey. Duymamış olayım.’’ Gülümseyerek göz kırpmış ve yatakta yatan kızın yanına gidip dereceyi yerleştirmişti.

‘’Otuz sekiz buçuk.. Şimdi bir serum takacağım. Biraz terlemiş. Kıyafetlerinin değiştirilmesi, hatta daha ince bir şey varsa onu giydirmeniz iyi olur.’’

Kerem ve Yağız bir saniye birbirlerine bakmış ardından Kerem boğazını temizleyerek, ‘’ben Hasan amcayı arayayım, Betül teyze veya kızlardan birisini getirsin.’’ Tam telefona uzanırken Ali Bey, ‘’dur şimdi uyuyor olabilirler, Ayşıl uyanık nasılsa hemen gelir..’’ diyerek Kerem’i durdurmuş ve kızını çağırmıştı.

Elli yaşında olmasına rağmen yaşını hiç göstermeyen, dinç ve fit bir vücuda sahip olan Ali Bey açıklama beklercesine birbirlerine bakan ikiliye dönmüş ve anlatın bakalım dercesine kafasıyla kızı işaret etmişti.

Yağız, tüm dişlerini gösterircesine sırıtıp hemen ellerini havaya kaldırarak ‘’açıkla kardeşim seni dinliyor Ali amcam. Ben de aşağı ineyim Ayşıl’cığım gelir şimdi kapılarda bekletmek olmaz, karşılamak lazım.’’ diyerek topu Kerem’e atmış ve geri geri adımlamaya başlamıştı.

‘’Serseri, hiç büyümeyeceksin değil mi?’’ diye sahte bir kızgınlıkla konuşan Ali Bey’e omuzlarını silkerek, ‘’bir gün inşallah..’’ diye cevap vermişti. Cevabı adamı güldürmüştü.

Kerem ise, ona ciddi misin dercesine kısa bir bakış atıp, boğazını temizlemiş ve Ali amcasına dönerek kısaca fazla detaya girmeden olanları anlatmıştı.

Ali Bey duyduklarıyla kıza çok üzülmüştü. Zaten dereceyi yerleştirirken çok zayıf ve bitkin vücudu kaşlarını çatmasına sebep olmuştu.

‘’Yalnız detaylı bir tarama yapmak lazım. Bünyesi çok zayıf görünüyor.’’

Kerem, adamı onaylarcasına kafasını sallamıştı. ‘’Bende pazartesi günü sana göstermeyi düşünüyordum zaten Ali amca. Ateşlenince aniden, tabii daha erken oldu karşılaşmanız. Ama senden rica ediyorum şimdilik bu aramızda kalabilir mi? Annem daha döndüğümü de bilmiyor ve şu an ev çok kalabalık olduğu için birden kızı oraya götürüp korkutmak istemiyorum. Duyarlarsa da soluğu burada alacaklar, biliyorsun..’’

Ali Bey gülümseyerek, ‘’merak etme evlat, söylemeyiz. Ayşıl ve Işıl teyzeni zaten biliyorsun onlardan da sır çıkmaz.’’

Kerem hafifçe gülümseyerek, ‘’biliyorum, teşekkür ederim..’’ demiş ve karşılığında Ali Bey sağ elini omzuna koyarak babacan bir tavırla sıkmıştı. O sırada merdivenlerde duydukları seslerle ikisi de bıkkın bir nefes verdi.

'‘Hiç büyümeyecek bunlar.’’ Yüzünü buruşturarak memnuniyetsizlikle konuşan Ali Bey, Kerem ile birlikte kapıya doğru adımlamaya başladı.

‘’Siz bizimle muhatap olur muydunuz Ayşıl Hanım?’’

‘’Oluyormuşum demek ki..’’

‘’Ne oluyor yine?’’ Kerem sol elini beline yerleştirmiş, merdivenlerin son basamağını çıkan ikiliye adeta terlik fırlatmak üzere olan anne edasıyla bakıyordu.

‘’Kuzenin olacak çatlağa sor!’’

Ayşıl’ın sözleriyle Yağız aniden ona dönmüş, sanki şaşırmış gibi elini ağzına kapatarak, ‘’aaa, sensin çatlak’’ diye boğukça konuşmuştu.

‘’Ara verin artık saçma sapan kavganıza! Muhabbete gelmedik. İşimize bakalım.’’

Ali Bey’in sert konuşmasıyla üçü de kendilerine gelmişti.

‘’Ayşıl, kızım içerideki kızın ateşi var, üzerindeki kazağı çıkart. Daha ince bir şey giydir.’’ Ayşıl, babasını onaylayarak adım atmıştı ki Kerem’in beklemesini söylemesiyle yerinde kalmıştı.

Kerem hızlıca kendi odasına gidip gardıroptan eline gelen ilk tişörtü aldı. Ayşıl’a uzatarak, ‘’bunu giydir..’’ dedi.

Ayşıl eline aldığı tişörtle odaya girdi . Kapıyı kapatarak yüzü pencereye doğru dönük olan kıza doğru adımlamaya başladı. Kızın yüzünü görmesi ile dehşete kapılmış yüz ifadesi ile bir adım gerilemiş ve ‘’Ela!’’ diye çığlık atmıştı.

Bölüm sonu

1 yorum